Logo Background RSS

» Düzyazı

  • KÖMÜRÜN ELMASA DÖNÜŞMESİ ÜZERİNE… (1 Mart 2010)
    Yazan Zafer Yalçınpınar | 2 Mart 2010 | Yorum yok Comments

    Deniz Fidan: __Ahmet Orhan, Poelitika’daki yazısında, Ece Ayhan’ın ‘Çok Eski Adıyladır’ kitabında “iktidarın olmadığı bir yeryüzü imgesi barındırmadığını” söylüyor. Oysa, en belirgin olarak “Devlet ve Tabiat”ta, iktidar kavramına olan dışlayıcı bakışı fark edebiliyoruz. Sizce, eğer varsa, bu değişimin sebebini Ece Ayhan’ın şiir ve sanat çevresiyle yaşadığı olumsuzluklara mı bağlamamız gerekir?

    Zafer Yalçınpınar: Soruyu “Ece Ayhan’ın iktidar karşıtlığı nasıldır?” şeklinde ele almak gerek. Şimdi, her şeyden önce, Ece Ayhan’ın mülkiye mezunu olduğunu unutmayalım. Yani istesek de istemesek de bir “devlet adamı” eğitimi almış. Devamı »

  • TARİH KAVRAMI ÜZERİNE’Yİ POETİK GÖZLE OKUMA DENEMESİ
    Yazan Suat Kemal Angı | 5 Şubat 2010 | 1 Yorum1 Yorum Comments

     Şule Çankaya’nın hatırasına…

    “Sizin senfoninizdir artık çalan. Ben o bir öteki.
    İmgeler ise sarmal bir yay. Taze ekmek
    kokusudur duydukların. Toprağın sonsuz armonisi.
    Çiçekler nasıl da anlatır kurmaca öykülerini.
    Düş sepetinde aylak bir öyküsün.
    Yolunu çizgilerden arayan. (…)
     
    aç avuçlarını
    ömrünü kuşatsın kulaklarına ağladıklarım.”
     
     
    I.
    “Şark oturup beklemenin yeridir. Biraz sabırla her şey ayağınıza gelir.”
    Ahmet Hamdi Tanpınar
     
    Walter Benjamin Historisizm’i yöntem açısından eleştirirken, tarihsel maddecinin bakışını, kimilerine çok tuhaf gelen devrimci romantizminin çerçevesinde, korkunç ışık fazlası bir kurtulma beklentisinin, mesiyanik inancın üzerine kurar aynı zamanda. Devamı »

  • KÖPRÜ ÜSTÜ ÂŞIKLARI (Les Amants Du Pont-Neuf)
    Yazan Suat Kemal Angı | 5 Şubat 2010 | Yorum yok Comments

    Film Çözümlemesine Analitik/Poetik Bir Yaklaşım

    Bilge’ye ve onun yakınlık duyduğu şeylere, sevinçle…

    Bir/inci Parça:
    “Sanat Kırılmış Bir Mutluluğun Taşıdığı Vaattir”

    Diyelim ki Butch’un saati gibi, dede yadigârı, babadan miras bir çakmağınız olsun ve günün birinde kırılsın, parçası da bulunamasın. Siz onu atmadan ya da gözden uzak bir köşeye kaldırmadan önce /sanki ikisi de aynı şey/ bir süre cebinizde taşımaz mıydınız? Üstelik tamirci, parçası için, “Abi hiç sanmıyorum ama, belki bir gün düşer,” dediği halde.
          “Bu modası geçmiş, parçalanmış, kullanılamaz, neredeyse anlaşılamaz yoldan sapmış nesne”nin, böylelikle harcı alem bir algılama biçiminden koparak/uzaklaşarak arındığını, kendi biricik imgesine dönüştüğünü, gerçekten varolduğunu/göründüğünü, fakat artık bu işlevsiz haliyle tek bir an bile görmezlikten gelinse, geçmişin bu gerçek ve uçucu imgesinin, belki de bir daha asla görünmeyeceğini, yitip gideceğini kestiremesem de, ya da ona bir tek koleksiyoncunun tutkulu gözleriyle bakılırsa /”ki koleksiyoncunun çoğu kez yanlış anlamlandırılan bu tutkusu gerçekte her zaman için kendi diyalektiğinin bir sonucu olarak yıkıcı ve anarşisttir, çünkü bir nesneye, bireysel bir şeye, şeylere duyduğu yoğun sadakat, tipik ve sınıflandırılabilir olana karşı inatçı bir yıkıcılığa, bir protestoya dönüşmektedir”/ Devamı »

  • MARSİLYA’DA ESRAR
    Yazan Walter Benjamin | 16 Ocak 2010 | Yorum yok Comments
    Türkçeleştiren:
    Suat Kemal Angı
     
    Ön Açıklama: Esrarın etkisini göstermeye başlamasının ilk işaretlerinden biri, “kasvetli bir önsezi ve huzursuzluk hissi, tuhaf, kaçılamaz bir şeyin yaklaşıyor olduğu duygusudur. (…) İmgeler ve imgeler silsilesi, uzun süredir gizli kalan hatıralar belirir; tüm görünümler ve durumlar tecrübe edilir.Bunlar başlangıçta ilginçtir, arada bir zevk bile verir, ama sonunda, onları başınızdan defedemediğiniz noktada, yorgunluğa ve eziyete dönüşür. Olan biten her şeyle birlikte, söyledikleri ve yaptıkları da kişiyi şaşırtır ve teslim alır. Kahkahaları ve söylediği her şey kendi dışında oluyormuş gibi gelir. Aynı zamanda, esinlenmeye ve aydınlanmaya varan deneyimler yaşar. (…) Uzam genişleyebilir; zemin inanılmaz dikleşir; atmosferle ilgili şaşırtıcı olaylar meydana gelir: buğu, saydamlığını yitiren ve ağırlaşan hava. Devamı »

  • “WALTER Benedix Schönflies BENJAMIN’LE YAŞAMAK”tan 5 fragman…
    Yazan Suat Kemal Angı | 16 Ocak 2010 | Yorum yok Comments

    16 Kasım 2008. Memleketimizin güzide yayınevlerinin birinin çok değerli editörlerinden birisiyle yayınevine sunduğu dosyası üzerinde tartıştığı bir sırada, elindeki “Siz akraba evliliğinden mi oldunuz?” baltasını kendi edebi yaşantısının tam orta yerine bütün gücüyle indiren –hani dün gece rüyama giren!– bir arkadaşım var. (Başka bir yerde ve uzamda olsa, mizah duyumunun en parlak örneklerinden biri olarak işe yaraması kaçınılmaz olan bu kahramanca soruyu, bu durumda arkadaşımın bazı gizli güdülerle kasten sorduğunu düşünmemem için bir neden yok, ama aynı zamanda, onun artık ikiye bölünmüş bir adam olarak yaşadığını da biliyorum! Olsun. O şimdi Ariadne için iplik eğiriyor. “Beri yandan, içeriden evlenmenin, uygun gen bileşimi bulunduğu zaman, şampiyon yarış atları çıkardığı da bilinen bir gerçektir. Belki getto çocukları arasından hem ahmaklar, hem dâhiler çıkmasındaki neden budur. İnsan ister istemez Chaim Weizmann’ın vardığı yargıyı anımsıyor: Devamı »

  • Açık Dilde Manifesto
    Yazan Antonin Artaud | 26 Aralık 2009 | Yorum yok Comments

    Çeviren:
    Erdoğan Kul
     

    Eğer Şeytan’a da Tanrı’ya da inanmıyorsam, bunca güçlü bir yıkma eğilimi duyuyorsam içimde, mantıkça kabullenebildiğim ilkelerin düzeninde hiçbir şey yoksa eğer, asıl neden etimdedir.

    Yıkıyorum, çünkü akıldan ortaya çıkan her şey güvenilmezdir benim için. Ben, ancak iliğimi coşturan kanıta inanırım, kendini Aklın yoluna uydurabilen kanıta değil. Düzlemler buldum sinir alanında. Şimdi kanıtları değerlendirmeye hakkım olduğunu düşünüyorum. Benim için, Aklın alanıyla ilgisi bulunmayan saf etin alanında bir kanıt vardır. Akılla kalp arasındaki çatışkı, tam da benim etimde karar kıldı, ama sinirler tarafından sulanan etimde. Ölçüye gelmez etki alanında sinirlerin sağladığı imge, en yüksek zihinselliğin biçimini alıyor -zihinsellik vasfını soyutlamayı reddettiğim. Demek ki ben, içinde şeylerin gerçek ışımasını taşıyan bir kavramın oluşumunu izliyorum, bana yaratma sesiyle ulaşan bir kavramın. Bir imge aynı zamanda Bilgi değilse ve onun açıklığını taşıdığı kadar özünü de taşımıyorsa, beni tatmin etmez. Kopuk kopuk akıl yürütmelerin bitkin düşürdüğü zihnim, yeni, mutlak bir çekim gücünün çarkına kapılmak istiyor. Devamı »

  • Bir Zamanlar Sevginle
    Yazan Emre Küçükoğlu | 24 Aralık 2009 | Yorum yok Comments

    Körlük,
    İhtiyatlı sağırlık,
    Ait olduğumuz çoğul hiçlikler havuzunun felçli görüntüsü.
    Sana, ona, buna bulaşan koşulsuzluk direnci.

    (Pencereler kardan buz kaplamış. Yemeği yine sıcak indirmişsin
    ateşten. Dur biraz, bu koku… bir şey mi yanıyor? Ütünün fişini
    çekmeyi unutma. Yaz gelince oraya götüreceğim seni; oraya işte! Hani!
    Bildin değil mi ? Bugün çok güzelsin; sana neden yalan
    söyleyecekmişim ben ? Haydi boş ver artık dışarıdaki sesleri, beni
    dinle sen. Bugün sana hangi gazeteyi okuyayım? Yavaş iç biraz, yine
    üstüne döktün.) Devamı »

  • Yorum İçin Sararmış Algı Güncesi
    Yazan Oresay Özgür Doğan | 7 Aralık 2009 | 1 Yorum1 Yorum Comments

    Sıradan bakışın ürünü olan sonuçlar, delişmen ortamın salgıladığı hormonlar sayesinde ışıldamaya başlayınca, algı da körleşmeye başlamıştı. Kendine uygun ölçülerle perçinlenmeye doğru sürüklenen sadelik beni korkutuyordu.

    Çoğunluğun, yüreğinin büyük ölüsünü gömdüğü bu bahçede hırçınlaşan dürtüler, dil ve yaratı arasındaki iletişimsizliği de yanına alarak aynanın verimli ovasındaki yangını büyütüyor ve içindeki hazineyi hızla eritiyordu. Devamı »

  • Göz ucunda…
    Yazan Oresay Özgür Doğan | 17 Kasım 2009 | Yorum yok Comments

    Sessizlik öfkelendiğinde, anlamın üzerine çöken sözde yeni arayış örnekleri, kelimeleri epeyce örselemişti. Yeni biçimiyle kelimeler, gizemli yaratıkları andırıyordu. En önemlisi yan anlamlar kaybolmuştu.

    Bu boşlukta, sınırlı bir alan içerisinde yaşayan, öngörüsü sınırlı kelebekler tarafından değişime uğratılmış biçimlerden farklı yaklaşımlar doğamayacağını söyledi. Devamı »

  • Çöptür Bütün Yazılanlar
    Yazan Antonin Artaud | 12 Kasım 2009 | Yorum yok Comments

    Çeviren:
    Erdoğan Kul
     

    Aklından geçenlerin bir bölümünü dile getirmeye çalışan şu zıpçıktılar,

    domuzdurlar.

    Tüm bir edebiyat sahnesi bir domuz ahırıdır, özellikle bugün.
    Şu, zihinlerinde referans noktaları bulunanların tümü,
    kafalarının belli bir yerinde demek istiyorum,
    beyinlerinin iyi lokalize edilmiş bölgelerinde,
    şu, diline hâkim olanların tümü,
    şu, kendileri için sözcüklerin anlamı olanların tümü,
    şu, sözleri anlam taşıyanların tümü, Devamı »

  • Spinoza Üzerine Reda Bensmia’ya Bir Mektup
    Yazan Gilles Deleuze | 16 Ekim 2009 | Yorum yok Comments

    Çeviren:
    Erdoğan Kul
     

    Bu dergide şahsıma ithafen yayımlanan son derece yüksek düzeyli makalelerden çok etkilendiğimi ve Lendemanis’nin bu gözü pek davranışından kendi adıma onur duyduğumu belirtmeliyim. Ben de, elimden geldiğince, başından beri ilgimi çekmiş olan Spinoza’ya ilişkin bir sorunu açarak -tüm cesaretimle onun koruyucu kalkanının ardına sığınıp- bu gözü pek davranışınıza bir karşılık vermek istiyorum. Bu, aynı serüvende “yerimi almam” için bir fırsat da olacaktır ayrıca. Büyük filozofların aynı zamanda büyük üslupçular olduğunu düşünüyorum. Felsefenin sözvarlığı üslubun bir ögesiyken; bir yandan ortaya yeni sözcükler sunmakla, bir yandan da sıradan sözcüklere alışılmadık anlamlar yüklemekle üslup, her zaman sözdiziminin bir konusu olmuştur. Ama sözdiziminin kendisi, dizimsel hatta dilsel olmayan (dilin dışında yer alan) şeylere doğru bir tür tazyiktir. Devamı »

  • Sonyaza Dipnot:
    Yazan Selami Karabulut | 7 Ekim 2009 | Yorum yok Comments

    soluk alıp verişi evlerin balkonlar. hüznün durağı ve bahçesi, sevincin nabzının attığı panayır. sıkıldım kentin dilinden. şuraya bir sandalye yeter. iş stresinden, bankalardan, seçim sonrası ülkeyi bekleyen kaostan…

    kaçmalıyım… biraz da kendimden; soyunacakmış gibi gövdemden, dağılıp kat kat… Devamı »

  • SONYAZDAN KALAN
    Yazan Selami Karabulut | 7 Ekim 2009 | Yorum yok Comments

    …kim bilir neden? yitirmişliğin avuntusu kırlar. sevimsiz bir serseriyi oynuyorum günlerdir. kararsız ve sinsi; geçerken alışkanlığın uysal yastığından, bir safsatayı dillendiren; lüzumsuz. güneş biraz daha oyalanacak buralarda, henüz vakti çok. ama ben kapatmalıyım pencereyi. yudumlarken bayat çayımı, son kez göz kırpacağım, balkona ulaşmaya çalışan asmanın dalındaki boş yuvaya… Devamı »

  • Ütopya
    Yazan Şerif Yıldırım Tatay | 7 Ekim 2009 | Yorum yok Comments

    Yepyeni bir ülke kurulmalı; bildiğimiz tanrıların, dualara cevap veren tanrıların uzağında, insan kokusundan uzak bir ülke. Doğamızın tüm karanlığıyla, yalnızız: herhangi birimize atanacak bir ad ya da sıfat bulunabilir mi gerçekten? Bu ışık sızdırmaz yapıdan kurtulmak için, sokakları birbirine çıkmayan şehirler; geri dönüşler ve tekrarlamalar doğasını sıyırıp atmak için, sürekli ‘Sırat’ inşa edilmelidir. Devamı »

  • Sevmek Gerçekten Olanaklı mı?*
    Yazan Fernando Pessoa | 4 Ekim 2009 | Yorum yok Comments

    Sevmek, gerçekten olanaklı mı?

    Aşk, yanılsamaların en şehevisidir, çocuğum. Şimdi iyi kulak ver bana: Sevmek, sahiplenmekten başka bir anlam taşımaz.

    Peki, seven biri, bu sevgisinin sonucunda neyi sahiplenecektir? Bir bedeni mi? Ona gerçekten sahip olması için onun oluşum ögelerini kendisinin kılması, onu yemesi, kendi bedenine dönüştürmesi gerekmiyor mu?… Bu olanaksız eylem gerçekleştirilse bile, bu ne kadar sürebilir ki? Baksana, bedenlerimiz hep aynı kalmıyor, başkalaşıma uğruyor. Üstelik, gel bakalım bedenimizin mülkiyeti bize mi ait (yalnızca duyularına sahibiz bedenimizin)? Hem, karşımızdakinin bedenine bu yolla sahip olduğumuzu farz etsek bile, o artık bizim kendi bedenimizleşeceğinden, yani başkasının olması artık son bulacağından, aşk için gerekli bir koşul olan öteki varlık ortadan kaybolacak, böylece aşk da yitip gidecektir. Devamı »