Çocuk

           Akşam vakti, birbiri ardına sıralanmış teknelerin ışıkları kıyıya vuruyordu. Limanda ağır, tok adımlarıyla uzaklaşarak geceye karışan bıçkın adamların siluetlerini izliyordu çocuk.
            Hava ayaz olup kesiyordu ellerini ayaklarını. Paltoya sarındıkça daha çok üşüyordu. Uzakta, deniz kuşlarının artık azalan çığlıkları karanlıkta, bağıran karaltılar olarak üzerine geliyordu sanki. 
            Ne korkak, ne cesur; kendi başkalaşan adımlarıyla gecenin içinde bir başına. Açık gözü, açık kulağı. Ancak geride kalmış, çok çok uzakta kalmış kalabalık bir evin hayali artık hiçbir şey hissettirmiyor ona. Yarını, yarınki yiyeceğini ve artık isim olmayan isimleri düşünüyor. Birbirinden çözülen ilmekleri. 
            Bu üzerine üzerine gelen tuzlu deniz kokusu, ağır balık gözleriyle bu adamlar, adamlar. Kıyı meyhanelerinin gürültüsü, şamatası. Artlarındaki yoldan şehrin içlerine geçince, tek tek evler başlayınca. Kadınlar. (Annesine deli demişlerdi.) Şehrin limandan uzaktaki hali. Tuz kokusunun, iyotun azalışı, içerilere doğru gittikçe. Ama hiç tükenmeyen martı çığlıkları. Hiç, hiç bitmeyen. (Babası gitmişti sonunda bıkıp haykırışından kadının.)
            Hangi teknede miço çocuk; o teknede balık. O teknede midesinin gurultusu, ıslak ahşabın şişmiş hali, kalın çizmeleri soğutan…
            Ama damla, ama pırıltı… Sabah güneşin ucu kalktı mı ufuktan, perde perde açılırken deniz, hapiste gibi sonsuz maviliğin içinde. Mavilik kapmış çocuğu,
            Küfürlerinin akışında o adamların, hep bildik kelimelerin içinde kaybolurken, hareketler kaybolurken, artık ev içlerine sığamayıp limanda, orda burada yatarken, hiç oluyor, hiç.
            Yemek. Soğuk. Başka insanlar, başka yüzler. Sessizce tek tek izlerken, her bir sokakta karşılaştığı her bir insanı; adamı, kadını, bebeği, kendi kadarı, büyüğü,… İnsan yüzleri. Aç ve vahşi.
            Aç ve saldırgan. Aç ve anlamsız. 
            Okurdu kitaptan. Kalemin değdiği yerde elleri. Harflerin kendine doğru yürümesi.
            Sonra balık, 
            Sonra pazar. 
            Haykırışları satıcıların. Yıllar önce annesinin o geniş evde kendini oradan oraya atarken kısılan sesinden mi kalmış? 
            Kalmamış hiçbir şey. Dağılmış evler, tek tek isimler, yüzler, kitaplar,… 
            Eli olmayan eldi. Boşuna idi ne olacak sorusu. Olup durmalar. Bu gelip geçenler içini sıkıyordu çocuğun. 
            Kim kendini ayırabilir bu dünya denen, bu dönüp duran şeyler kalabalığından? Kim denizden alabilir sımsıkı tutmuş da ellerini, ayaklarına yol vermemiş… 
            Sırtını dönüp gidecek denize,… O her yerden bağıran denize. Sesler uzak, sesler zemine dökülmüş kalacak.
            Sesler kıvrımlarıyla kara, iç içe geçmiş şekiller olup, donup kalsın, 
            Kalsın yerler üstünde, parşömenler üstünde, kâğıt üstünde, azalsın dünya, titremesin. 
            Genç irisi adımların büyürken limanda, bir gün dönüp sırtını denize, 
            Gideceksin.