siyah papatyalar

basit şeylerdi, yürüdüğümüz tarih gerçek mi
istenç dışı koşarak kurduğumuz hayat, tanrı’nın
sesi gürlemişti gökyüzünden yeryüzüne: öldü
tanrı! deyin bakalım “o, artık kimsesizdir!”:
sessiz ve derinden inleyen yaşamın sonu,
sonsuzluğun dirilmesi bilgiye gömülü ölüm.
özgür kıldı beni, hepten rahatsız etti, cismimi
hakikiyyûndan oluşan acılar dünyası: bulunç
ötesi edgü nereye gitti, gider, gitsin gidebilirse!

bana aklım kaldı; ne çok sevindim siyah
papatyalar açtı ve çoğaldılar kafesinde toprağın:
tertilianus kandırdı bizi, biz bilenler, bilgeler
pazarında söyleşenler dedik: certum est, quia
impossible”: kesin bu, çünkü imkânsız!; elbette,
kandırıldık, olanaksız değildi karanlık. putlar
yaratıldı: sermaye, mülkiyet, despotik inançla
koruyucu devlet! olmazı  olur anladık, zavallı
kalabalıklar: us yarıldı sonra, kimya ve fizikle.

yarın dedik umut dedik gelecek gelmedi bir türlü
doğal küme yoktu, olmadı hiç: silahlar, insandı:
insan dedikleri “savaş yaradan” izdüşümü
keskin bıçak, sırtlan payı, homo homini lupus,
otomatlar dünyasında peygamberler coğrafyası
sarı yıldızlı davûd, golyat zırhını delip deşen kan!
rastlantı değil bu zorunlulukla bağlı mükemmeliyyet
cehennemi: burada dünya, cinnet ehlinden katliam
burada: maktûl, perperişan, bir tek vahşi insan.

homo homini res sacra, dönüşmedi, asla, katiyyen
olmadı şeylerin cürmü, eşyalardan vazgeçilmez
memalik büyüdü zihninde bencilliğin künhüyle:
ölen tanrı’nın sesi: her vakit olur olmaz ateş taşıdı,
silahlandı tanrı râb’a ait krallıkta! kır al böl yönet
öldür esir et aç bırak ölsün soğusun kalbin aşkı
kurusun kanın ırmağı gencecik papatyalar beyaz
morarsın çöllerde elverişsizlik ikliminde yavaş
yavaş yavaş rikkatle soluğunu süzsün ölüm ve hayat.