Gün Gece Gölge

Üstümde gölgelerin ağırlığıyla oturdum bütün gün yumuşak koltuk üzerinde. Seçemiyordum. Eşya mıdır karşıdaki, insan mıdır, köşede saksıda çiçek mi var, masa üstünde lâmba…

Gözlerimin önünde dağılıp açılıyor, sisleniyor görüntüler. Sesim bedenimden ayrı. Bu konuşan kim? Güneş doğarken elimde kahveyle oturmuşken koltuğuma ve gün ilerlerken, arkamdaki pencereden renkleri ve şeyler üzerinde bıraktığı gölgeleriyle; işte gün yavaş yavaş ilerlerken, bir kelime etmiş miydim ben? Demiş miydim ev içinde sesimi duyabilecek herhangi birine, ya da duyan varsa başka bir âlemde başka bir şeye, canlıya eşyaya ya da? Demiş miydim? Yorgunum. Bedenimden ve şeylerin seyrinden kopmuşum. Beklemiyordum da hiç; zaman geçsin. Geçsin, geçsin; olmamış gibi olayım. Beklemiyordum.

Tıkırtılarıyla geldi akşam. Ağır ağır başımın üstündeki pencereden karardı, ışık azaldı. Loş odada gün ışığından daha mı çoktu gölgeler ne? Şeyler şekil mi değiştiriyorlardı daha bir hızla? Başım döndü koltukta otururken birbirine karışan nesneleri izlemekten. Alt kattan üst kattan, pencerelerden, yan odalardan, komşu apartmanlardan insan sesleri geliyor. Birbirine karışıyor sesleri onların. Susuyorum sesler içinde. Dinliyorum. Birbiriyle ilgisiz onlarca cümle birbirine ekleniyor. Karardı gün. Bitti ezan sesleri, tabak çatal tıkırtıları, televizyonun gür çağrısı bitti. Yavaş yavaş ayaklarımı birer külçe gibi kaldırıp koydum koltuğun önündeki tabureye. Gece çıtırtılarla geldi. Kim serdi yatakları, yorganları açtı, kim? İyice kararmış etraf. Uyuşuyor her yanım. Benim bedenim var, sesim var. Var mı? Benim hiçbir şeyim yok, ses…, ne…, ne beden…, eşya…. ne cisim…

Seyir halindeyim akmasa da bulutlar, kıpırdamasa koyulan şeyler yerinden, köklerinden solumasa, büyümese ağaç, kırpılmasa göz.

Gece. Çıtırtı. Diğer her şeyden biraz daha tanıdık ve sessiz. Derin sanki, derin değil, ıssız sanki, değil, değil.

Akıp giderken an. Açılıp kendine kapanırken çiçekler. Koltukta oturmuştum bütün gün.

Uyandı biri evde. Yaktı ışığı. Oturmuştum bütün gün.