Bonsai

Yan anlamlar olguyu zenginleştirmeye başladığında, güneş, çoktan denizinin içine gömülmüştü. En çok senin için yan anlamlar bulup çıkarmaya çalışıyorum, dedi Güneşi Denize Batıran.

Yalnızlık, büyük bir boşluktu. Susma, kabullenme ve benzeşme ile ağır ağır büyüyen. Anlam arayan için üşümekti ve kendinden uzak olmak…

Kayboluyorum, korkuyorum, dedi, Zeytin Ezmesi. Giyindiğimiz duvar çok. Ağır kalabalığın kollarında… Hüzne çatlıyor, odalarca acıya yaprak dökmüş beklemeler… Düşüyorum dar zamanın dudaklarından… Oysa imgelerini yakasına iğneliyor mavi yosun, saklandığım gecenin yüreğinde, diye devam etti.

Gülümsedi, Güneşi Denize Batıran.

Sonuç, herkesin gerçeği değildi. Gerçek, olgunun büyüsü, görkemi, heyecanı, kültürel birikimi ve tutkuya bağlı şaşırtıcı arayış çabasının toplamından ortaya çıkıyordu. Ve çoğunluğun gerçeğe sahip olması, zaman ve mekânla ilintili bir durumdu.

Aklının Duygusunu Yitirmiş Sıradan, endişe, şüphe ve korkunun yazında aşırı sıcaktan bunalır. Davranış satın alan heyecan, kural odaklı korkuluğa dönüşür, dedi Güneşi Denize batıran.

Renkli koridorda, sevmek bir sanat değildi. Çelişkinin kullandığı bir silahtı. Kendi döngüsüne yakalanan için Büyük Manifesto, yaşamı bir çabalar bütünü olarak imliyordu.

Ortalık ışımaya başladı. Ardı ardına sıralanan cümlelerin yöneldiği yaratıklar sağa sola kaçıştı. Yazar, bir süre düşündü. Onlar, geç kalmışlardı. Ellerindeki karamsarlık, serin bir kelepçe üzgünlüğüydü…

Tanrım, yaşamak, çizdiğin yolda kime anlamlı bir serüven? Dönüp dönüp aynı öyküleri yazmışsın, diyebildi.

Yan sayfada, yaşlı bir fare, anlama yönelik eylemi destekleyecek, zengin çağrışımlar yaratacak olgular ortamından beslenmediği için çekişmeler meydanında dolanıp duruyordu.

Oysa uygulamadan elde edilen sonuçlar farklılaştıkça hayat ve bilgi zenginleşiyordu. Hem karmaşık ilişkiler parkına saklanan gerçeği, güdülenmiş politikalar nasıl açıklayabilirdi ki?

Gelenekler Elbisesi’ni üzerinden çıkartamayan Değerler Kraliçesi’nin yozlaşmalar yağmurunda üşümesi, onu incelikli ateşin uzağına düşürmüştü. Bu zaman aralığı, boşluğun ayazında kalan Yaşlı Fare’yi kendi kendini yargılayacak konumdan çıkarmıştı.

Yazıldığı gibi önünde heybetli bir dağ gibi duran kişi değerleri ile ilişki değerleri arasındaki korkunç ayrışma, çözmesi gereken en temel sorundu. Bir an önce, olmanın değerler bilgisinin kapısını açacak, bir değerlendirme seçeneğini uygulamaya koyması gerekiyordu.

Kabullenişin çarkındaki ikiyüzlü ayna, kendini seyretmeyen her şeye değersiz gözüyle bakıyordu…

Yan sayfayı kapadı. İlginin ovasında, kör göze ışık yamanması, midesini bulandırmıştı. Yine küçük oyunlar… Acaba zaman her şeyi aklayacak mıydı?

Belki de atlasın parlak bahçesinde, tüketime girdikçe soluklaşan garip duyuların düş kırıklığı, ortamın benliğini yıprattıkça, yeni bir dünya büyütülmeliydi.

Sözü, Güneşi Denize Batıran aldı. Bak, düşünceler nasıl da doğurgan… Anlam, anlamı çağırıyor… Sözcükler birbirini iten parçacıklar gibi didişerek yerçekimine isyan ediyor…

Kendine öteki ilginçlik, yaşamsal eleştirinin potasında erir. Pekiştirilmiş sabır, sesin bir parçasıdır, dedi.

Zeytin Ezmesi perdeyi araladı.

Ağaç ölüyordu…

Ama gerçeğin düşü, bulutlanmaya başlamıştı…

Yalnızlık nedir? Diye sordu, Güneşi Denize Batıran.