tinerci çocuklara…
üzerimde eylül tozu görüyorsanız
hazirandan beri saklıyorumdur
kandırdım
kırmızı bültenle arananlar
listesinde resminiz
yağlı üstübüde patlayan güneş Devamı »
tinerci çocuklara…
üzerimde eylül tozu görüyorsanız
hazirandan beri saklıyorumdur
kandırdım
kırmızı bültenle arananlar
listesinde resminiz
yağlı üstübüde patlayan güneş Devamı »
arının vızıltısı
akan suyun sesi
taşları kızdıran
bu bekleyiş
sensizliğin çölünde
seçip en eğrisini
yayın büküyorum
yırtılıp da geçilen geceden
düşüyor önüme
uçları kırık bir yel
alıp da bırakmış seni
içimde esen değil
içinde estiğim Devamı »
Deniz Fidan: __Ahmet Orhan, Poelitika’daki yazısında, Ece Ayhan’ın ‘Çok Eski Adıyladır’ kitabında “iktidarın olmadığı bir yeryüzü imgesi barındırmadığını” söylüyor. Oysa, en belirgin olarak “Devlet ve Tabiat”ta, iktidar kavramına olan dışlayıcı bakışı fark edebiliyoruz. Sizce, eğer varsa, bu değişimin sebebini Ece Ayhan’ın şiir ve sanat çevresiyle yaşadığı olumsuzluklara mı bağlamamız gerekir?
Zafer Yalçınpınar: Soruyu “Ece Ayhan’ın iktidar karşıtlığı nasıldır?” şeklinde ele almak gerek. Şimdi, her şeyden önce, Ece Ayhan’ın mülkiye mezunu olduğunu unutmayalım. Yani istesek de istemesek de bir “devlet adamı” eğitimi almış. Devamı »
bütün bir ahenk içinde -
sınırsız bir arzu var beynimde
havaya –
ışığa –
suya –
toprağa karışan Devamı »
Vahasız bir başlangıç
sarısı bulut, mavisi kum
Gölgesiz gezinir tenimde
Yarası kesik kaktüs düşer
Yer altı tarihini yazar köksüz
Serapsız aşktı suya yazılan
Güneşli bir zamana bırakıldı ismi Devamı »
İnsan bazen bir yazı okur ve elime kâğıt kalem alsaydım aynen bunları yazardım diye düşünür. Bu duygu çok sık tekrarlanıyor ve de sessizce insanın içinde birikiyorsa benzer duygular zamanı geldiğinde farklı sözcük ve biçimlerde de olsa yeniden yazıya dökülür. Yazın alanının bu etkileşim süreci aynı zamanda üretim sürecinin en doğal seyridir. Yani iyi bir yazardan, şairden vs etkilenmek onun kötü bir taklidi olmadıkça olumsuz bir durum değil. Hatta yazan insanın bir başka yazarı kendine örnek alması, ondan etkilenmesi neredeyse kaçınılmaz bir şey. Devamı »
Şule Çankaya’nın hatırasına…
Film Çözümlemesine Analitik/Poetik Bir Yaklaşım
Bilge’ye ve onun yakınlık duyduğu şeylere, sevinçle…
Bir/inci Parça:
“Sanat Kırılmış Bir Mutluluğun Taşıdığı Vaattir”
Diyelim ki Butch’un saati gibi, dede yadigârı, babadan miras bir çakmağınız olsun ve günün birinde kırılsın, parçası da bulunamasın. Siz onu atmadan ya da gözden uzak bir köşeye kaldırmadan önce /sanki ikisi de aynı şey/ bir süre cebinizde taşımaz mıydınız? Üstelik tamirci, parçası için, “Abi hiç sanmıyorum ama, belki bir gün düşer,” dediği halde.
“Bu modası geçmiş, parçalanmış, kullanılamaz, neredeyse anlaşılamaz yoldan sapmış nesne”nin, böylelikle harcı alem bir algılama biçiminden koparak/uzaklaşarak arındığını, kendi biricik imgesine dönüştüğünü, gerçekten varolduğunu/göründüğünü, fakat artık bu işlevsiz haliyle tek bir an bile görmezlikten gelinse, geçmişin bu gerçek ve uçucu imgesinin, belki de bir daha asla görünmeyeceğini, yitip gideceğini kestiremesem de, ya da ona bir tek koleksiyoncunun tutkulu gözleriyle bakılırsa /”ki koleksiyoncunun çoğu kez yanlış anlamlandırılan bu tutkusu gerçekte her zaman için kendi diyalektiğinin bir sonucu olarak yıkıcı ve anarşisttir, çünkü bir nesneye, bireysel bir şeye, şeylere duyduğu yoğun sadakat, tipik ve sınıflandırılabilir olana karşı inatçı bir yıkıcılığa, bir protestoya dönüşmektedir”/ Devamı »
kendine hakim varlığıyla
oturdu odama
parıldayan gözlerimle baktım ona…
konuşmak istedim
buluttan düşen
yağmurun hevesiyle
çırılçıplak bir şiirle Devamı »
tabutumda hırsız, bir daha düşünüyorum..
dilenir soytarı, kör ve sapık dinler
suçsuzluğumu unutur.. yetişkin
şehir yeniden karşımda ışık
bulamaz.. ana dilim..
zengin ve militan rüyamda
teşebbüs ettim sana, boynun Devamı »
dansta namlusu ivmenin. başını kovalayan ışın yuvarlağı, burkuk. zamanın rastgele çıkartılmış gömleklerinden, yoksa, hangi birini giyinip kendine gelsindi dünya?
bir de yağmurun uzunluğuna çakılı çocuk. usulca kalkıp üstünden kanın inceliş çığlığı, yarıyor baştan başa evleri ve gözden göze.
uzun habercilerinin üstünde çakan son soru: kayaların tuz damarı mı bellek? Devamı »
Boynunda sallan mai
Griye dönen taş
Kesik başı ellerinde
Kalakalmış gövdesiz
Siyahın geçişi denizlerden başlar
Kışın soğuğu bedenden
Sessiz kalır çukurlar
Gözün son noktasında Devamı »
Yıllar önce modern İran edebiyatının en önemli öncülerinden biri olan Sadık Hidayet’in “ Kör Baykuş” kitabını okurken, kitabıma bir göz atıp da yazarın ilk sayfadaki yaşam öyküsünü okuyan bir arkadaşım, “ Vay canına! Kırk sekiz yaşında intihar etmiş, ne muhteşem! Tam da ölünecek bir yaş!” demişti. O zaman çok da ilgimi çekmeyen bu tepki, geçenlerde okumakta olduğum, gelmiş geçmiş en büyük düşünür- eleştirmenlerden biri olan Walter Benjamin’in kitabındaki yaşam öyküsünde kırk sekiz yaşında intihar ettiğini öğrenmemle olanca netliğiyle beynimde çaktı. Üstelik ikisi de kendi anavatanları olmayan bir yerde, Paris’te intihar etmişti. Biri doğu kültüründen, diğeri batı kültüründen gelen bu iki büyük kalemin ölümü karşılama zamanı, yeri ve şeklindeki böylesi benzerlik, bende kırk sekiz yıllık yaşamlarının benzer yanlarının neler olduğu merakını doğurdu. Ne de olsa, şairin dediği gibi, “ Hiçbir şey ölümünden daha çok benzemezdi insana”. Devamı »
Türkçeleştiren:
Suat Kemal Angı
AKBABA
yeryüzünün ve gökyüzünün kabuğuna
açlığını kafatasımın göğüne sürüklüyor
üstüne pike yaptığı meyyal
çarçabuk toplamalı hayatını onların ve kaçmalı
kirli bir mendil ile alınmış alaya
açlıktan kıvranan yer ve gök çöplük oluncaya Devamı »