Düzyazı Kategorisi için Belgelik

2

EKSİK SABAHLAR ANTOLOJİSİ

Bu sabah da ağladın aynanın karşısında
Gözlerinin şişliği gitsin diye suyu bol vurdun yüzüne
Havluyla her kurulamanın ardından yeni bir dalgaya engel olamadı kirpiklerin
Bu sabah da dün sabah olduğu gibi ağlayarak kapattın banyonun kapısını. Dönüp sana baktım, yorgun güzelliğine. Saçma ‘günaydın’ tonunu duymadım. Başımı öne eğdiğim an suçlu sayılmam. Her sabah, bu sabahki gibi olmak zorunda mı?

Aynı evin içinde bile bir yerlere yetişme telaşındasın. Tek düşüncen uzaklaşmak benden. Elimden geleni yapmama rağmen bana alışamadın. Ne annen gibi içimden çıkarabildim seni ne de oğlun gibi ruhlar aleminde sürdürebildim yaşamını. Gece “Işıkları kapatma” dediğimde “Oğlum” dedin; alnım göğsünde ilk sevişme gibi beyazken annenden nefret ettin. Eksiktin, yeteneksizdin, kusurdun.

Devamı »

0

Bekle Beni Tugnasyus

iveğen bir güz
kurumuş süsenler ah
avlu da yalnız

İçinde özgürlükler, bir dünya ör, varlığın lekeli bilinç cübbesine renkleri anlatacak.

Renkler kalbinde taşıyor yorgunluğunu…

Yorgunum, kirli dansın avlusunda. Yazmalar disiplininden uzak içsel ve öznel bakışları süzüyorum. Camlarla sevişen italik gölgeler ırmağı beslemiyor.

Haydi yine kör bir dürtü mayala Tugnasyus. Kavramlara tahammül edemeyen maskeli düşünceler ek o beyaz toprağına.

Devamı »

1

Sokak Aralarına Çizilmiş Resimdi

Yağmur izlerini aralayıp sokağı seyrettiğim de gördüm ilk. Boş bakışlarımdan kaçan kocaman bir siluetti gelip geçen. Sağanaklara kapılıp giden, gözyaşlarımdan uzaklaşan bir hayalet. Pencere pervazlarına saklanmış, camlara çizilmiş dokunuşlarımda sersemlemiş bakışlarıydı benden kaçırdığı… Saçlarının arasına gizlenmiş, oradan da yüreğine bir yol olmuş ışıltıydı gördüğüm. Islanmış ayakkabıların açılmış kenarlarından fışkıran bir özleyiş…

Ne zaman baksam, bir an dikilirdi karşıdaki salkım söğütün dalları arasında; ve kırbacını savururdu benden yana. Ellerime kurumuş yaprakları dökülürdü. Koşarak kaçardı sonra… Kızardığını gidişinden görürdüm. Utanmış yanaklarının pembeliği vururdu cama…

Devamı »

0

BENİ LODOS ÖLDÜRDÜ

Müşg idi nesîmi bûstânın
Dinmezdi rüâfı ergavanın
(Hüsn ü Aşk’tan)

           Suskundum, gençtim, yalnızdım, tektim… Şehrin simgesi, parkın bir tanesiydim. Korkuyordum, güçsüzdüm… Yapraklanmadan önce açmaya, kokmaya, baharı bildirip neşe saçmaya hevesliydim. Kendime has pembe renkli elbisemi kuşanmaya… İbret olmaya… Umut aşılamaya…
Sırasıyla ısındı hava, su, toprak… Su yürüdü gövdeme, dalıma sımsıcak… Masmavi gök, bembeyaz bulutlar… Ipılık rüzgâr… Estikçe ruhumu okşuyor, sarıyordu tenimi… Sevişiyorduk masumca yeni yetme çocuklar gibi…
Nasıl mutluydum anlatamam. Ne idim, ne zaman açardım, hatırlayamam. Zamanı unutmuşum hepten… Almış aklımı götürmüş zamansız esen…

Devamı »

0

Yeni Sinsiyet Ve Bazı Enstrümanları

Haklılığın inadıyla -onca yükle- ayağa kalkmak ve ardından yüksek  sesle “Kahrolsun yeni sinsiyet!” diye ölümüne bağırmak, böylesine “sahici” bir tümcenin gene aynı oranda sahici olan bir öfke duygusuyla ağızdan kaçışı, daha doğrusu ağızda duramayışı, bu çeşit kontrolsüz çıkışlar kolayca tırnak içine alınabilir, başkaları tarafından mimlenip dikkat çekebilir. Ancak, “Yeni Sinsiyet” dediğim ve çevrimsel olarak hayatın her alanında maruz kaldığımız, etimizde kanımızda hissettiğimiz kitlesel sömürü kurnazlığı ve bunun sonucunda oluşan, kendimizi çaresizce içerisinde bulduğumuz  şu “cehalet ortamı”nı yapısal yöntemlerle incelemeye çalıştığımızda, işimizin kolay olmadığını fark ederiz. Zaten, yeni sinsiyetin uygulayıcıları ve nemalanıcıları da böylesi yöntemli bir çalışmayı yapacak sabırda, inatta ve cesarette insanlar bulunmadığını verili bir değer(!) olarak kabul edip yeni sinsiyeti ve enstrümanlarını uygulamaya dört bin -evet, en az dört bin- koldan sarılırlar, devam ederler.

Devamı »

0

Bonsai

Yan anlamlar olguyu zenginleştirmeye başladığında, güneş, çoktan denizinin içine gömülmüştü. En çok senin için yan anlamlar bulup çıkarmaya çalışıyorum, dedi Güneşi Denize Batıran.

Yalnızlık, büyük bir boşluktu. Susma, kabullenme ve benzeşme ile ağır ağır büyüyen. Anlam arayan için üşümekti ve kendinden uzak olmak…

Kayboluyorum, korkuyorum, dedi, Zeytin Ezmesi. Giyindiğimiz duvar çok. Ağır kalabalığın kollarında… Hüzne çatlıyor, odalarca acıya yaprak dökmüş beklemeler… Düşüyorum dar zamanın dudaklarından… Oysa imgelerini yakasına iğneliyor mavi yosun, saklandığım gecenin yüreğinde, diye devam etti.

Devamı »

3

HAKİKATİN DERİN AKUSTİĞİ İÇİNDE ŞİİRSEL ALGIYA KALAN UÇUCU MİRAS: WALTER BENJAMİN

 
Harikulâde çevirisinin yadsınamaz katkısı bir yana, “Şiir”in üzerinizde bıraktığı etkiyi tam anlamıyla kavrayabilmeniz için yılların geçmesi gerekebilir. Hele de, anlamı hor görüp imgenin tehlikeli, teklifsiz, ama bir o kadar da yaşatıcı boşluğunda salınmayı, sadece ve sadece deneyimlerden medet ummayı yeğleyen bir okursanız, “Şiir”deki imgenin mutlak anlamına devrilip sizi ne vakit kurşunlayacağı hiç belli olmaz. Açıp açıp okur, dostlarınızla paylaşırsınız, hatta bir keşif yapmış gibi gönenir-siniz, ama nafiledir tüm bunlar – eksik-tir. Eksik olanı bulabilmekse zaman alır, bazen bir ömür bile harcanabilir bir imgenin peşinde. Fakat, an be an kristalleşen bir hayatın içinde, üstelik de unutmanın keskin virajlarına rağmen nihayet size ulaştığını düşündüğünüz son yerde, bu karanlık ve kurak imgenin aydınlattığı sahihlik, gerçekte olmayan, sizin uydurduğunuz (şiir buna yatkınlıktır en azından) bir anlama denk düşme tehlikesini taşır her zaman.

Devamı »

0

KÖMÜRÜN ELMASA DÖNÜŞMESİ ÜZERİNE… (1 Mart 2010)

Deniz Fidan: __Ahmet Orhan, Poelitika’daki yazısında, Ece Ayhan’ın ‘Çok Eski Adıyladır’ kitabında “iktidarın olmadığı bir yeryüzü imgesi barındırmadığını” söylüyor. Oysa, en belirgin olarak “Devlet ve Tabiat”ta, iktidar kavramına olan dışlayıcı bakışı fark edebiliyoruz. Sizce, eğer varsa, bu değişimin sebebini Ece Ayhan’ın şiir ve sanat çevresiyle yaşadığı olumsuzluklara mı bağlamamız gerekir?

Zafer Yalçınpınar: Soruyu “Ece Ayhan’ın iktidar karşıtlığı nasıldır?” şeklinde ele almak gerek. Şimdi, her şeyden önce, Ece Ayhan’ın mülkiye mezunu olduğunu unutmayalım. Yani istesek de istemesek de bir “devlet adamı” eğitimi almış.

Devamı »

1

TARİH KAVRAMI ÜZERİNE’Yİ POETİK GÖZLE OKUMA DENEMESİ

 Şule Çankaya’nın hatırasına…

“Sizin senfoninizdir artık çalan. Ben o bir öteki.
İmgeler ise sarmal bir yay. Taze ekmek
kokusudur duydukların. Toprağın sonsuz armonisi.
Çiçekler nasıl da anlatır kurmaca öykülerini.
Düş sepetinde aylak bir öyküsün.
Yolunu çizgilerden arayan. (…)
 
aç avuçlarını
ömrünü kuşatsın kulaklarına ağladıklarım.”
 
 
I.
“Şark oturup beklemenin yeridir. Biraz sabırla her şey ayağınıza gelir.”
Ahmet Hamdi Tanpınar
 
Walter Benjamin Historisizm’i yöntem açısından eleştirirken, tarihsel maddecinin bakışını, kimilerine çok tuhaf gelen devrimci romantizminin çerçevesinde, korkunç ışık fazlası bir kurtulma beklentisinin, mesiyanik inancın üzerine kurar aynı zamanda.

Devamı »

0

KÖPRÜ ÜSTÜ ÂŞIKLARI (Les Amants Du Pont-Neuf)

Film Çözümlemesine Analitik/Poetik Bir Yaklaşım

Bilge’ye ve onun yakınlık duyduğu şeylere, sevinçle…

Bir/inci Parça:
“Sanat Kırılmış Bir Mutluluğun Taşıdığı Vaattir”

Diyelim ki Butch’un saati gibi, dede yadigârı, babadan miras bir çakmağınız olsun ve günün birinde kırılsın, parçası da bulunamasın. Siz onu atmadan ya da gözden uzak bir köşeye kaldırmadan önce /sanki ikisi de aynı şey/ bir süre cebinizde taşımaz mıydınız? Üstelik tamirci, parçası için, “Abi hiç sanmıyorum ama, belki bir gün düşer,” dediği halde.
      “Bu modası geçmiş, parçalanmış, kullanılamaz, neredeyse anlaşılamaz yoldan sapmış nesne”nin, böylelikle harcı alem bir algılama biçiminden koparak/uzaklaşarak arındığını, kendi biricik imgesine dönüştüğünü, gerçekten varolduğunu/göründüğünü, fakat artık bu işlevsiz haliyle tek bir an bile görmezlikten gelinse, geçmişin bu gerçek ve uçucu imgesinin, belki de bir daha asla görünmeyeceğini, yitip gideceğini kestiremesem de, ya da ona bir tek koleksiyoncunun tutkulu gözleriyle bakılırsa /”ki koleksiyoncunun çoğu kez yanlış anlamlandırılan bu tutkusu gerçekte her zaman için kendi diyalektiğinin bir sonucu olarak yıkıcı ve anarşisttir, çünkü bir nesneye, bireysel bir şeye, şeylere duyduğu yoğun sadakat, tipik ve sınıflandırılabilir olana karşı inatçı bir yıkıcılığa, bir protestoya dönüşmektedir”/

Devamı »

Toplam 4 sayfa, 1. sayfa gösteriliyor.1234