Ayakkabı Teki

Otobüsün üst katında en öndesinizdir. Yaşadığınız şehrin, hatta ülkenin eğlence merkezine doğru yol alıyorsunuzdur. İçiniz kıpır kıpır, umut ve arzu doludur. Uzayıp giden yol, bir gün öncesinin yağmuruyla ıslaktır. Birden otoyolun ortasında bir işçi çizmesi teki görürsünüz, sarıdır. Öylece orada durmaktadır, hızla üzerine gelen arabalara aldırmaksızın… Belki de sahibi gibi kaybedecek bir şeyi kalmadığından öyledir diye geçer aklınızdan. Henüz beş dakika bile geçmemiştir ki, bu defa siyah bir erkek ayakkabısı teki görürsünüz. Demek ki ıslaklıkta sadece solucanlar çıkmazmış ortaya, bunu düşünürsünüz. Ama bu içinize sinsice sokulan hüznü dağıtmaya yetmez. Bilmeseniz de hissedersiniz: hazırlıksız ve acele biten yaşamdır ayakkabı teki, yersiz ve kesin ayrılıktır.
Terk edilmiş bir gayri-müslim köyündesinizdir. Gecedir ve yorgunsunuzdur. Ateşe verilmiş köyün alevleri son demlerini yaşarken belki de hafızanızdan hiç silinmeyecek yaşam kesitleri aydınlatmaktadır. Kalbiniz ‘neden’ sorusuyla sıkışmış etrafa bakınırken gözünüz taştan örülü bir avlu duvarının dibindeki küçücük terlik tekine takılır. Küçücük bir çocuğun şirin sıcaklığı ile gönülsüz terk edişin ve belki de ölümün tavizsiz soğukluğu arasında gider gelirsiniz. Bilmeseniz de hissedersiniz: apar topar kaçışlar, sökülüp atılmalar, yiten umutlardır minik terlik teki.
Dev bir ekranda Kalküta’nın genelevler sokağını ürkek adımlarla adımlamaktasınızdır. Tanık olduğunuz sefalet ve yoksulluk sizi neredeyse dondurmuştur. Daha iyi anlamak için evlerin içine uzatırsınız kafanızı; sokaklar aldatıcıdır çoğu zaman bunu bilmektesinizdir. İlk gözünüze çarpan ortalık yerde yığılı duran kirli kap kacaklar ve yığınların içindeki terlik tekleridir. Tam da burada ne işleri var diye düşünürken, bir fahişe çocuğu, ateş gibi bakan simsiyah gözleriyle terlik tekini işaret eder : “ Dünyanın neresinde tabak çanağın içinde ayakkabı vardır? Ama bizde hep böyledir. Anlayın artık bizim yaşantımızı…” O zaman bilirsiniz: bir yaşam bırakmışlığıdır bulaşık yığınları içindeki terlik teki. Dibe, daha da dibe batma isyanıdır.
Dört duvar arasında çalışmaktasınızdır. Neyse ki sokağı görebilen bir pencerenin önündesinizdir. Tam karşınızda duran çöp konteynırının önüne bir kamyonet yanaşıp birkaç çuval indirir. Çok geçmeden iki delikanlı gelir çuvalların başına. Boşalttıkları çuvallardan onlarca ayakkabı saçılır etrafa. Merak eder koltuğunuzu iyice çevirirsiniz oraya. Uzunca bir uğraştan sonra en uygun çifti oluşturmanın memnuniyetiyle ayrılır iki delikanlı. Derken yaşlıca bir kadın yanaşır, elinden tuttuğu küçük çocukla ayakkabı yığınına. Ürkek ve hırsızlama onlar da oluştururlar ayakkabı çiftlerini ve ayrılırlar. Daha dikkatle bakınca anlarsınız bütün ayakkabıların tek olduğunu. Aklınıza gördüğünüz bir karikatür gelir: sol ayağı olmayan bir adam evinde çiçeklerini sulamaktadır. Bütün saksıları ise sol ayakkabı teklerinden oluşmaktadır. Tam kalbiniz buruk bir umutla dolacakken ayakkabı yığınının yanına bir çingene kızının geldiğini görürsünüz hırpani giysilerinin bile yok edemediği böylesi bir zarafet ve güzellik görmemişsinizdir hiç. O ise çöp topladığı, çuvaldan yapılma çekme arabasını bir kenara çekip ayakkabı seçmeye koyulmuştur çoktan. Kırmızı topuklu bir ayakkabı bulur çıkarır yığından. Doğrulur, ayağına geçirir ayakkabıyı ve vücudunu yana doğru yatırarak şöyle bir duruşuna bakar. Memnun bir ifadeyle ona uygun bir tek aramaya koyulur heyecanla. Birden bir korku duyarsınız içinizde, ya uygun bir tek bulamazsa diye. İşte o zaman bilirsiniz: heba olan güzelliktir kırmızı ayakkabı teki. Ertelenmiş hayallerdir.
Ve artık eminsinizdir: ayakkabı teki görmek her koşulda hüzünlendirir insanı.