Düzyazı Kategorisi için Belgelik

0

KÜRESELLEŞME SÜRECİ, ŞİİRİN ZAYIFLAYAN MUHALEFETİ VE BİR İMKAN OLARAK İNTERNET

Sanatsal dönüşüm sürecinin toplumsal, siyasal ve ekonomik dönüşümden bağımsız düşünülemeyeceğini biliyoruz. Aynı şekilde, adına küreselleşme dediğimiz sürecin yeni bir süreç olmadığını, onun kapitalizmin ortaya çıkışından bu yana geçerli bir kavram olduğunu da biliyoruz. Ancak, hızlanarak artan teknolojik yenilikler, dönüşümü özellikle son 25-30 yıl içinde çıplak gözle takip edilebilir hale getirmiştir. Böylece, neo-liberal kapitalist dünya görüşünün ve serbest piyasa ekonomisinin bütün dünyaya büyük bir süratle yayıldığı emperyalist bir süreç yaşanmıştır, yaşanmaktadır. Küresel kapitalist kültür, toplumların geleneksel kültürel değerlerini erozyona uğratmakta ve onların yerini almaktadır. Bu yeni kültür, kendi öz kültürüne yabancılaşmış, kişisel çıkarlarını her değerin önünde tutan, rekabetçi, bencil ve fırsatçı bireyler ortaya çıkarmıştır. Uzun zamandır, görselliğin giderek önem kazandığı, anlamın biçime yenildiği bir imaj çağını yaşıyoruz. Kimilerinin şakayla karışık “cilalı imaj devri” olarak adlandırdığı bu durum da yine doğrudan küreselleşme sürecinin insani ve toplumsal değerler üzerinde yarattığı aşınmanın bir yansıması ve sonucudur.

Devamı »

0

Jerzy Grotowski’nin Son Yazısı*

Çeviren: Erdoğan Kul


(Bu metin, Jerzy Grotowski’nin isteği üzerine, ölümünden sonra yayımlanmıştır.)

Büyük olasılıkla, artık ömrümün sonuna yaklaşmış bulunuyorum. Her şeyden önce, Jerzy Grotowski ve Thomas Richards Çalışma Merkezi’nin çalışmalarına ilişkin yanlış anlamalara yol açan bir bilgiyi düzeltmek istiyorum.

Action: Grotowski’nin son oyunu.” Bu bilgi, gerçeğin üç bakımdan çarpıtılmasını içeriyor.

Bir kere, benim tiyatro yönetmeni olarak sahneye koyduğum son oyun Apocalypsis cum Figuris adını taşımaktadır. 1969’da yaratılmış ve son kez 1980’de sahnelenmişti. Bu tarihten sonra sahneye koyduğum herhangi bir oyun yoktur.

Sonra, Action bir oyun değildir. Sanat alanına aidiyeti, bir temsil olması dolayısıyla değildir; o, araç olarak sanat alanında yaratılmış bir opus’tur. İcracılarının, gösterim sanatlarına ilişkin bir gereçte, kendi kendilerine çalışmalarını düzenlemek üzere tasarlanmaktadır.

Devamı »

0

Ödül Düzleminde Şiir Erkini Yıkmanın Anatomisi

Ödüllendirmek, üst konumundaki biri ya da birilerinin, ast konumundaki biri ya da birilerine övgü lütuf etmesidir. Yani her şeyden önce iki birey arasında hiyerarşi kurar ki hiyerarşi insani değildir, dolayısıyla ödüllendirmek ve ödül beklemek de insani bir eylem değildir.

Sahibinden daha doğrusu kendisini sahibi olarak gören insandan ona uygun eylem sergilediği için bir köpeğin “ödül” beklemesi, kendi yapısı açısından anlaşılabilir bir durumdur, oysa insani eylemin temel ölçütü, herkese göz hizasında bakıp kalp hizasında sevebilmek, yani kimseyi üst ya da ast saymamak, herkesi kendiyle eşit düzlemde görüp buna göre hareket etmektir. Oysa ödül beklediğiniz zaman, otomatikman ödül veren özneleri üst, kendinizi ast konumuna getirirsiniz, kendinizi eşitlik çizgisinin altına, ödül veren özneleri de çizginin üstüne çekersiniz, yani fırlatılan topu sahibine getirdiği için ödül olarak kuru mama bekleyen köpekten farkınız kalmaz.

Devamı »

0

Yeni Sinsiyet’in Seçkinlik Arayışı

Seçkinlik, saygınlık ve bu ikisi doğrultusunda oluşan statüko arayışı, Yeni Sinsiyet Tipolojisi’nin[1] kendini, arzularını ve hilebaz stratejilerini sisleyemediği, bu yönde dezenformasyon uygulayamadığı en belirgin konulardan biridir. Yeni Sinsiyet’in seçkinlik arayışı çoğulcu yaklaşımlarla tersleşen oligarşik bir düzeneğin kurulumunu içerdiği için Yeni Sinsiyet’in projelendirdiği hedef kitlesinde gecikmeli bir huzursuzluk yaratmaktadır. Yeni Sinsiyet’in niceliksel olarak hedeflediği “biz” söylemine ve retorik arsızlığına[2] uymayan niteliksel bir arayış, huzursuzluğun kök nedenidir. Bu his cehalet alanında -henüz- bütünlüklü bir “farkındalık” boyutuna gelemediği için çoğunlukla gecikmeli olarak duyulmakta, geçiştirilmekte ve büyük bir tepkisellik içermemektedir.

Önünde sonunda, hangi enstrümanları hangi amaçlarla kullanırlarsa kullansınlar, Yeni Sinsiyet tipolojisi ve nemalanıcıları kendilerini sağlama bağlayacakları bir ayrıcalık katmanını arzu etmektedir, bu durum gün gibi ortadadır. Arzu edilen kalıcılık  ve müstahkem mevki bizzat statükonun tanımında vücut bulmaktadır.

Devamı »

0

ŞAİR ÇALAR, ŞAİR OYNAR

Şairlerin hali çok acıklı doğrusu. Bazen traji-komik duruma da gelebiliyor. Çünkü şiir okuru falan yok bu ülkede, kayda değer sayıda. Bu yüzden de şairler kendileri çalıp kendileri oynuyorlar ne acıdır ki.

Ne büsbütün içinde ne tamamen dışında” olduğum şair ortamına, artık acıyarak bakmaya başladım açıkçası.

Ece Ayhan, Turgut Uyar, Cemal Süreya gibi büyük şairlerin şiir kitapları bile, senede bin tane satılmıyor. Bildiğim kadarıyla, istisna olarak, sadece Nazım Hikmet ve Yılmaz Odabaşı’nın şiir kitaplarının satışı, yıl içinde birkaç bin sayısına ulaşabiliyor. Edebiyat dergilerinde düzenli olarak şiir yayımlatan, şiir yıllıklarına giren şairlerin çok ünlü olanlarının dışındaki şairler, yayınevlerine kendi ceplerinden para vererek kitaplarını bastırmak zorunda kalıyorlar. O kitaplar da ancak 500 tane basılabiliyor, satmayacağı için. Dağıtımcıların çoğu, satılmadığı için, bu kitapları dağıtmaya yanaşmıyor. Kitapçıların çoğu da şiir kitapları satılmadığı için, çok ünlü ve satan şairlerin kitapları dışındaki şiir kitaplarını almak istemiyor.

Devamı »

2

Burada ve Orada Sonralar Üzerine

Renkler, sevinçlerini topladı; tortusu, ağırbaşlı yalnızlık…

Ben ağırbaşlıyım, daha fazla konuşamam dedi, Ebabil Kuşu. Gülümsedi, yapıların erkek meleği Yargıç Pinard.

Keşke bu kadar ağırbaşlı susmasaydınız, dedi, Küflenmiş Odaları Kireçleyen Mürekkep.

Ve ekledi: Oysa asıl kurban sizdiniz!

Düşünsenize: Işığın ölü noktasındasınız. Yüzleşmek için yaşamla, başkalarını anlamaya çalışıyorsunuz.

Soyunmuş duvarlar çeliğine su verilen iyinin süsünden.

Yıkanmalı ve arınmalı artık delisi ölü algılar, diye bağırıyorsunuz.

Sonra, birçok anlam tek bir sonuç doğururken ve anlamlar yalnızca bir sonucun yorumlar sevinciyken bize gerekli olan ayrıntılarıdır, gerçeğin sayfasında olması gereken, diye söyleniyorsunuz. Anlamların ağrısına bir tutam sempati sürüyorsunuz ve büyük bir gururla, kutsanmış boşluklar ayetlerini armağan ediyorsunuz, yazmalar verandasında bekleşen yağmursuz kalplere.

Devamı »

1

Yeni Sinsiyet Tipolojisi’nin “Biz” Söylemi ve Retorik Arsızlığı

Yeni Sinsiyet olarak kavramlaşan tavrın projelendirdiği birliktelik görüngüsü, hayret verici bir biçimde “tipoloji” tanımıyla çelişmektedir. Yeni Sinsiyet ve Bazı Enstrümanları* adlı yazımda bu durumdan kısaca bahsetmiştim. Şu an okumakta olduğunuz yazıda ise söz konusu “kök çelişki”nin ya da “kök yanılsama”nın salınımlarından, Yeni Sinsiyet’in sentetik yüzlerinden ve haysiyetsizlikle çoğalan, yaygınlaşan “biz” söyleminden bahsetmeye çalışacağım.
Yeni Sinsiyet’in çeşitli enstrümanlarını kullanarak “cehalet alanı”nda icra ettiği girişimler ve bu enstrümanların işlediği çürük değer yargılarıyla ateşlenen yandaş-paydaş etkileşimleri, söz konusu alanın bir ortama dönüşüm sürecini tamamlamıştır. “Cehalet ortamı” şeklinde ifade ettiğimiz bu oluşumun tamamlanmasının hemen ardından -kendi tanımıyla çelişen- yeni bir tipolojinin çerçevelenmesi de kaçınılmazdı.
Yeni Sinsiyet’in oluşturduğu -şimdilerde belirgin bir şekilde niceliksel geçerlik kazanmaya başlayan- tiplojiyi incelediğimizde söz konusu birliktelik biçiminin zihinsellik boyutunun olmadığını görürüz. Ortamdaki tüm etkileşimler cehalet ve türevi tözsüz söylemlerle yapay bir şekilde hızlandırılmıştır.  Bu nedenle Yeni Sinsiyet’in uygulayıcılarının ağzına dolanan “biz” söyleminin niteliksel bir derinliğinin olmadığı aşikârdır.  Yeni Sinsiyet tipolojisinin “biz” söylemi -her şeyden önce- liyakata dayalı değildir. “Kifayetsiz bir muhteris” olmak, Yeni Sinsiyet’in aradığı, cehalet ortamına katabileceği en elverişli ve yaygın karakter olumsuzluğudur, kullanım potensiyelidir.

Devamı »

2

EKSİK SABAHLAR ANTOLOJİSİ

Bu sabah da ağladın aynanın karşısında
Gözlerinin şişliği gitsin diye suyu bol vurdun yüzüne
Havluyla her kurulamanın ardından yeni bir dalgaya engel olamadı kirpiklerin
Bu sabah da dün sabah olduğu gibi ağlayarak kapattın banyonun kapısını. Dönüp sana baktım, yorgun güzelliğine. Saçma ‘günaydın’ tonunu duymadım. Başımı öne eğdiğim an suçlu sayılmam. Her sabah, bu sabahki gibi olmak zorunda mı?

Aynı evin içinde bile bir yerlere yetişme telaşındasın. Tek düşüncen uzaklaşmak benden. Elimden geleni yapmama rağmen bana alışamadın. Ne annen gibi içimden çıkarabildim seni ne de oğlun gibi ruhlar aleminde sürdürebildim yaşamını. Gece “Işıkları kapatma” dediğimde “Oğlum” dedin; alnım göğsünde ilk sevişme gibi beyazken annenden nefret ettin. Eksiktin, yeteneksizdin, kusurdun.

Devamı »

0

Bekle Beni Tugnasyus

iveğen bir güz
kurumuş süsenler ah
avlu da yalnız

İçinde özgürlükler, bir dünya ör, varlığın lekeli bilinç cübbesine renkleri anlatacak.

Renkler kalbinde taşıyor yorgunluğunu…

Yorgunum, kirli dansın avlusunda. Yazmalar disiplininden uzak içsel ve öznel bakışları süzüyorum. Camlarla sevişen italik gölgeler ırmağı beslemiyor.

Haydi yine kör bir dürtü mayala Tugnasyus. Kavramlara tahammül edemeyen maskeli düşünceler ek o beyaz toprağına.

Devamı »

0

BENİ LODOS ÖLDÜRDÜ

Müşg idi nesîmi bûstânın
Dinmezdi rüâfı ergavanın
(Hüsn ü Aşk’tan)

           Suskundum, gençtim, yalnızdım, tektim… Şehrin simgesi, parkın bir tanesiydim. Korkuyordum, güçsüzdüm… Yapraklanmadan önce açmaya, kokmaya, baharı bildirip neşe saçmaya hevesliydim. Kendime has pembe renkli elbisemi kuşanmaya… İbret olmaya… Umut aşılamaya…
Sırasıyla ısındı hava, su, toprak… Su yürüdü gövdeme, dalıma sımsıcak… Masmavi gök, bembeyaz bulutlar… Ipılık rüzgâr… Estikçe ruhumu okşuyor, sarıyordu tenimi… Sevişiyorduk masumca yeni yetme çocuklar gibi…
Nasıl mutluydum anlatamam. Ne idim, ne zaman açardım, hatırlayamam. Zamanı unutmuşum hepten… Almış aklımı götürmüş zamansız esen…

Devamı »

Toplam 5 sayfa, 2. sayfa gösteriliyor.12345