0

İm

Toplaşmış yargı cinleri, seke seke yaşamaya doğru kaçan                                                                 bir gölgeyi gözetliyorlar.

Biliniyor; kapatsan da sürer defter, hep gitsen de bitmeyen                                                        durması vardır konulduğun doğrultunun.

Ve bu işaretlenme son değil. Duraksamadan kabul ediyor                                                           seninle gelmeyi, ruhunun cesedi bohçanda.

 

0

Bir Gülüşün Dikeyliği

Uzanmış bir dalın içinden kırılışı olmuşsun
Yeryüzünü tutan ses sana bağışlanmış

Ne zaman bir ara-güneş dağılsa bakışlarında
Çekilir dip algısı sonraki coğrafyalardan

Çok konvoylara rastladın tepelerinde
Hep aynı infazı kapatan günün geçtiği köprü

Toparlanır en uzak bilgiye durmak için eğilirsin
Taşlarda kaçtığın rüyalar uyur

Devamı »

0

Sondaki ve Rêverie Ezgisi

kendine yeraltında büyük bir gökaltı kurdu
bütün acılarını oraya gömdü
acısı – salıncağı bayrakları
yalnızlığı- dikili büst ayakları
kaba kadınları, pis kokan erkekleri
-giydiği pelerinleri
kökü kalmış ağaçları gördü
bir zamanlar pembe açan ağaçları
bilmediği yerlerde adının yazdığı taşları
bin yıl öncesinde yaşadığı mezarları
içtiği ilaçları
kayboldu gri ve susuz tarlalarda, acısı rengin hayaliydi
-örtülü hayvanların kuyrukları
başının kıvrımı huzursuzluğunun altnefesiydi
kalemi bitince durdu varolmamış gibi-

Devamı »

0

ANI BETİMİ

Ölmeye gelen küçük bir süzülüşün sınavı,
sözsüz bir notanın jakoben tavrı
– ben köşede

eziliyorum gökmeçhul sen dipkuyu
yersiz edim, bir sakallı iğne
zehir kırpanı,düşünce çırpanı
yum gözbebeğimi, gözçifti
nokta sözünseli

-debussy haykırır
göğüs ipliği, karınca kerpiçi

Devamı »

0

yürüyorum yangınlara

yürüyorum yüzünüzde sürtünen aşkın ardından
siz sonunda benden geriye, az kaldı
ne ölümler geçtim ne cinnetler
vazgeçmiş yıldızlar doldurdum ceplerime
boşaldı gökyüzü, kırık yalanlar geçti yerine

yürüyorum kirlenen söz silicisinin ardından
siz sonunda silgi çantası, az kaldı
ne intiharlar geçtim ne oluksuz bıçaklar
vazgeçmiş dostlar doldurdum müzelere
boşaldı dünya, yanlış kıpırtılar geçti yerine

Devamı »

0

AYRIM SARISI

Sis seni yönlendirmiyor. Dalıp gitmek dağılıp gitmekle kardeş gülüşünde. Bırakmayacaksın sana sinen uygarlıkdışı ağrımı.

Dallardan esmeler bitmiş, gövde yadsıyor kendini. İnsin eski mezarlıkların sarındığı hüzün bu duruluğa, ne beis!… Baktığın yine kendinsin aralarından ve karşında yitiğinim ben hâlâ.

Dinliyorum, gittikçe daha uzaklaşan bir dinlemede yaşıyorum artık:

Teninde bazen ağdığın çınıltıyı seviyorsun.



0

Kısa Bir Karakol Ziyareti

Anlatılan, asıl anlatanıdır kendisinin; anlatılmak istenen, başlamamış bir yolculukta asılı kalır. Anlatmaya niyetlenen de karışır bu toz kümesine.

 

Öyle gider insan, belirli bir makine olarak imlerinin toplamına.

Camı açık bırakılmıştır kasten, kapısı dışarıdan içeriye doğru örülü ve hepsi aynı çerçeveye göre devinimli biçimde. Sevdiğine öyle gider; tükenmiş ağlamalarda bir kuyu dibi hazzıyla.

Sen daha mevsimleri renklerle anlamaya çalışırken kopuş yerlerine belirli ifade çentikleri atılmıştır, döner durursun aynı iskelede havaya bile değmeden:

(Merkez seni kendi dışına dönük icat etti, adın bile düşünülmeden bunu sana etti. Dokunda dokuntu yok, üç görü geriden başlıyor bilinci hecelemen.)

Arzulayamazsın kendin; ondan ki ziyaretine geldik.

 

0

Kabul Günü II

Köksüz ağacı kutluyorum
kuru dal dilinde karşılıksız
açıyor haritasını yeryüzüne yaprak sarı
bu kadar yaygın olmak istemezsin

Saymaya başlıyorum her şeyi
hep bir eksik
ve sabahın gökyüzü kuşlar
hep bir yuvayı içime taşıyan kuşlar
bu kadar dalgın olmak istemezsin

Devamı »

0

Ormanlar İnsan Korkusuyla Büyümüş Denizlerdir

ormanlar insan korkusuyla büyümüş denizlerdir

akşamlara akan serin süt sevgilerine
adını söylemediği
imgeler taşır babam
sessizliği ve tütün kokusuyla

insanın karanlığı kuytuları bile korkutur

çocukken hiç doymazdı susuzluğumuz
annemin beyaz elleri su taşırdı
çocukluğumuza ve tüm duruşlarımıza

Devamı »

0

eski zaman sesleri

çömleği suladım şarapla yıkadım amforayı
toprakla yundum kalbimi ağaçlarla ormanı
rüzigârladım soluğumla kişneyen atlarımı
çayırların çiyini sabah güneşinin ışığıyla
ısındım ışıttım ıslığımla ılgıt ılgıt akşamı
akşamı akşama geceyi geceye uladım
sessizlikle dilimledim dilimi gönlümle
şölenledim sözlüğüme sözcükler denizini
burada ülkemin çığlığına sarıldım ağladım
sızımla kaldım yalağuz sancıdı gözelliğim

çamçakladım kımızla şiirimi kopuzladım
türkü olup çağlayanda ırmaklar boyunca
aktım söyledim aktım söyledim bozkırda
otağlar içre süledim de koşumladım ordumu
birliktim tebeşir dairemde dirliklendim

Devamı »

0

ÇIĞ

1.
yazgıdan kılıç devşirdim
söz yıkıldı iki baştan

2.
gel bu suları kıralım
ağrısı geçsin çağrının
üzerinden göz pasının
sarmalından ilerleme gerileme çağının
döndüğün her yöne doğru
bir kav bırakılışında

kemirdiği düş yosunu
iskeletini kıpratan
günün anlam katlarında

Devamı »

0

GÜN BOYU-XII

XII

gün boyu taşlarda bilenmiş tırpan gibi ansızın parlıyor önümde göğün yalımı

mayıs da bitti

son yağmurların yağdığını biliyor olmalı alıç ağaçlarıyla yaban mahlepleri. damlalar yere düşmeden havada kapacaklarmış gibi hızla açılıp kapanıyor yamaçlardaki tarlalarda henüz başak bağlamamış buğdaylar

yeni çiçeklenmiş yoncaları derin derin solurken taze toprak kokan köstebek yuvasının önünde elim kendiliğinden kalbime gidiyor

dalga dalga savrulan çiriş otlarıyla katırtırnakları kayalıkların arkasından gelen patlamayla daha mı göverdi ne

Devamı »

0

GÜN BOYU VI-VIII

VI

nereye baksam bıraktığım gibi her yer diyerek esniyorum; karşı tepedeki patikadan ana yola doğru yürüyen çocuğa bakarken

kente gidiyor olmalı

bir kayanın dibine çömelip onun kendinden büyük çuvalıyla çamurda bata çıka ilerlemesini izliyorum. iki dağın arasından geçen yola ulaştığında durup benim oturduğum tepeden yana bakıyor. o kadar tanıdık ki, az önce vedalaşırken birbirimizi unutmamak için ant içmiş gibiyiz.

göz göze geldiğimizde dehşetle yerimden fırlayarak, “sen miydin, sen” diye mırıldanıyorum. kim olduğunu tam olarak çıkaramasam da

Devamı »

0

Edip Cansever’in “Çağrılmayan Yakup” Şiirinde Birey Algısı*

Öz

İkinci Yeni şiir hareketi içinde özellikle “birey”i sorunsallaştırarak öne çıkarmasıyla dikkati çeken Edip Cansever, bütün eserlerinde bu tavrını sürdürmüş bir şairdir. Bu yazıda, “Çağrılmayan Yakup” adlı şiirinden hareketle onun, modern bireyin varoluş problemini ve içinde bulunduğu trajik durumu yansıtan algı biçimlerini nasıl ortaya koyduğu ele alınmaya çalışılmıştır. Cansever’in, bu şiirinde “çağrılmayan” diye nitelediği bir figür olan Yakup özelinde modern bireyin “yabancılaşmasını” başarıyla irdelediği, onun yalnızlığını ve trajedisini “yabancılaşma” bağlamında kurduğu güçlü imgelerle yansıttığı görülür.

Giriş

Türk şiirinde “birey”in bir sorunsal olarak öncelenmesi İkinci Yeni şairleriyle başlar. Değişen toplumsal koşullar ve değerler dizgesi içinde bireyin yaşadığı duygu- durumlar üzerine yoğunlaşan poetik dikkat, İkinci Yeni şairlerinin hemen hepsinde çeşitli biçimlerde görülebilir. Hatta bu yönü, onu kendisinden önceki şiirden ayıran en önemli özelliklerinden biridir; “İkinci Yeni bir yandan şiirin, bir yandan şairin kendi içine dönüşü, bireyi arayışıdır diyebiliriz.” (Doğan 2001: 95).

İkinci Yeni şirinin ayırıcı bir özelliği olarak merkezî bir konuma yerleştirilen “birey”in çoğunlukla kentli oluşu ya da kent yaşantısı içinde verilişi de dikkati çeker. Bunda, toplumsal değişim ve dönüşümlerin öncelikle kentte başlaması, tüm etki ve sonuçlarının ilkin kentte görülmesi belirleyici bir rol oynar.

Devamı »

0

GÜN BOYU II-IV

II

sen ki hep o uzun vedalar için seviyorsun kendini

buradayım oysa, bir gölge boyu uzağında. hiçbir şeyden habersizmiş gibi akşamı karşılamaya hazırlanan bir oylum fesleğenim

arada uzanıp karıştırsan saçlarımı ormanların yeşilliğiyle doldurabilirim odanı. karıştırmasan da olur. razıyım, balkon demirlerinden sarkıtıp kollarımı, yaz boyu ayaklarının dibindeki saksıda bir odadan öbürüne huzursuzca dolanışını izlemeye. kekik ve soğan kokan soluğun, arada bir yüzüme değsin yeter

yağmurlar henüz başlamadı, başlayacağı da yok

nasıl her sözüm güç geliyorsa sana, avluda eşinen serçelerin tozu bile ağır geliyor, bakışların gibi git gide kararan göğe. böyle bir akşam en iyisi inanmamak ağızdan çıkan her söze

Devamı »

Toplam 32 sayfa, 1. sayfa gösteriliyor.12345102030...Son »