Şiirlerini Çekmecelerinde Saklayanlar

Şiirlerini çekmecelerinde saklayan kadınlar sevdim.

Her ay sonu maaşları tükenirken annesi ve kız kardeşiyle kavga edenler. Oysa çok bir şeyler almazlardı kendilerine. Nemlendirici krem, çorap, yazları ve ay başı günlerinde fazladan iç çamaşırı hepi topu. Kız kardeşleri okuyordu hala. Bitiremedikleri fakültelerde veremedikleri dersler vardı. Hocalarına istediklerini veren bu kızlar, bir dersi nasıl veremiyordu öğrenemedim. Anneleri ise kuş gibi. Evden eve gezmelerde. Mualla Hanımlar, Müjgan Teyzeler, Aytenlerin kayınvalideleri, Şulelerin üst kattaki komşuları…

Akşam evlerinde toplandıklarında aynı masada üç tabak. Üçü de farklı köşelerde; Üç farklı hayat.

“Yarın Neclalara gideceğim. Lale’nin gelinini de göreceğiz. Küçük olanı evlendirdi iki ay önce. Beşiktaş’ta nikah yaptılar, gidemedik. O gün babanızı ziyaret edeceğiniz tuttu. Yaşasaydı yüzüne bakmayacaktınız adamın. Ölünce herkes kıymete biniyor. Ben ölünce bana gelmeyin de bak ne yapıyorum sizi.”

“Okuldan sonra Ufuk aldı beni. Bebek’te yeni bir yer açılmış oraya gittik. Çikolatalı pasta yedik. Çok romantik bir çocuk. Bir haftadır birlikteyiz bugün öptü beni. Sıcacık bir öpücüktü. Aşık oldum galiba, emin değilim. Selim gibi çok sıkıştırmıyor beni. Ne dersem onaylıyor. Yarın yine buluşacağız. Benim dersim iki’de bitiyor, onun dersi yokmuş gelip yine beni alacak. Akşamüstü biraz geç kalabilirim o yüzden. Bir şey olursa ararım. Abla spor arabası var, müthiş!”

Hayatlarını şiirlerinde anlatan kadınlar sevdim.

Her sabah yorgunlukla uyanan. Perdeleri açmadan giyinmeye başlayan. Uzun bir süre kahvaltıyı sadece Pazar günleri yapan kadınlar. Çalıştıkları yerlerde el üstünde tutulurlar. Bir bölümün sorumlusu olup ona bağlı çalışanlar varsa mutlaka ona tapıyorlardır. Bir istedikleri neredeyse üç yerine getirilir. Kendinden üstleri ise onu kaybetmemek için ayrı bir çaba gösterir. Çünkü O, sabah yataktan yorgun kalkan kadın değildir artık. Evden dışarı adımını attığında bütün enerjisini toplayıp iş yerinde zirve yapandır. Kahve, sigara için yanına gidilen, yeni alınan kıyafete ilk yorum yapan, kız arkadaşına hediye almak için fikri sorulan…

Kusursuz coşku odalarında sabah ve öğle seansları kalabalıktır. Her ne kadar içlerinde pencereleri kırık mutfaklar bulunsa da dostluğa en leziz yemekler bir daha kullanılmayacak kaplarla bu mutfaklarda pişirilir. Düzenleri iç yetileriyle oluşmuştur ki herkese nasip olmaz onu bilmek, öğrenmek, kullanmak… Ben hala bana ait iç yetiyi çözemedim mesela. Çünkü onu ortaya çıkaracak acılar yaşamadım ve o acılarla dünyayı temizleyen gözyaşları akıtmadım. O gözyaşları ki doğumdan itibaren sivrilen bütün kayaları doğa gibi eritir, uysallaştırır. İçleri uysal, dışları keskin. Şiirlerini gözyaşlarıyla eğiten kadınlar…

Hep yanlış adamlara aşık olan kadınlar sevdim.

Öğrenince birdenbire içimde kaynağı kurumuş bir dere yatağı uzanır. Kenarında küçük taşlar sızlatır dokunduğu yerleri. Ağırlık yapar gövdem. Zor zahmet düşünürüm. Usum onda asılır kalır. Ben “Hoşça kal” derim; sade ve yine zahmetle. O ise gözlerimin gurbetine dudaklarını koyar. Onun yanlışı olamayacağımı anlarım.

Şiirlerini çekmecelerinde saklayan kadınlar sevdim.
Çünkü onlara çekmecelerde saklanacak şiirler verdim.