LEKE

bir yurttu sinir pasından, altı yön ömrün sığdığı. adresini arıyorduk yüzümüzdeki düşüğün, dil üstünde gezdirilen kızgın demir buğularını aralayarak.

 

doğa’nın dönük olduğu nokta hangimizdeydi? birbirimize ölüyorduk, bulunmuyordu. güneş küçük hayvan ölüleri halinde derimizin altına birikirken, “ben” diyorduk, “hepimizin aynı yerinde kardeş beni; gelin üst üste getirip uçalım…”

 

insan sütünü demleyen eldeğmedik mimariye adanan bakışlarda kur da aramıştık: a e ı i o ö u ü. uğrum çığırıp duruyor keman koyusu, memeleri budanmış bir çingeneden cama vuran kuş seslerinde.

 

çapraz kesilmiş kolların kasıkta bıraktığı karıncalanma! putların aşkdönümüdür köşelerin suskunluğu.

 

ağzımda minik bir cenaze varsa kibritle bakın, önünüz olsun. sütü ak tutan çıngırak sustukça etimin çürüklerinde, her türden körlüğü sağıp bir mum yapın kibritinize –ki ağzımın cenazesinden kefeni böyle girer evlere dünyanızın.