Enneadlar, Altıncı Deneme (Plotinus)

GÜZELLİK

1
Güzellik özellikle görme duyusuna hitap eder, ama sözlerin belirli birleşimlerinde ve müziğin her türünde olduğu gibi, işitme için de bir güzellik vardır, çünkü melodiler ve kadanslar güzeldir; kendilerini duyular alemi üzerinde daha yüksek bir düzene taşıyan zihinler, hayatın akışındaki, eylemlerdeki, karakterdeki, zihnin uğraşlarındaki güzelliğin de farkındadırlar; bir de erdemlerin güzelliği vardır. Daha yüce ne gibi güzellikler olabileceğini, tartışmamız ortaya çıkartacaktır.
Öyleyse nedir bu maddi biçimlere alımlılık veren ve kulağı seslerde fark edilen tatlılığa çeken şey; ve Ruhtan kaynaklanan her şeyde bulunan bu güzelliğin sırrı nedir?
Hepsi güzelliğini bir tek ilkeden mi alır, yoksa cisimli olanla cisimsiz olana özgü başka başka güzellikler mi vardır? Son olarak, bir ya da çok olsun, böyle bir ilke ne olabilir?
Bazı şeylerin, örneğin maddi biçimlerin, kendilerinde olan bir şey dolayısıyla değil de aktarılan bir şey dolayısıyla güzel olmasına karşılık, başka bazı şeylerin (örneğin Erdemlerin) kendiliğinden güzel olduğunu göz önünde tutun.
Aynı bedenler bazen güzel görünürken bazen güzel görünmezler; demek ki beden olmakla güzel olmak arasında büyük fark vardır.
Öyleyse kendini belirli maddi biçimlerde gösteren bu şey nedir? Bu, araştırmamızın doğal başlangıcı.
Kendilerine güzel bir nesne sunulan kimselerin gözlerini cezbeden şey nedir ki onları kendisine doğru çağırır, ayartır ve bu görünüşle zevkle doldurur? Biz kendimizi bu bilgiyle donatırsak, daha geniş bir bakış için de bir çıkış noktası edinmiş oluruz.
Neredeyse herkes parçaların birbirine ve bütüne karşı simetrisinin, renklerdeki belirli bir çekicikle birlikte, gözle tanınan güzelliği kurduğunu, görünen şeylerde – aslında başka her şeyde olduğu gibi – evrensel olarak güzel olan şeyin esasında simetrik, düzenli olduğunu ifade eder.
Ama bunun ne anlama geldiğini bir düşünün.
Ancak bir bileşik güzel olabilir, asla parçalardan oluşan bir şey değil ve sadece bir bütün. Çeşitli parçalar kendi içlerinde değil, güzel bir toplamı oluşturmak için birlikte çalışırken güzelliğe sahip olacaklardır. Bununla birlikte, bir topluluktaki güzellik, ayrıntılarda da güzellik talep eder; çirkinlikten kurulamaz. Güzelliğin yasası baştanbaşa işlemelidir.
Renklerin ve hatta güneş ışığının bütün güzelliği, parçalardan yoksun olduğu ve böylece simetri bakımından güzel olmadığı için, güzellik aleminin dışına sürülmelidir. Ve nasıl olup da altın güzel bir şey olur? Geceleyin şimşek ve yıldızlar, bunlar neden bu kadar hoştur?
Her ne kadar mükemmel bir bestede çoğunlukla her bir aralık kendi içinde hoş da olsa, seslerde de basit olan dışlanmalıdır.
Yine, madem ki simetri bakımından sabit olan aynı yüz bazen hoş görünmesine rağmen bazen görünmemektedir, güzelliğin simetriden başka bir şey olduğu, simetrinin de güzelliğini daha uzak bir ilkeye borçlu olduğu konusunda şüphe edebilir miyiz?
Yaşam tarzlarında ya da düşüncenin ifadesinde çekici olan şeye dönelim; burada da mı simetriyi yardıma çağıracağız? Yüce davranışlarda ya da mükemmel yasalarda, düşünsel uğraşının herhangi bir biçiminde ne gibi bir simetri bulunabilir?
Soyut düşüncenin konularında nasıl bir simetri olabilir?
Birbiriyle uyumlu olmanın simetrisi mi? Ama uyum, ya da tümüyle özdeşlik, çirkinlikten başka hiçbir şeyin bulunmadığı yerde de bulunabilir: “Dürüstlük safdilliğin ta kendisidir” önermesi, “Doğruluk irade zayıflığıdır” önermesiyle mükemmel bir uyum içindedir, uyum tamdır.
Yine, bütün erdemler ruhun birer güzelliğidir, bütün diğerlerinden daha gerçek bir güzellik, ama simetri buraya nasıl girer? Ruh, gerçekten de, basit bir birlik değildir; yine de ruhun erdemi uzamın ya da sayıların simetrisine sahip olamaz: ruhun yetilerinin ya da ereklerinin uzlaşmaları ya da kaynaşmaları üzerinde geçerli olabilecek ölçü standardı ne olabilir?

Son olarak, bu teoriye göre, Zihinsel İlkede, esas olarak yalın olanda, nasıl olup da güzellik olacaktır?
2
Öyleyse, haydi kaynağa geri dönelim ve güzelliği maddi şeylere yerleştiren İlkeyi gösteriverelim.
Şüphesiz bu İlke vardır; bu ilk bakışta görülen bir şeydir. Ruhun kadim bir bilgisindenmişçesine adlandırdığı ve fark edince bağrına basıp birlikteliğe girdiği bir şey.
Ama ruh bir de Çirkinle karşılaşırsa birden bire kendi içine siner, onu reddeder, ondan yüz çevirir, uyumsuz olduğu için gücenir.
Yorumumuz odur ki ruh – doğasının bütün doğruluğuyla, Oluşun hiyerarşisindeki en yüce Varlıklarla yakın ilişkisiyle – o soydan bir şey ya da o soya ait en ufak bir iz gördüğünde, ani bir zevkle titrer, kendisine döner ve böylece yeniden doğasının bilincine, kendi yurduna katılır.
Ama bu dünyanın güzelliğiyle Yücedeki eksiksiz güzellik arasında böylesi bir benzerlik var mıdır? Ayrıntılardaki böylesi bir uygunluk, her iki düzeni benzer kılacaktır: ama buradaki güzellikle oradaki güzellik arasında ortak olan nedir?
Bizim kabul edip onayladığımız odur ki, bu dünyanın bütün güzelliği İdeal Biçim’deki payından gelir.
Türü biçime ve kalıba izin veren bütün biçimsizlik, Akıl ve İdeanın dışında kaldığı müddetçe, işte bu İlk Akıldan yalıtılmışlığı dolayısıyla çirkindir. Ve işte bu Saf Çirkindir: çirkin bir şey, tamamen kalıba dökülmemiş bir şeydir, Akıl Yürütmeyle, bütün noktalarda ve bütün yönleriyle İdeal Biçime teslim olmayan Madde’dir.
Ama İdeal Biçim nereye girdiyse, çeşitli parçalardan bir birlik haline gelecek ne varsa onları gruplandırmış ve düzenlemiştir: karmaşayı uyum içinde çalışan bir işbirliğinde toplamıştır: toplamı, uyumlu bir bağdaşım yapmıştır: İdea bir birlik olduğundan, şeklini verdiği şey de, çarpma işleminde olduğu kadar birliğe gelmelidir.
Böylece, birliğe katılan şey üzerinde Güzellik tahtını kurar, toplama olduğu kadar parçalara da kendini vererek: doğal bir birliğin, benzer parçalardan oluşan bir şeyin üzerinde ışıdığı zaman, kendini o bütüne verir. Böylece, örneklemek gerekirse, bütün bir eve bütün parçalarıyla sanat erbabınca verilen güzellik ve tek bir taşa doğal bir niteliğin verebileceği güzellik vardır.
O halde maddi şeyler işte böyle güzel olur – İlahiden süzülen düşünceyi ileterek.
3
Ve ruh, Güzelliğe yönelik garip bir yetiye sahiptir – kendi değerlendirmesinden sonuna dek emindir; güzel bir şey kendisine değerlendirme için sunulduğunda hiçbir zaman şüpheye düşmez.
Ya da belki ruhun kendisi anında tepki gösterir, İdeal Biçim ile uyumlu olan bir şeyi içinde barındıran Güzeli onaylarken, İdeayı mihenk taşı gibi kullanır.
Ama maddeyle (material) bütün Maddeyi (Matter) önceleyen arasında ne gibi bir uygunluk vardır?
İçsel ev fikrine uygun evi karşısında bulan mimar hangi ilkeye göre ona güzel der? Değil mi ki önünde duran ev, taşlar bir yana, içsel ev fikrinin dışsal madde yığını üzerine damgalanmış halidir, çeşitlide ortaya konan bölünmezdir.
Böylece, kavrayış yetisiyle: belirli nesnelerde biçimsiz maddeyi bir arada tutan ve kontrol eden İdeal Biçimi ayırt ederek, İdeanın doğasının aksine, bildik biçimlerin üzerine damgalanmış olduğundan daha mükemmel bazı başka biçimler görerek, parçalar halinde kalan başka ne varsa birliğe toplar, yakalar ve içeri taşır; artık parçalardan oluşan bir şey değildir. Ve onu İdeal İlkeye uyumlu, elverişli bir şey, doğal bir dost olarak sunar. Buradaki zevk, bir gençte kendi ruhunun eriştiği mükemmellikle uyumlu bir erdemin ilk işaretlerini gören iyi bir adamınki gibidir.
Renklerin güzelliği de bir birleşmenin sonucudur: biçimden çıkar, Maddenin içindeki karanlığın ışık dökülerek fethinden, cisimsizden; ki o bir Zihinsel İlkedir ve bir İdeal Biçim.
Bu yüzdendir ki Ateş tüm diğer maddi bedenlerden daha görkemlidir, İdeal İlkenin payesiyle diğer temel öğelerin üzerindedir. Hep yukarı yöneliktir. Bütün bedenlerin en zarifi, en neşelisi, bedensize çok yakınmış gibidir. Yalnızdır ve başkasını kabul etmez, bütün diğerlerine sızar: çünkü onlar ısıyı kabul eder ama beriki asla soğuk değildir. O, renge aslen sahiptir; başka şeyler, rengin Biçimini ondan alırlar. Bu nedenle ışığın parıltısı, İdeaya ait olan parıltıdır. Işığına karşı koyup tamamen alamayanlar, rengin Biçimini bütünüyle emememiş gibi, güzelliğin dışında kalırlar.
Ve sesteki duyulmamış armoniler, duyduğumuz armonileri yaratıp, bir başka türdeki asıl özü göstererek, ruhu güzelliğin bilincine uyandırırlar: çünkü duyulur müziğimizin ölçüleri keyfi olmayıp, işi Maddeye hükmedip oluşa düzen getirmek olan İlke tarafından saptanmışlardır.
Duyular aleminin, imgelerin ve gölge resimlerin, Maddenin içine girmiş olan kaçakların güzelliği buraya kadardır – görüldükleri yeri süsler ve büyüleyici kılarlar.
4
Ama bunlardan daha önce gelen ve daha yüce güzellikler vardır. Duyu esasına dayalı yaşamımızda artık bunları bilmeye layık görülmeyiz; ama ruh onları organlardan hiçbir yardım almadan görür ve açıklar. Duyuları kendi aşağı yerinde bırakarak, bunların görüşüne yükselmeliyiz. Maddi dünyanın güzel biçimleri hakkında konuşmak nasıl onları hiç görmemiş ya da güzelliklerini bilmemiş olanların harcı değilse – doğuştan kör bir adamı alalım – yüce davranışlar, öğrenme ve bütün bu düzen hakkında da bunlara ilgi göstermemiş olanlar öyle sessiz kalmalıdır. Akşamın ve şafağın güzelliğinin ötesinde güzel olan Adalet ve Hikmetin yüzünü asla bilmemiş olanlar, erdemin görkemini de anlatamazlar.
Böylesi bir görüş ancak Ruhun görüşüyle görenler içindir – ve görür görmez sevineceklerdir; üzerlerine bir huşu ve geri kalan her şeyin ancak uyandırabileceği bir dert çökecektir; çünkü onlar şimdi Hakikat aleminde yürümektedirler.
İşte güzelliğin neden olması gereken yegane ruh hali budur; hayret ve nefis bir dert, özlem, aşk ve tümüyle zevk olan bir titreme. Görünen için olduğu kadar görünmeyen için de bütün bunlar hissedilebilir ve ruhlar işte bu yüzden bunu hissederler: belli bir derecedeki her ruh, ama bu yüksek sevgiye daha derinden, daha gerçekçe eğilimli olanlar – bedenin güzelliğinden zevk almasına karşın, tümünün öyle kesin bir acı hissetmemesi gibi – ve sadece bu daha keskin yarayı hissedenler Aşıklar diye bilinirler.
5
Öyleyse bu Aşıklar, duyuların dışındaki güzelliğin aşıkları, tutumlarını belli etmeye zorlanmalıdır.
Eylemlerdeki, tutumlardaki, güzel ahlaklılıktaki, erdemlerin bütün iş ve meyvelerindeki, ruhların güzelliğindeki inceliğin ayrımına varınca ne hissedersiniz? Siz kendinizin de içinde güzel olduğunuzu görünce ne hissedersiniz? Nedir vücudunuzu bir dalga gibi saran bu Diyonisyak sevinç; bütün Ruhunuzun yukarıya doğru çekilişi, bedenden kurtulup asıl kendiliğine batmış olarak yaşama özlemi?
Bunlar, aşkın büyüsü altındaki ruhun eylemlerinden başka bir şey değildir.
Ama bütün bu tutkuyu uyandıran şey de nedir? Ne biçim, ne renk, ne kitlenin görkemi: hepsi bir Ruh içindir, güzelliği hiçbir renge dayanmayan bir şey; çünkü ruh, Hikmetin ve erdemlerin bütün diğer renksiz nurlarının mabedidir. İşte sizin içinizde bulduğunuz, ya da bir başkasında saygı duyduğunuz odur: Ruhun yüceliği, hayatın adilliği, terbiye edilmiş saflık, görkemli yüzün cesareti, ağırbaşlılık, korkusuz, sakin ve hırssız bir alçakgönüllülük ve hepsinin üzerinde parlayan tanrısal Zihnin ışığı.
Şüphesiz bütün bu yüce nitelikler ululanmalı ve sevilmelidir, ama onlara güzel adını alma yetkisini veren nedir?
Vardırlar: kendilerini bize belli ederler: onları gören herkes Oluşun gerçekliğine sahip olduklarını kabul etmelidir ve Gerçek Oluş gerçekten güzel değil midir?
Ama henüz hangi nitelikleriyle Ruhu güzelliğe işlemiş olduklarını göstermedik: nedir bütün erdemlerin üzerine yerleşmiş olan bu güzellik, bu ışıktanmışçasına parıldama?
Haydi, tersini alalım – Ruhun çirkinliğini – ve güzelliğinin karşısına koyalım: bu çirkinliğin ne olduğunu ve nasıl olup da Ruhta belirdiğini anlayıvermek, önümüzdeki yolu kesin olarak açacaktır.
Öyleyse haydi bir Ruh tasarlayalım; sefih, doğruluktan payını almamış, bütün şehvetlerle kaynayan; içsel bozuşmayla yırtılmış; korkaklığı ve bayağılığının özlemleriyle kuşatılmış; sahip olduğu düşünce kırıntısıyla dayanıksız ve aşağılık olanı düşünün; bütün dürtülerinde aksi; kirli zevklerin dostu; bedensel duyumlara terk edilmişliğinde, bozulmuşluğunun zevkini çıkartarak yaşayan.
Bütün bu utancın yabancı bir beladan başka ne olduğunu düşünebiliriz: Ruhun çevresinde toplanarak onu sarsan, kirleten, alçakça davranışlarla belini bükerek temiz bir davranıştan ya da duyumdan eser bile bırakmayarak onu kötülüğünün kabuğu altında için için yandığı, çeşit çeşit ölüme battığı, bir ruhun görmesi gereken şeyleri artık göremediği, asıl oluşunda kalamadığı, dışsal olana, aşağı olana, karanlık olan doğru bir şeymişçesine sürgünde bir hayata mahkum eden yabancı bir bela.
Şunu söylemeye cüret ediyorum: temiz olmayan bir şey; duyumun nesnelerinin çağrısıyla kararsızca bir şuraya bir buraya salınan, bedenin lekesiyle derinden yaralanmış, daima Maddede yer tutan ve Maddeyi emen bir şey. Alçak olanla alışverişinde asıl İdeasıyla yabancı bir doğayı değiş tokuş etmiştir.
Eğer bu adam pisliğe batmışsa ya da çamurla sıvanmışsa, kendine özgü güzelliğini yitirir ve geriye yalnızca onu kirleten iğrenç malzemenin görüntüsü kalır. Çirkin durumu, onu saran yabancı bir madde yüzündendir ve eğer güzelliğini geri kazanacaksa, kendini temizleyip arındırarak bir zamanlar ne idiyse o yapmak, yine kendi işi olmalıdır.
Öyleyse kesinlikle söyleyebiliriz ki, bir Ruh çirkinleşir – üzerine yamanan bir şey yüzünden, kendini yabancı olana batırarak, bir düşmeyle, bedene doğru, maddeye doğru bir alçalmayla. Ruhun utancı, temiz ve ayrı olmayı bırakmasındadır. Altın değersiz parçacıklarla karıştırıldığında niteliğini yitirir; bunlar dışarı atılırsa geriye altın kalır ve bütün yabancı olandan yalıtılıp kendisiyle baş başa bırakılan altın, güzeldir. Ruh da böyledir; hele bir bedenle giriştiği içli dışlı sohbetten gelen arzulardan temizlensin, bütün tutkulardan kurtarılsın… Yalıtılmıştır, yine kendisindedir. İşte o anda yabancı olandan gelen çirkinlik sıyrılıp gitmiştir.
6
Çünkü kadim öğretide olduğu gibi, ahlaki disiplin, cesaret, her bir erdem, Bilgeliğin kendisi bile, hepsi arınmadır.
Şu andan itibaren Sırlar üzerinde iyi bir akıl yürütme, arındırılmış olanın pisliğe batışı hakkında aşağı yukarı bir fikir verir. Öte Dünyada bile böyledir çünkü temiz olmayan, pisliği şimdiki pisliği yüzünden sever ve bedenin hınzır kusuru, kusurlu olmaktan zevk duyar.
Basiret, doğru olarak adlandırıldığı gibi, bedenin zevklerinden pay almamaktan, temiz olmadıkları ve değersiz oldukları için onlardan ayrılmaktan başka nedir? Cesaret de, Ruhun bedenden ayrılmasından başka bir şey olmayan, zevki saf kendiliği olmak olan, hiç kimseyi dehşete düşürmeyecek olan ölümden korkmamaktan başka bir şey değildir.
Böylece temizlenen Ruh bütünüyle İdea ve Akıl olur. Bedenden tamamen kurtulmuş, zihinsel, bütünüyle Güzelliğin tükenmez kaynağının ve Güzellik ırkının yükseldiği o ilahi düzendedir.
Böylelikle Zihinsel İlkeye yükseltilen Ruh, bütün gücüyle güzeldir. Çünkü Zihin ve Zihinden kaynaklanan her şey Ruhun güzelliğidir – kendi doğasından ve ona yabancı olmayan bir güzellik – çünkü yalnız bunlarla o gerçekten Ruhtur. Ve Ruhun iyi ve güzel bir şeye dönüşmesinde Tanrıya benzer hale gelmesi olduğunu söylemek uygundur, çünkü bütün Güzellik ve varlıklardaki bütün İyi, İlahiden gelir.
Şunu bile söyleyebiliriz ki Güzellik, Asıl Varolandır ve Çirkinlik, Varlığın zıddı olan İlkedir. Çirkin, aynı zamanda İlk Kötüdür; bu yüzden de zıddı kendiliğinden iyi ve güzel ya da İyilik ve Güzelliktir. Böyle bir model bize “Güzellik-İyi” ve “Çirkinlik-Kötü”yü bulduracaktır.
Ve Güzellik, aynı zamanda İyi olan Güzellik, İlk olan olarak ortaya konmalıdır: Doğrudan bu İlkten türeyen Güzelliğin başlıca göstergesi olan, Zihinsel İlkedir: Ruh, Zihinsel İlkeden doğru güzeldir. Daha aşağı bir düzenin şeylerinin güzelliği – eylemlerin ve uğraşların örneğin – aynı zamanda duyumlar dünyasındaki güzelliğin yaratıcısı olan Ruhun işlemlerinden gelir. Çünkü ilahi bir şey, İlk Güzelliğin bir parçacığı olmakla ruh, yakaladığı ve biçimlendirdiği her şeyi kapasitelerinin alabildiğince güzelleştirir.
7
Bu yüzden tekrar İyiye, her Ruhun arzuladığına doğru tırmanmalıyız. Bunu gören herkes, ‘bu güzeldir’ dediğimde neyi kastettiğimi bilir. Onun bile arzusu, bir İyi olarak arzulanmaktır. Ona ulaşmak, yukarıya doğru olan yolu izleyenler içindir; bütün güçlerini ona doğru seferber edenler için, düşüşümüzde üzerimize aldıklarımızdan kendilerini sıyıranlar için: Böylelikle Sırların Yüce Kutlamalarına yaklaşanlar için kararlaştırılmış arınmalar, daha önce giyilmiş elbiselerin bir kenara bırakılması ve çıplaklığa giriş vardır – Tanrıdan başka her şeyden, yukarıya doğru olan yola geçinceye kadar, yalıtılmışlığındaki her kimse o yalıtılmış meskeni, Varlığı görecektir. Ayrı olanı, Karışmamış olanı, Saf olanı, her şeyin muhtaç olduğu Şeyi, Hayatın, Zihnin ve Oluşun kaynağını.
Ve biri bu görünüşü bilecek olursa, nasıl bir aşk tutkusuyla sarılacaktır, nasıl bir arzu sancısıyla, nasıl bir eriyerek Bununla bir olma özlemiyle, nasıl hayret verici bir zevkle! Eğer bu Varlığı hiç görmemiş olan Onun için bütün mutluluğuymuşçasına açlık çekmeliyse, Onu bilen asıl Güzellik olarak sevmeli ve ululamalıdır; olumlu bir korkuya tutularak, huşu ve mutlulukla kaplanacaktır; hakiki bir aşkla, keskin arzuyla sever; bundan başka bütün aşkları hor görmeli ve bir zamanlar hoş görülen her şeye küçümseyerek bakmalıdır.
İşte, gerçekten de Tanrıların ya da Göksel Olanların açıkça ortaya konulmasına tanık olarak maddi biçimlerin alımlılığında bir daha asla o zevki bulamayanların bile hali budur. Peki ya Saf Güzelliği asıl bütünlüğünde seyreden birisi için ne düşünmeliyiz? Et ve madde birikmesi olmadan, dünyada ya da cennete yerleşik olmayan bir şey – saflığı o kadar mükemmel ki – asli olmayan, bileşik olmayan, ilkel olmayıp da Bundan çıkan her şeyin çok üzerinde.
Bu Varlığı gördüğünde – bütün Varlığın yöneticisini, her zaman yayılan, hiç içine almayan Kendi Amaç’ı – çok yüce bir güzelliğin görünümünde ve sahipliğinde, duran, vecde gelmiş, kendi gibiliğine büyüyen bu varlığı gördüğünde, ruh daha ne gibi bir Güzellikten yoksundur?
Çünkü Bu (İlahi Güzellik, mükemmel olan, asıl olan) aşıklarını Güzelliğe biçimlendirir ve onları da sevilmeye değer hale getirir.
Ve Bunun için Ruhları pek şiddetli ve büyük bir mücadele beklemektedir; bütün bu çalışmamız Bunun içindir. Ulaşmayı başarmanın bu yüce manzarada kutsanmak, başaramamanın ise kesin olarak yenik düşmek olduğu bu en yüce görünümde yer almaktan yoksun kalmayalım diye.
Renklerdeki ya da görünür biçimlerdeki zevkten yoksun kalan için değil, güçten, şereften ya da krallıktan yoksun kalan için değil – Onu kazanmak için krallıklardan, dünya, okyanus ve gökyüzü hakimiyetinden vazgeçmelidir. Ve sadece duyumlar dünyasını ayağının altına itip, Buna yaslanırsa görebilecektir.
8
Ama ne yapmalıyız? Yol nerededir? Gizlenmiş bölgelerde yerleşmişçesine herkesin, saygısızlık edenlerin bile görebileceği olağan yollardan ayrı duran bu erişilmez Güzelliğin görünüşüne nasıl ulaşılacaktır?
Gücü olan ortaya çıksın ve kendi içine geri çekilsin; gözlerin bildiği her şeyden vazgeçerek, bir zamanlar mutluluğunu oluşturan maddi güzellikten sonsuza kadar yüz çevirerek. Bedende görünen güzelliğin izlerini algılayınca peşini bırakmasın: onları suretler, işaretler, gölgeler olarak bilmeli ve bunların hatırlattıkları Ona doğru aceleyle uzaklaşmalıdır. Su üzerinde oynayan güzel bir şekle benzeyeni izleyen aldatılmış bir kimseden ve onun akıntının derinliklerine batıp nasıl hiçliğe sürüklendiğinden bahseden bir mit yok mudur? Aynı şekilde, maddi güzelliğe kapılan birisi de, beden olarak değil ama, Ruh olarak, Zihinsel Oluştan iğrenilen karanlık derinliklere batırılacak ve Aşağı Dünyada bile, burada olduğu gibi orada da kör olacak, sadece gölgelerle alışverişi olacaktır.
“Öyleyse haydi, sevgili Baba Yurduna uçalım”: bu en sağlam öğüttür. Ama nedir bu uçuş? Nasıl olup da açık denize ulaşacağız? Odissesus’un, Kirki’nin ya da Kalipso’nun büyücülüklerinden öteye uçuş emrini vermesi bizim için gerçek bir derstir – gözlerine sunulan onca zevk ve günlerini dolduran duyumsal mutluluk sebebiyle gidişini geciktirmekten hoşnut değildir.
Bizim için Baba Yurdu, Oradadır.
Öyleyse rotamız nedir, nedir uçuşumuzun yöntemi? Bu yolculuk ayaklar için değildir; ayaklar bizi sadece bir yerden başka bir yere götürür; ne de sizi taşıyıp götürecek bir gemi ya da araba düşünebilirsiniz. Bütün bu şeyler düzenini bir yana bırakmalı ve görmeyi reddetmelisiniz: gözlerinizi kapatmalı ve yerine içinizde uyandırılmayı bekleyen bir başka görüşü yardıma çağırmalısınız, herkesin doğuştan hakkı olan, pek azının kullanmaya yeltendiği bir görüş.
9
Ve bu içsel görüş, nedir bunun işlevi?
Yeni uyandırılmışlığıyla o, en büyük parıltıyı kaldırmak için çok zayıftır.
Bu nedenle Ruh eğitilmelidir – öncelikle bütün yüce uğraşları, sonra da sanatlar tarafından değil de iyilikleriyle bilinen insanların erdemleriyle üretilen güzellik yapıtlarını fark etme alışkanlığını edinmek için. Son olarak da, bu güzel biçimleri biçimlendirmiş olanların ruhlarını araştırmalısınız.
Ama nasıl olup da erdemli bir ruhu ayırt edip, onun güzelliğini bileceksiniz?
Dönüp kendi içinize bakın. Hala kendinizi güzel bulmuyorsanız, güzel olmak için yapılmakta olan bir heykelin yaratıcısı gibi davranın: burayı keser, şurayı düzeltir, bu çizgiyi hafifletir, diğerini saflaştırır, ta ki çalışmada güzel bir yüz belirinceye kadar. Siz de aynısını yapın: fazlalığın hepsini kesip atın, çarpık olan ne varsa düzeltin, kapalı olan her yere ışık götürün, hepsini tek bir güzellik parıltısına dönüştürmek için çalışın ve heykelinizi yontmayı hiç kesmeyin, ta ki ondan size erdemin tanrısal parıltısı yansıyıncaya, lekesiz muhafazasında kurulmuş mükemmel İyiliği görünceye kadar.
Bu mükemmel yapıta dönüşmüş olduğunuzu bildiğinizde, varlığınızın saflığında toplandığınızda, içsel birliği parçalayabilecek bir şey kalmadığında, asıl insana ilişkin olandan başka bir şey kalmadığında, kendinizi tamamen esas doğanıza uygun bulduğunuzda, tamamen uzamla ölçülemeyen o esas Işık olduğunuzda, herhangi bir kısıtlı biçime sıkışmadığınız ya da vadeden yoksun bir şeymiş gibi dağılmadığınızda, bütün ölçülerden daha büyük ve bütün çokluklardan daha çok bir ölçülemezliğe geldiğinizde – bu hale geldiğinizi fark ettiğinizde, işte tam o anda asıl görüş olmuşsunuzdur. Şimdi bütün gücünüzü çağırın ve ileriye doğru bir adım savurun – artık bir kılavuza ihtiyacınız yok – gayret edin ve görün.
Bu, muazzam Güzelliği görebilecek tek gözdür. Eğer görüşü temaşa eden göz kepazelikle, iffetsizlikle ya da zayıflıkla bulandırılıp da en yüce parlaklığı görmekten korkakça pısırıklığı sebebiyle mahrum olursa, bir başka noktadan her şey görüşe açık olarak uzanmasına rağmen, hiçbir şey göremez. Her görüşe, görülecek olan her şeye uyumlulaştırılmış ve onun gibi olan bir göz gereklidir. Önce kendisi güneşe benzememiş olsaydı, göz güneşi göremeyecekti. Ve eğer kendisi güzel olmazsa, ruh da İlk Güzelliğin görüşüne sahip olamayacaktır.
Bu yüzden Tanrıyı ve Güzelliği görmek isteyen herkes önce kendisi Tanrıya ve Güzele benzemeye çalışmalıdır. Böylece Ruh tırmanarak, önce Zihinsel İlkeye gelecektir. Yücedeki bütün güzel İdeaları ele alacak ve bunun Güzellik olduğunu beyan edecektir, İdeaların Güzellik olduğunu. Çünkü Güzellik olan ne varsa onların, Zihinsel Oluşun yavrusunun ve özünün etkisiyle gelecektir. Zihinsel İlkenin ötesinde ne varsa onu, Güzelliği ışıyan İyinin doğası olarak doğrularız. Yine Zihinsel Kozmosu bir olarak alırsak, ilk olan Güzeldir: eğer orada bir ayrım yaparsak, Zihinsel Kürenin Güzelliğini, İdealar Alemi kurar. Önümüzde uzanan İyi, Kaynaktır ve Güzelliğin İlkesidir: Asıl İyi ve Asıl Güzellik aynı yerde yerleşiktirler ve böylece her zaman, Güzelliğin tahtı oradadır.

Çeviren: Şerif Yıldırım Tatay