Kaç kişiyim ben?

Çeviren: Erdoğan Kul

Çevremdeki her şey, beni çevreleyen her şey buharlaşıyor. Tüm yaşamım, belleğim, imgelemim, imgelerim, kişiliğim… buharlaşıyor, uçup gidiyor. Her zaman başka biri olduğumu duyumsuyorum; başka bir şey, başka… Burada rol aldığım sahne, başka bir oyuna ait. Ve katıldığım bu gösteri kendi kendimim.

Kimi zaman, on-on beş yıl önce yazdığım metinlere rastlıyorum karmakarışık çekmecemde. Bunların çoğu, tanımadığım biri tarafından yazılmış gibi geliyor bana; kolayca tanıyamıyorum onlardaki kendimi. Ben yazmışım; ama başka bir yaşamda, ondan henüz uyanıp geride bırakmış olduğum başka bir yaşamda.

Çok gençken, daha on sekiz-yirmi yaşlarındayken yazdığım kimi metinlerde, mahiyetini tam olarak kavrayamadığım bir etkileme gücü var. Ergenlikten henüz birkaç adım attığım yıllara ait bu cümlelerin, bu pasajların bugünkü ben tarafından üretildiklerini anlayabiliyorum kimileyin. O zamanki kendimin, yılların ve nesnelerin eğitiminden geçmiş şimdiki kendimin aynısı olduğunu anlayabiliyorum. Bugüne doğru büyük bir gelişim, büyük bir değişim geçirmiş olduğumu düşününce de, böylesi bir anlama durumunda, bir yere koyamıyorum geçirdiğim değişimi.

Bunda bir gizem var; beni değerden düşüren, üzerimde baskı kuran.

Yine birkaç gün önce, eskiden yazdığım küçük bir metni okuyunca müthiş bir acı duydum. İç sızımın, o metinlerde henüz birkaç yaşında olduğunu fark ettim. Çekmecemde, aynı iç sızımın güçlü bir biçimde vurgulandığı daha eski metinler de buldum. Doğrusu, geçmişteki kendimi tam olarak anlayamadım. Şimdiki kendiliğime doğru nasıl bir ilerleme kaydetmiştim? Bugün beni tanıyan biri, nasıl olur da dün tanımamaktadır? Tüm bunlar, kendimle olduğum ve kendimden ayrı düştüğüm bir labirentte karmaşa içinde bırakıyor beni.

Zihnimde uçuşan binlerce düşünceyle geziniyorum; yazmakta olduğumun, aslında henüz yazmış bulunduğum olduğundan eminim. Anımsamaktayım. Ve içimdeki varlığın, duyumların Platoncu bağlamdaki yorumu açısından düşünülüp düşünülemeyeceğini ya da ancak bu yaşam içinde varsayılabilecek önceki bir yaşama ilişkin başka bir belleğin bulunup bulunmadığını soruyorum kendime.

Tanrım, Tanrım, izlemekte olduğum bu oyun kimin? Kaç kişiyim ben? Kimim? Kendimle kendim arasındaki bu boşluk da ne?

***

Ömer Hayyam

Ömer Hayyam’ın bir kişiliği vardı; benimse, daha iyi ya da daha kötü, yok böyle bir kişiliğim. Bir an biri oluyorum, sonra tamamen başka biri; bugün ne olduğumu yarın unutuyorum. Ömer Hayyam gibiler, yani her kim ve ne ise o olanlar, tek ve sonsuz bir dünyada yaşarlar; benim gibiler, yani her kim ve ne ise o olmayanlarsa, yalnızca sonsuz, nesnel bir dünyada değil, biri öbürünü izleyen, apayrı, sonsuz ve öznel bir dünyada yaşarlar aynı zamanda. Benim felsefem, Ömer Hayyam’ınkinin tıpkısı olmaya özense bile, tıpkısı olamaz. Sonuçta, böyle bir şeyi gerçekten istemesem de, eleştirdiğim pek çok filozof var içimde -ruhlar misali. Ömer, tümden reddedebildi bunları; çünkü ona yabancıydılar. Bense reddedemiyorum; çünkü ben her kim ve ne isem onlar da o.

 

______________

Fernando Pessoa, The Boom of Disquiet, tr.Alfred Mac Adam, Exact Change, Boston, 1998.