“ Gözün varsa uçuruma dalmayı bilen
Oku beni, öğrenmek için sevmeyi beni”
C. Baudelaire
Uçurum coğrafi bir oluşumun adı; dik ve derin yamaçlara verilen ad. Ancak yaşamın her alanına sızmış bir sözcük uçurum: Dünyada zengin-yoksul arasındaki uçurum derinleştikçe dijital uçurum benzeri farklı uçurumlar boy gösteriyor; Gelir uçurumu eğitim uçurumunu körüklüyor; kültürel ve ekonomik uçurumlar politikacıları anlaşmaya çok yakın, ancak aynı zamanda uçurumun da kenarında tutuyor
[1]; muhalefetsizlik uçuruma sürüklüyor
[2]; borsa yatırımcısı artık uçurumun kenarında çiçek toplamıyor
[3]; ama olsun, zaten büyük uçurumlar büyük adımlarla geçiliyor
[4]; kadın-erkek istihdamındaki uçurum işsizlik uçurumuyla flört ediyor; virajı alamayan otomobiller uçuruma düşerek trafik canavarını besliyor; koyunlar topluca kendilerini uçurumdan atıp tüm dünyayı şaşırtıyor
[5]; şaşıran dünya insanlar arasındaki uçurumun dibini göremiyor.
Zengin çağrışımlarıyla edebiyatın da en temel simgelerinden biridir uçurum. Özellikle de şiirin uğrak yeridir. Pierre Louis simgeyi simgeleyen şeyin içinde bir gerçeğin gizlendiğini söyler. Dipsiz derinliği ve ağırbaşlı güveniyle uçurumlar da içlerinde sayısız gerçekler gizler. Sadece nesneler anlam bulmaz onda; yalnızlıktan ümitsizliğe, ayrılıktan aşka, ürküntüden özgürlüğe birçok duygu da hak ettiği anlamı bulur.
Uçurumlarda en ufak bir tereddüde, ufak bir yanılgıya yer yoktur. Onda her şey net ve keskindir. Belki de bu nedenle yurt sevgisini uçurumlarla yazmıştır şairler. Cemal Süreyya her şeyin, hatta 1929 Ekonomik Buhranın bile geç geldiği ülkesine bağlılığından bir zerre ödün vermez. Yurdumsun ey uçurum diyen bir uçurum çiçeğidir
[6]. Kalbinin doğusu hep sancıyan Murathan Mungan ise, sevgiliyle bir tuttuğu, etinden uçurduğu uçurum olan yurdu için her şeye hazırdır: “ alacanım
Rahat et, ben gölgene ilişeyim
Her belanı ben göreyim
Yüreğimi ihbar et,
Bana bir uçurum ver, gideyim.”
[7]
Uçurumlar dağın en ulaşılmaz yerleridir. Uçuruma ulaşmak için birçok şeyi göze almak gerekir. Göze alamayanlar hiçbir zaman uçurumlara ulaşamazlar. Aşk için birçok şeyi göze almayanların hiçbir zaman sevgiliye ulaşamayacakları gibi.
“Hayat bir ölümdür, aşk bir uçurum
Ben geldim geleli açmadı gökler”
[8]
Rilke aşk için içimizde yanan ateşi söndürmeden onunla yaşama istemi der. Güle oynaya kendini ateşe atmak demektir bu, bir de garip bir sonsuzluk arzusu:
“Uçurum diyordun bir aşk uçurum özlemidir
Bırakıyorum öyleyse kendimi sesinin boşluğuna”
[9]
Süreye Berfe’de ise uçurum yârin kendisidir:
“Alnın bir uçurum
Önce gözlerimin
Sonra dudaklarımın düştüğü
Ve her seferinde
Saçlarına takılıp kaldığı bir uçurum”
O gizemli yarlara ulaşmak kadar zordur nazlı yâre ulaşmak da. Ahmet Oktay kendisini unutan sevgiliye Aragon’dan bir alıntıyla haykırır:
“ ‘Mutlu aşk yoktur’ diye inildemişti Aragon
Uçurum gibi parlayan Elsa’ya. Ah!”
Bunu boşuna söylemez Ahmet Oktay, zira uçurumu oluşturan o dilsiz koca kayalar bile Aragon’u saran yüreğin öldüğünü duyduklarında önünde diz çökerler de, sevgili geri gelmez.
[10]
Uçurum dağın ruhudur. İnsanın ruhu da her şeyden çok gözleri. Ruhun çırılçıplak kaldığı tek yer gözlerdir. Bu nedenledir ki sırrını her gün bir parça veren fakat hiçbir zaman büsbütün teslim olmayacak olan yârin gözlerine uçurumlar kadar hiçbir şey benzemez:
“Gözlerine bakarken
Güneşli bir toprak kokusu vuruyor başıma,
Bir buğday tarlasında, ekinlerin içinde kayboluyorum.
Yeşil pırıltılarla uçsuz bucaksız bir uçurum,
Durup dinlenmeden değişen ebedi madde gibi gözlerin:
Sırrını her gün bir parça veren
Fakat hiçbir zaman
Büsbütün teslim etmeyecek olan…”
[11]
Hilmi Yavuz’da da uçurum, ne zaman baksa hiçlik tadı duyduğu, kendini aşkların büyük yarlarıyla kuşatılmış gördüğü sevgilisinin yeşil gözleridir:
“Ey uçurum gözlü sevgilim!
Ne zaman baksam
Bir dağın yırtmacından
İnce bir dere yatağı
Gibi kayan
Yeşil tenini görüyorum
Akşam
Nasıl da yakışıyor yüzüne”
[12]
Şiir ve uçurum denildiğinde ilk akla gelen isimlerden biri kuşkusuz Baudelaire’dir. Fransız şair sürekli bir uçurum duygusu içinde olduğunu söyler: “ Gerek ruh, gerekse beden yönünden hep uçurum duygusu içinde oldum: yalnız uykudaki uçurum değil, aynı zamanda eylemdeki, düşteki, anıdaki, istekteki, pişmanlıktaki, acınmadaki, güzeldeki, sayıdaki vb. şeylerdeki uçurum… Şimdi hep başım dönüyor”
[13]. İflah olmaz melankolisiyle uçurum onun için hep bilinmezlikle acının karışımı olağanüstü bir derinliktir:
“Ve kalbim ürperdi imrenmekten bunca zavallı insanlara
Ağzı açık uçuruma şevk ile koşan,
Kendi kaderiyle sarhoş, nihayet tercih eden
Istırabı ölüme, cehennemi yokluğa”.
Uçurum ayaklarının dibinde değil de damarlarında olduğundan Edip Cansever’in, kendisinin olmayan sevinçler duyup, kendisinin olmayan bir şeyle yaşlanan serseri kalbi Baudelaire’in aylak kalbine yakındır:
“Kesiyorum durduğumuz yeri ortasından
Ey görünüş! Seni bir yerinden hiç anlamıyorum
Dibinde değil ayaklarımın, damarlarında
Derinliğini orda tutan, orda harcayan
Uçsuz bucaksız bir uçurum”
[14]
Baudelaire’in şiirini hakkıyla değerlendiren ilk Türk şairi olan Yahya Kemal Beyatlı insanın hayal ettiği müddetçe yaşayacağına inandığındandır ki boşluğun gücünü görebilmiş, ondan korkmamıştır: “ Girdiğin aynada geçmiş gibi diğer küreye
Sorma bir saniye, şüpheyle sakın: yol nereye?
Ayrılıp neş’eni yükseltici sarhoşluktan,
Yılma korkunç uçurum zannedilen boşluktan!
Duy tabiatta biraz sen de ilah olduğunu!
Ruh erer varlığın zevkine duymakla bunu”
[15].
Alman oyun yazarı Buchner’e
[16]göre her insan bir uçurumdur ve gidip aşağı bakınca insanın başını döndürür. İnsanın şaşırtıcı zenginliğidir bu. Hep bir uçurum duygusu içinde olan Baudelaire gibi İtalyan şair Pavese
[17] de günlüklerinde kendisini ‘ bilenmiş uçurum duygusu’ olarak tarif eder. Öte yandan, “ Uçurum duygusuyla yaşadığımız hayat ey!” diye hayata seslenen M. Mungan, kırılgan bir çocuk olduğunu itiraf ettiği şiirinde bir yarısını uçurumla özdeştirir: “ Diyorlar: bir yanı sarp bir uçurum
Bir yanı çılgın dağ doruğu
Oysa böyle yapmasam ben
Nasıl korurum
Bu dengeyi kurmadığı, kurmak istemediği için Baudelaire aynı fikirde değildir:
“İkiniz de karanlık ve ağzı sıkısınız:
İnsan, kimse inemedi senin uçurumuna,
Deniz, herkes yabancı zengin kaynaklarına
Gizinizi korurken nasıl da kıskançsınız!”
[19]
Baudelaire’in araladığı modern şiir kapısından giren çöllerin gönüllü sürgünü Rimbaud için ‘her ay acı, her güneş dayanılmaz’dır. Bu nedenle, “ Tanrı’ya başvurmalıyım belki de. En dibindeyim uçurumun ve bilmiyorum artık yakarmayı” der
[20]. Refik Durbaş’a göre de acının hası uçurum kokanıdır
[21]. Uçurum umudun, sevincin, aydınlık inancın, mutluluğun, sevdanın, ekmeğin, özlemin, heyecanın tükendiği yerdir:
“Umut tükendi tükenecek, sevinç aydınlık, inanç tükendi.
(Zaten ne zaman tükenmemişlerdi)
Mutluluk sevda ekmek tükenecek
Tükendi tükenecek sılamın mazgallarını ışıklandıran özlem
Tükendi tükenecek yüreğimde ateşle yıkanmış
Heyecan
Hayatı trajik bir homoseksüel olarak gören A.Z.Özger içinse uçurum kıyısında hızla büyüyen ot, yaşarken kanayan acı, şimşekli gök, tufan ve kan fırtınası ile aynı şeydir:
“Ey yaşarken kanayan acı
Şimşekli gök, tufan, kan fırtınası
Uçurum kıyısında hızla büyüyen ot
Yapraksız bir ölümün anısı için
Körpecik kuzuların derisi için
Beni tarihle avutma
Uçurum sarptır. Kolay inilemediği gibi, inilse bile kolay çıkılamaz. O zaman da çaresizlik ve çıkışsızlık olur uçurum. Ahmet Erhan’ın uçurumu da işte böyledir: kimsenin arayıp da bulamayacağı adresi, ‘beynindeki kara su’dur:
“Şairler, hükmüm bir kör tırnak kadar
Kalksam attığım her adım kan kuyusu
Otursam sağım solum uçurum”
[24]
Necip Fazıl için de uçurum belirsizlik ve karamsarlıktır, bir baş dönmesidir:
“Hep ben, ayna ve hayal, hep ben pervane ve mum
Ölü ve Münker Nekir, baş dönmesi uçurum”
[25]
Uçurum Ümit Yaşar ve Attila İlhan’da da ümitsizlik ve yalnızlık olarak karamsarlık simgesidir. Attila İlhan savaşın eli kulağında karanlığında yapayalnızdır:
“Hiç gelmeyecek o uzun saçlı çocuk
Hani geceleri dudaklarını boyayan
Korkunç bir çetrefilliğin uçurumundaki
Ne kimse onu bekliyor, ne de o kimseyi”
[26]
Ümit Yaşar ise ümitsiz aşkı için yakınır:
“Şimdi umutlarım
Varılmaz uçurum diplerinde”
[27]
Paul Valery şiirsel yaratımın bir umut yaratımı olduğunu düşünür. Fransız direniş hareketinde yer aldığından bu umut yaşamsaldır onun için. Bu nedenle uçurum da umut demektir onda: Kuralını bozarak kendini biraz kaptırdığı tek şiirim dediği ‘Deniz Mezarlığı’nda, zorlu mücadele sonrası özlenen güzel geleceğin habercisi güneşin üzerine gelip durduğu yerdir:
“İnce pırıltıların o ne saf hüneridir
Bir seçilmez köpükte nice elmas eritir
Nasıl bir sükûn sanki peyda olur o demde
Ve güneş uçurumun üstüne gelir durur
Ebedi bir davanın saf marifeti budur
Zaman kıvılcım, hülya bilmek olur âlemde”
Valery gibi Fransa direniş hareketinde yerini alan yirminci yüzyılın büyük aşk ve devrim şairi P. Eluard ‘dünyayı imgelem değiştirir’ der. Uçurum imgelemi ise onun için düşen devrimcinin bırakıldığı yerdir. Devrimciyi oraya bırakanların mahrum oldukları o kutlu yerdir:
“Bütün dünya, insan acı çekiyor
Ve senin kanın yerleri yırtıyor…
Onlar seni bir uçurumun ucuna bıraktılar!
Şimdi onlar nasıl da yalnız”
[28]
Büyük şeyler büyükler için kalacak: uçurumlar derin olanlar için, incelikler ve ürpermeler incelmişler için der Nietzsche. Bir uçurum kenarında vurulmayı isteyen Ahmet Telli de bunun farkındadır adeta:
“Karda izler bırakıyorum avcılar peşime düşsün
Bir uçurum kenarında vursunlar beni ki dünya
Uğuldayıp duran bir uçurum değil miydi zaten”
[29]
Uçurumun derin olanlar için olması sahip olduğu kendine özgü ruh nedeniyledir. Öyle bir ruh ki ancak sağlam bir kişilikte var olabilir. Uçurum kendi başına bir kişiliktir. Bazen küsen, bazen hoşgörülü, bazen öfkeyle köpüren, bazen de hüzünle iç çeken:
“Birbirinde arınan iki nehir gibi
Birbirimizden geçerek
Çıktığımız açıklık
Ruhlarımızı yeniden bölüştürüyordu bedenlerimize
Uçurum içini çekiyordu
Orman fısıldıyordu
Kumlarını silkeleyen göçebe bedenin
Yeniden düşüyordu yola”
[30]
Nietzsche’nin dediği gibi bazen de cesur bir eli çabuk davetkârdır uçurum: “ Bir uçurum dibine uzun uzun ve dikkatlice bakarsan uçurum da senin içini merak eder, senin gözlerinin arkasında neler olduğunu görmek ister. Bazı uçurumlar cesurdur. İlk hamleyi o yapar ve seni yanına davet eder”.
Mart 2006
[1] Jack Straw ( İngiltere Dışişleri Bakanı): “ Anlaşmaya çok yakınız, ancak, aynı zamanda uçurumun da kenarındayız”.
[2] Baskın Oran: “ Muhalefetsizlik uçuruma sürükler”
Devlet Bahçeli: “ Türkiye uçurumun kenarına sürüklendi”
[3] Zaman Gazetesi, 20.02.2005 tarihli sayısından.
[4] Aydın Doğan ( Doğan Holding Yönetim Kurulu Üyesi): “ Büyük uçurum büyük adımla geçilir”.
[5] Van’ın Gevaş ilçesinde 450 koyun uçurumdan atladı.
[6] “ ne demiş uçurumda açan çiçek
Yurdumsun ey uçurum”
[7] M.Mungan, “ Alacanım”
[8] Sezai Karakoç, ‘ Yağmur Duası’
[9] Ahmet Telli, “ Çocuksun Sen”
[10] Aragon, “ Dorukların Uykular Üstüne Yükseldiği Yer” adlı şiiri.
[12] Hilmi Yavuz, “Taflan”
[13] J. P. Sartre , “ Baudelaire”
[14] Edip Cansever, “ Uçurum”.
[15] Y. K. Beyatlı ( 1884 – 1958), “ Deniz Türküsü”
[16] Georg Buchner ( 1813 – 1837)
[17] Cesare Pavese ( 1908 – 1950)
[18] M.Mungan, “ Kırılgan Bir Çocuğum”.
[19] C. Baudelaire, “ İnsan ve Deniz”
[20] Arthur Rimbaud, İlluminations , “ Cehennemde Bir Mevsim”
Kalbim bu akşam
Dağlar dağ kokuyor acılar uçurum”
[22] Refik Durbaş, “ Çaylar Şirketten”
[23] A. Z. Özger , “ Aşkla Sana”
[24] A. Erhan, “ Ne Balık, Ne de Kuş”
[25] N. F. Kısakürek , “ Çile”
[26] Attila İlhan, “ Di’li geçmiş 1”
[27] Ümit Yaşar Oğuzcan, “ Her Gece Sen”
[28] Paul Eluard, 20.06.1915 tarihinde düşen Fernand Fontain’e 1916’da yazdığı şiir.
[29] Ahmet Telli, “ Karda İzler”
[30] M. Mungan, “ Göçebe”