Yağmur izlerini aralayıp sokağı seyrettiğim de gördüm ilk. Boş bakışlarımdan kaçan kocaman bir siluetti gelip geçen. Sağanaklara kapılıp giden, gözyaşlarımdan uzaklaşan bir hayalet. Pencere pervazlarına saklanmış, camlara çizilmiş dokunuşlarımda sersemlemiş bakışlarıydı benden kaçırdığı… Saçlarının arasına gizlenmiş, oradan da yüreğine bir yol olmuş ışıltıydı gördüğüm. Islanmış ayakkabıların açılmış kenarlarından fışkıran bir özleyiş…
Ne zaman baksam, bir an dikilirdi karşıdaki salkım söğütün dalları arasında; ve kırbacını savururdu benden yana. Ellerime kurumuş yaprakları dökülürdü. Koşarak kaçardı sonra… Kızardığını gidişinden görürdüm. Utanmış yanaklarının pembeliği vururdu cama…
Konuşmayı sevmeyen kaç çocuk bilirsiniz? Diline elleriyle halka vurmuş küçük kız… Burnunu her çekişinde dile gelen hikayesini okurdum satır satır. Nedense bir ayağını her daim sürükler geçerdi. Kaybolduğunda bilirdim koşmaya başlardı hemen…
Camın önünde bazen bir adet papatya, sarı bir yaban çiçeği, kimi günde bir dikene ait pembe çiçekler olurdu. Neredeyse her gün süslerdi penceremin önünü. Ne zaman bırakırdı bilmezdim. Mevsimleri takip ederdim bıraktığı çiçeklerden… Kışın bahara, baharın kışa dönüşünü yazardı. Günün soluşunu okurdum kimi an sararmış zayıf yapraklarda… Ruh halinin gelgitlerini görürdüm, ağlayışlarını; ya da yüzünün tek tarafında olan gamzenin heyecanlı çöküşünü…
Hiç sormadım adını. Benim için bahardı ismi, kıştı. Yere düştüğü zaman yaptığı gibi adı kahkahaydı… Sessiz dünyadan benim pencereme uzanmış bir peri. Üflesen uçuverecek kadar narin. Neden ve nereden geldi bilemedim. Geldiği gibi yavaşça kaybolup gitti gözlerimden. Yanaklarından akan şarkılardaki gibi gürültüsüz… Kendince haber verdiği mevsimlere karışmış. Duvarları üzerine yıkılmış bir odada ve yalnız. Gamzesi çökmeyi unutmuş, suskun…
Sokak aralarına çizilmiş karakalem bir resimdi o.

Hiç kimse düşünü görmediği renklerden bir ibrişim yapamıyor, olsa dahi ne bir uçurtmaya püsküllü kuyruk oluyor ondan ne de bir küçük kızın saçlarına kurdele..Düş görmeyi unutalı gelmiş olabilir mi başımıza bunca şey, bunca talan, bunca yağması kalplerin..
İclal Hanım, seslendikleriniz, sizin ”düş”ünüze sahip çıkmak için gerekirse ”ses”inizi bile feda edebileceğinizi anlayacak kadar akıllı ve fakat ”düş”ünüzü feda etmenize ”ses”lerinin yetmeyeceğini kavrayamayacak kadar budaladırlar.
Sol yanınız kuvvetle çarpıyor değil mi? Mühim olan bu, gerisi iyilik güzellik…