Ay Deniz’e düştü. Adı’m; Su!

Planlanmış bir cinayetin kurbanlarıydık,
intihar mektubumuz yazıldığında…
Çığlıklarımızı duymayacak kadar sağırdı kalabalıklar,
sürüle sürüle sürgünleri aşındırmış yollardık.

Yüzünü gömerdim içime,
ne zaman sus(a)san yarına.
Sözlerimi soyuyordun sevgilim
güneşine yasladıkça başımı
çırılçıplak kalıyordum karşında
göğüs kafesimden güvercinler havalanıyordu
dudağındaki emek kırıntılarına doğru…

Şehirler zil zurna sarhoş,
sokaklar iliklerine kadar sırılsıklamdı aşktan!
Ayazın güne kesik olduğu gecelerde,
ağlarına takılırdın yalnızlığımın.
Gök yıldızları kovardı kucağından,
adak olurdu isimleri,
kimlerin koynuna düşseler yurtsuzluklarındandı
ey insan
yurtsuzluklarından!

Yaramın iki harfiydin.
Cümlelerimin ”ar” damarı çatlamışsa yaramdandı,
yaramın ortasında konaklamandan…

Boynunun ucuna nasıl da asılmıştı,
adım!
arka mahallelerde
özgürlüğümüzü satırla kovalarlardı
mayıs
vurulurdu sırtından!
Her gülüşümüz
bileklerimizde
kan revan!

Tutukluydu güncelerimiz,
Kuğulu Park’ta kartopu oynayamamıştık misal hiç.
Parmak uçlarımız donmamıştı henüz,
öldürülürken ondan mıydı sıcaklığımız?

Hangi hikâyenin hazin özetiydik?
Hangi ateşin bastırılmış ayaklanması?
Hangi dilin susturulmuş alfabesi?
Hangi ayyaşın cebine dökülen şaraptık?
Hangi fahişenin tecavüz sahnesi?
Hangi uluyan güz sancısında çakallar yemişti düşlerimizi?

Gözlerini yumdun deniz’im,
soluğumla boğuyordum oysa karanlığı
göremedin!

Katiller açıyor şimdilerde mezarlıklarımızın kapısını
en çok da onlar alkış toplamakta

iyi ki görmedin!

Gözlerini yumdun deniz’im,
susturduklarını sandılar
hâlâ o kızıl meydanlarda
doğmakta sesin!