ana sabrı
kuyuda kaldı
çıkarıldığımda
uçurtma düşlerim
çocukluğumdan beri
bekler bilirim
sevgiyi biçimlemeye
kimlere uzansam
yoktular
ana sabrı
kuyuda kaldı
çıkarıldığımda
uçurtma düşlerim
çocukluğumdan beri
bekler bilirim
sevgiyi biçimlemeye
kimlere uzansam
yoktular
I
çizgiye ve boşluğa renk ararken
gride kalmayı seçen zaman mı yılgın
zamana sorular sorabilen mi?
uzam kiracı sevmez diyerek
kırıla kırıla uzaklaşan mı kalıcı
nahif dokunuşlar bırakabilen mi?
her eşikte farklı bir yalnızlık varken
nefretini aynada donduran mı kalabalık
başkasının içinden geçebilen mi?
-karaya çakılmış bir aydın balığından-
ey hayat
geç kalmadan kov beni
güllere uzaklık besledim güneşi yerdim
tufanlar hazırladım elimin ayasına hırs için
kale burcunda akreptim ortadoğuda aydın
erk kıskacıyla asıldım külveren coğrafyaya
yangına bakarken buzdağıydım sonrası lâl
masada bilge kesildim meydanda cüruf
-yahudilere, filistinlilere, ingilizlere, erkperestlere, vb…-
biri seveceği kadar yaşamadı hiç
anladıkça öldürüldü
öteki sevgi penceresi açmak yerine
yoketmekle örüldü
biri sevmeyi istemedi hiç
nefret kapısında öldü
diğeri nefrete vakit bulamadı
sadece öldürdü
karanlık
içimize bakıyor
gereksiz uzadı hamaset
birbirini kırarak
sönüyor ışık
akıl
sırtını dönüyor
yanlış esnedi evren
düşleri körleyerek
bileniyor zaman
yokediş sarmalının derinliklerinde
uzakla beslenen dokunuş simleri
kalesiz burçlarda tsunamiler
iç güdük geçmiş hikâyeleri
yorgun denizlerin sığlıklarında
darmadağın antlaşma defineleri
labirenti dikine çevirmiş gök adalar
kül içre gelecek hikâyeleri
hayat bir bağevi küsüp gitme dost
konakla salkım büyüt
aynalarda devinen zamanı örtme
arada bir sil
komşularına terazili söz ver
susku çiçeklerini konuştur
geceye saçını yıkat
sabaha ses yakıştır
geldim sana ve kaldım bir şölen gibi
toprağına yayılan çiçeği seçtim dilimden doğma
selama durmuş tepelerde nahif istanbul şehri
geldim sana ve kaldım bir çocuk gibi
seni seviyorum demeyi seçtim çığlıktan doğma
sözcüklere sıkışmış sessiz bir düşbaz pimi
geldim sana ve kaldım bir yarın gibi
umuda susamayı seçtim telveden doğma
üç vakte beş fal sığdırmış camdan mangal külleri
denizi yormaktan geliyorlardı
vahşiydiler insandılar korsandılar
ben kendini derinlere yaslayan kaktüs
silahsız karşıladım onları
suyumu sundum etimi gölgemi
iyi kalpli yalnızlığımı
yediler içtiler dinlendiler
her şey soğudu kalkıp gitmediler