LXXV*

Çeviren: Hasan Ağan Karaduman

………..Sen ölüsün.
Ölmüş olmanın nasıl da tuhaf bir biçimi. Herkes
ölmediğini söyleyebilir. Ama sen gerçekten
ölüsün.

………..Süzülüp gittin sadece o tül perdenin
ardına arştan arza uzanan,
bir görünüp bir kaybolan alacakaranlıklarda
titreşerek senin yaranın tumturaklı
tabutu acı vermezden önce sana. Ben
diyorum ki yaşam aynada olandır
ve sen gerçek olansın, ölümsün.

………..Dalgalar giderken
nasıl da günahtan arınmış ölü olan. Yalnızca
sular çarpıp vurduğunda karşı sahillere
ve kendilerini durmaksızın çoğalttıklarında,
kendini dönüştürerek inanırsın öldüğüne
kavrarsın da gitarın altıncı telinin artık senin olmadığını.

………..Sen ölüsün, hiç yaşamamış gibi önceden.
Herkes, senin için şimdi değil de bir zamanlar yaşadı
diyebilir. Ama, gerçekte, sen kadavrasısın
hiç olmamış bir yaşamın. Acıklı bir son. Hiç
yaşamamış olup hep ölü olmak. Hiç yeşillenmemiş
kuru bir yaprak olmak. Öksüzlüklerin öksüzlüğü.

………..Yine de ölüler, olmadılar ve olamazlar
hiç yaşamadıkları bir yaşamın kadavraları.
Onlar hep yaşamdan öldüler.

………..Sen ölüsün.

 

*Trilce’den (1922)