Yazar: César Vallejo

César Vallejo

César Vallejo Yazılar

0

LXXV*

Çeviren: Hasan Ağan Karaduman

………..Sen ölüsün.
Ölmüş olmanın nasıl da tuhaf bir biçimi. Herkes
ölmediğini söyleyebilir. Ama sen gerçekten
ölüsün.

………..Süzülüp gittin sadece o tül perdenin
ardına arştan arza uzanan,
bir görünüp bir kaybolan alacakaranlıklarda
titreşerek senin yaranın tumturaklı
tabutu acı vermezden önce sana. Ben
diyorum ki yaşam aynada olandır
ve sen gerçek olansın, ölümsün.

Devamı »

0

Zaman Zaman

II
Zaman Zaman.

Öğle vakti neminde tutuklu gecenin.
Dört duvarın yorgun tulumbası
tahliye ediyor
zamanı zamanı zamanı zamanı

Devamı »

0

Trilce

      Bir yer var bu dünyada
kendimle bildiğim, tam da orası,
hiç ulaşamayacağımız.

      Bir anlığına ayak
bassak da oraya
hiç olmamışızdır aslında orada.

      Bir yerdir, görünür
her darlığında bu hayatın,
yürür de yürür tek sıra.

Devamı »

0

Kesafet ve İrtifa

Yazmak istiyorum ama çıkan sadece köpük,
Çok şey söylemek istiyorum ama saplanıyorum çamura;
nasıl söylenirse söylensin yoktur rakam, bir toplam olmadan,
nasıl yazılırsa yazılsın yoktur piramit, köksüz.

Yazmak istiyorum ama bir puma gibiyim,
defne olmak istiyorum ama benim pembeleşen soğan;
nasıl ses verirse versin yoktur öksürük,
                       sisin içinde yitmeden,
ne tanrı ne de tanrı’nın oğlu vardır,
                       tecellisiz.

Devamı »

0

Ölüm Vaazı

Ve sonunda girilir artık ölümün hükümranlığına
sahnededir manga, geçmişin parantezi,
paragraf ve ayraç, devasa el ve ayrılışı iki sesli harfin;
- nedendir Asur masası? Nedendir kilise minberi,
gürültüyle sürüklenen vandal möble,
hatta sonlara doğru şiddetlenen inziva?

Devamı »

0

Geçmeye çalışıyoruz…

 

XXXVI

Geçmeye çalışıyoruz iğne deliğinden
zafer arzusuyla yüz yüze.
Çemberin dörtte biri amonyaklaşıyor neredeyse.
Dişi erilliğe geçmekte, kökünden
olası göğüslerin ve tam
kökünden ne çiçeklenmezse!

Devamı »

0

Öyle seslenir ki…

LXXVII

Öyle seslenir ki hatırlatıp
çoğaltırcasına incileri
her fırtınanın
tam da burnundan topladığım.

Hiç kesilmesin bu yağmur.
Yağmadıkça
ben onun üstüne ya da gömülmedikçe
her şeyimle suya
her ateşten bir anda savrulan.

Devamı »

0

Ayırırım kendimi…

XLV

Ayırırım kendimi denizden
sular üzerime geldiğinde.

Hep ayrılalım bir yerlerden. Tadını alalım
enfes şarkının
arzunun alt dudağından dökülen.
Ey muhteşem el değmemişlik.
Tuzsuz esiyor meltem. 

Devamı »

0

Firari Azap Girer ve Çıkar…

LIV

Firari azap girer ve çıkar
aynı kare delikten.
Şüphe. Dengedir sürekli acı çeken
dibine kadar.

Bazen tüm çelişkilere şiddetle çarparım kendimi
ve bir anlığına en kara yüksekliği olurum zirvelerin
Uyumun kaderinde.
Sonra patlak gözler kendini irkiltir ilahice
ve kesik kesik ağlar ruhun sıra dağları,
sağlam imanda vahşileşir oksijen,
yakar yanmayacak ne varsa ve
acı bile çoğaltır kahkahadaki gagayı.

Ama bir gün ne girebileceksin
ne de çıkabilecek, firari gözlerine
atacağım bir avuç pislikle.

Trilce’den.

Çeviren: Hasan Ağan

0

Öfke, Bir Adamı Çocuklara Bölen Öfke…

Öfke, bir adamı çocuklara bölen öfke,
çocukları benzeş iki kuşa,
ve sonra kuşları ufacık yumurtalara:
fakir adamın öfkesinde
rafine bir yağ iki cins sirkeye karşı.

Öfke, ağacı yapraklara bölen öfke,
ve yaprakları benzeşmez iki tomurcuğa,
ve tomurcukları da alabildiğine küçük saban izlerine:
fakir adamın öfkesinde
iki nehir denizlere karşı.

Devamı »