Mühür

zamanın yırtık eti sevgilim,
ağzımı sana eksilten

çiçekbozumu yalnızlık’ın serinliğini yürürken
horlandığım kalabalık
gece’körü düşük dünyanın karnında
yağmurun kemikleriymiş meğer
gözlerimde kırılan

düşün zarafetinden
işgal ediyorum yüzünü
yüzün bir sırrın ayaklanması
sağır kuşların ses bilgisi
ormanı sürüklerken peşinden yaprak uçuşu

âh telaş
içime kazınmış rüzgârın vurgunluğu
uzaklarda unuttuğum taşlar -kırıklığı
göğe ağan uçurtmaların

yıldız saçlı bir kız çocuğu bırakıyorum bur’da
bilmiyorum kimdi saflığının koynuna giren
tektir, esirgensin yolun avcı gülüşünden
ben kimseyi öldürmek için yaratılmadım
yine de doğurduğum ölü var, dedi
annesi

hükmedemediğim
yazgının yangısı usumda mühür
ateşine çarpıldığım kilit
iç’yarası güneşin