Yazar: Selami Karabulut

Selami Karabulut Yazılar

0

GÜN BOYU-XII

XII

gün boyu taşlarda bilenmiş tırpan gibi ansızın parlıyor önümde göğün yalımı

mayıs da bitti

son yağmurların yağdığını biliyor olmalı alıç ağaçlarıyla yaban mahlepleri. damlalar yere düşmeden havada kapacaklarmış gibi hızla açılıp kapanıyor yamaçlardaki tarlalarda henüz başak bağlamamış buğdaylar

yeni çiçeklenmiş yoncaları derin derin solurken taze toprak kokan köstebek yuvasının önünde elim kendiliğinden kalbime gidiyor

dalga dalga savrulan çiriş otlarıyla katırtırnakları kayalıkların arkasından gelen patlamayla daha mı göverdi ne

Devamı »

0

GÜN BOYU VI-VIII

VI

nereye baksam bıraktığım gibi her yer diyerek esniyorum; karşı tepedeki patikadan ana yola doğru yürüyen çocuğa bakarken

kente gidiyor olmalı

bir kayanın dibine çömelip onun kendinden büyük çuvalıyla çamurda bata çıka ilerlemesini izliyorum. iki dağın arasından geçen yola ulaştığında durup benim oturduğum tepeden yana bakıyor. o kadar tanıdık ki, az önce vedalaşırken birbirimizi unutmamak için ant içmiş gibiyiz.

göz göze geldiğimizde dehşetle yerimden fırlayarak, “sen miydin, sen” diye mırıldanıyorum. kim olduğunu tam olarak çıkaramasam da

Devamı »

0

GÜN BOYU II-IV

II

sen ki hep o uzun vedalar için seviyorsun kendini

buradayım oysa, bir gölge boyu uzağında. hiçbir şeyden habersizmiş gibi akşamı karşılamaya hazırlanan bir oylum fesleğenim

arada uzanıp karıştırsan saçlarımı ormanların yeşilliğiyle doldurabilirim odanı. karıştırmasan da olur. razıyım, balkon demirlerinden sarkıtıp kollarımı, yaz boyu ayaklarının dibindeki saksıda bir odadan öbürüne huzursuzca dolanışını izlemeye. kekik ve soğan kokan soluğun, arada bir yüzüme değsin yeter

yağmurlar henüz başlamadı, başlayacağı da yok

nasıl her sözüm güç geliyorsa sana, avluda eşinen serçelerin tozu bile ağır geliyor, bakışların gibi git gide kararan göğe. böyle bir akşam en iyisi inanmamak ağızdan çıkan her söze

Devamı »

0

Kışa Dipnot:

yatağını değiştiren aşklarım, yazamadığım şiirler, zamana
uyak arayan kalbim, sonunu beklediğim söz. yaklaştığım son

çatılara yağan kar mı beyaz kum taneleri mi
güzle ilkyazın arasındaki sonsuzluk
kabuğuna çekilen böceğin kalın uykusu

şehvetle sarmaş dolaş inilen kuyu, çekilen su, yüzü serinleten
esenlik, damarlardan boşalan kan, emanet bırakılmış döl

elini üstümden çekince şiir, aşk da bitecek ömrüm de

0

KIŞTAN KALAN

kendime

iyi ama nerde? yalın ve yekpare camdan, bir bilyenin dalgınlığı gözleri; çocukların bile uğramadığı bir parkta bulunmuş… soluk soluğa, ki adımları yine de yeryüzüne fazladan bir es… “biraz daha vaktim olsaydı dağları gezecektim.” diyor, kendi kendine. bir safdil denebilir, kim bilir belki de bir şair… uzaktan tanırım onu, yalpalaya yalpalaya çok bilmiş yürüyüşünden. beklediği haberi az önce almışların şaşkınlığıyla dolanıp durur yalnızlığını. geçtiği her sokağın öyküsüyle kararan yüzünü kaçıra kaçıra gölgelerden…

Devamı »

0

Sonyaza Dipnot:

soluk alıp verişi evlerin balkonlar. hüznün durağı ve bahçesi, sevincin nabzının attığı panayır. sıkıldım kentin dilinden. şuraya bir sandalye yeter. iş stresinden, bankalardan, seçim sonrası ülkeyi bekleyen kaostan…

kaçmalıyım… biraz da kendimden; soyunacakmış gibi gövdemden, dağılıp kat kat…

Devamı »

0

SONYAZDAN KALAN

…kim bilir neden? yitirmişliğin avuntusu kırlar. sevimsiz bir serseriyi oynuyorum günlerdir. kararsız ve sinsi; geçerken alışkanlığın uysal yastığından, bir safsatayı dillendiren; lüzumsuz. güneş biraz daha oyalanacak buralarda, henüz vakti çok. ama ben kapatmalıyım pencereyi. yudumlarken bayat çayımı, son kez göz kırpacağım, balkona ulaşmaya çalışan asmanın dalındaki boş yuvaya…

Devamı »

0

Yaza Dipnot:

kuru; kupkuru gazel gibi titriyor sesim. düştü düşecek; yaprakların hastalıklı söylencesi güz: ölümün açık özeti. bunlar da uzakta kalacak elbet; mevsimler döne döne, ard arda yıllar… anılar ki, bir çocuğun tutamayacağını bile bile yokuş aşağı bıraktığı çemberin peşinden koşması…

her yer ısırgan ve çakırdikeni… kimsesizler kalmış burada bir de çocuklaşmış yaşlılar. saflığın yontusu köylüler, sabrın tane tane çoğalan dilsizliği. bense boş bir laf kalabalığıyım onlar için. akşam olunca duvar diplerinden bakarken eski otlaklıklara… büyüdüğüm ev nasıl unutmuşsa onlar da anımsamıyorlar beni!

0

YAZDAN KALAN

yürüyorum. yürüyen ben değilim de sanki iki dağın kesiştiği vadiden ovaya doğru hızla devrilen dolunay. ay ki süsü gecenin ve sonsuzluğun tek sahibi. burada doğduğum topraklarda yolunu yitirmiş kentli bir seyyahım. yönünü otlara ve gevenlere sora sora uzatan… elim yüzüm salt uyku. unutuyorum adımlarımı bazen, iyiden iyiye duruldu mu ne!

Devamı »