Sana Olmaz Pasavan

ona boşa yürümekmiş… bulunmak. bilmiyordum ki -bilme yüzüm yok. ağustos ve toprak arasında, umut ve maske arasında bir bezbebek salınacak kadarlık vadem tanınmış: bellediğim tüm. ara sıra anahtarlarını yere çarpıp başında üzülen adamın böylesi zil havalarda ikizi kesilmek, süt kesilmesinin aynıdır hayatbilgimde. kıyılar, kenarsılıklardır ten rengim bu yüzden. ve de elbet solucan gibi (Beyaz Solucan) bir ağrı bulmak kapı önlerini. yaşlılardan kesintisiz bakaduranı, yanık izlerinden dönük olanı akyuvarıma, yeni yıkanıp asılmış çamaşır sanacak kadarlık vademde. belki dişlerin gittikçe ayrışmasından yayılan o loğusalık peşimi bir bıraksa aynaları dönüştürebilirdim tanıdıklara da oradan derilere yani yüzyıllara geçer, saati bile söylemesini öğrenebilirdim. bağışlanmazdı böylece çok şey, örneğin tam tutacakken treni ellerimin ondan daha büyük kalması, bana. caddelerin vampir hızı, ışığın saç diplerinden edindiği kıyıcılık… derken, anlayagelmezdim:

bir işaretti vatanım, sonra kalmadı.