Sondaki ve Rêverie Ezgisi

kendine yeraltında büyük bir gökaltı kurdu
bütün acılarını oraya gömdü
acısı – salıncağı bayrakları
yalnızlığı- dikili büst ayakları
kaba kadınları, pis kokan erkekleri
-giydiği pelerinleri
kökü kalmış ağaçları gördü
bir zamanlar pembe açan ağaçları
bilmediği yerlerde adının yazdığı taşları
bin yıl öncesinde yaşadığı mezarları
içtiği ilaçları
kayboldu gri ve susuz tarlalarda, acısı rengin hayaliydi
-örtülü hayvanların kuyrukları
başının kıvrımı huzursuzluğunun altnefesiydi
kalemi bitince durdu varolmamış gibi-
gizemi son buldu
gözlerini kapattı, kül oldu
ve ağaç yapraklarına kondu

o’nun öldüğü bombalarda başlıyor yörüngesiz
ayrılan kolları, kırılan dişleri, yarımdaki notaları
koca bir yaştan sıfıra döndürüyor
kaybettikleri
şuan gizemini çözemedikleri, yıldızı
olan her canlının düşleri

*perde açılır bir bank bulur*

yaşlı bir adamın çizgisiz gömleğiydi
kendi kavramı, banklarda kayboluyordu
her şeye bir anlam verilebilirdi
……..çantası karıştırıldıkça saatleri
……..zamanları birbir kaybetti
kendine ‘ben’ diyemiyordu, ‘ben’ dünyanın sözüydü
bir tanecik dünya sadece bir ‘ben’di
-dünyaya sahip olamazdı ama dünyanın her toprağı
ona sahipti
bacakları çıplaktı, elleri görünmüyordu
hayvanlar pişiyor, kokuları ona acı veriyordu
başka bir yaşlı adamın çizgili gömleği oldu
burnunu karıştıran pis bir adamın
biraz önceki adamın kendisiydi
mendili
gömleğinden daha pisti
gömleği olmaktan hiç vazgeçmedi

parkta dünyanındı
o da dünyaya aitti
dünya onu parktan geri itemedi

bana sordu:

ben sabahını bulamayan bir japon gecesiyim
ay, delikleri görünmeyen müzik aletim
deseni yangında kaybolmuş mağara halısı
duvar halılarım
yıldızlar rastgele gözenekli ekinlerim

hiçkimsenin gidemeyeceği garip kokulu bir traverten şehriyim
beyaz kalıntı, yığılmış binlerce dünya insanı ve haplar
-kendi besinim
bağırıyorlar, kendilerini bulup kaybediyorlar
büyükannem gibi terliyorlar
yabancı diller konuşuyorlar
tanımsız renklerde kusuyorlar
aradıkları benim, kendi kokum
-onların para verdikleri sular ve kablolar gibiyim
beni  arıyorlar, ki bulduklarında gözlerim çürüyecek
ben gideceğim

*geride kalanlara seslenir:

gerçeğe ve tersine titreyen bir felaket incisi
hala gizemli ya da ölümcül bir nefesin anatomisi
cümlelerinizi tersinden, filmlerinizi bitişinden
kendinizi baş parmaklarınızdan

hiçbirinizin görmediği, Handel’in sezdiği
İsa’nın içtiği, gökyüzünün bildiği
öldüğünüz sevdiğiniz yediğiniz
bildiğiniz kendi tekrarlarınız
müziğiniz
düşen hayalleriniz, soluklu benziniz
yerdeki kültürünüz
düzenini sevmediğiniz, çoğu kez lanetlediğiniz ülkeniz
köy şehriniz
parmaksız arkadaşlarınız, sıcağınız ve soğuğunuz
başlarınız inançsız kaderleriniz dünyalarınız

birgün ölülerinizin yanına siyahı örtünmüş bir kadın oturacak
çürüklerinizden kendi çocuğuna bakacak
berbat hayatını düşünecek
kocasından önce sevdiği gecelerini özleyecek
terleyecek
sizi yiyen kuşları besleyecek
o’nu düşünecek
çocukluk ezgisini duyacak, kadın
kendi çocuğundan nefret edecek
ağlayacak o’nun gibi
parça parça olacak, sesi yankılanacak
acı çekecek
yakıcı bir ter yine onu boğacak
ve o da ölecek

çocuk, mirasıyla dünyada