ateş suyu

“öyle bir şey yapalım ki
örtbas etmeye mecbur kalsınlar” diyoruz

bilardonun kırmızı ışıklarını
yutuyor hüzün şişeleri
günah havuzunun harında
erirmiş gibi tesadüf topu

gizli bir arkaik şifre saklanıverirken telâşla
tuvalet duvarındaki al gore karşıtı
otantik grafitilerin arasına
jukebox’ın yamacından göz kırpıp
kaçıyor mu bir cehennem cücesi
yoksa yalnızca
siyasi bir sığınma talebi mi bu
anlamaya inan hiç takatim yok

amma velâkin
anlamsız bir hayalet dansında buluveriyoruz
kendince anlamlı bir ateş dansını
taklit eden ayaklarımızı

ruhlarını ateş suyuna
sudan sebeplerle satıp
şimdi sürtünmesiz tutuşan
aylak ayaklarımızı

hüzün şişeleri
boşaldıkça doluyor tabii
etnik bir yangının
kallavi bir kavmi kurutuvermesi gibi

ve jukebox’a atılan dolarlarla kuruluyor
mekânla yıkıcı ilişkimiz
zaman-uçlarımızı sinopsis’lerken
tanıdık notaları bu dante’kavi cehennemin

ve karanlık park yerinde bekledikçe de
pikap kılığına girmiş
ve sonsuz bir tatminsizlik parkurundan inmiş
atılgan ruhları köhne zamanın
bilardo topları yuvarlandıkça yuvarlanıyor
o doyumsuz ve yakıcı havuza üst üste
ve boşaldıkça da doluyor tabii ateş sürahileri

ki mekânla ilişkimiz
/pek de siyasi olmamakla birlikte/
ateşe atılan ruhlarla kuruluyor

ve hemencecik de örtbas ediliyor
herkesçe bilinen yasak bir düşüncenin
yanık tohumcukları.