KÜRESELLEŞME SÜRECİ, ŞİİRİN ZAYIFLAYAN MUHALEFETİ VE BİR İMKAN OLARAK İNTERNET

Sanatsal dönüşüm sürecinin toplumsal, siyasal ve ekonomik dönüşümden bağımsız düşünülemeyeceğini biliyoruz. Aynı şekilde, adına küreselleşme dediğimiz sürecin yeni bir süreç olmadığını, onun kapitalizmin ortaya çıkışından bu yana geçerli bir kavram olduğunu da biliyoruz. Ancak, hızlanarak artan teknolojik yenilikler, dönüşümü özellikle son 25-30 yıl içinde çıplak gözle takip edilebilir hale getirmiştir. Böylece, neo-liberal kapitalist dünya görüşünün ve serbest piyasa ekonomisinin bütün dünyaya büyük bir süratle yayıldığı emperyalist bir süreç yaşanmıştır, yaşanmaktadır. Küresel kapitalist kültür, toplumların geleneksel kültürel değerlerini erozyona uğratmakta ve onların yerini almaktadır. Bu yeni kültür, kendi öz kültürüne yabancılaşmış, kişisel çıkarlarını her değerin önünde tutan, rekabetçi, bencil ve fırsatçı bireyler ortaya çıkarmıştır. Uzun zamandır, görselliğin giderek önem kazandığı, anlamın biçime yenildiği bir imaj çağını yaşıyoruz. Kimilerinin şakayla karışık “cilalı imaj devri” olarak adlandırdığı bu durum da yine doğrudan küreselleşme sürecinin insani ve toplumsal değerler üzerinde yarattığı aşınmanın bir yansıması ve sonucudur.

Peki, yukarıda kısaca sözü edilen süreç, şiiri ve şairi ne biçimde ve ne ölçüde etkilemiştir, etkilemektedir? Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz: Bütün bu değişim ve dönüşümden şiir de nasibini almıştır. Oldum olası toplumsal muhalefetin sözcüsü olan şiirin bu muhalefet özelliği gitgide zayıflamaktadır. Yukarıda sözünü ettiğimiz rekabetçi, bencil, fırsatçılığı yaşam felsefesi haline getirmiş insan tipinin yaygınlaşması, şairin insana, onun saflığına, toplumsal kurtuluşa olan inancını yıpratmış, yine bu toplumun bireyi olan şair de genel etkileşimle benzer biçimde dönüşüme uğramıştır. Anlam şiirden gitgide dışlanmış, şiirsel içerik fazlasıyla bireyselleşmiş, şiirin muhalefeti toplumsal özelliğini yitirmiş, en fazla nihilist ve anarşist bir söyleme dönüşmüştür. Kaldı ki bu alternatif muhalif söylem bile genel bireysel post-modern söylemin yanında devede kulak kalmıştır.

Öte yandan, kapitalizmin körüklediği mal patlaması ve mal çeşitliliği algı biçimini de dönüşüme uğratmıştır. Post-modern hayat zamanla çevredeki mal ve dolayısıyla da ‘uyarıcı’ sayısını o ölçüde arttırmıştır ki, şairin de, toplumun diğer bireyleri gibi, bırakın kafasını toplayıp muhalefete odaklanmayı, kendi iç dünyasına odaklanması dahi zorlaşmaya başlamıştır. Küreselleşme sürecinin dönüştürdüğü algı nedeniyle insanların öncelikleri değişmeye başlamış, zaman azalmış, değer yargıları da buna koşut olarak dönüşüme uğramış, ‘geçicilik’ duygusu artmaya başlamıştır. Bu geçicilik duygusu, daha önce sözünü ettiğimiz ‘görselliğin ön plana çıkışı’ gerçeğiyle birleşince, şiirde nicelik ön plana çıkmıştır. Gelişen teknik imkanlar doğrultusunda basılan dergi ve kitap sayısı artmış, nicelik artarken bu gürültülü kalabalıkta nitelik gözetilemez hale gelmiştir. Şiir de diğer metalar gibi çabuk tüketilen bir metaya dönüşmüşe benzemektedir. Sapla samanın birbirine karıştığı kaotik bir ortam yaşıyoruz epeydir. Görünen odur ki, muhalefetini çekincesiz biçimde ortaya koyan eski tip naif romantik şair tipi, yerini artık rekabetçi ve kariyerist bir şair tipine bırakmaktadır. Dolayısıyla, küreselleşme yörüngesinde şiirde ve şairde gerçekleşen bu dönüşümler ve değişimler, tanımı gereği muhalif olması beklenen şairin duruşuyla ilgili ciddi bir şüphe yaratmaktadır.

Peki, durumlar bu merkezdeyken, çözüm için ne yapılabilir? Başta da söylediğimiz gibi, küreselleşme süreci kavramının, teknoloji kavramından ayrı düşünülebilmesi söz konusu değildir. Teknoloji, yukarıda sayılan olumsuzluklardan bazılarının katalizörü olmakla birlikte, şayet bir çare gelecekse, onun da kaynağı durumundadır. Şiirle teknoloji ilişkisi denilince akla ilk gelen kavramsa ‘internet’ olmaktadır. Marshall McLuhan’ın 1967’de icat ettiği “Küresel Köy” kavramı, internetin yaygın olarak kullanıma girmesinden sonra daha da güçlenmiştir. Doksanlarda Körfez Savaşı’nın televizyondan “naklen” yayınlanmasının post-modern etkisini üzerimizden henüz atamamışken, bu kez de Tunus ve Mısır’da dikta deviren bir “Facebook Ayaklanması” kavramıyla tanıştık. “Sanal” ortamın, “gerçek” sonucu, şaşırtıcı olduğu kadar aydınlatıcı da oldu. Tamam, kredi kartı numarası vererek sanalı gerçeğe dönüştürme işlemine alışmıştık zaten, ya da bu elektronik mecra aracılığıyla kapımıza kadar yemek getirtebildiğimizi öğrenmiştik. Ama, bunlar kapitalizmin para tuzaklarıydı ne de olsa. Oysa, şimdi gördüğümüz başka bir şeydi: Sıradan insanlar, interneti kullanarak toplumsal bir amaç doğrultusunda organize oluyorlardı. Bu durumun şiirsel bir karşılığı da olamaz mıydı?

Son zamanlarda şairlerce oluşturulan internet sitelerinin ve blogların sayısındaki belirgin artış dikkati çekmektedir. Algı bakımından kağıda dokunmaya alışkın olan daha eski kuşaklar çok sıcak bakmasalar da, gençler arasında bu imkan hızla artan oranda kullanılmaktadır. Böylece, basılıp dağıtılan dergi anlayışında zorunlu olarak girilmesi gereken ticari ilişkiler ağından, para ilişkilerinden muaf kalınmakta, bu da ayrı bir özgürlük duygusu yaratmaktadır. Yayıncının da okuyucunun da parasal herhangi bir ilişkiye girmediği daha doğrudan bir iletişim imkanıdır söz konusu olan. Bunun yanı sıra basılı yayıncılık dünyasında görmeye alışık olduğumuz hiyerarşik yapı ile birlikte biat kültürü de büyük ölçüde ortadan kalkmış olmaktadır. Ayrıca, herhangi bir tartışmada cevap hakkını kullanmak için aylarca beklenmemekte, tepki anında gösterilebilmektedir. Bu durumsa, iletişimi daha gerçek ve sahici kılmaktadır. İnternetin şiir adına kazanımlarından bir başkası da, dünyanın başka yerlerinde yazılan şiirlerden anında haberdar olma imkanı sağlamasıdır. ‘Google Translation’ gibi programlar sayesinde, hiç bilmediğimiz dillerde yazılan şiirlerin en azından konusuyla ilgili bir fikir edinebilmekteyiz. Ya da, diyelim ki İngiltere’de henüz yayımlanmış bir kitabı kısa sürede kapımıza kadar getirtebilmekteyiz. Bu durumsa elbette ki şaire yeni bakış açıları kazandırmaktadır.

Tabii ki, internet ortamı da baştan sona güllük gülistanlık değildir. Örneğin, başta sözünü ettiğimiz post-modern “geçicilik” duygusunu vurgulayan bir yanı vardır internetin. Siteler, bloglar, bir anda kayıplara karışabilmekte, tartışma konuları çok sık değişmekte ve yön değiştirmektedir. Dolaşıma girmek ne ölçüde kolaysa, dolaşımdan kalkmak da o ölçüde kolay olabilmektedir. Öte yandan internet, sapla samanı karıştıran bir “eşitleyicilik” duygusu da yaratmaktadır. Örneğin, bir Yahya Kemal şiiri ile gazete ilavesinden fırlamış bir şiirimsi aynı sayfada buluşabilmektedir. ‘Bilgi kirliliği’ de yine internetin dezavantajlarından bir başkasıdır. Can Yücel örneği hepimizin malumudur. Onun adıyla dolaşıma giren şiirlerin neredeyse yüzde doksanı Can Yücel’le ilgisi olmayan işlerdir. Buna karşın, şairler dahi bu ayrımı yapamayacak duruma gelip bunları onun ismiyle paylaşabilmektedirler.

Yine de görülen odur ki, bazı dezavantajlarına rağmen internet, şiirin muhalif tavrını yeniden güçlendirebilecek, küreselleşme sürecini şiirin lehine çevirebilecek öncelikli bir imkan olarak önümüzde durmaktadır.