Nisan, 2010 Kategorisi için Belgelik

0

Şiirde Uçurum

                            “ Gözün varsa uçuruma dalmayı bilen
                               Oku beni, öğrenmek için sevmeyi beni”
                                                                               C. Baudelaire
 
     Uçurum coğrafi bir oluşumun adı; dik ve derin yamaçlara verilen ad. Ancak yaşamın her alanına sızmış bir sözcük uçurum: Dünyada zengin-yoksul arasındaki uçurum derinleştikçe dijital uçurum benzeri farklı uçurumlar boy gösteriyor; Gelir uçurumu eğitim uçurumunu körüklüyor; kültürel ve ekonomik uçurumlar politikacıları anlaşmaya çok yakın, ancak aynı zamanda uçurumun da kenarında tutuyor[1]; muhalefetsizlik uçuruma sürüklüyor[2]; borsa yatırımcısı artık uçurumun kenarında çiçek toplamıyor[3]; ama olsun, zaten büyük uçurumlar büyük adımlarla geçiliyor[4]; kadın-erkek istihdamındaki uçurum işsizlik uçurumuyla flört ediyor; virajı alamayan otomobiller uçuruma düşerek trafik canavarını besliyor; koyunlar topluca kendilerini uçurumdan atıp tüm dünyayı şaşırtıyor[5]; şaşıran dünya insanlar arasındaki uçurumun dibini göremiyor.

Devamı »

0

Sefilliğine Anımsatma

daha kaç darkafalı zamanda uyur gülüşün
büzülmüş tenin salınan ucu
yanık ahşabın ayağındaki eniğin oyuncağı
kabuğundan çıkıp geceye yürüyen nem
dudağımda gümüş izi çatlak bir yol
dağıt saçlarını denize karaya
istersen buluta yıldıza
dağıt işte nerede unutulduysak oraya
ne çok ortağımız var
yeni doğacak güne gebe

Devamı »

0

SESSİZ AN

Zaman hissiz ve duraksız akıyor
Tozlu sokaklardan
Üç asır önceydi
ciltsiz mısralar
sarkacında duruyordu gökyüzünün
boyasız hüzün doluydu sesin

Kabaran denizin gözyaşları
boşalır göğün yosunlu bulutlarına
turnusola boyanmış bir şarkı söyler

Devamı »

0

iki şiir

Kan Telaş

kan telaş koşuyor gece ağrıyan düşlerime
göğe susuyor yalnızlığımın kezzap denizi

- lav güllerine unuttun beni

iflahsız kuşlar konuyor Sisifos kalbime
günler dökülüyor avuçlarımdan ezberli dualar gibi

- lav güllerine teyelledin tenimi

Devamı »

0

Solo Gazel

bitmek mi her şey
şeytanın öfkesini soluduğu alınlar
solo sahilde güvercin merdivenleri

toprağın içgüdüsüyle kaynaşık bedenlere global ayet:
bahar ortası utançlarında ülser usaresi

karşılıklı kırılıyor ufuklar
son satırına direnen sayfalar

şimdi bir tek yuvarlak halinde
kopmuş nesnesinden

Devamı »

0

BENİ LODOS ÖLDÜRDÜ

Müşg idi nesîmi bûstânın
Dinmezdi rüâfı ergavanın
(Hüsn ü Aşk’tan)

           Suskundum, gençtim, yalnızdım, tektim… Şehrin simgesi, parkın bir tanesiydim. Korkuyordum, güçsüzdüm… Yapraklanmadan önce açmaya, kokmaya, baharı bildirip neşe saçmaya hevesliydim. Kendime has pembe renkli elbisemi kuşanmaya… İbret olmaya… Umut aşılamaya…
Sırasıyla ısındı hava, su, toprak… Su yürüdü gövdeme, dalıma sımsıcak… Masmavi gök, bembeyaz bulutlar… Ipılık rüzgâr… Estikçe ruhumu okşuyor, sarıyordu tenimi… Sevişiyorduk masumca yeni yetme çocuklar gibi…
Nasıl mutluydum anlatamam. Ne idim, ne zaman açardım, hatırlayamam. Zamanı unutmuşum hepten… Almış aklımı götürmüş zamansız esen…

Devamı »

0

Yeni Sinsiyet Ve Bazı Enstrümanları

Haklılığın inadıyla -onca yükle- ayağa kalkmak ve ardından yüksek  sesle “Kahrolsun yeni sinsiyet!” diye ölümüne bağırmak, böylesine “sahici” bir tümcenin gene aynı oranda sahici olan bir öfke duygusuyla ağızdan kaçışı, daha doğrusu ağızda duramayışı, bu çeşit kontrolsüz çıkışlar kolayca tırnak içine alınabilir, başkaları tarafından mimlenip dikkat çekebilir. Ancak, “Yeni Sinsiyet” dediğim ve çevrimsel olarak hayatın her alanında maruz kaldığımız, etimizde kanımızda hissettiğimiz kitlesel sömürü kurnazlığı ve bunun sonucunda oluşan, kendimizi çaresizce içerisinde bulduğumuz  şu “cehalet ortamı”nı yapısal yöntemlerle incelemeye çalıştığımızda, işimizin kolay olmadığını fark ederiz. Zaten, yeni sinsiyetin uygulayıcıları ve nemalanıcıları da böylesi yöntemli bir çalışmayı yapacak sabırda, inatta ve cesarette insanlar bulunmadığını verili bir değer(!) olarak kabul edip yeni sinsiyeti ve enstrümanlarını uygulamaya dört bin -evet, en az dört bin- koldan sarılırlar, devam ederler.

Devamı »