Ocak, 2011 Kategorisi için Belgelik

0

Nalân Kiraz, “Titreyen Sesi Rüzgârın”

Devamı »

0

Adriana

Her akşam sarı bir ışık
Tarıyor suratımı Adriana
Arkamda bıraktıklarım
Dikiliyor karşıma

Aileni gömdüğünü gördüm
Geçtiğin sınıra

Neden bazı insanlar
Daha ödemeli yazar Adriana?

Geniş beyaz meşeler olsa
Bizim de şemsiyemiz
Ama bedel ödemeden olmuyor ya
Belki ondan bu intihar ataklığı

Devamı »

0

Ödül Düzleminde Şiir Erkini Yıkmanın Anatomisi

Ödüllendirmek, üst konumundaki biri ya da birilerinin, ast konumundaki biri ya da birilerine övgü lütuf etmesidir. Yani her şeyden önce iki birey arasında hiyerarşi kurar ki hiyerarşi insani değildir, dolayısıyla ödüllendirmek ve ödül beklemek de insani bir eylem değildir.

Sahibinden daha doğrusu kendisini sahibi olarak gören insandan ona uygun eylem sergilediği için bir köpeğin “ödül” beklemesi, kendi yapısı açısından anlaşılabilir bir durumdur, oysa insani eylemin temel ölçütü, herkese göz hizasında bakıp kalp hizasında sevebilmek, yani kimseyi üst ya da ast saymamak, herkesi kendiyle eşit düzlemde görüp buna göre hareket etmektir. Oysa ödül beklediğiniz zaman, otomatikman ödül veren özneleri üst, kendinizi ast konumuna getirirsiniz, kendinizi eşitlik çizgisinin altına, ödül veren özneleri de çizginin üstüne çekersiniz, yani fırlatılan topu sahibine getirdiği için ödül olarak kuru mama bekleyen köpekten farkınız kalmaz.

Devamı »

0

Yeni Sinsiyet’in Seçkinlik Arayışı

Seçkinlik, saygınlık ve bu ikisi doğrultusunda oluşan statüko arayışı, Yeni Sinsiyet Tipolojisi’nin[1] kendini, arzularını ve hilebaz stratejilerini sisleyemediği, bu yönde dezenformasyon uygulayamadığı en belirgin konulardan biridir. Yeni Sinsiyet’in seçkinlik arayışı çoğulcu yaklaşımlarla tersleşen oligarşik bir düzeneğin kurulumunu içerdiği için Yeni Sinsiyet’in projelendirdiği hedef kitlesinde gecikmeli bir huzursuzluk yaratmaktadır. Yeni Sinsiyet’in niceliksel olarak hedeflediği “biz” söylemine ve retorik arsızlığına[2] uymayan niteliksel bir arayış, huzursuzluğun kök nedenidir. Bu his cehalet alanında -henüz- bütünlüklü bir “farkındalık” boyutuna gelemediği için çoğunlukla gecikmeli olarak duyulmakta, geçiştirilmekte ve büyük bir tepkisellik içermemektedir.

Önünde sonunda, hangi enstrümanları hangi amaçlarla kullanırlarsa kullansınlar, Yeni Sinsiyet tipolojisi ve nemalanıcıları kendilerini sağlama bağlayacakları bir ayrıcalık katmanını arzu etmektedir, bu durum gün gibi ortadadır. Arzu edilen kalıcılık  ve müstahkem mevki bizzat statükonun tanımında vücut bulmaktadır.

Devamı »

0

yüzüm: alnımın altyazısı

yüzüm: acının göçmen resmidir
renklerde yer değiştiren ayrılık
ne ev sahipleri kal der, ne o kalır
düşen şehirlerin saklı albümlerinden
göz ucuyla çıkarılır

yüzüm: karakalem cemredir çocuklukta
gençlikte halklar için yaralı
eskizler geçididir aşklarda
yaşlandıkça eşekarılı, uzun dilli

Devamı »

0

causam sui

bir sanrıyı tanrıyoruz törel bakışlı minyatürgi
karşı töz, tekil uzam; yok: bir doğuruk şey‘ler
gibi iç-içe kanlılık var zaman kansızlığına dil
besleyen gece büyü kin görkemi hayvancıllığın
ve: çarpışması karanlığın süresiz her mekanda
bir tanrıyı kuruyoruz törelbakışlıbüyükheykel

bir tanrıyı kuruyoruz törelbakışlıbüyükheykel
aldırtarak yerini anısı şapkalar altından suya
uzanıp uzasın ve kısalsın için daha da saçları
köklerinde apaçık göstergeler sırdan bir doğa

Devamı »

0

İki Şiir: “Acıyı Telaffuz”, “Küba Fatsa Arası”

Acıyı Telaffuz

Beni yatılı okulun askeri cinnetine sürdüler,
ah ki, kahırdan bir dizeye kırdılar beni.
Anama, avradıma, düşlerime,
ilk gençlik heveslerime sövdüler.

“Askerim, benim ağzım kuşlardan” mı demişti Edip.
Benim ağzım, kan revan düşlerle örülüdür hep,
on dördümde kırılan ön dişlerimin hatrına, kavgada.

Devamı »

0

ŞAİR ÇALAR, ŞAİR OYNAR

Şairlerin hali çok acıklı doğrusu. Bazen traji-komik duruma da gelebiliyor. Çünkü şiir okuru falan yok bu ülkede, kayda değer sayıda. Bu yüzden de şairler kendileri çalıp kendileri oynuyorlar ne acıdır ki.

Ne büsbütün içinde ne tamamen dışında” olduğum şair ortamına, artık acıyarak bakmaya başladım açıkçası.

Ece Ayhan, Turgut Uyar, Cemal Süreya gibi büyük şairlerin şiir kitapları bile, senede bin tane satılmıyor. Bildiğim kadarıyla, istisna olarak, sadece Nazım Hikmet ve Yılmaz Odabaşı’nın şiir kitaplarının satışı, yıl içinde birkaç bin sayısına ulaşabiliyor. Edebiyat dergilerinde düzenli olarak şiir yayımlatan, şiir yıllıklarına giren şairlerin çok ünlü olanlarının dışındaki şairler, yayınevlerine kendi ceplerinden para vererek kitaplarını bastırmak zorunda kalıyorlar. O kitaplar da ancak 500 tane basılabiliyor, satmayacağı için. Dağıtımcıların çoğu, satılmadığı için, bu kitapları dağıtmaya yanaşmıyor. Kitapçıların çoğu da şiir kitapları satılmadığı için, çok ünlü ve satan şairlerin kitapları dışındaki şiir kitaplarını almak istemiyor.

Devamı »