Sürgün

oradan
çekebilsem oğlanların kırpılmış beynini,
güneş parçaları toplar gibi
acının geniş açılarında.

toprakta vuran kan kokusu
nabzı toprağın,
her şeyin ortası
pıhtıda.

hava da sabunlaşmış
bir başına kalmaktan,
körlüğün görkemi
kalınlığında.

bakırda zaman’ın,
karşılık düşmeler’in damakta
ekşimiş dili
bir sara ânı oluyor:

bakıyorum, neredesin,
kayganlığın satır aralarından.

geçen benim hep
mermerden, okunamayan adakta,
altın yanılsamasınca içten
ve bölünmelerinden
yuvarlağın.

uzanışların,
kalışın sonunda
kendini öğütsün değirmenleri,
doğanın egemen yönüne yenik.

geçiyorum
bakir ağaçların arası gibi.
yukarıda

tükenişin dipsiz ormanlarında
yankısızlıktan tutuşup yanan tek ıslık,
cehennemin kendini anlatma yüzü olacak
söze kanarak, demek ki…

kömürü koynunda kalsın
koma’nın.