<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Ussuz Edebiyat, Düşün ve Sanat Seyri &#187; Çeviri</title>
	<atom:link href="http://www.ussuz.com/category/ceviri/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.ussuz.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Fri, 06 Jan 2012 19:29:13 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>Varlık Üzerine Yeni Açıklamalar</title>
		<link>http://www.ussuz.com/2011/06/varlik-uzerine-yeni-aciklamalar/</link>
		<comments>http://www.ussuz.com/2011/06/varlik-uzerine-yeni-aciklamalar/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 21 Jun 2011 23:25:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Antonin Artaud</dc:creator>
				<category><![CDATA[Antonin Artaud]]></category>
		<category><![CDATA[Deneme]]></category>
		<category><![CDATA[Düzyazı]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Çeviri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ussuz.com/?p=846</guid>
		<description><![CDATA[Çeviren:  Erdoğan Kul Ne görmekteysem ve neye inanıyorsam onu anlatıyorum; gördüğüm şeyi görmediğimi kim söylerse, kafasını koparırım onun. Çünkü ben bağışlanmaz bir Canavarım ve Zaman artık Zaman olmayıncaya kadar bu...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify; padding-left: 420px;">Çeviren:  <strong>Erdoğan Kul</strong></p>
<p style="text-align: justify; padding-left: 30px;">Ne görmekteysem ve neye inanıyorsam onu anlatıyorum; gördüğüm şeyi görmediğimi kim söylerse, kafasını koparırım onun.</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">Çünkü ben bağışlanmaz bir Canavarım ve Zaman artık Zaman olmayıncaya kadar bu böyle devam edecek.</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">Ne Cennet ne Cehennem, eğer varlarsa, bana yükledikleri bu canavarlığa karşı bir şey yapabilirler. Belki kendilerine sunmam için yüklemişlerdi bu canavarlığı bana… Kim bilir?</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">Her durumda, yaralamak için işte beni…</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">Olan her neyse, apaçık görürüm. Ne varolmuyorsa, gerekirse ben yaratacağım onu da.</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">Uzun süre hissettim bu Boşluğu, ama kendimi ona atmayı reddettim. Gördüklerim kadar ben de ödlektim çünkü.<span id="more-846"></span></p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">Şimdi biliyorum, bu dünyayı reddettiğime inanırken, aslında Boşluğu reddetmiş olduğumu.</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">Çünkü biliyorum bu dünyanın varolmadığını, üstelik nasıl varolmadığını.</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">Şimdiye kadar acısını duyduğum şey, Boşluğu reddetmiş olmamdan kaynaklanıyordu.</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">Zaten içimde olan Boşluğu.</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">Birilerinin beni Boşluk aracılığıyla aydınlatmak istediğini ve aydınlanmayı reddettiğimi biliyorum.</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;"> </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ussuz.com/2011/06/varlik-uzerine-yeni-aciklamalar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kaç kişiyim ben?</title>
		<link>http://www.ussuz.com/2011/05/kac-kisiyim-ben/</link>
		<comments>http://www.ussuz.com/2011/05/kac-kisiyim-ben/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 10 May 2011 18:02:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fernando Pessoa</dc:creator>
				<category><![CDATA[Deneme]]></category>
		<category><![CDATA[Düzyazı]]></category>
		<category><![CDATA[Fernando Pessoa]]></category>
		<category><![CDATA[Çeviri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ussuz.com/?p=823</guid>
		<description><![CDATA[Çeviren: Erdoğan Kul Çevremdeki her şey, beni çevreleyen her şey buharlaşıyor. Tüm yaşamım, belleğim, imgelemim, imgelerim, kişiliğim… buharlaşıyor, uçup gidiyor. Her zaman başka biri olduğumu duyumsuyorum; başka bir şey, başka…...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="padding-left: 450px; text-align: justify;">Çeviren: <strong>Erdoğan Kul</strong></p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">Çevremdeki her şey, beni çevreleyen her şey buharlaşıyor. Tüm yaşamım, belleğim, imgelemim, imgelerim, kişiliğim… buharlaşıyor, uçup gidiyor. Her zaman başka biri olduğumu duyumsuyorum; başka bir şey, başka… Burada rol aldığım sahne, başka bir oyuna ait. Ve katıldığım bu gösteri kendi kendimim.</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">Kimi zaman, on-on beş yıl önce yazdığım metinlere rastlıyorum karmakarışık çekmecemde. Bunların çoğu, tanımadığım biri tarafından yazılmış gibi geliyor bana; kolayca tanıyamıyorum onlardaki kendimi. Ben yazmışım; ama başka bir yaşamda, ondan henüz uyanıp geride bırakmış olduğum başka bir yaşamda.</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">Çok gençken, daha on sekiz-yirmi yaşlarındayken yazdığım kimi metinlerde, mahiyetini tam olarak kavrayamadığım bir etkileme gücü var.<span id="more-823"></span> Ergenlikten henüz birkaç adım attığım yıllara ait bu cümlelerin, bu pasajların bugünkü ben tarafından üretildiklerini anlayabiliyorum kimileyin. O zamanki kendimin, yılların ve nesnelerin eğitiminden geçmiş şimdiki kendimin aynısı olduğunu anlayabiliyorum. Bugüne doğru büyük bir gelişim, büyük bir değişim geçirmiş olduğumu düşününce de, böylesi bir anlama durumunda, bir yere koyamıyorum geçirdiğim değişimi.</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">Bunda bir gizem var; beni değerden düşüren, üzerimde baskı kuran.</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">Yine birkaç gün önce, eskiden yazdığım küçük bir metni okuyunca müthiş bir acı duydum.  İç sızımın, o metinlerde henüz birkaç yaşında olduğunu fark ettim. Çekmecemde, aynı iç sızımın güçlü bir biçimde vurgulandığı daha eski metinler de buldum. Doğrusu, geçmişteki kendimi tam olarak anlayamadım. Şimdiki kendiliğime doğru nasıl bir ilerleme kaydetmiştim? Bugün beni tanıyan biri, nasıl olur da dün tanımamaktadır? Tüm bunlar, kendimle olduğum ve kendimden ayrı düştüğüm bir labirentte karmaşa içinde bırakıyor beni.</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">Zihnimde uçuşan binlerce düşünceyle geziniyorum; yazmakta olduğumun, aslında henüz yazmış bulunduğum olduğundan eminim. Anımsamaktayım. Ve içimdeki varlığın, duyumların Platoncu bağlamdaki yorumu açısından düşünülüp düşünülemeyeceğini ya da ancak bu yaşam içinde varsayılabilecek önceki bir yaşama ilişkin başka bir belleğin bulunup bulunmadığını soruyorum kendime.</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">Tanrım, Tanrım, izlemekte olduğum bu oyun kimin? Kaç kişiyim ben? Kimim? Kendimle kendim arasındaki bu boşluk da ne?</p>
<p style="padding-left: 330px; text-align: justify;">***</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;"><span style="font-size: medium;"><em><strong>Ömer Hayyam <br />
 </strong></em></span></p>
<p style="text-align: justify; padding-left: 30px;">Ömer Hayyam’ın bir kişiliği vardı; benimse, daha iyi ya da daha kötü, yok böyle bir kişiliğim. Bir an biri oluyorum, sonra tamamen başka biri; bugün ne olduğumu yarın unutuyorum. Ömer Hayyam gibiler, yani her kim ve ne ise o olanlar, tek ve sonsuz bir dünyada yaşarlar; benim gibiler, yani her kim ve ne ise o olmayanlarsa, yalnızca sonsuz, nesnel bir dünyada değil, biri öbürünü izleyen, apayrı, sonsuz ve öznel bir dünyada yaşarlar aynı zamanda. Benim felsefem, Ömer Hayyam’ınkinin tıpkısı olmaya özense bile, tıpkısı olamaz. Sonuçta,  böyle bir şeyi gerçekten istemesem de, eleştirdiğim pek çok filozof var içimde -ruhlar misali. Ömer, tümden reddedebildi bunları; çünkü ona yabancıydılar. Bense reddedemiyorum; çünkü ben her kim ve ne isem onlar da o.</p>
<p style="text-align: justify; padding-left: 30px;"> </p>
<p style="text-align: justify; padding-left: 30px;">______________</p>
<p style="text-align: justify; padding-left: 30px;"><span style="font-size: x-small;">Fernando Pessoa, <em>The Boom of Disquiet</em>, tr.Alfred Mac Adam, Exact Change, Boston, 1998.</span></p>
<p style="text-align: justify; padding-left: 30px;"> </p>
<p style="text-align: justify; padding-left: 30px;"><span style="font-size: x-small;"><br />
</span></p>
<p style="text-align: justify; padding-left: 30px;"> </p>
<p style="text-align: justify; padding-left: 30px;"><span style="font-size: x-small;"><br />
 </span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ussuz.com/2011/05/kac-kisiyim-ben/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gölete İtiraf (ya da “Şeytanın Göleti ile Bir Diğeri”)</title>
		<link>http://www.ussuz.com/2011/02/golete-itiraf-ya-da-%e2%80%9cseytanin-goleti-ile-bir-digeri%e2%80%9d/</link>
		<comments>http://www.ussuz.com/2011/02/golete-itiraf-ya-da-%e2%80%9cseytanin-goleti-ile-bir-digeri%e2%80%9d/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 12 Feb 2011 22:39:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Max Jacob</dc:creator>
				<category><![CDATA[Max Jacob]]></category>
		<category><![CDATA[Çeviri]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ussuz.com/?p=799</guid>
		<description><![CDATA[Çeviren: Tamer Gülbek Dr. Szygeti’ye Yusufçuk mavi bir ışındır öğle sıcağının altını çizen. Ovaların huzurunun sonucudur. Devinen ve devinmeyen yusufçuk! Bakire gökyüzüne paralel ani hareketler yapıyor; sonsuz üçgenin tabanını biliyor...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="padding-left: 450px;">Çeviren: <strong>Tamer Gülbek</strong></p>
<p style="padding-left: 570px;"><span style="font-size: x-small;"><em>Dr. Szygeti’ye</em></span></p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">Yusufçuk mavi bir ışındır öğle sıcağının altını çizen. Ovaların huzurunun sonucudur. Devinen ve devinmeyen yusufçuk! Bakire gökyüzüne paralel ani hareketler yapıyor; sonsuz üçgenin tabanını biliyor sanki. İltihaplı şu gölet için ne soyutlama dersi ama! Havada çizdiği yol balığınki gibi, ama daha düz. Bir üniversite felsefecisinin zihni kadar alçakgönüllü bir halde süzülüyor. Ne erkek kurbağaların obur vıraklamalarını, ne de dişi kurbağaların mesanelerindeki hışırtıyı duyuyor. Küçücük ve kısacık bir çimen yaprağına konup dinleniyor ve onunla bütünleşiyor yusufçuk. Sessizlik, sessizlik!</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">Yusufçuk, sen benim kız kardeşimsin. Önünde gizli bir anahtarla başka bir gölet açılıyor, siyah arafı gördüm işte ben orada, hayatımda ilk kez.<span id="more-799"></span> Çiçeksiz bir göletin üstünde kirli bir tahta iskelede, bir tahtırevanda faydasız bir piskopos gördüm: bendim o. Taşıyıcılardan birisinin kulakları, bir şeytanın masum beyaz eşeğinin kulaklarıydı. Diğer taşıyıcı, şu kösnül hayvanın, yani hecin devesinin profiline sahipti. Ah, soyut ve durgun yusufçuk, işte üç farklı kişi olarak ben!</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">Yusufçuk mavi bir ışındır öğle sıcağının altını çizen.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ussuz.com/2011/02/golete-itiraf-ya-da-%e2%80%9cseytanin-goleti-ile-bir-digeri%e2%80%9d/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Antonin Artaud ve Jerzy Grotowski Üzerine Birkaç Saptama</title>
		<link>http://www.ussuz.com/2011/02/antonin-artaud-ve-jerzy-grotowski-uzerine-birkac-saptama/</link>
		<comments>http://www.ussuz.com/2011/02/antonin-artaud-ve-jerzy-grotowski-uzerine-birkac-saptama/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 10 Feb 2011 10:00:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Owen Daly</dc:creator>
				<category><![CDATA[Owen Daly]]></category>
		<category><![CDATA[Çeviri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ussuz.com/?p=796</guid>
		<description><![CDATA[Çeviren: Erdoğan Kul Artaud öldüğünde Grotowski henüz 14 yaşında olduğuna göre, tanışmadıklarını rahatlıkla söyleyebiliriz. Yanlış anlaşılmasın, temelli bir iletişimsizlikten söz etmiyorum; Grotowski sonraları elbette hem Artaud’dan hem de onun, Shakespeare...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="padding-left: 450px; text-align: justify;">Çeviren: <strong>Erdoğan Kul</strong></p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">Artaud öldüğünde Grotowski henüz 14 yaşında olduğuna göre, tanışmadıklarını rahatlıkla söyleyebiliriz. Yanlış anlaşılmasın, temelli bir iletişimsizlikten söz etmiyorum; Grotowski sonraları elbette hem Artaud’dan hem de onun, Shakespeare Kraliyet Tiyatrosunca 1964’te -tiyatro dünyasında Grotowski’nin tanınıp ilgi görmeye başladığı yıllarda- sahnelenen ve büyük takdir kazanan Marat/Sade yapımında rehber teknik olarak kullanılan “vahşet tiyatrosu” kuramından haberli olacaktı.</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">Artaud, çoğunlukla “gerçeküstücü” olarak tanımlanır; oysa Grotowski “gerçeküstücü” değildir. Simgeci drama konsepti içinde kimi ortak noktalar bulunsa da yaklaşımlarının tümüyle farklı olduğunu düşünüyorum. Kanımca Artaud, yaşanan hayatın tümüyle dışında, uzağındadır ve onu “vahşet”e sürükleyen ana etken de bu durumdur; gözlemleyebiliyorsanız, karşılık verebiliyorsanız ‘hiç değilse yaşıyorsunuzdur’ çünkü. <span id="more-796"></span>Bu arada, çoğu yorumcunun da belirttiği üzere, Artaud’nun yaratıcılığıyla ruhsal rahatsızlığı arasındaki sıkı ilişkiyi de gözden uzak tutmamak gerek.</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">Karşılaştırdığımızda, Grotowski’nin Artaud’ya göre çok daha sakınımlı ve tiyatroyla uğraşan herkes kadar da aklı başında biri olduğunu görürüz. Grotowski; hareketlere, seslere, temel insanlık durumlarına dayalı ve yaygın biçimde anlaşılabilirliği bulunan insan kültürlerine karşılık düşen “arketipler” üzerinde durmuştur. Bunları, oyuncuların izleyicilerle kuracağı en temel düzeydeki iletişim için gerekli güç araçları olarak kullanmıştır. Belki Artaud’nun simgeci dramasıyla bu açıdan bir ilgisi kurulabilir. Grotowski de Artaud da simgeciliğe, ritüele tiyatral kaynaklar gözüyle bakmışlardır; ancak bunları ele almaları, kullanmaları, işleyip geliştirmeleri farklı tarzdadır.</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">Artaud tiyatrosu için, ‘rol dışına’ çıkmayı gerektirdiğinden “terapik” nitelemesini kullanabiliriz. Ayrıca, dolu dolu yaşamaktan kişiyi alıkoyan kısıtlamaları tümüyle ortadan kaldırmayı öngördüğünden, hem oyuncu için hem de izleyici için “kathartik” olduğu da söylenebilir.</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">Grotowski’nin, kendisini bir “armağan” haline getiren oyuncularla çalışma tekniği, kafasına esen her konuda hastaların rahat rahat konuştukları psikanalizi andırır; ama bu, ne uygulanan çalışma tekniği açısından ikisi arasında bir özdeşlik bulunduğu ne de Grotowski’nin çalışmalarına her bakımdan böylesi bir hedef belirlediği anlamına gelir. Oyuncular, prova sırasında içlerinden geldiği gibi, bir tür meditasyon yapıyormuşçasına fiziksel haraketler üzerinde yoğunlaşarak çalışırlar. Grotowski, bir yönetmen olarak önerilerini ortaya koyar, rehberlik yapar ve eninde sonunda da süreğen çalışmanın bir parçası olmaya devam eden hareketleri ve sesleri seçer. Sanırım onu çeken, prova sürecinin yaratıcı yönüydü ve 1973’ten sonra halka açık temsilleri yönetmekten uzaklaşmasındaki ana etkenlerden biri, temsillerden çok prova çalışmalarını daha çekici bulmasıydı.</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">Artaud ve Grotowski&#8217;nin tiyatro bağlamındaki “kutsal” kavramı açısından sergiledikleri yaklaşımlar da yine farklılıklar gösterir. Artaud’nun “kutsal tiyatro”su, Hindu tanrısı Kali’ninkini andırır türden bir kutsallığı imliyor gibi geliyor bana; yani, hem yaratıcı hem mahvedici o ürkünç güç. Grotowski’nin “kutsal tiyatro”su ise, sanki ermişçesine kendilerini birer armağan olarak sunan oyuncuların adanışlarına göndermede bulunan, insani ölçütler özelinde irdelenmesi gereken, çok daha ustalıklı bir kavramdır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ussuz.com/2011/02/antonin-artaud-ve-jerzy-grotowski-uzerine-birkac-saptama/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Jerzy Grotowski&#8217;nin Son Yazısı*</title>
		<link>http://www.ussuz.com/2011/02/jerzy-grotowskinin-son-yazisi/</link>
		<comments>http://www.ussuz.com/2011/02/jerzy-grotowskinin-son-yazisi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 03 Feb 2011 02:06:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Jerzy Grotowski</dc:creator>
				<category><![CDATA[Deneme]]></category>
		<category><![CDATA[Düzyazı]]></category>
		<category><![CDATA[Çeviri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ussuz.com/?p=792</guid>
		<description><![CDATA[Çeviren: Erdoğan Kul (Bu metin, Jerzy Grotowski’nin isteği üzerine, ölümünden sonra yayımlanmıştır.) Büyük olasılıkla, artık ömrümün sonuna yaklaşmış bulunuyorum. Her şeyden önce, Jerzy Grotowski ve Thomas Richards Çalışma Merkezi’nin çalışmalarına...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="padding-left: 450px;">Çeviren: <strong>Erdoğan Kul</strong></p>
<p style="padding-left: 450px;"><strong><br />
 </strong></p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;"><span style="font-size: x-small;"><em>(Bu metin, Jerzy Grotowski’nin isteği üzerine, ölümünden sonra yayımlanmıştır.)</em></span></p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">Büyük olasılıkla, artık ömrümün sonuna yaklaşmış bulunuyorum. Her şeyden önce, Jerzy Grotowski ve Thomas Richards Çalışma Merkezi’nin çalışmalarına ilişkin yanlış anlamalara yol açan bir bilgiyi düzeltmek istiyorum.</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">“<em>Action</em>: Grotowski’nin son oyunu.” Bu bilgi, gerçeğin üç bakımdan çarpıtılmasını içeriyor.</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">Bir kere, benim tiyatro yönetmeni olarak sahneye koyduğum son oyun <em>Apocalypsis cum Figuris</em> adını taşımaktadır. 1969’da yaratılmış ve son kez 1980’de sahnelenmişti. Bu tarihten sonra sahneye koyduğum herhangi bir oyun yoktur.</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">Sonra, <em>Action</em> bir oyun değildir. Sanat alanına aidiyeti, bir temsil olması dolayısıyla değildir; o, araç olarak sanat alanında yaratılmış bir <em>opus</em>’tur. İcracılarının, gösterim sanatlarına ilişkin bir gereçte, kendi kendilerine çalışmalarını düzenlemek üzere tasarlanmaktadır.<span id="more-792"></span></p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">Tanıklar, dış gözlemciler hazır bulunabilirler de, bulunmayabilirler de; bu, farklı koşullar altında, bu yaklaşımın gerektirdiği durumlara bağlıdır.</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">Ben, araç olarak sanattan söz ettiğim zaman, dikeyliğe göndermede bulunuyorum. Dikeylik&#8230; Bu olguyu enerji kategorileri içinde düşünebiliriz: Yoğun ama organik enerjiler (duyarlığa, içgüdülere ve yaşam güdülerine bağlı) ve daha incelikli öbür enerjiler. Dikeylik denince, bir bakıma “güncel düzey” olarak da adlandırabileceğimiz kaba düzeyden, daha incelikli bir enerji düzeyine, hatta <em>daha yüksek bağıntılar</em>a geçmek anlaşılmalıdır. Ben basit bir biçimde rotayı, yönü işaret ediyorum. Burada bir başka geçit de var: Bir kişi daha yüksek bağıntılara ulaştığı takdirde -yani, enerji kavramından hareketle konuşacak olursak, kişi çok daha incelikli enerjiye erişirse eğer- o kişi açısından, aynı zamanda bu incelikli şeyleri bedensel yoğunluğa bağlı daha ortak gerçekliğe getirirken, bir iniş sorunu da vardır. Thomas Richards kendi algısını, böylesi bir sürece ilişkin kişisel deneyimini analiz etti ve bunu <em>iç edim</em> olarak tanımladı.</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">Dikeylikle amaçlanan, doğamızın bir bölümünü yadsımak, ondan vazgeçmek değildir; her şey kendi doğal yerinde kalmalı, kendi doğal yerini korumalıdır: Beden, baş, “ayağımızın altındaki” şeyler, “başımızın üstündeki” şeyler. Hepsi dikey bir çizgi gibidir ve bu dikeylik, organiklik ve farklılık arasında sıkıca tutulmalıdır. Farkındalık, dile (düşünmenin aracına) değil, varlığa/ öze/ mevcudiyete bağlı olan bilinçlilik demektir.</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">O halde yineliyorum: <em>Action</em>, bir “oyun” değildir; tümüyle Thomas Richards tarafından yaratılan ve yönetilen bir opus’tur ve o, 1994’ten beri bunun üzerinde aralıksız çalışmaktadır.</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;"><em>Action</em>’un Thomas Richards’la benim aramda bir ortak çalışma, bir işbirliği olup olmadığı sorulabilir. Şunu söyleyebilirim: Bir işi dört elle yapma anlamında böyle değil; ama, geleneksel olarak anlaşıldığı biçimiyle 1985’ten beri onunla birlikte yürüttüğüm çalışmamın ‘bulaşma, yayılma’ özelliği taşıyan doğası anlamında, böyle. Ona benden bulaşan, yaşamım boyunca erişmiş olduğumdur: İşin <em>iç</em> yönü.</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">Thomas Richards, <em>Action</em>’un özel yazarıdır.</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">Bu ifadeleri tekrarlamamın nedeni, çoktandır içimde yer etmiş bulunan konulara yaklaşmadan önce tam anlamıyla bir temizlik yapmak, ortalığı silip süpürmektir.</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">Kişi neyi, kime ve nasıl bulaştırabilir; yayabilir? Bunlar, bir geleneği miras alan herkesin kendine yönelttiği sorulardır; çünkü o, aynı zamanda bir tür ödevi de devralmıştır: Aldığı, benimsediği şeyi yaymak, bulaştırmak.</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">Araştırmanın gelenekteki rolü nedir? Kendi kendine çalışma geleneği, örnekleme yoluyla konuşursak, yoga ya da içsel yaşam geleneği ne dereceye kadar aynı zamanda bir sorgulama, araştırma olabilir ve her yeni kuşakla bir adım daha ileri gider?</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">Tibet Budizminin bir kolunda şöyle bir söz vardır: Bir gelenek; eğer yeni kuşak, onların yaptığı keşifleri unutmaksızın ve mahvetmeksizin önceki kuşağın bir adım önünde gidiyorsa yaşayabilir.</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">Biliyorum, biliyorum… Sanat alanında gelişimden, ilerlemeden değil, yalnızca evrimden söz edebiliriz ve diyebilir ki Beckett’in çalışmaları, kendi zamanının çok ötelerine ulaşabilmiş olan Shakespeare’inkilerden daha ileri değildir.</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">Ama ben burada hem sanatsal alan üzerine hem de salt sanatsal olmayan alan üzerine konuşuyorum. Araç olarak sanat alanında -Thomas Richards’ın Action, antik şarkılar ve buradaki araştırmaları işgal eden geleneğe ilişkin tüm bu geniş alan üzerine çalışmalarını göz önüne aldığımda- yeni kuşağın, bir önceki kuşağa göre şimdiden bir ilerleme gösterdiğini gözlemliyorum.</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;"> </p>
<p style="padding-left: 570px; text-align: justify;"><em><strong><span style="font-size: x-small;">Jerzy Grotovski</span></strong></em></p>
<p style="padding-left: 570px; text-align: justify;"><em><strong><span style="font-size: x-small;">4 Temmuz 1998</span></strong></em></p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;"><em><strong><span style="font-size: x-small;"><span style="text-decoration: underline;"> </span><br />
 </span></strong></em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><span style="font-size: x-small;">* <em>The Drama Review</em> 43, 2 (T 162), Summer 1999.</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ussuz.com/2011/02/jerzy-grotowskinin-son-yazisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hafif Bir Esinti Gibi</title>
		<link>http://www.ussuz.com/2010/08/hafif-bir-esinti-gibi/</link>
		<comments>http://www.ussuz.com/2010/08/hafif-bir-esinti-gibi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 18 Aug 2010 02:00:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Leonard Cohen</dc:creator>
				<category><![CDATA[Leonard Cohen]]></category>
		<category><![CDATA[Çeviri]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ussuz.com/?p=726</guid>
		<description><![CDATA[Çeviren: Hasan Ağan Karaduman Çırılçıplak duruyor karşında öylece seyredebilirsin onu, tadabilirsin de ama o sana gelir hafif bir esinti gibi içebilirsin onu, alabilirsin de şefkatle kollarına nasıl tapındığın da önemsiz...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="margin-left: 240px;">Çeviren:<br />
 <strong>Hasan Ağan Karaduman</strong></p>
<p style="margin-left: 40px;">Çırılçıplak duruyor karşında öylece <br />
 seyredebilirsin onu, tadabilirsin de <br />
 ama o sana gelir <br />
 hafif bir esinti gibi <br />
 içebilirsin onu, alabilirsin de şefkatle kollarına <br />
 nasıl tapındığın da önemsiz<br />
 dizlerinin üstüne çöktüğün sürece.</p>
<p style="margin-left: 40px;">Böylece diz çöktüm orada, deltada<br />
 alfada ve omegada <br />
 nehirlerin ve denizlerin beşiğinde<br />
 göklerden gelen bir kutsama gibi<br />
 bir anlığına<br />
 iyileştim ve kalbim huzur içinde.</p>
<p><span id="more-726"></span></p>
<p style="margin-left: 40px;">Ah canım ne zamandır bekleyip durdum<br />
 beni öpmeni,<br />
 bir şeyler olmasını<br />
 ah ya da öylesine bir şeyleri.</p>
<p style="margin-left: 40px;">Ve zayıf düşmüşsün, bir köşedesin kendi halinde<br />
 uyuyorsun zincirler içinde<br />
 ve rüzgâr şiddetlenmekte şimdi ağaçlarda<br />
 tam da bir hapishane sayılmaz <br />
 ama hiç affedilmeyeceksin <br />
 artık ne yaptıysan o anahtarlarla.</p>
<p style="margin-left: 40px;">Ah canım ne zamandır bekleyip durdum<br />
 beni öpmeni,<br />
 bir şeyler olmasını<br />
 Ah ya da öylesine bir şeyleri.</p>
<p style="margin-left: 40px;">Hava karardı ve kar yağıyor<br />
 Ah canım gitmek zorundayım <br />
 nehir de donmaya başladı <br />
 bıktım artık numara yapmaktan,<br />
 kırıldım eğilmekten,<br />
 yaşıyorum ne zamandır<br />
 dizlerimin üstünde.</p>
<p style="margin-left: 40px;">Öyle incelikli dans eder ki sonra<br />
 kalbin katı ve nefretle doluyken<br />
 çıplaktır ama bir aldatmacadır bu sadece<br />
 ve bir tiksintiye teslim olursun<br />
 nefretinden ve sevginden gelen<br />
 ve gelir sana o<br />
 hafif bir esinti gibi.</p>
<p style="margin-left: 40px;">Ah canım ne zamandır bekleyip durdum<br />
 beni öpmeni,<br />
 bir şeyler olmasını<br />
 ah ya da öylesine bir şeyleri.</p>
<p style="margin-left: 40px;">Her bilezikte kan vardır<br />
 görebilirsin de, tadabilirisin de<br />
 budur işte lütfen canım, lütfen canım<br />
 ve o der ki ey yolcu iç kana kana<br />
 ancak unutma ki bir kadındır hâlâ<br />
 muhteşem geceliğinin altındaki.</p>
<p style="margin-left: 40px;">Böylece diz çöktüm orada, deltada<br />
 alfada ve omegada <br />
 imanlı biri gibi diz çöktüm orada<br />
 göklerden gelen bir kutsama gibi<br />
 bir anlığına<br />
 iyileştim ve kalbim huzur içinde.</p>
<p style="margin-left: 40px;"><span style="font-size: 10px;">*Leonard Cohen: The Future albümünden “Light as the Breeze”</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ussuz.com/2010/08/hafif-bir-esinti-gibi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>YANKININ KEMİKLERİ</title>
		<link>http://www.ussuz.com/2010/01/yankinin-kemikleri/</link>
		<comments>http://www.ussuz.com/2010/01/yankinin-kemikleri/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 21 Jan 2010 23:08:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Samuel Beckett</dc:creator>
				<category><![CDATA[Samuel Beckett]]></category>
		<category><![CDATA[Çeviri]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ussuz.com/?p=558</guid>
		<description><![CDATA[T&#252;rk&#231;eleştiren: Suat Kemal Angı&#160;&#160; AKBABA yery&#252;z&#252;n&#252;n ve g&#246;ky&#252;z&#252;n&#252;n kabuğuna a&#231;lığını kafatasımın g&#246;ğ&#252;ne s&#252;r&#252;kl&#252;yor &#252;st&#252;ne pike yaptığı meyyal &#231;ar&#231;abuk toplamalı hayatını onların ve ka&#231;malı kirli bir mendil ile alınmış alaya a&#231;lıktan...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="margin-left: 320px;">T&uuml;rk&ccedil;eleştiren:<br />
<strong>Suat Kemal Angı<span style="display: none;" id="1264115049409E">&nbsp;</span></strong>&nbsp;</p>
<p style="margin-left: 40px;"><strong>AKBABA</strong></p>
<p style="margin-left: 40px;">yery&uuml;z&uuml;n&uuml;n ve g&ouml;ky&uuml;z&uuml;n&uuml;n kabuğuna<br />
a&ccedil;lığını kafatasımın g&ouml;ğ&uuml;ne s&uuml;r&uuml;kl&uuml;yor</p>
<p style="margin-left: 40px;">&uuml;st&uuml;ne pike yaptığı meyyal<br />
&ccedil;ar&ccedil;abuk toplamalı hayatını onların ve ka&ccedil;malı</p>
<p style="margin-left: 40px;">kirli bir mendil ile alınmış alaya<br />
a&ccedil;lıktan kıvranan yer ve g&ouml;k &ccedil;&ouml;pl&uuml;k oluncaya<span id="more-558"></span></p>
<p style="margin-left: 40px;">&nbsp;&nbsp;</p>
<p style="margin-left: 40px;"><strong>ALBA</strong></p>
<p style="margin-left: 40px;">şafaktan &ouml;nce burada olacaksın<br />
ve Dante ve Logos ve t&uuml;m yery&uuml;z&uuml; tabakaları ve sırlar<br />
ve kızgın demirle dağlanmış ay<br />
şafaktan &ouml;nce burada var edeceğin m&uuml;ziğin<br />
şeffaf y&uuml;zeyinden başka</p>
<p style="margin-left: 40px;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; g&ouml;m şakıyan hoş aldatıcı ipeği <br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; palmiyelerin siyah semasına eğil<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; yağmur ol bambulara duman &ccedil;i&ccedil;eğine s&ouml;ğ&uuml;tlerin patikasına</p>
<p style="margin-left: 40px;">hi&ccedil; kimse değil sen &ccedil;&ouml;melirsin merhametin parmaklarıyla<br />
bu kemik par&ccedil;alarını tanımaya<br />
ama c&ouml;mertliğine bir şey katmayacak<br />
kimin g&uuml;zelliği benden &ouml;nce bir tabaka olacak<br />
simgeler fırtınasından kendiliğinden emilmiş bir sunum<br />
&ouml;yle ki ne g&uuml;neş olsun ne ifşa <br />
ne de bir kurban<br />
sadece ben ve sonra tabaka<br />
ve kaskatı ceset</p>
<p style="margin-left: 40px;">&nbsp;</p>
<p style="margin-left: 40px;"><strong>MALACODA</strong></p>
<p style="margin-left: 40px;">&uuml;&ccedil; kez geldi<br />
&ouml;l&ccedil;meye <br />
cenaze kaldırıcısının adamı <br />
siperli melon şapkasının ardında hissiz<br />
&ouml;l&ccedil;t&uuml;ğ&uuml; i&ccedil;in antredeki bu &ccedil;&uuml;r&uuml;mezi<br />
diz boyu zambaklar i&ccedil;inde bu erilpen&ccedil;eyi <br />
para &ouml;denmedi mi ona <br />
Malacoda diz boyu zambaklar i&ccedil;inde<br />
Malacoda eksperin dehşetine rağmen<br />
apış arasını ke&ccedil;eleştiren heyecanını s&ouml;nd&uuml;ren<br />
i&ccedil; &ccedil;ekiyor havanın kasvetinden <br />
gerekli mi gerekli gerekli<br />
bul yabani otları oyala bah&ccedil;ede onları<br />
dinle belki anlar kadın gerekmediğini</p>
<p style="margin-left: 40px;">tabuta koymaya<br />
ungulatanın yardımıyla<br />
bul yabani otları &ccedil;el akıllarını<br />
dinle anlamak zorunda kadın gerekmediğini</p>
<p style="margin-left: 40px;">&ouml;rtmeye<br />
her yeri her yeri &ouml;rtt&uuml;ğ&uuml;nden emin olmaya<br />
kalkanın sayesinde tutarım volkanını<br />
hisset k&ouml;pekleri &ccedil;ıldırtan sıcağı sırla sıvanın ikinci katını</p>
<p style="margin-left: 40px;">kal Scarmilion kal kal<br />
yatır bu Huysum&rsquo;ı tabuta<br />
anımsa hayali bu adam işte o<br />
dinle anlamak zorunda kadın anlamak zorunda<br />
herkes binsin b&uuml;t&uuml;n ruhlar<br />
yarıya indi bayrak hay hay</p>
<p style="margin-left: 40px;">hayır</p>
<p style="margin-left: 40px;">&nbsp;&nbsp;</p>
<p style="margin-left: 40px;"><strong>YANKININ KEMİKLERİ</strong></p>
<p style="margin-left: 40px;">b&uuml;t&uuml;n g&uuml;n tabanlarımla ezdiğim kutsal tımarhane<br />
sarıp sarmalanmış c&uuml;mb&uuml;şleri et &ccedil;ağlayanı gibi<br />
korkusuz ya da l&uuml;tufsuz kırılırken r&uuml;zg&acirc;rın taşıdığı koku<br />
duyunun zırh eldiveni ve sa&ccedil;ma koşu <br />
kurt&ccedil;ukların bundan anladığı<br />
&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ussuz.com/2010/01/yankinin-kemikleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>MARSİLYA&#8217;DA ESRAR</title>
		<link>http://www.ussuz.com/2010/01/marsilyada-esrar/</link>
		<comments>http://www.ussuz.com/2010/01/marsilyada-esrar/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 16 Jan 2010 04:17:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Walter Benjamin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Deneme]]></category>
		<category><![CDATA[Düzyazı]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Walter Benjamin]]></category>
		<category><![CDATA[Çeviri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ussuz.com/?p=549</guid>
		<description><![CDATA[T&#252;rk&#231;eleştiren: Suat Kemal Angı &#160; &#214;n A&#231;ıklama: Esrarın etkisini g&#246;stermeye başlamasının ilk işaretlerinden biri, &#8220;kasvetli bir &#246;nsezi ve huzursuzluk hissi, tuhaf, ka&#231;ılamaz bir şeyin yaklaşıyor olduğu duygusudur. (&#8230;) İmgeler ve...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify; line-height: 14pt; margin-left: 320px;">T&uuml;rk&ccedil;eleştiren:</div>
<div style="text-align: justify; line-height: 14pt; margin-left: 320px;"><strong>Suat Kemal Angı</strong></div>
<div style="text-align: justify; line-height: 14pt; margin-left: 40px;">&nbsp;</div>
<div style="text-align: justify; line-height: 14pt; margin-left: 40px;"><i>&Ouml;n A&ccedil;ıklama:</i> Esrarın etkisini g&ouml;stermeye başlamasının ilk işaretlerinden biri, &ldquo;kasvetli bir &ouml;nsezi ve huzursuzluk hissi, tuhaf, ka&ccedil;ılamaz bir şeyin yaklaşıyor olduğu duygusudur. (&hellip;) İmgeler ve imgeler silsilesi, uzun s&uuml;redir gizli kalan hatıralar belirir; t&uuml;m g&ouml;r&uuml;n&uuml;mler ve durumlar tecr&uuml;be edilir.Bunlar başlangı&ccedil;ta ilgin&ccedil;tir, arada bir zevk bile verir, ama sonunda, onları başınızdan defedemediğiniz noktada, yorgunluğa ve eziyete d&ouml;n&uuml;ş&uuml;r. Olan biten her şeyle birlikte, s&ouml;yledikleri ve yaptıkları da kişiyi şaşırtır ve teslim alır. Kahkahaları ve s&ouml;ylediği her şey kendi dışında oluyormuş gibi gelir. Aynı zamanda, esinlenmeye ve aydınlanmaya varan deneyimler yaşar. (&hellip;) Uzam genişleyebilir; zemin inanılmaz dikleşir; atmosferle ilgili şaşırtıcı olaylar meydana gelir: buğu, saydamlığını yitiren ve ağırlaşan hava. <span id="more-549"></span>Renkler daha &ccedil;ok parlamaya, ışık sa&ccedil;maya; nesneler daha g&uuml;zel, ya da bi&ccedil;imsiz ve korkutucu g&ouml;r&uuml;nmeye başlar. (&hellip;) B&uuml;t&uuml;n bunlar s&uuml;rekli bir gelişim takip etmez; tersine, d&uuml;ş g&ouml;rme ve uyanıklık durumlarının almaşıklığını simgelerler &ndash; bilincin tamamen farklı s&ouml;zc&uuml;kleri arasında salınan s&uuml;rekli ve nihai bir t&uuml;kenişin tipik &ouml;rneği. Bu batan ve y&uuml;zeye &ccedil;ıkan durum, bir t&uuml;mcenin tam ortasında ger&ccedil;ekleşir. (&hellip;) Kişi, b&uuml;t&uuml;n bunları, genellikle olağandan bir hayli farklı anlatır. Ge&ccedil;mişteki olaylarla ilgili hatıralarda sık&ccedil;a meydana gelen ani kopmalar, bağlantıların algılanmasını zorlaştırır; d&uuml;ş&uuml;nce s&ouml;zc&uuml;klere d&ouml;k&uuml;lemez; bu durum &ouml;yle zorlama bir eğlenceye d&ouml;n&uuml;şebilir ki, esrarkeş dakikalarca g&uuml;lmekten başka bir şey yapamaz. (&hellip;)Sarhoşluğun hatırası şaşırtıcı derecede berraktır. (&hellip;) Esrar zehirlenmesinin hen&uuml;z deneysel olarak araştırılmamış olması gariptir. Esrarın etkilerine dair en &ouml;vg&uuml;ye değer tanımı Baudelaire yapmıştır (<i>Les Paradis artificiels</i>).&rdquo; [Jo&euml;l ve Fr&auml;nkel&rsquo;den alıntı, &ldquo;Der Haschisch-Rausch&rdquo;, <i>Klinische</i> <i>Wochenschrift</i>, 5 (1926), 37.]</div>
<div style="text-align: justify; line-height: 14pt; margin-left: 40px;">&nbsp;</div>
<div style="text-align: justify; line-height: 14pt; margin-left: 40px;"><i>Marsilya, 29 Temmuz</i>. Uzun bir teredd&uuml;tten sonra, akşam yedide esrar i&ccedil;tim. G&uuml;n boyu Aix&rsquo;teydim. Y&uuml;z binlerce insanın yaşadığı ama kimsenin beni tanımadığı bu şehirde, rahatsız edilmeyeceğimi bilmenin mutlak kesinliğiyle yatağımda uzanmış yatıyorum. Gene de k&uuml;&ccedil;&uuml;k bir &ccedil;ocuğun ağlaması huzurumu ka&ccedil;ırıyor. &Uuml;&ccedil; &ccedil;eyrek saat ge&ccedil;miştir diye d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yorum. Ama sadece yirmi dakika ge&ccedil;miş. (&hellip;) Yatağımda &ouml;ylece yatıyorum, okuyor ve ot i&ccedil;iyorum. Karşımda hep aynı manzara &ndash; Marsilya&rsquo;nın karnı. &Ccedil;ok sık g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;m sokak, bir bı&ccedil;ak kesiğine benziyor.</div>
<div style="text-align: justify; text-indent: 14.2pt; line-height: 14pt; margin-left: 40px;">Esrarın etkileri yok gibi ya da &ouml;yle zayıf ki, &ouml;nlem olarak i&ccedil;eride kalmanın gereksiz olacağını d&uuml;ş&uuml;n&uuml;p nihayet otelden &ccedil;ıktım. İlk uğrak limanım, Canebi&egrave;re ile Cours Belsunce&rsquo;ın k&ouml;şesindeki kafeydi. Limandan bakılınca sağdaki; &ouml;yleyse hep gittiğim kafe değildi bu. <span style="letter-spacing: 0.1pt;">Şimdi niye? Sadece biraz c&ouml;mertlik, insanlar tarafından kibarca karşılanma beklentisi. Yalnızlık duygusu bir anda kayboluyor. Bastonum bana &ouml;zel bir zevk vermeye başlıyor. İnsan o denli hassaslaşıyor ki, k&acirc;ğıdın &uuml;zerine d&uuml;şen g&ouml;lgenin k&acirc;ğıdı yaralayacağından korkuyor. Mide bulantısı ge&ccedil;iyor. Pisuarların &uuml;zerindeki notları okuyor. Bu ya da şu kişi bana doğru gelse hi&ccedil; şaşırmam. Ama gelmeseler de hayal kırıklığına uğramam. Fakat burası benim i&ccedil;in fazla g&uuml;r&uuml;lt&uuml;l&uuml;.</span></div>
<div style="text-align: justify; text-indent: 14.2pt; line-height: 14pt; margin-left: 40px;">Şimdi de, esrarkeşin zaman ve uzam &uuml;zerindeki talepleri y&uuml;r&uuml;rl&uuml;ğe giriyor. Bilindiği gibi, bunlar kesinlikle muhteşemdir. Esrar i&ccedil;miş biri i&ccedil;in Versailles &ccedil;ok b&uuml;y&uuml;k değildir, ne de sonsuzluk &ccedil;ok uzundur. İ&ccedil; deneyimin bu muazzam boyutlarının, bu mutlak s&uuml;rekliliğin ve &ouml;l&ccedil;&uuml;lemez uzamın gerisinde bekleyense, uzamdan ve zamandan oluşan bu d&uuml;nyanın beklenmedik durumlarını artan bir şefkatle anımsatan, olağan&uuml;st&uuml; mutluluk verici bir mizah duyumudur. Sonsuza kadar yiyip i&ccedil;mek i&ccedil;in daha şimdi oturduğum Restoran Basso&rsquo;da mutfağın da şimdi kapandığını s&ouml;ylediklerinde, sonsuzca hissediyorum bu mizah duyumunu. Ama sonradan, b&uuml;t&uuml;n bunların aslında apaydınlık, olağan, hayatla dopdolu olduğu ve hep &ouml;yle kalacağı duygusu. Oturduğum yeri nasıl bulduğumu da belirtmeliyim. Benim i&ccedil;in &ouml;nemli olan, eski limanın ancak &uuml;st katlardan g&ouml;r&uuml;lebilen manzarasıydı. Aşağıdan y&uuml;r&uuml;yerek ge&ccedil;erken, ikinci kat balkonunda boş bir masayı g&ouml;z&uuml;me kestirdim. Sonunda, &ccedil;ıka &ccedil;ıka birinci kata kadar &ccedil;ıkabildim. Pencere kenarındaki masaların neredeyse tamamı doluydu, bunun &uuml;zerine, o an boşalan &ccedil;ok b&uuml;y&uuml;k bir masaya ge&ccedil;tim. Tam otururken fark ettim, koskocaman bir masada tek başıma oturacak olmanın yakışıksızlığını; utana sıkıla kalktım, t&uuml;m katı boydan boya y&uuml;r&uuml;yerek salonun diğer ucuna geldim ve ancak yanına vardığımda g&ouml;rebildiğim bu k&uuml;&ccedil;&uuml;k masaya yerleştim.</div>
<div style="text-align: justify; text-indent: 14.2pt; line-height: 14pt; margin-left: 40px;"><span style="letter-spacing: -0.1pt;">Ama yemek daha sonra. &Ouml;nce limandaki o k&uuml;&ccedil;&uuml;k bar. Yine tam şaşkın bir halde, uzaktan bir konser &ndash;aslında bir bando&ndash; sesinin geldiğini sanarak kalkmak &uuml;zereydim ki, bunun araba kornalarının g&uuml;r&uuml;lt&uuml;s&uuml;nden başka bir şey olmadığına kendimi zor inandırabildim. Vieux Port&rsquo;a<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">*</a> gelirken de adımlarımda bu harika hafiflik ve kararlılık vardı; &ouml;yle ki, ge&ccedil;mekte olduğum b&uuml;y&uuml;k medyanın taşlık ve sert zemini, gece vakti enerjik biri gibi uzun adımlarla y&uuml;r&uuml;d&uuml;ğ&uuml;m kır yolunun y&uuml;zeyine d&ouml;n&uuml;şm&uuml;şt&uuml;. D&uuml;zenleyici fonksiyonlarımdan hen&uuml;z tam emin olamadığımdan, Canebi&egrave;re&rsquo;e gitmekten bu saatte bile ka&ccedil;ınıyordum. Derken, bu k&uuml;&ccedil;&uuml;k liman barında, esrarın o zamana kadar hemen hi&ccedil; hissetmediğim kanonik b&uuml;y&uuml;s&uuml; kendini ilkel bir keskinlikle dayatmaya başladı.Beni bir fizyonoma, hi&ccedil; değilse insan y&uuml;zlerini dikkatle inceleyen bir seyirciye d&ouml;n&uuml;şt&uuml;rd&uuml;ğ&uuml; i&ccedil;in, deneyimimde benzersiz bir şey yaşadım: G&ouml;zlerimi, &ccedil;evremdeki, bazıları olağan&uuml;st&uuml; kaba ya da &ccedil;irkin y&uuml;zlere dikip &ouml;ylece baktım. Normalde bakmaya iki nedenle sakınacağım y&uuml;zlerdi bunlar: Başka zaman olsa, ne bakışlarını &uuml;zerime &ccedil;ekmek isterdim ne de vahşiliklerine katlanmak&hellip; Tam bir ileri karakoldu bu liman tavernası. (Bu yerin tehlikesizce erişilebileceğim en uzak yer olduğuna inanıyorum &ndash; keskin duyularla asla yapamayacağım bu hesaplamayı, feci halde yorgunken bir bardağı tek damlasını d&ouml;kmeden ağzına kadar suyla doldurabilmek i&ccedil;in g&ouml;stermem gereken aynı hassasiyetle, bu sarhoş halimle yapmıştım.) Hen&uuml;z hi&ccedil;bir burjuvanın oturmadığı, ger&ccedil;ek liman proleterlerinden başka, en fazla civardaki birka&ccedil; burjuva ailesinin yaşadığı rue Bouteri&rsquo;den h&acirc;l&acirc; yeterince uzaktaydı burası. Bir anda &ccedil;irkinliğin bir ressama g&uuml;zelliğin ger&ccedil;ek haznesi &ndash;daha iyisi, hazine sandığı&ndash; olarak nasıl g&ouml;r&uuml;nebildiğini anlayıverdim (Rembrandt ve daha bir&ccedil;okları i&ccedil;in de b&ouml;yle olmamış mıydı?): kırışıklıklarda, bakışlarda ve y&uuml;z hatlarında altın gibi parıldayan t&uuml;m i&ccedil; g&uuml;zelliğiyle lime lime olmuş bir dağ silsilesi.&ldquo;Vazge&ccedil;miş olmanın derin izleri&rdquo;ni taşıyan ve beni ani bir şiddet duygusuyla sarsan son derece hayvansı, bayağı bir erkek y&uuml;z&uuml;n&uuml; &ouml;zellikle anımsıyorum. Her şeyden &ccedil;ok, beni erkeklerin y&uuml;zleri ilgilendirmeye başlamıştı.Şimdi de o uzunca oyun, her y&uuml;zde bir tanıdığı bulma oyunu başladı. &Ccedil;oğu kez adını bilirdim, &ccedil;oğu kez de bilmezdim. Bu aldanım da, d&uuml;şlerde kaybolan aldanımlar gibi, aniden g&ouml;zden kayboldu: utan&ccedil;la değil, taviz vererek değil, g&ouml;revini yerine getirmiş bir insan gibi, huzur i&ccedil;inde ve g&uuml;ler y&uuml;zle. Bu koşullar altında yalnızlığın lafı bile edilemezdi. Kendi kendimle mi ahbaplık ediyordum? Elbette kimseye belli etmeden. Bu durum beni mutlu eder miydi, bundan da emin değilim. Şu daha olası ki, patronunun arzularını yoğun bir araştırma sonucunda &ouml;ğrenen birinin belli belirsiz y&uuml;zs&uuml;zl&uuml;ğ&uuml;yle kendimi tatmin ederken, kendimin en becerikli, en sevecen, en utanmaz pezevengi olmuştum. Bu arada, garsonun yeniden g&ouml;r&uuml;nmesini beklerken, sonsuzluğun yarısı gelip ge&ccedil;ti. Daha doğrusu, garsonun d&ouml;nmesini bekleyemedim. Bar kısmına gidip hesabı &ouml;dedim. Bu t&uuml;r tavernalarda bahşiş bırakmak &acirc;det midir bilmiyorum. Ama başka koşullar altında, mutlaka bir şeyler bırakırdım. Ne var ki, d&uuml;nk&uuml; esrarın etkisiyle cimriliğim tutmuştu; abartırım da dikkatleri &uuml;zerime &ccedil;eker<span style="color: black;">im korkusuyla kendimi ger&ccedil;ekten dikkat &ccedil;ekici kılmayı başarmıştım.</span></span></div>
<div style="text-align: justify; text-indent: 14.2pt; line-height: 14pt; margin-left: 40px;"><span style="color: black;">Basso&rsquo;da yaptığım gibi, &ouml;nce bir d&uuml;zine istiridye</span> s&ouml;yledim. Adam sonraki siparişimi de o anda vermemi istedi. Y&ouml;resel bir yemek adı s&ouml;yledim. Hi&ccedil;birinin kalmadığı haberiyle geri d&ouml;nd&uuml;. Bunun &uuml;zerine ben de, m&ouml;n&uuml;de bu yemeğin yakınında bir yeri işaret ettim; tam bir yemek adı s&ouml;ylemiştim ki g&ouml;z&uuml;me onun &uuml;st&uuml;ndeki takıldı, sonra onun &uuml;st&uuml;ndeki; sırayla her birinden sipariş ede ede listenin en tepesine vardım. Ama bu yalnızca a&ccedil;g&ouml;zl&uuml;l&uuml;kten değil, yemeklere karşı g&ouml;sterdiğim aşırı kibarlıktandı, almamazlık ederek hi&ccedil;birini g&uuml;cendirmek istemedim. Kısacası, p&acirc;t&eacute; de Lyon&rsquo;da durdum. &Ouml;n&uuml;mde bir tabakta masumca yatarken, esprili bir g&uuml;l&uuml;msemeyle, &ldquo;Aslan b&ouml;reği&rdquo; diye d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;m;<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">**</a> ve sonra, hor g&ouml;ren bir edayla dedim ki: &ldquo;Bu m&uuml;şfik şey ya tavşan ya da tavuk eti olmalı &ndash; neyse ne.&rdquo; Bir aslan kadar a&ccedil; olduğumdan ancak bir aslan yiyerek doyabilirdim ki, bu da hi&ccedil; tuhaf değildi. &Uuml;stelik, a&ccedil;ık&ccedil;a dillendirmesem de, Basso&rsquo;da işim biter bitmez (yaklaşık on bu&ccedil;uk gibi) başka bir yere gitmeye ve ikinci bir akşam yemeği yemeye karar vermiştim.</div>
<div style="text-align: justify; text-indent: 14.2pt; line-height: 14pt; margin-left: 40px;">Ama &ouml;nce Basso&rsquo;ya doğru y&uuml;r&uuml;y&uuml;ş&uuml;me d&ouml;nelim. Rıhtım boyunca gezindim ve orada bağlı duran t&uuml;m teknelerin isimlerini tek tek okudum. Bu beni akıl almaz bir sevince boğdu ve Fransa&rsquo;nın t&uuml;m Hıristiyan isimlerine sırayla g&uuml;l&uuml;msedim. İsimlerinin bu teknelere vaat ettiği aşk, bana olağan&uuml;st&uuml; g&uuml;zel ve dokunaklıymış gibi geldi. Sadece bir tanesinin, bana hava savaşını anımsatan Aero II&rsquo;nin yanından samimiyetsiz bir şekilde ge&ccedil;tim; az &ouml;nce ayrıldığım barda da aynı şeyi yapmış, g&ouml;zlerimi aşırı şekilde deforme olmuş bazı y&uuml;zlerden ka&ccedil;ırmak zorunda kalmıştım.</div>
<div style="text-align: justify; text-indent: 14.2pt; line-height: 14pt; margin-left: 40px;">Basso&rsquo;nun &uuml;st katından aşağıya doğru bakınca eski oyunlar tekrar başladı. Limanın &ouml;n&uuml;ndeki meydan benim paletimdi, hayal g&uuml;c&uuml;mse, bu yerin &ouml;zelliklerini, sonunda neye benzeyeceğini umursamadan, k&acirc;h &ouml;yle k&acirc;h b&ouml;yle denemeler yaparak &uuml;zerinde birbirine karıştırıyordu &ndash; tıpkı paletinde d&uuml;şlere dalan bir ressam gibi. Şarabın tadına bakmadan &ouml;nce biraz teredd&uuml;t ettim. Yarım şişe Cassis&rsquo;ti. Kadehin i&ccedil;inde bir buz par&ccedil;ası y&uuml;z&uuml;yordu. Ama uyuşturucuma kusursuzca eşlik ediyordu. Penceresi a&ccedil;ık diye bu yeri se&ccedil;miştim ve oturduğum yerden aşağıdaki karanlık meydanı rahat&ccedil;a seyredebiliyordum. Ve arada sırada meydana baktığımda, meydanın, &uuml;zerinde y&uuml;r&uuml;yen kişiyle birlikte değişmeye y&uuml;z tuttuğunu, sanki bu kişiyle ilgili bir fig&uuml;r oluşturduğunu fark ettim; ama bu fig&uuml;r meydanı g&ouml;ren kişiyle değil, daha &ccedil;ok, on yedinci y&uuml;zyıldaki b&uuml;y&uuml;k portre ressamlarının, &ouml;n&uuml;ne yerleştirdikleri &ouml;nemli kişinin karakterine uygun olarak bir sıra s&uuml;tunla, bir pencereyle ortaya &ccedil;ıkarmak istedikleri bakışla ilgiliydi. Aşağıya bakarken, daha sonra şunu not ettim: &ldquo;Nesneler y&uuml;zyıldan y&uuml;zyıla daha da yabancılaşıyor.&rdquo;</div>
<div style="text-align: justify; text-indent: 14.2pt; line-height: 14pt; margin-left: 40px;">Burada, şu genel g&ouml;zlemi aktarmak zorundayım: Bu t&uuml;r bir sarhoşluktaki yalnızlığın karanlık yanları var. Sadece fiziksel y&ouml;n&uuml;nden s&ouml;z edecek olursam, teselliyi bu liman tavernasındaki uğultuda arayan diyaframımda bir an şiddetli bir basın&ccedil; hissettim. Ve hi&ccedil; kuşkusuz, ger&ccedil;ekten g&uuml;zel, aydınlatıcı g&ouml;r&uuml;n&uuml;mler hen&uuml;z uyanmış değildi. &Ouml;te yandan, bu durumlarda yalnızlık filtre işlevi g&ouml;r&uuml;r. Ertesi g&uuml;n insan, izlenimlerin ayrıntılı bir listesinden &ccedil;ok daha fazlasını k&acirc;ğıda d&ouml;ker.Geceleyin bu sarhoşluk, kendini g&uuml;ndelik ger&ccedil;eklikten ince, prizmatik kenarlarla ayırır. Bir t&uuml;r fig&uuml;r oluşturur ve daha kolay hatırlanır. Diyebilirim ki, b&uuml;z&uuml;l&uuml;r ve b&uuml;z&uuml;ld&uuml;k&ccedil;e bir &ccedil;i&ccedil;eğin bi&ccedil;imini alır.</div>
<div style="text-align: justify; text-indent: 14.2pt; line-height: 14pt; margin-left: 40px;">Mutluluktan u&ccedil;uran bu zengin sarhoşluğun muammasına biraz daha yaklaşabilmek i&ccedil;in, d&uuml;ş&uuml;nceyi bir kez daha Ariadne&rsquo;nin ipliği &uuml;zerinde yoğunlaştırmalıyız. Sadece bir iplik yumağını &ccedil;&ouml;zme eylemindeki sevin&ccedil;! Ve tıpkı yaratmanın sevinciyle ilintili olması gibi, <span style="letter-spacing: -0.1pt;">bu sevin&ccedil; sarhoşluğun sevinciyle de &ccedil;ok derinden ilintili. Daha da ileri gidelim: Ama b&ouml;yle yapmakla, sadece i&ccedil;ine girmeyi g&ouml;ze aldığımız mağaranın kıvrımlarını ve d&ouml;neme&ccedil;lerini keşfetmeyiz, aynı zamanda bu keşfin &ouml;tekinin ge&ccedil;miş deneyimlerine dayalı hazzını, ipliği &ccedil;&ouml;zme işinin ritmik bahtiyarlığını da yaşarız. Ustaca sarılmış bir yumağı &ccedil;&ouml;zm&uuml;ş olduğumuzdan hi&ccedil; kuşku duymamak &ndash; t&uuml;m &uuml;retkenliğin sevinci bu değil midir, en azından d&uuml;zyazıda? Ve esrarın etkisi altında bizler, g&uuml;&ccedil;lerimizin doruğunda sevince boğulmuş d&uuml;zyazı-varlıklarız.</span></div>
<div style="text-align: justify; text-indent: 14.2pt; line-height: 14pt; margin-left: 40px;">Rue Paradis&rsquo;nin bir parka a&ccedil;ıldığı Canebi&egrave;re&rsquo;den uzaktaki bir meydanda, sonradan benliğimi kaplayan &ccedil;ok derinlere işlemiş o mutluluk hissini hatırlamak, daha &ouml;nce olup biten her şeyden daha zor. Neyse ki, gazetemde şu t&uuml;mceye rastlıyorum: &ldquo;Kişi aynılığı ger&ccedil;eklikten bir kaşıkla &ccedil;ekip &ccedil;ıkarmalıdır.&rdquo; Birka&ccedil; hafta &ouml;nce de, buna benzer bir şey s&ouml;ylediğini d&uuml;ş&uuml;nerek, Johannes V. Jensen&rsquo;den bir başka t&uuml;mce not etmiştim: &ldquo;Richard, d&uuml;nyada aynı t&uuml;rden olan her şeyi anlayan gen&ccedil; bir adamdı.&rdquo; Bu t&uuml;mce beni &ccedil;ok sevindirmişti. Onun sayesinde şimdi, bu s&ouml;z&uuml;n daha &ouml;nceden benim i&ccedil;in sahip olduğu politik, rasyonel anlamını, bir g&uuml;n &ouml;nce yaşadığım deneyimin bireysel, b&uuml;y&uuml;l&uuml; anlamıyla yan yana getirebiliyorum.Anladığım kadarıyla Jensen&rsquo;in t&uuml;mcesi, kendine &ouml;zg&uuml; olan bug&uuml;n sadece ince ayrımların i&ccedil;ine hapsedilirken, şeyler &ndash;kesinlikle hepimizin bildiği gibi&ndash; tamamen mekanikleştirilmiş ve akılsallaştırılmıştır s&ouml;z&uuml;yle aynı anlama geldiği halde, benim yeni kavrayışım t&uuml;m&uuml;yle farklıydı. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; ben sadece ince ayrımları g&ouml;r&uuml;yordum, ama bunlar aynıydı.&Ouml;n&uuml;mdeki yaya kaldırımıyla ilgili d&uuml;ş(&uuml;nce)lere dalmış y&uuml;r&uuml;yordum, ki bu kaldırım, &uuml;zerinde kayar gibi y&uuml;r&uuml;memi sağlayan bir t&uuml;r merhem sayesinde, &ndash;<i>tam da</i> bu taş haliyle&ndash; Paris&rsquo;in bir kaldırımı da olabilirdi pek&acirc;l&acirc;. &Ccedil;oğu kez ekmek yerine taşlardan s&ouml;z ederiz. Bu taşlar benim, her yerde, her &uuml;lkede aynı olan şeyleri tadabilmek i&ccedil;in &uuml;zerlerine a&ccedil; bir kurt gibi saldıran hayal g&uuml;c&uuml;m&uuml;n ekmeğiydi. Buna rağmen, burada, Marsilya&rsquo;da, esrardan sarhoş olmuş halde oturuyor olmanın sınırsız kıvancıyla d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;m: Bu akşamki sarhoşluğumu kiminle ger&ccedil;ekten paylaşabilirdim ve bu insanların sayısı ne kadar azdı; esrar hep var olacağından, hep sadık kalacağından, beni bekleyen talihsizliklerden, beni bekleyen yalnızlıklardan korkmak konusunda nasıl da acizdim. Bu evrede, m&uuml;davimi olduğum yakınlardaki bir gece kul&uuml;b&uuml;nden gelen m&uuml;zik de rol oynadı. G. bir arabanın i&ccedil;inde ge&ccedil;ip gitti yanımdan. Bu olay, tam olarak, az &ouml;nce, U. kendisini bir liman aylağı ve pezevengi bi&ccedil;iminde teknelerin g&ouml;lgelerinden sıyırdığı anda, birdenbire oldu. Ama yalnızca tanıdık y&uuml;zler yoktu. Burada, sarhoşluğumun en yoğun halini yaşarken, iki fig&uuml;r (iki yurttaş, iki yersiz yurtsuz, ya da ne bileyim?), &ldquo;Dante ve Petrarca&rdquo; olarak ge&ccedil;tiler yanımdan. &ldquo;T&uuml;m insanlar kardeştir.&rdquo; B&ouml;ylece, artık peşinden gidemeyeceğim bir d&uuml;ş&uuml;nce silsilesi başladı. Ama bu zincirin, beni muhtemelen hayvanlarla ilgili imgelere s&uuml;r&uuml;kleyen son halkası, kesinlikle ilkinden &ccedil;ok daha az sıradandı.</div>
<div style="text-align: justify; text-indent: 14.2pt; line-height: 14pt; margin-left: 40px;">Oturuyor olduğum meydanda kısa bir s&uuml;re duran tramvayın &uuml;zerinde &ldquo;Barnab&eacute;&rdquo; yazıyordu.Ve Barnaba&rsquo;nın hazin ve karışık hik&acirc;yesi, Marsilya&rsquo;nın dış mahallerine doğru giden bir tramvay i&ccedil;in hi&ccedil; de k&ouml;t&uuml; bir istikamet gibi gelmedi bana. Dans salonunun kapısında olup bitenler pek hoştu. Mavi ipek pantolonu ve parlak pembe ipek ceketiyle bir &Ccedil;inli ikide bir kapının &ouml;n&uuml;ne &ccedil;ıkıyordu. Kapıcıydı. Kapı aralığında kızlar kendilerini sergiliyordu. Ama benim canım hi&ccedil;bir şey &ccedil;ekmiyordu. Gen&ccedil; bir adamla beyaz elbiseli bir kızın bana doğru geldiğini g&ouml;rmek &ccedil;ok eğlenceliydi ve hemen ş&ouml;yle d&uuml;ş&uuml;nmek zorunda olmak da:&ldquo;Kız i&ccedil;erde, &uuml;zerinde kombinezonuyla ka&ccedil;mış adamın elinden ve şimdi de adam kızı almış geri getiriyor. Yakışır, &acirc;l&acirc;.&rdquo;Burada, bu safahatın tam ortasında oturuyor olma d&uuml;ş&uuml;ncesinin g&ouml;nl&uuml;m&uuml; aldığını, beni tavladığını hissediyordum, ki &lsquo;burada&rsquo; ile bu şehri değil, kendimi bulduğum k&uuml;&ccedil;&uuml;k, &ccedil;ok da tantanalı olmayan bu yeri kastediyorum. Ama olaylar bambaşka gelişiyor, şeylerin g&ouml;r&uuml;n&uuml;mleri bana sihirli bir değnekle dokunuyordu ve ben de onlarla ilgili d&uuml;şlerin i&ccedil;ine dalıyordum. B&ouml;yle saatlerde, insanlar ve nesneler, camla kaplanmış al&uuml;minyum kutuların i&ccedil;indeki, camın s&uuml;rt&uuml;lmesiyle elektrik y&uuml;klenen ve her harekette birbirleriyle en olağandışı ilişkilere girmek zorunda kalan, m&uuml;rver ağacı sakızından yapılma şu k&uuml;&ccedil;&uuml;k sahne aksesuarları ve heykelcikleri<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">***</a> gibi davranırlar.</div>
<div style="text-align: justify; text-indent: 14.2pt; line-height: 14pt; margin-left: 40px;">Bu arada sesi bir y&uuml;kselip bir al&ccedil;alan m&uuml;ziğe, &ldquo;cazın saz kam&ccedil;ıları&rdquo; adını verdim. Nasıl oldu da ayaklarımla tempo tutmaya başladım, anımsamıyordum. Bu benim aldığım terbiyeme aykırıydı ve b&ouml;yle yaparken kendimle &ccedil;atışmadan edemiyordum. Akustik izlenimlerin şiddetinin t&uuml;m diğer izlenimleri bastırarak anlaşılmaz hale getirdiği anlar vardır. &Ouml;zellikle bu k&uuml;&ccedil;&uuml;k bardaki her şey, birdenbire, sokakların değil, insan seslerinin g&uuml;r&uuml;lt&uuml;s&uuml; i&ccedil;inde kayboluyordu. İnsan seslerinin oluşturduğu bu g&uuml;r&uuml;lt&uuml;n&uuml;n en &ouml;zg&uuml;n yanı, kulağa tamamen bir leh&ccedil;e gibi gelmesiydi. Birden, Marsilyalılar benim i&ccedil;in yeterince anlaşılır bir Fransızcayla konuşmaz oldular. Leh&ccedil;e d&uuml;zeyinde takılıp kalmışlardı. Bununla ilişkilendirilebilecek yabancılaşma olgusunun g&ouml;rsel olanı da kapsayacak şekilde genişlediği g&ouml;r&uuml;l&uuml;r, ki Kraus bu konudaki kesin h&uuml;km&uuml;n&uuml; g&uuml;zel bir s&ouml;zle ifade etmiştir: &ldquo;Bir s&ouml;zc&uuml;ğe ne kadar yakından bakarsanız, o da size o kadar uzaktan bakar.&rdquo; Zaten, notlarım arasında şaşırtıcı bir yoruma rastlıyorum: &ldquo;Şeyler bakışa nasıl da direniyor!&rdquo;</div>
<div style="text-align: justify; text-indent: 14.2pt; line-height: 14pt; margin-left: 40px;">Canebi&egrave;re&rsquo;den ge&ccedil;erken sarhoşluğun etkisi azaldı ve nihayet k&uuml;&ccedil;&uuml;k Caf&eacute; des Cours Belsunce&rsquo;da son bir dondurma yemek i&ccedil;in k&ouml;şeyi d&ouml;nd&uuml;m. Burası, bu akşamın ilk kafesine, hani r&uuml;zg&acirc;rda u&ccedil;uşan sa&ccedil;akları d&uuml;ş(&uuml;nce)lere dalmış seyrederken kapıldığım erotik sevincin esrarın işe yaramaya başladığına beni ikna ediverdiği kafeye uzak değildi. Ve bu durumu anımsadığımda, esrarın, aşkta aşina olduğumuz kendi varoluşumuzu &ndash;daha az bencil ama&ccedil;lar adına&ndash; hesapsızca t&uuml;ketmemiz i&ccedil;in bize izin vermesi konusunda Doğayı ikna ettiğine inanmak istiyorum. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; eğer, &acirc;şıkken varoluşumuz, Doğanın parmakları arasında, tutamadığı ve bu y&uuml;zden yeni doğumlar satın alabilsinler diye d&uuml;şmelerine izin verdiği altın sikkeler gibi koşuyorsa, doğa da şimdi bizi, tek bir şey bile ummaksızın ya da beklemeksizin, varoluşa doğru kocaman avu&ccedil;larıyla c&ouml;mert&ccedil;e fırlatıyor.<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">****</a></div>
<div>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>_________________________</p>
<div id="ftn1">
<div><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title="">*</a><span style="font-size: smaller;">Eski Liman. (&ccedil;.n.)</span></div>
</div>
<div id="ftn2">
<div><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title="">**</a><span style="font-size: smaller;">Benjamin, Lyon&rsquo;un fonetik &ccedil;ağrışımıyla, bu kente &ouml;zg&uuml; &ldquo;Lyon b&ouml;reği&rdquo;nden (p&acirc;t&eacute; de Lyon) &ldquo;Aslan b&ouml;reği&rdquo; diye s&ouml;z ediyor. (&ccedil;.n.)</span></div>
</div>
<div id="ftn3">
<div><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title="">***</a><span style="font-size: smaller;">&ldquo;Holundermak-Requisiten und Holundermak M&auml;nnchen&rdquo; yerine. (&ccedil;.n.)</span></div>
</div>
<div id="ftn4">
<div><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title="">****</a><span style="font-size: smaller;">Bu metnin daha &ouml;nceki &ccedil;evirisi i&ccedil;in bkz. Walter Benjamin, &ldquo;Parıltılar&rdquo;, <i>Marsilya&rsquo;da Haşhaş</i>, &ccedil;ev.: Yılmaz &Ouml;ner (İstanbul: Belge Yayınları, Kasım 1990), 1. baskı, s. 71-79. (&ccedil;.n.)</span></div>
</div>
</div>
<p style="margin-left: 40px;">&nbsp;</p>
<p style="margin-left: 40px;">&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ussuz.com/2010/01/marsilyada-esrar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Açık Dilde Manifesto</title>
		<link>http://www.ussuz.com/2009/12/acik-dilde-manifesto/</link>
		<comments>http://www.ussuz.com/2009/12/acik-dilde-manifesto/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 26 Dec 2009 04:19:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Antonin Artaud</dc:creator>
				<category><![CDATA[Antonin Artaud]]></category>
		<category><![CDATA[Deneme]]></category>
		<category><![CDATA[Düzyazı]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ussuz.com/?p=577</guid>
		<description><![CDATA[&#199;eviren: Erdoğan Kul &#160; Eğer Şeytan&#8217;a da Tanrı&#8217;ya da inanmıyorsam, bunca g&#252;&#231;l&#252; bir yıkma eğilimi duyuyorsam i&#231;imde, mantık&#231;a kabullenebildiğim ilkelerin d&#252;zeninde hi&#231;bir şey yoksa eğer, asıl neden etimdedir. Yıkıyorum, &#231;&#252;nk&#252;...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="margin-left: 320px;">&Ccedil;eviren:<br />
<strong>Erdoğan Kul</strong><br />
&nbsp;</p>
<p style="margin-left: 40px;">Eğer Şeytan&rsquo;a da Tanrı&rsquo;ya da inanmıyorsam, bunca g&uuml;&ccedil;l&uuml; bir yıkma eğilimi duyuyorsam i&ccedil;imde, mantık&ccedil;a kabullenebildiğim ilkelerin d&uuml;zeninde hi&ccedil;bir şey yoksa eğer, asıl neden etimdedir.</p>
<p style="margin-left: 40px;">Yıkıyorum, &ccedil;&uuml;nk&uuml; akıldan ortaya &ccedil;ıkan her şey g&uuml;venilmezdir benim i&ccedil;in. Ben, ancak iliğimi coşturan kanıta inanırım, kendini Aklın yoluna uydurabilen kanıta değil. D&uuml;zlemler buldum sinir alanında. Şimdi kanıtları değerlendirmeye hakkım olduğunu d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yorum. Benim i&ccedil;in, Aklın alanıyla ilgisi bulunmayan saf etin alanında bir kanıt vardır. Akılla kalp arasındaki &ccedil;atışkı, tam da benim etimde karar kıldı, ama sinirler tarafından sulanan etimde. &Ouml;l&ccedil;&uuml;ye gelmez etki alanında sinirlerin sağladığı imge, en y&uuml;ksek zihinselliğin bi&ccedil;imini alıyor -zihinsellik vasfını soyutlamayı reddettiğim. Demek ki ben, i&ccedil;inde şeylerin ger&ccedil;ek ışımasını taşıyan bir kavramın oluşumunu izliyorum, bana yaratma sesiyle ulaşan bir kavramın. Bir imge aynı zamanda Bilgi değilse ve onun a&ccedil;ıklığını taşıdığı kadar &ouml;z&uuml;n&uuml; de taşımıyorsa, beni tatmin etmez. Kopuk kopuk akıl y&uuml;r&uuml;tmelerin bitkin d&uuml;ş&uuml;rd&uuml;ğ&uuml; zihnim, yeni, mutlak bir &ccedil;ekim g&uuml;c&uuml;n&uuml;n &ccedil;arkına kapılmak istiyor.<span id="more-577"></span> Benim i&ccedil;in bu, i&ccedil;inde yalnızca Mantık&ouml;tesi katılım kurallarını ve yepyeni bir anlam bulma başarısını taşıyan olağan&uuml;st&uuml; bir yeniden-d&uuml;zenleme demektir. Dağınık haplar arasında kaybolmuş ve uykunun birbirine karşıt hayaletlerine derin bir zek&acirc; g&ouml;r&uuml;n&uuml;m&uuml; sunan bu Anlam, zihnin kendisine karşı kazandığı bir zaferdir ve her ne kadar akıl yoluyla indirgenemezse de, vardır, zihindedir. D&uuml;zendir o, zek&acirc;dır, kaosun anlamıdır. Ama bu kaosu olduğu gibi kabul etmez, yoruma tabi tutar ve yorumladığı i&ccedil;in de elden ka&ccedil;ırır onu. Mantık-olmayanın Mantığıdır. S&ouml;ylenebileceklerin hepsi bu. Benim a&ccedil;ık mantık-olmayanım bu kaostan korkmaz.</p>
<p style="margin-left: 40px;">Zihne ilişkin hi&ccedil;bir şeyden vazge&ccedil;tiğim yok. Tek istediğim, yasaları ve organlarıyla zihnimi başka yerlere taşımak. Kendimi zihnin cinsel mekanizmasına bırakmıyorum; tersine, bu mekanizmada a&ccedil;ık aklın elde edemediği bulguları ayrıştırmaya &ccedil;alışıyorum. D&uuml;şlerin ateşine teslim oluşum, yalnızca, onlardan yeni yasalar t&uuml;retmek i&ccedil;indir. Sayıklamalardaki zihinsel g&ouml;r&uuml;ş yeteneğini geliştirmektir amacım, yoksa k&acirc;hinliğe filan soyunmaya niyetli değilim.</p>
<p style="margin-left: 40px;">Ama yarı d&uuml;şsel bir bı&ccedil;ak bu; i&ccedil;imde tuttuğum, apa&ccedil;ık duyguların sınırına gelmesine izin vermediğim.</p>
<p style="margin-left: 40px;">İmge alanına ait olan, akıl yoluyla indirgenebilir, imgede kalmaya devam edebilir ya da yok edilebilir.</p>
<p style="margin-left: 40px;">Yine de imgelerin bir mantığı vardır, imge y&uuml;kl&uuml; canlılık d&uuml;nyasında daha a&ccedil;ık imgeler vardır.</p>
<p style="margin-left: 40px;">Aklın ani coşumlarında, hayvanların &ccedil;okbi&ccedil;imli ve g&ouml;z kamaştırıcı bir anıştırması vardır. Bu duyarsız ve <em>d&uuml;ş&uuml;nen</em> toz, kendi i&ccedil;inden doğan yasalara g&ouml;re d&uuml;zenlenir; a&ccedil;ık ya da <em>engelli</em> aklın ve bilincin alanı dışında.</p>
<p style="margin-left: 40px;">Y&uuml;ce imgeler alanında d&uuml;zg&uuml;n konuşan Yanıltı ya da maddi hata, bilgi yanıltısından daha az var değildir; bu da yeni bir bilginin yaşam ger&ccedil;ekliğine nasıl inebildiğini ya da inmesinin ne denli gerekli olduğunu bir kere daha ortaya koyar.</p>
<p style="margin-left: 40px;">Yaşamın ger&ccedil;eği maddenin ataklığında yatar. İnsan zihni kavramlar tarafından zehirlenmektedir. Hoşnut olmasını beklemeyelim ondan; yalnızca sakin olmasını, yerini bulduğuna inanmasını bekleyelim. Ama yalnızca Deliler ger&ccedil;ekten sakindir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ussuz.com/2009/12/acik-dilde-manifesto/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Büyü</title>
		<link>http://www.ussuz.com/2009/12/buyu/</link>
		<comments>http://www.ussuz.com/2009/12/buyu/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 23 Dec 2009 21:56:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hilde Domin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hilde Domin]]></category>
		<category><![CDATA[Çeviri]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ussuz.com/?p=525</guid>
		<description><![CDATA[&#8230;Ama insanın en korkulu karşılaşması insandır. Alacakaranlıkta bize doğru gelen bir insan, yalnız birisi, belki de bir insan k&#252;mesi tanımadıklarımızdan, belki de ancak bizimle aynı yolu y&#252;r&#252;yen ama bize g&#246;re...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="margin-left: 40px;">&#8230;Ama insanın<br />
en korkulu karşılaşması<br />
insandır.</p>
<p style="margin-left: 40px;">Alacakaranlıkta<br />
bize doğru gelen<br />
bir insan,<br />
yalnız birisi,<br />
belki de bir insan k&uuml;mesi<br />
tanımadıklarımızdan,<span id="more-525"></span><br />
belki de ancak bizimle aynı yolu y&uuml;r&uuml;yen<br />
ama bize g&ouml;re haddinden hızlı<br />
veya fazla kararsız,<br />
ş&uuml;phe uyandırır<br />
herkes gibi hareket etmeyen.</p>
<p style="margin-left: 40px;">Yamalanır b&uuml;t&uuml;n setler<br />
onunla<br />
yıkılmaya y&uuml;z tutmuş her ev<br />
onarılır onunla<br />
yaşayan taşın ta kendisi sanki,<br />
yeterince genişletildikten<br />
ya da yeterince sıkıldıktan sonra<br />
doldurulur onunla b&uuml;t&uuml;n gedikler<br />
ve daha g&uuml;&ccedil;l&uuml;d&uuml;r o, zamandan.<br />
B&ouml;yle sıkılır ve genişletilir<br />
ge&ccedil;ene kadar kendinden<br />
Vudu b&uuml;y&uuml;s&uuml;nde bir Zenci gibi<br />
&ccedil;ıkar<br />
sanki işkence edilmiş g&ouml;ğs&uuml;nden<br />
aydınlık bir kehanet,<br />
katıksız,<br />
şifalı<br />
bir Penisilin<br />
ırmağı<br />
korkuya<br />
ve ihanete karşı.</p>
<p style="margin-left: 40px;">&Ccedil;eviren: <span style="font-size: small;"><strong>Danyal Nacarlı</strong></span><br />
&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ussuz.com/2009/12/buyu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

