GÜN BOYU II-IV

II

sen ki hep o uzun vedalar için seviyorsun kendini

buradayım oysa, bir gölge boyu uzağında. hiçbir şeyden habersizmiş gibi akşamı karşılamaya hazırlanan bir oylum fesleğenim

arada uzanıp karıştırsan saçlarımı ormanların yeşilliğiyle doldurabilirim odanı. karıştırmasan da olur. razıyım, balkon demirlerinden sarkıtıp kollarımı, yaz boyu ayaklarının dibindeki saksıda bir odadan öbürüne huzursuzca dolanışını izlemeye. kekik ve soğan kokan soluğun, arada bir yüzüme değsin yeter

yağmurlar henüz başlamadı, başlayacağı da yok

nasıl her sözüm güç geliyorsa sana, avluda eşinen serçelerin tozu bile ağır geliyor, bakışların gibi git gide kararan göğe. böyle bir akşam en iyisi inanmamak ağızdan çıkan her söze

 

IV

küçücük bir esintinin bile önünde duramayan kavak tozları gibi dağılıverdi bulutlar, tansökümünden beri bir çadır bezi gibi dalgalana dalgalana hıncını toprağa boşaltıktan sonra

suya doymuş mantarlardan bir çıkın yapmak için gömleğimi çıkartıp yere seriyorum. günboyu yarenlik edip söyleştiğim gölgem de benimle birlikte diz kırıyor, karaçalının dibine. ikindi güneşiyle arkamda kaldığından onu ihmal ettiğimi düşünerek yeniden sohbet etmeye başlamıştım ki derinden gelen bir uğultuyu duyuca irkiliverdim

çocukluğumdan kalan alışkanlıkla yerden bir taş alıp meşe ağacından yana baktığımda kahkahalarla gülmeye başlıyorum. ah çiftleşen kaplumbağalar, bağışlayın kusurumu, kusursa mahreminize tanık olduğum yerlerde dolaşmam.