kemikler kırılıyor, kırılıyor kemikler…
belki umursamayız oyunlar, kadınlar, kir ve pas
ölü ten kullanılmış bir çingene
susadığımız soğuk aşk tuhaf
biraz, biraz tuhaf
düşü paylaşıyoruz kayıt altı
yaslanan yaralı baş omzumda karanlık
hiç sabah olmadı iştahlı kira yeri
teksiz çocuklar sarar köhne sayfaları
ağır aksak tanır, iniş..
posta kuşları kırarken başlar sevgiliyle tek geceye
sürer tecavüz, nazlı bakışı darmadağın gözde değil
unutuşlar uygunsuz, uzun
acıyoruz, masumiyete saklanacaktık,
yol senfonisi, kibarca girerken..
yalın vakitler çıplaklığında aynı huzur
kan gelir, sever ya da satar, kesik kalem
vahşi dostlar edinmeli, sanat.. kelime kolda
kaldığımız kilitli yer altı..
üşüyorum, sadece ben, çağrışımlar denge bozan
mutluluklar, yurdum, trajik sırnaşması son defa
bile bile kent tutulmaları, ürkek, haricimde özel sıyrılması
alay ediyoruz delikleriyle, iğrenç aşk masalları, hep kan, delik deşik, ihanet,
mor.. kadın mı orman mı değil?… üşüyorum!…
üşüyorum,
kimse üşümüyor, kırılıyor kemikler…
mosmor kemik!…
(temmuz, 2009)



usevi derdest olduysa, demiri pas tuttuysa.. ki sen hissiyatına yenildiysen elmanın kurdunu unutmuşsun.. oksijen öldürür bazen, şaraba durma vaktidir olmazsa olmaz!
karışır gün gecenin demine, çekil kabuğuna ve dinle.. tüm çocukları aynı masala gizlemek doğru mu?