<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Ussuz Edebiyat, Düşün ve Sanat Seyri &#187; Walter Benjamin</title>
	<atom:link href="http://www.ussuz.com/category/ceviri/walter-benjamin/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.ussuz.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Fri, 06 Jan 2012 19:29:13 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>MARSİLYA&#8217;DA ESRAR</title>
		<link>http://www.ussuz.com/2010/01/marsilyada-esrar/</link>
		<comments>http://www.ussuz.com/2010/01/marsilyada-esrar/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 16 Jan 2010 04:17:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Walter Benjamin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Deneme]]></category>
		<category><![CDATA[Düzyazı]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Walter Benjamin]]></category>
		<category><![CDATA[Çeviri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ussuz.com/?p=549</guid>
		<description><![CDATA[T&#252;rk&#231;eleştiren: Suat Kemal Angı &#160; &#214;n A&#231;ıklama: Esrarın etkisini g&#246;stermeye başlamasının ilk işaretlerinden biri, &#8220;kasvetli bir &#246;nsezi ve huzursuzluk hissi, tuhaf, ka&#231;ılamaz bir şeyin yaklaşıyor olduğu duygusudur. (&#8230;) İmgeler ve...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify; line-height: 14pt; margin-left: 320px;">T&uuml;rk&ccedil;eleştiren:</div>
<div style="text-align: justify; line-height: 14pt; margin-left: 320px;"><strong>Suat Kemal Angı</strong></div>
<div style="text-align: justify; line-height: 14pt; margin-left: 40px;">&nbsp;</div>
<div style="text-align: justify; line-height: 14pt; margin-left: 40px;"><i>&Ouml;n A&ccedil;ıklama:</i> Esrarın etkisini g&ouml;stermeye başlamasının ilk işaretlerinden biri, &ldquo;kasvetli bir &ouml;nsezi ve huzursuzluk hissi, tuhaf, ka&ccedil;ılamaz bir şeyin yaklaşıyor olduğu duygusudur. (&hellip;) İmgeler ve imgeler silsilesi, uzun s&uuml;redir gizli kalan hatıralar belirir; t&uuml;m g&ouml;r&uuml;n&uuml;mler ve durumlar tecr&uuml;be edilir.Bunlar başlangı&ccedil;ta ilgin&ccedil;tir, arada bir zevk bile verir, ama sonunda, onları başınızdan defedemediğiniz noktada, yorgunluğa ve eziyete d&ouml;n&uuml;ş&uuml;r. Olan biten her şeyle birlikte, s&ouml;yledikleri ve yaptıkları da kişiyi şaşırtır ve teslim alır. Kahkahaları ve s&ouml;ylediği her şey kendi dışında oluyormuş gibi gelir. Aynı zamanda, esinlenmeye ve aydınlanmaya varan deneyimler yaşar. (&hellip;) Uzam genişleyebilir; zemin inanılmaz dikleşir; atmosferle ilgili şaşırtıcı olaylar meydana gelir: buğu, saydamlığını yitiren ve ağırlaşan hava. <span id="more-549"></span>Renkler daha &ccedil;ok parlamaya, ışık sa&ccedil;maya; nesneler daha g&uuml;zel, ya da bi&ccedil;imsiz ve korkutucu g&ouml;r&uuml;nmeye başlar. (&hellip;) B&uuml;t&uuml;n bunlar s&uuml;rekli bir gelişim takip etmez; tersine, d&uuml;ş g&ouml;rme ve uyanıklık durumlarının almaşıklığını simgelerler &ndash; bilincin tamamen farklı s&ouml;zc&uuml;kleri arasında salınan s&uuml;rekli ve nihai bir t&uuml;kenişin tipik &ouml;rneği. Bu batan ve y&uuml;zeye &ccedil;ıkan durum, bir t&uuml;mcenin tam ortasında ger&ccedil;ekleşir. (&hellip;) Kişi, b&uuml;t&uuml;n bunları, genellikle olağandan bir hayli farklı anlatır. Ge&ccedil;mişteki olaylarla ilgili hatıralarda sık&ccedil;a meydana gelen ani kopmalar, bağlantıların algılanmasını zorlaştırır; d&uuml;ş&uuml;nce s&ouml;zc&uuml;klere d&ouml;k&uuml;lemez; bu durum &ouml;yle zorlama bir eğlenceye d&ouml;n&uuml;şebilir ki, esrarkeş dakikalarca g&uuml;lmekten başka bir şey yapamaz. (&hellip;)Sarhoşluğun hatırası şaşırtıcı derecede berraktır. (&hellip;) Esrar zehirlenmesinin hen&uuml;z deneysel olarak araştırılmamış olması gariptir. Esrarın etkilerine dair en &ouml;vg&uuml;ye değer tanımı Baudelaire yapmıştır (<i>Les Paradis artificiels</i>).&rdquo; [Jo&euml;l ve Fr&auml;nkel&rsquo;den alıntı, &ldquo;Der Haschisch-Rausch&rdquo;, <i>Klinische</i> <i>Wochenschrift</i>, 5 (1926), 37.]</div>
<div style="text-align: justify; line-height: 14pt; margin-left: 40px;">&nbsp;</div>
<div style="text-align: justify; line-height: 14pt; margin-left: 40px;"><i>Marsilya, 29 Temmuz</i>. Uzun bir teredd&uuml;tten sonra, akşam yedide esrar i&ccedil;tim. G&uuml;n boyu Aix&rsquo;teydim. Y&uuml;z binlerce insanın yaşadığı ama kimsenin beni tanımadığı bu şehirde, rahatsız edilmeyeceğimi bilmenin mutlak kesinliğiyle yatağımda uzanmış yatıyorum. Gene de k&uuml;&ccedil;&uuml;k bir &ccedil;ocuğun ağlaması huzurumu ka&ccedil;ırıyor. &Uuml;&ccedil; &ccedil;eyrek saat ge&ccedil;miştir diye d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yorum. Ama sadece yirmi dakika ge&ccedil;miş. (&hellip;) Yatağımda &ouml;ylece yatıyorum, okuyor ve ot i&ccedil;iyorum. Karşımda hep aynı manzara &ndash; Marsilya&rsquo;nın karnı. &Ccedil;ok sık g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;m sokak, bir bı&ccedil;ak kesiğine benziyor.</div>
<div style="text-align: justify; text-indent: 14.2pt; line-height: 14pt; margin-left: 40px;">Esrarın etkileri yok gibi ya da &ouml;yle zayıf ki, &ouml;nlem olarak i&ccedil;eride kalmanın gereksiz olacağını d&uuml;ş&uuml;n&uuml;p nihayet otelden &ccedil;ıktım. İlk uğrak limanım, Canebi&egrave;re ile Cours Belsunce&rsquo;ın k&ouml;şesindeki kafeydi. Limandan bakılınca sağdaki; &ouml;yleyse hep gittiğim kafe değildi bu. <span style="letter-spacing: 0.1pt;">Şimdi niye? Sadece biraz c&ouml;mertlik, insanlar tarafından kibarca karşılanma beklentisi. Yalnızlık duygusu bir anda kayboluyor. Bastonum bana &ouml;zel bir zevk vermeye başlıyor. İnsan o denli hassaslaşıyor ki, k&acirc;ğıdın &uuml;zerine d&uuml;şen g&ouml;lgenin k&acirc;ğıdı yaralayacağından korkuyor. Mide bulantısı ge&ccedil;iyor. Pisuarların &uuml;zerindeki notları okuyor. Bu ya da şu kişi bana doğru gelse hi&ccedil; şaşırmam. Ama gelmeseler de hayal kırıklığına uğramam. Fakat burası benim i&ccedil;in fazla g&uuml;r&uuml;lt&uuml;l&uuml;.</span></div>
<div style="text-align: justify; text-indent: 14.2pt; line-height: 14pt; margin-left: 40px;">Şimdi de, esrarkeşin zaman ve uzam &uuml;zerindeki talepleri y&uuml;r&uuml;rl&uuml;ğe giriyor. Bilindiği gibi, bunlar kesinlikle muhteşemdir. Esrar i&ccedil;miş biri i&ccedil;in Versailles &ccedil;ok b&uuml;y&uuml;k değildir, ne de sonsuzluk &ccedil;ok uzundur. İ&ccedil; deneyimin bu muazzam boyutlarının, bu mutlak s&uuml;rekliliğin ve &ouml;l&ccedil;&uuml;lemez uzamın gerisinde bekleyense, uzamdan ve zamandan oluşan bu d&uuml;nyanın beklenmedik durumlarını artan bir şefkatle anımsatan, olağan&uuml;st&uuml; mutluluk verici bir mizah duyumudur. Sonsuza kadar yiyip i&ccedil;mek i&ccedil;in daha şimdi oturduğum Restoran Basso&rsquo;da mutfağın da şimdi kapandığını s&ouml;ylediklerinde, sonsuzca hissediyorum bu mizah duyumunu. Ama sonradan, b&uuml;t&uuml;n bunların aslında apaydınlık, olağan, hayatla dopdolu olduğu ve hep &ouml;yle kalacağı duygusu. Oturduğum yeri nasıl bulduğumu da belirtmeliyim. Benim i&ccedil;in &ouml;nemli olan, eski limanın ancak &uuml;st katlardan g&ouml;r&uuml;lebilen manzarasıydı. Aşağıdan y&uuml;r&uuml;yerek ge&ccedil;erken, ikinci kat balkonunda boş bir masayı g&ouml;z&uuml;me kestirdim. Sonunda, &ccedil;ıka &ccedil;ıka birinci kata kadar &ccedil;ıkabildim. Pencere kenarındaki masaların neredeyse tamamı doluydu, bunun &uuml;zerine, o an boşalan &ccedil;ok b&uuml;y&uuml;k bir masaya ge&ccedil;tim. Tam otururken fark ettim, koskocaman bir masada tek başıma oturacak olmanın yakışıksızlığını; utana sıkıla kalktım, t&uuml;m katı boydan boya y&uuml;r&uuml;yerek salonun diğer ucuna geldim ve ancak yanına vardığımda g&ouml;rebildiğim bu k&uuml;&ccedil;&uuml;k masaya yerleştim.</div>
<div style="text-align: justify; text-indent: 14.2pt; line-height: 14pt; margin-left: 40px;"><span style="letter-spacing: -0.1pt;">Ama yemek daha sonra. &Ouml;nce limandaki o k&uuml;&ccedil;&uuml;k bar. Yine tam şaşkın bir halde, uzaktan bir konser &ndash;aslında bir bando&ndash; sesinin geldiğini sanarak kalkmak &uuml;zereydim ki, bunun araba kornalarının g&uuml;r&uuml;lt&uuml;s&uuml;nden başka bir şey olmadığına kendimi zor inandırabildim. Vieux Port&rsquo;a<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">*</a> gelirken de adımlarımda bu harika hafiflik ve kararlılık vardı; &ouml;yle ki, ge&ccedil;mekte olduğum b&uuml;y&uuml;k medyanın taşlık ve sert zemini, gece vakti enerjik biri gibi uzun adımlarla y&uuml;r&uuml;d&uuml;ğ&uuml;m kır yolunun y&uuml;zeyine d&ouml;n&uuml;şm&uuml;şt&uuml;. D&uuml;zenleyici fonksiyonlarımdan hen&uuml;z tam emin olamadığımdan, Canebi&egrave;re&rsquo;e gitmekten bu saatte bile ka&ccedil;ınıyordum. Derken, bu k&uuml;&ccedil;&uuml;k liman barında, esrarın o zamana kadar hemen hi&ccedil; hissetmediğim kanonik b&uuml;y&uuml;s&uuml; kendini ilkel bir keskinlikle dayatmaya başladı.Beni bir fizyonoma, hi&ccedil; değilse insan y&uuml;zlerini dikkatle inceleyen bir seyirciye d&ouml;n&uuml;şt&uuml;rd&uuml;ğ&uuml; i&ccedil;in, deneyimimde benzersiz bir şey yaşadım: G&ouml;zlerimi, &ccedil;evremdeki, bazıları olağan&uuml;st&uuml; kaba ya da &ccedil;irkin y&uuml;zlere dikip &ouml;ylece baktım. Normalde bakmaya iki nedenle sakınacağım y&uuml;zlerdi bunlar: Başka zaman olsa, ne bakışlarını &uuml;zerime &ccedil;ekmek isterdim ne de vahşiliklerine katlanmak&hellip; Tam bir ileri karakoldu bu liman tavernası. (Bu yerin tehlikesizce erişilebileceğim en uzak yer olduğuna inanıyorum &ndash; keskin duyularla asla yapamayacağım bu hesaplamayı, feci halde yorgunken bir bardağı tek damlasını d&ouml;kmeden ağzına kadar suyla doldurabilmek i&ccedil;in g&ouml;stermem gereken aynı hassasiyetle, bu sarhoş halimle yapmıştım.) Hen&uuml;z hi&ccedil;bir burjuvanın oturmadığı, ger&ccedil;ek liman proleterlerinden başka, en fazla civardaki birka&ccedil; burjuva ailesinin yaşadığı rue Bouteri&rsquo;den h&acirc;l&acirc; yeterince uzaktaydı burası. Bir anda &ccedil;irkinliğin bir ressama g&uuml;zelliğin ger&ccedil;ek haznesi &ndash;daha iyisi, hazine sandığı&ndash; olarak nasıl g&ouml;r&uuml;nebildiğini anlayıverdim (Rembrandt ve daha bir&ccedil;okları i&ccedil;in de b&ouml;yle olmamış mıydı?): kırışıklıklarda, bakışlarda ve y&uuml;z hatlarında altın gibi parıldayan t&uuml;m i&ccedil; g&uuml;zelliğiyle lime lime olmuş bir dağ silsilesi.&ldquo;Vazge&ccedil;miş olmanın derin izleri&rdquo;ni taşıyan ve beni ani bir şiddet duygusuyla sarsan son derece hayvansı, bayağı bir erkek y&uuml;z&uuml;n&uuml; &ouml;zellikle anımsıyorum. Her şeyden &ccedil;ok, beni erkeklerin y&uuml;zleri ilgilendirmeye başlamıştı.Şimdi de o uzunca oyun, her y&uuml;zde bir tanıdığı bulma oyunu başladı. &Ccedil;oğu kez adını bilirdim, &ccedil;oğu kez de bilmezdim. Bu aldanım da, d&uuml;şlerde kaybolan aldanımlar gibi, aniden g&ouml;zden kayboldu: utan&ccedil;la değil, taviz vererek değil, g&ouml;revini yerine getirmiş bir insan gibi, huzur i&ccedil;inde ve g&uuml;ler y&uuml;zle. Bu koşullar altında yalnızlığın lafı bile edilemezdi. Kendi kendimle mi ahbaplık ediyordum? Elbette kimseye belli etmeden. Bu durum beni mutlu eder miydi, bundan da emin değilim. Şu daha olası ki, patronunun arzularını yoğun bir araştırma sonucunda &ouml;ğrenen birinin belli belirsiz y&uuml;zs&uuml;zl&uuml;ğ&uuml;yle kendimi tatmin ederken, kendimin en becerikli, en sevecen, en utanmaz pezevengi olmuştum. Bu arada, garsonun yeniden g&ouml;r&uuml;nmesini beklerken, sonsuzluğun yarısı gelip ge&ccedil;ti. Daha doğrusu, garsonun d&ouml;nmesini bekleyemedim. Bar kısmına gidip hesabı &ouml;dedim. Bu t&uuml;r tavernalarda bahşiş bırakmak &acirc;det midir bilmiyorum. Ama başka koşullar altında, mutlaka bir şeyler bırakırdım. Ne var ki, d&uuml;nk&uuml; esrarın etkisiyle cimriliğim tutmuştu; abartırım da dikkatleri &uuml;zerime &ccedil;eker<span style="color: black;">im korkusuyla kendimi ger&ccedil;ekten dikkat &ccedil;ekici kılmayı başarmıştım.</span></span></div>
<div style="text-align: justify; text-indent: 14.2pt; line-height: 14pt; margin-left: 40px;"><span style="color: black;">Basso&rsquo;da yaptığım gibi, &ouml;nce bir d&uuml;zine istiridye</span> s&ouml;yledim. Adam sonraki siparişimi de o anda vermemi istedi. Y&ouml;resel bir yemek adı s&ouml;yledim. Hi&ccedil;birinin kalmadığı haberiyle geri d&ouml;nd&uuml;. Bunun &uuml;zerine ben de, m&ouml;n&uuml;de bu yemeğin yakınında bir yeri işaret ettim; tam bir yemek adı s&ouml;ylemiştim ki g&ouml;z&uuml;me onun &uuml;st&uuml;ndeki takıldı, sonra onun &uuml;st&uuml;ndeki; sırayla her birinden sipariş ede ede listenin en tepesine vardım. Ama bu yalnızca a&ccedil;g&ouml;zl&uuml;l&uuml;kten değil, yemeklere karşı g&ouml;sterdiğim aşırı kibarlıktandı, almamazlık ederek hi&ccedil;birini g&uuml;cendirmek istemedim. Kısacası, p&acirc;t&eacute; de Lyon&rsquo;da durdum. &Ouml;n&uuml;mde bir tabakta masumca yatarken, esprili bir g&uuml;l&uuml;msemeyle, &ldquo;Aslan b&ouml;reği&rdquo; diye d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;m;<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">**</a> ve sonra, hor g&ouml;ren bir edayla dedim ki: &ldquo;Bu m&uuml;şfik şey ya tavşan ya da tavuk eti olmalı &ndash; neyse ne.&rdquo; Bir aslan kadar a&ccedil; olduğumdan ancak bir aslan yiyerek doyabilirdim ki, bu da hi&ccedil; tuhaf değildi. &Uuml;stelik, a&ccedil;ık&ccedil;a dillendirmesem de, Basso&rsquo;da işim biter bitmez (yaklaşık on bu&ccedil;uk gibi) başka bir yere gitmeye ve ikinci bir akşam yemeği yemeye karar vermiştim.</div>
<div style="text-align: justify; text-indent: 14.2pt; line-height: 14pt; margin-left: 40px;">Ama &ouml;nce Basso&rsquo;ya doğru y&uuml;r&uuml;y&uuml;ş&uuml;me d&ouml;nelim. Rıhtım boyunca gezindim ve orada bağlı duran t&uuml;m teknelerin isimlerini tek tek okudum. Bu beni akıl almaz bir sevince boğdu ve Fransa&rsquo;nın t&uuml;m Hıristiyan isimlerine sırayla g&uuml;l&uuml;msedim. İsimlerinin bu teknelere vaat ettiği aşk, bana olağan&uuml;st&uuml; g&uuml;zel ve dokunaklıymış gibi geldi. Sadece bir tanesinin, bana hava savaşını anımsatan Aero II&rsquo;nin yanından samimiyetsiz bir şekilde ge&ccedil;tim; az &ouml;nce ayrıldığım barda da aynı şeyi yapmış, g&ouml;zlerimi aşırı şekilde deforme olmuş bazı y&uuml;zlerden ka&ccedil;ırmak zorunda kalmıştım.</div>
<div style="text-align: justify; text-indent: 14.2pt; line-height: 14pt; margin-left: 40px;">Basso&rsquo;nun &uuml;st katından aşağıya doğru bakınca eski oyunlar tekrar başladı. Limanın &ouml;n&uuml;ndeki meydan benim paletimdi, hayal g&uuml;c&uuml;mse, bu yerin &ouml;zelliklerini, sonunda neye benzeyeceğini umursamadan, k&acirc;h &ouml;yle k&acirc;h b&ouml;yle denemeler yaparak &uuml;zerinde birbirine karıştırıyordu &ndash; tıpkı paletinde d&uuml;şlere dalan bir ressam gibi. Şarabın tadına bakmadan &ouml;nce biraz teredd&uuml;t ettim. Yarım şişe Cassis&rsquo;ti. Kadehin i&ccedil;inde bir buz par&ccedil;ası y&uuml;z&uuml;yordu. Ama uyuşturucuma kusursuzca eşlik ediyordu. Penceresi a&ccedil;ık diye bu yeri se&ccedil;miştim ve oturduğum yerden aşağıdaki karanlık meydanı rahat&ccedil;a seyredebiliyordum. Ve arada sırada meydana baktığımda, meydanın, &uuml;zerinde y&uuml;r&uuml;yen kişiyle birlikte değişmeye y&uuml;z tuttuğunu, sanki bu kişiyle ilgili bir fig&uuml;r oluşturduğunu fark ettim; ama bu fig&uuml;r meydanı g&ouml;ren kişiyle değil, daha &ccedil;ok, on yedinci y&uuml;zyıldaki b&uuml;y&uuml;k portre ressamlarının, &ouml;n&uuml;ne yerleştirdikleri &ouml;nemli kişinin karakterine uygun olarak bir sıra s&uuml;tunla, bir pencereyle ortaya &ccedil;ıkarmak istedikleri bakışla ilgiliydi. Aşağıya bakarken, daha sonra şunu not ettim: &ldquo;Nesneler y&uuml;zyıldan y&uuml;zyıla daha da yabancılaşıyor.&rdquo;</div>
<div style="text-align: justify; text-indent: 14.2pt; line-height: 14pt; margin-left: 40px;">Burada, şu genel g&ouml;zlemi aktarmak zorundayım: Bu t&uuml;r bir sarhoşluktaki yalnızlığın karanlık yanları var. Sadece fiziksel y&ouml;n&uuml;nden s&ouml;z edecek olursam, teselliyi bu liman tavernasındaki uğultuda arayan diyaframımda bir an şiddetli bir basın&ccedil; hissettim. Ve hi&ccedil; kuşkusuz, ger&ccedil;ekten g&uuml;zel, aydınlatıcı g&ouml;r&uuml;n&uuml;mler hen&uuml;z uyanmış değildi. &Ouml;te yandan, bu durumlarda yalnızlık filtre işlevi g&ouml;r&uuml;r. Ertesi g&uuml;n insan, izlenimlerin ayrıntılı bir listesinden &ccedil;ok daha fazlasını k&acirc;ğıda d&ouml;ker.Geceleyin bu sarhoşluk, kendini g&uuml;ndelik ger&ccedil;eklikten ince, prizmatik kenarlarla ayırır. Bir t&uuml;r fig&uuml;r oluşturur ve daha kolay hatırlanır. Diyebilirim ki, b&uuml;z&uuml;l&uuml;r ve b&uuml;z&uuml;ld&uuml;k&ccedil;e bir &ccedil;i&ccedil;eğin bi&ccedil;imini alır.</div>
<div style="text-align: justify; text-indent: 14.2pt; line-height: 14pt; margin-left: 40px;">Mutluluktan u&ccedil;uran bu zengin sarhoşluğun muammasına biraz daha yaklaşabilmek i&ccedil;in, d&uuml;ş&uuml;nceyi bir kez daha Ariadne&rsquo;nin ipliği &uuml;zerinde yoğunlaştırmalıyız. Sadece bir iplik yumağını &ccedil;&ouml;zme eylemindeki sevin&ccedil;! Ve tıpkı yaratmanın sevinciyle ilintili olması gibi, <span style="letter-spacing: -0.1pt;">bu sevin&ccedil; sarhoşluğun sevinciyle de &ccedil;ok derinden ilintili. Daha da ileri gidelim: Ama b&ouml;yle yapmakla, sadece i&ccedil;ine girmeyi g&ouml;ze aldığımız mağaranın kıvrımlarını ve d&ouml;neme&ccedil;lerini keşfetmeyiz, aynı zamanda bu keşfin &ouml;tekinin ge&ccedil;miş deneyimlerine dayalı hazzını, ipliği &ccedil;&ouml;zme işinin ritmik bahtiyarlığını da yaşarız. Ustaca sarılmış bir yumağı &ccedil;&ouml;zm&uuml;ş olduğumuzdan hi&ccedil; kuşku duymamak &ndash; t&uuml;m &uuml;retkenliğin sevinci bu değil midir, en azından d&uuml;zyazıda? Ve esrarın etkisi altında bizler, g&uuml;&ccedil;lerimizin doruğunda sevince boğulmuş d&uuml;zyazı-varlıklarız.</span></div>
<div style="text-align: justify; text-indent: 14.2pt; line-height: 14pt; margin-left: 40px;">Rue Paradis&rsquo;nin bir parka a&ccedil;ıldığı Canebi&egrave;re&rsquo;den uzaktaki bir meydanda, sonradan benliğimi kaplayan &ccedil;ok derinlere işlemiş o mutluluk hissini hatırlamak, daha &ouml;nce olup biten her şeyden daha zor. Neyse ki, gazetemde şu t&uuml;mceye rastlıyorum: &ldquo;Kişi aynılığı ger&ccedil;eklikten bir kaşıkla &ccedil;ekip &ccedil;ıkarmalıdır.&rdquo; Birka&ccedil; hafta &ouml;nce de, buna benzer bir şey s&ouml;ylediğini d&uuml;ş&uuml;nerek, Johannes V. Jensen&rsquo;den bir başka t&uuml;mce not etmiştim: &ldquo;Richard, d&uuml;nyada aynı t&uuml;rden olan her şeyi anlayan gen&ccedil; bir adamdı.&rdquo; Bu t&uuml;mce beni &ccedil;ok sevindirmişti. Onun sayesinde şimdi, bu s&ouml;z&uuml;n daha &ouml;nceden benim i&ccedil;in sahip olduğu politik, rasyonel anlamını, bir g&uuml;n &ouml;nce yaşadığım deneyimin bireysel, b&uuml;y&uuml;l&uuml; anlamıyla yan yana getirebiliyorum.Anladığım kadarıyla Jensen&rsquo;in t&uuml;mcesi, kendine &ouml;zg&uuml; olan bug&uuml;n sadece ince ayrımların i&ccedil;ine hapsedilirken, şeyler &ndash;kesinlikle hepimizin bildiği gibi&ndash; tamamen mekanikleştirilmiş ve akılsallaştırılmıştır s&ouml;z&uuml;yle aynı anlama geldiği halde, benim yeni kavrayışım t&uuml;m&uuml;yle farklıydı. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; ben sadece ince ayrımları g&ouml;r&uuml;yordum, ama bunlar aynıydı.&Ouml;n&uuml;mdeki yaya kaldırımıyla ilgili d&uuml;ş(&uuml;nce)lere dalmış y&uuml;r&uuml;yordum, ki bu kaldırım, &uuml;zerinde kayar gibi y&uuml;r&uuml;memi sağlayan bir t&uuml;r merhem sayesinde, &ndash;<i>tam da</i> bu taş haliyle&ndash; Paris&rsquo;in bir kaldırımı da olabilirdi pek&acirc;l&acirc;. &Ccedil;oğu kez ekmek yerine taşlardan s&ouml;z ederiz. Bu taşlar benim, her yerde, her &uuml;lkede aynı olan şeyleri tadabilmek i&ccedil;in &uuml;zerlerine a&ccedil; bir kurt gibi saldıran hayal g&uuml;c&uuml;m&uuml;n ekmeğiydi. Buna rağmen, burada, Marsilya&rsquo;da, esrardan sarhoş olmuş halde oturuyor olmanın sınırsız kıvancıyla d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;m: Bu akşamki sarhoşluğumu kiminle ger&ccedil;ekten paylaşabilirdim ve bu insanların sayısı ne kadar azdı; esrar hep var olacağından, hep sadık kalacağından, beni bekleyen talihsizliklerden, beni bekleyen yalnızlıklardan korkmak konusunda nasıl da acizdim. Bu evrede, m&uuml;davimi olduğum yakınlardaki bir gece kul&uuml;b&uuml;nden gelen m&uuml;zik de rol oynadı. G. bir arabanın i&ccedil;inde ge&ccedil;ip gitti yanımdan. Bu olay, tam olarak, az &ouml;nce, U. kendisini bir liman aylağı ve pezevengi bi&ccedil;iminde teknelerin g&ouml;lgelerinden sıyırdığı anda, birdenbire oldu. Ama yalnızca tanıdık y&uuml;zler yoktu. Burada, sarhoşluğumun en yoğun halini yaşarken, iki fig&uuml;r (iki yurttaş, iki yersiz yurtsuz, ya da ne bileyim?), &ldquo;Dante ve Petrarca&rdquo; olarak ge&ccedil;tiler yanımdan. &ldquo;T&uuml;m insanlar kardeştir.&rdquo; B&ouml;ylece, artık peşinden gidemeyeceğim bir d&uuml;ş&uuml;nce silsilesi başladı. Ama bu zincirin, beni muhtemelen hayvanlarla ilgili imgelere s&uuml;r&uuml;kleyen son halkası, kesinlikle ilkinden &ccedil;ok daha az sıradandı.</div>
<div style="text-align: justify; text-indent: 14.2pt; line-height: 14pt; margin-left: 40px;">Oturuyor olduğum meydanda kısa bir s&uuml;re duran tramvayın &uuml;zerinde &ldquo;Barnab&eacute;&rdquo; yazıyordu.Ve Barnaba&rsquo;nın hazin ve karışık hik&acirc;yesi, Marsilya&rsquo;nın dış mahallerine doğru giden bir tramvay i&ccedil;in hi&ccedil; de k&ouml;t&uuml; bir istikamet gibi gelmedi bana. Dans salonunun kapısında olup bitenler pek hoştu. Mavi ipek pantolonu ve parlak pembe ipek ceketiyle bir &Ccedil;inli ikide bir kapının &ouml;n&uuml;ne &ccedil;ıkıyordu. Kapıcıydı. Kapı aralığında kızlar kendilerini sergiliyordu. Ama benim canım hi&ccedil;bir şey &ccedil;ekmiyordu. Gen&ccedil; bir adamla beyaz elbiseli bir kızın bana doğru geldiğini g&ouml;rmek &ccedil;ok eğlenceliydi ve hemen ş&ouml;yle d&uuml;ş&uuml;nmek zorunda olmak da:&ldquo;Kız i&ccedil;erde, &uuml;zerinde kombinezonuyla ka&ccedil;mış adamın elinden ve şimdi de adam kızı almış geri getiriyor. Yakışır, &acirc;l&acirc;.&rdquo;Burada, bu safahatın tam ortasında oturuyor olma d&uuml;ş&uuml;ncesinin g&ouml;nl&uuml;m&uuml; aldığını, beni tavladığını hissediyordum, ki &lsquo;burada&rsquo; ile bu şehri değil, kendimi bulduğum k&uuml;&ccedil;&uuml;k, &ccedil;ok da tantanalı olmayan bu yeri kastediyorum. Ama olaylar bambaşka gelişiyor, şeylerin g&ouml;r&uuml;n&uuml;mleri bana sihirli bir değnekle dokunuyordu ve ben de onlarla ilgili d&uuml;şlerin i&ccedil;ine dalıyordum. B&ouml;yle saatlerde, insanlar ve nesneler, camla kaplanmış al&uuml;minyum kutuların i&ccedil;indeki, camın s&uuml;rt&uuml;lmesiyle elektrik y&uuml;klenen ve her harekette birbirleriyle en olağandışı ilişkilere girmek zorunda kalan, m&uuml;rver ağacı sakızından yapılma şu k&uuml;&ccedil;&uuml;k sahne aksesuarları ve heykelcikleri<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">***</a> gibi davranırlar.</div>
<div style="text-align: justify; text-indent: 14.2pt; line-height: 14pt; margin-left: 40px;">Bu arada sesi bir y&uuml;kselip bir al&ccedil;alan m&uuml;ziğe, &ldquo;cazın saz kam&ccedil;ıları&rdquo; adını verdim. Nasıl oldu da ayaklarımla tempo tutmaya başladım, anımsamıyordum. Bu benim aldığım terbiyeme aykırıydı ve b&ouml;yle yaparken kendimle &ccedil;atışmadan edemiyordum. Akustik izlenimlerin şiddetinin t&uuml;m diğer izlenimleri bastırarak anlaşılmaz hale getirdiği anlar vardır. &Ouml;zellikle bu k&uuml;&ccedil;&uuml;k bardaki her şey, birdenbire, sokakların değil, insan seslerinin g&uuml;r&uuml;lt&uuml;s&uuml; i&ccedil;inde kayboluyordu. İnsan seslerinin oluşturduğu bu g&uuml;r&uuml;lt&uuml;n&uuml;n en &ouml;zg&uuml;n yanı, kulağa tamamen bir leh&ccedil;e gibi gelmesiydi. Birden, Marsilyalılar benim i&ccedil;in yeterince anlaşılır bir Fransızcayla konuşmaz oldular. Leh&ccedil;e d&uuml;zeyinde takılıp kalmışlardı. Bununla ilişkilendirilebilecek yabancılaşma olgusunun g&ouml;rsel olanı da kapsayacak şekilde genişlediği g&ouml;r&uuml;l&uuml;r, ki Kraus bu konudaki kesin h&uuml;km&uuml;n&uuml; g&uuml;zel bir s&ouml;zle ifade etmiştir: &ldquo;Bir s&ouml;zc&uuml;ğe ne kadar yakından bakarsanız, o da size o kadar uzaktan bakar.&rdquo; Zaten, notlarım arasında şaşırtıcı bir yoruma rastlıyorum: &ldquo;Şeyler bakışa nasıl da direniyor!&rdquo;</div>
<div style="text-align: justify; text-indent: 14.2pt; line-height: 14pt; margin-left: 40px;">Canebi&egrave;re&rsquo;den ge&ccedil;erken sarhoşluğun etkisi azaldı ve nihayet k&uuml;&ccedil;&uuml;k Caf&eacute; des Cours Belsunce&rsquo;da son bir dondurma yemek i&ccedil;in k&ouml;şeyi d&ouml;nd&uuml;m. Burası, bu akşamın ilk kafesine, hani r&uuml;zg&acirc;rda u&ccedil;uşan sa&ccedil;akları d&uuml;ş(&uuml;nce)lere dalmış seyrederken kapıldığım erotik sevincin esrarın işe yaramaya başladığına beni ikna ediverdiği kafeye uzak değildi. Ve bu durumu anımsadığımda, esrarın, aşkta aşina olduğumuz kendi varoluşumuzu &ndash;daha az bencil ama&ccedil;lar adına&ndash; hesapsızca t&uuml;ketmemiz i&ccedil;in bize izin vermesi konusunda Doğayı ikna ettiğine inanmak istiyorum. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; eğer, &acirc;şıkken varoluşumuz, Doğanın parmakları arasında, tutamadığı ve bu y&uuml;zden yeni doğumlar satın alabilsinler diye d&uuml;şmelerine izin verdiği altın sikkeler gibi koşuyorsa, doğa da şimdi bizi, tek bir şey bile ummaksızın ya da beklemeksizin, varoluşa doğru kocaman avu&ccedil;larıyla c&ouml;mert&ccedil;e fırlatıyor.<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">****</a></div>
<div>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>_________________________</p>
<div id="ftn1">
<div><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title="">*</a><span style="font-size: smaller;">Eski Liman. (&ccedil;.n.)</span></div>
</div>
<div id="ftn2">
<div><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title="">**</a><span style="font-size: smaller;">Benjamin, Lyon&rsquo;un fonetik &ccedil;ağrışımıyla, bu kente &ouml;zg&uuml; &ldquo;Lyon b&ouml;reği&rdquo;nden (p&acirc;t&eacute; de Lyon) &ldquo;Aslan b&ouml;reği&rdquo; diye s&ouml;z ediyor. (&ccedil;.n.)</span></div>
</div>
<div id="ftn3">
<div><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title="">***</a><span style="font-size: smaller;">&ldquo;Holundermak-Requisiten und Holundermak M&auml;nnchen&rdquo; yerine. (&ccedil;.n.)</span></div>
</div>
<div id="ftn4">
<div><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title="">****</a><span style="font-size: smaller;">Bu metnin daha &ouml;nceki &ccedil;evirisi i&ccedil;in bkz. Walter Benjamin, &ldquo;Parıltılar&rdquo;, <i>Marsilya&rsquo;da Haşhaş</i>, &ccedil;ev.: Yılmaz &Ouml;ner (İstanbul: Belge Yayınları, Kasım 1990), 1. baskı, s. 71-79. (&ccedil;.n.)</span></div>
</div>
</div>
<p style="margin-left: 40px;">&nbsp;</p>
<p style="margin-left: 40px;">&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ussuz.com/2010/01/marsilyada-esrar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

