GÜN BOYU VI-VIII

VI

nereye baksam bıraktığım gibi her yer diyerek esniyorum; karşı tepedeki patikadan ana yola doğru yürüyen çocuğa bakarken

kente gidiyor olmalı

bir kayanın dibine çömelip onun kendinden büyük çuvalıyla çamurda bata çıka ilerlemesini izliyorum. iki dağın arasından geçen yola ulaştığında durup benim oturduğum tepeden yana bakıyor. o kadar tanıdık ki, az önce vedalaşırken birbirimizi unutmamak için ant içmiş gibiyiz.

göz göze geldiğimizde dehşetle yerimden fırlayarak, “sen miydin, sen” diye mırıldanıyorum. kim olduğunu tam olarak çıkaramasam da

sıklaşan soluğumla buharlaşan gözlülüğümün camını silerek tekrar bakıyorum. ama o görmek istemediği biriyle karşılaşmış gibi hışımla dönüyor arkasını. dibinde oturduğum kayanın yanına dönerek ellerimi bacaklarımın arasına sokup soluğumu toparlamaya çalışırken “ah çocukluğum! bağışla beni diyorum bağışla…”

bir suçu ilk kez kendime itiraf etmenin huzuruyla

 

VIII

çiçekleri omuzlarımıza dökülen ıhlamurun yanına geldiğimde, tek bir gövde gibiydik dedim seninle; göğün mucizesini ve toprağın doğuganlığını tek tek gösterirken birbirimize.

seni ilkyaz yağmurları getirmişti bana.

bulduğunu yitireceğini bilenlerin burukluğuyla izlerdim, yüzünü başakların üstünde gezdirirken heyacandan kıpkırmızı kesilişini. ellerim benim değildi sanki, rüzgârda uçuşan saçlarını toplayıp toplayıp omzuna bırakırken

ıssızlığa ve dizlerimde günbegün artan ağrıya aldırmadan her ilkyaz kanal boyunca yürüyorum hâlâ, sukabakların yanında durup gölgesinde son kez dinlendiğimiz bu yaşlı ağaca baka baka

ormanın çırılçıplak kaldığı günlerde kaybetsem de seni otların en yeşil zamanında geri geleceğini biliyorum. bir hatıra olsun diye patikanın ucundaki çalılığa gömdüğüm boyunbağını koynumdan çıkararak haykırdım:

beni burada bıraktığını unutma