<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Ussuz Edebiyat, Düşün ve Sanat Seyri &#187; Öykü</title>
	<atom:link href="http://www.ussuz.com/category/edebiyat/oyku/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.ussuz.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Fri, 06 Jan 2012 19:29:13 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>BİR SEĞİRMEYDİ SANKİ BİR DÜŞ</title>
		<link>http://www.ussuz.com/2011/03/bir-segirmeydi-sanki-bir-dus/</link>
		<comments>http://www.ussuz.com/2011/03/bir-segirmeydi-sanki-bir-dus/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 30 Mar 2011 21:51:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>S. İclal Tiryaki</dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ussuz.com/?p=802</guid>
		<description><![CDATA[Bir seğirmeydi. Ta uzaklardan yolluyordu selamını. Sanki gülüyordu, hissediyordum. Soluyordu hayatı, Her şeyiyle istiyordu&#8230; Biliyordum ve korkuyordum! Saatler tez geçiyor; ya da bir yerlerde takılmış&#8230; İlerlemiyor&#8230; Havada asılı düşünceler. Gidip...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">Bir seğirmeydi. Ta uzaklardan yolluyordu selamını. Sanki gülüyordu, hissediyordum. Soluyordu hayatı, Her şeyiyle istiyordu&#8230; Biliyordum ve korkuyordum!</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">Saatler tez geçiyor; ya da bir yerlerde takılmış&#8230; İlerlemiyor&#8230; Havada asılı düşünceler. Gidip geliyor sarkaç nizamında&#8230; Kuruyorum zaman zaman zihnimi. Üşüme geliyor üzerime&#8230; Nerede gizlenecek yer? Seğirmeler artıyor! Zamansız mı her şey? Hislerim bir anda nereye gizlendi? Duymuyorum! Kafamda binlerce tilki&#8230; Sinirliyim, kızgınlığım kelimelere yol veriyor. Konuşuyorum durmamacasına, saçmalıyorum bazen&#8230;</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">Bana hiçbir şey söylemiyor, sadece istediklerimi yerine getiriyor. Benden uzakta, görüyorum. Korkuyorum tekrar! Seğiriyor yine sağ tarafım. Nedense hep aynı yer? <span id="more-802"></span>Acele etmeliyim; ama ayaklarım ağır&#8230; Kendimi tuhaf hissediyorum! Avuçlarım kapanmıyor, ellerim şiş, acıyor. Telefonda konuşmasını duyuyorum; anlatıyor bir şeyler. Saat gecenin ikisi&#8230;</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">Zaman zaman köpürüyorum içten içe&#8230; Herkese kızıyorum. Yapılması gereken o kadar çok şey vardı ki! Hiçbirini halledemedim gibi geliyor. Yardım edeceklerdi; ama yarına ertelediler. Neden ertelediler? Söylemiştim oysa biran önce bitirelim demiştim. Perdeler ne kadar kirli görünüyorlar gözüme! Hay Allah! Midem yanıyor! Aşağıdan tonlarca baskı var gibi. Heyecanlı mıyım? Değilim sanki! Şaşkınlık tüm uzuvlarıma yayılmış&#8230; Hissiz miyim?</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">Telefonu bana verdi. Bir şeyler geveledim; ama söylediklerim benim ağzımdan çıkmadı. Başka bir ben konuşuyor! Sesim boğuk! Kendime yabancı geldim…</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">Arınmalıyım! Ayaklarımdan akıp gidiyor su. Delikten kaçışını seyrediyorum&#8230; Hiç çıkmak gelmiyor içimden. Vücudum gevşedi, pelteleştim. Bornozumu uzatıyor, gözgöze geliyoruz. Ne kadar kaygılı bakışları var. Birden kaçırıyor gözlerini&#8230; O da korkuyor mu? Güçlü görünmeye çalıştığının farkındayım. Alnı terli&#8230; Evet korkuyor.</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">Kıyafetlerimi giyiniyorum. Her şey ne kadar yavaş! Saçlarımı kurutuyor, yanağımı okşuyor. Sevecenlik mi var; yoksa cesaret aşılamaya mı çalışıyor? Ah şu seğirme sinirlendiriyor beni! Hep aynı yer&#8230; Çantamı alıp, iniyoruz aşağıya&#8230;</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">Gece ne güzel! Yıldızlar pırıl pırıl. Altı kasım bugün. Soğuk değil hava. Keyifleniyorum birden. Şarkı söylesem geceye, düet yapsak&#8230; Elimi tutuyor. Ne kadar sıcak! Bense soğuk soğuk terliyorum; ama yanıyorum&#8230; Başım dönüyor bir an&#8230; Araba sarhoş gibi savuruyor. Bana göz atıyor yine, ölçüyor! İçimden bir çığlık yükseliyor. Boğuk! Ben dahi irkiliyoruz&#8230; Araba durdu, iniyorum. Bir el uzanıyor, o sıcak el&#8230; Ne zaman geldi buraya? Kalabalık bana doğru geliyorlar, boğuluyorum&#8230; Birileriyle konuşuyor yine. Gözleri hala bende!  Daha önce bana hiç bu kadar bakmış mıydı?</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">İki kişi geliyor yanıma. Tanıyorum onları. Şapşal baktığımı söylüyor biri, gülüşüyoruz? Şaşkın görünüyorum demek! Bir odaya giriyorum tek başıma. Onları geride bırakıyorum. Üç göz arkamdan beni izliyor! Dönüyorum, Onun gözlerinde takılıyor bakışlarım&#8230; O kaygıyı hissediyorum yeniden! Kapı ardımdan kapandı. Sorular soruyorlar bana. Aynı yerim yine seğiriyor, daha şiddetli&#8230; Biri yaklaşıyor, yüzünü seçemiyorum. Kıyafetlerimi çıkarıyorum bu kez. Zaman sanki daha bir yavaş&#8230; Üst kata çıkarıyorlar. Gözlerim geride kaldı. Bir koşuşturmaca var etrafımda. Herkes acele ediyor&#8230;</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;"> </p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">Yine biri çekiştiriyor kolumdan&#8230; Çevremde, bana bakıp konuşuyorlar. Geniş bir kapıdan geçiyorum. Beklemem gerek&#8230; Korkuyor muyum? Hislerimi bulamıyorum, neredeler? Ayaklarım buz gibi, ben üşüyorum sonra. Seğiriyor yine… Daha fazla İki büklüm olamıyorum, ayağa kalkmalıyım&#8230; Nefesim hızlanıyor! Sonra her şey birden sükût ediyor. Uyuşuyorum, beynim uyuşuyor, gözlerim uyuşuyor&#8230; Dokunmasalar, uyusam şu köşede! Bedenim ağırlığını kaybetmiş&#8230;</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">Yine bir yerlere sürüklüyorlar. Işık ne kadar çok! Bir sürü insan&#8230; Kimse benimle ilgilenmiyor; ama benimle uğraşıyorlar. Hava soğuk, titriyorum kendi ayazımda&#8230; Birisi bana gülümsüyor. Gözlerim nerede? Kollarıma bir şeyler bağlıyorlar. Konuşuyor bir diğeri. Duyuyorum onu; cevap veremiyorum. Dilim kilitlendi!</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">Ayakkabılarım nerede? Perdeler kirli, yıkanacak, evi de temizlemek gerek&#8230; Faust!</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">Yuvarlanıyorum&#8230;</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">Işıklar yanmıyor mu? Gözlerim iyi görmüyor. Neredeyim? Seğirme yok artık acıyor sadece. Kıpırdayamıyorum. Etraf sisli&#8230; O uzattıkları ne? Saçları var! Kucağıma veriyorlar. Sarılıyorum usulca. Ağlıyor muyum, yanaklarım ıslak mı? Bu koku! İçime çekiyorum…</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">Hani gözlerim, o nerede?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ussuz.com/2011/03/bir-segirmeydi-sanki-bir-dus/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Burada ve Orada Sonralar Üzerine</title>
		<link>http://www.ussuz.com/2010/12/burada-ve-orada-sonralar-uzerine/</link>
		<comments>http://www.ussuz.com/2010/12/burada-ve-orada-sonralar-uzerine/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 25 Dec 2010 03:41:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Oresay Özgür Doğan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Düzyazı]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ussuz.com/?p=757</guid>
		<description><![CDATA[Renkler, sevinçlerini topladı; tortusu, ağırbaşlı yalnızlık… Ben ağırbaşlıyım, daha fazla konuşamam dedi, Ebabil Kuşu. Gülümsedi, yapıların erkek meleği Yargıç Pinard. Keşke bu kadar ağırbaşlı susmasaydınız, dedi, Küflenmiş Odaları Kireçleyen Mürekkep....]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">Renkler, sevinçlerini topladı; tortusu, ağırbaşlı yalnızlık…</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">Ben ağırbaşlıyım, daha fazla konuşamam dedi, Ebabil Kuşu. Gülümsedi, yapıların erkek meleği Yargıç Pinard.</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">Keşke bu kadar ağırbaşlı susmasaydınız, dedi, Küflenmiş Odaları Kireçleyen Mürekkep.</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">Ve ekledi: Oysa asıl kurban sizdiniz!</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">Düşünsenize: Işığın ölü noktasındasınız. Yüzleşmek için yaşamla, başkalarını anlamaya çalışıyorsunuz.</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">Soyunmuş duvarlar çeliğine su verilen iyinin süsünden.</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">Yıkanmalı ve arınmalı artık delisi ölü algılar, diye bağırıyorsunuz.</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">Sonra, birçok anlam tek bir sonuç doğururken ve anlamlar yalnızca bir sonucun yorumlar sevinciyken bize gerekli olan ayrıntılarıdır, gerçeğin sayfasında olması gereken, diye söyleniyorsunuz. Anlamların ağrısına bir tutam sempati sürüyorsunuz ve büyük bir gururla, kutsanmış boşluklar ayetlerini armağan ediyorsunuz, yazmalar verandasında bekleşen yağmursuz kalplere.<span id="more-757"></span></p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">Az ötemizde damarında yol açıyor bir kar güvercini.</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">Dönüp bana gülümsüyorsunuz.</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">Aniden kendimizi bir Oku-Yaz evinde buluyoruz.</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">Çay içiyoruz, Umutluyuz. Ben, ölüler yazını üzerine bir makale okuyorum, siz dudak büküyorsunuz.</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">Sonra, eklektik bir blue tangonun çıplak teninde halkın dudaklarına tırmanmanın estetik yanını anlatmaya başlıyorsunuz. Bir ara saate bakıyorsunuz, ağırbaşlı bir telaşla, acele edelim geç kalmayalım diyorsunuz, dışarı çıkıyoruz.</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">Kimlikli bir caddenin bilinçli ruhundan sıyrılmak için gölgeleri yarıp, koşar adım beyaz meydana iniyoruz. Vakit akşamüzeri: Aşk ve tutku zamanı. Beyaz meydan kalabalığını selamlıyoruz.</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">Siz, kendinizi şair olarak tanıtıyorsunuz. İki dizelik bir şiir okuyorsunuz. Üç beş kişi, hoş geldiniz diye bağırıyor ve sizi çılgınca alkışlıyor. Birbirini çiğnercesine yazdıkları şiirleri  size okumaya çalışıyorlar.</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">Ah  Siz!</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">Ağırbaşlı bir şekilde bana dönerek şu övgüleri de bir elden geçirmek lazım, diyorsunuz. Takvimlere kazınmış özel günleri hatırlatıyorum, özel günler yazılarını da elden geçirelim, diyorsunuz. Sonra ölüler almanağı da unutmayalım, uyarısını da notlar kısmına asıyorsunuz.</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">İnsanlar güzel bakıyorlar yüzümüze, aklınızı seviyorsunuz… Belki gizlice ağlıyorsunuz.</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">Sonra ustasını bekleyen bir çemberin önünde duruyoruz. Bir samuray gururunu teninize giydiriyorsunuz. Ağırbaşlı bir şekilde, çemberin çift kanatlı kapısını okşuyorsunuz. Kapılar ardına dek açılıyor. Üç beş kişi telden çemberler çeviriyor avluda. Mavi bir olgunlukla, herhangi birinin diğerine yazdığı birkaç şiire göz gezdiriyorsunuz. Yine dudak büküyorsunuz, yine gülümsemeye çalışıyorsunuz.</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">Ah Üç Beş Kişi!</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">Sonra dizelerin ussal bir taktikle nasıl örgütleneceğini anlatıyorsunuz. Ne, ne değildir? Üzerine bir yazı kaleme alalım ve Dünya şairlerden de birkaç alıntı yapalım diyorsunuz. Herhangi biri olur mu diye soruyorum, elbette olur, diyorsunuz.</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">Ne çok diyorsunuz, ne çok…</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">Sonra aniden gözden kayboluyorsunuz, soyut ve çıplak bir mekânda. Sonra yine bir görünüp bir kayboluyorsunuz, sonra yine ağırbaşlı susuyorsunuz.</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">Susuyorsunuz!</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">Keşke bu kadar ağırbaşlı susmasaydınız ve konuşmasaydınız!</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">Sizi öykümün başkahramanı yapacaktım.</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">Asıl kurban sizdiniz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ussuz.com/2010/12/burada-ve-orada-sonralar-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şiirlerini Çekmecelerinde Saklayanlar</title>
		<link>http://www.ussuz.com/2010/11/siirlerini-cekmecelerinde-saklayanlar/</link>
		<comments>http://www.ussuz.com/2010/11/siirlerini-cekmecelerinde-saklayanlar/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 01 Nov 2010 14:12:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emre Küçükoğlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ussuz.com/?p=741</guid>
		<description><![CDATA[Şiirlerini çekmecelerinde saklayan kadınlar sevdim. Her ay sonu maaşları tükenirken annesi ve kız kardeşiyle kavga edenler. Oysa çok bir şeyler almazlardı kendilerine. Nemlendirici krem, çorap, yazları ve ay başı günlerinde...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="padding-left: 30px;">Şiirlerini çekmecelerinde saklayan kadınlar sevdim.</p>
<p style="padding-left: 30px;">Her ay sonu maaşları tükenirken annesi ve kız kardeşiyle kavga edenler. Oysa çok bir şeyler almazlardı kendilerine. Nemlendirici krem, çorap, yazları ve ay başı günlerinde fazladan iç çamaşırı hepi topu. Kız kardeşleri okuyordu hala. Bitiremedikleri fakültelerde veremedikleri dersler vardı. Hocalarına istediklerini veren bu kızlar, bir dersi nasıl veremiyordu öğrenemedim. Anneleri ise kuş gibi. Evden eve gezmelerde. Mualla Hanımlar, Müjgan Teyzeler, Aytenlerin kayınvalideleri, Şulelerin üst kattaki komşuları…</p>
<p style="padding-left: 30px;">Akşam evlerinde toplandıklarında aynı masada üç tabak. Üçü de farklı köşelerde; Üç farklı hayat.</p>
<p style="padding-left: 30px;">“Yarın Neclalara gideceğim. Lale’nin gelinini de göreceğiz. Küçük olanı evlendirdi iki ay önce. Beşiktaş’ta nikah yaptılar, gidemedik. O gün babanızı ziyaret edeceğiniz tuttu. Yaşasaydı yüzüne bakmayacaktınız adamın. Ölünce herkes kıymete biniyor. Ben ölünce bana gelmeyin de bak ne yapıyorum sizi.”<span id="more-741"></span></p>
<p style="padding-left: 30px;">“Okuldan sonra Ufuk aldı beni. Bebek’te yeni bir yer açılmış oraya gittik. Çikolatalı pasta yedik. Çok romantik bir çocuk. Bir haftadır birlikteyiz bugün öptü beni. Sıcacık bir öpücüktü. Aşık oldum galiba, emin değilim. Selim gibi çok sıkıştırmıyor beni. Ne dersem onaylıyor. Yarın yine buluşacağız. Benim dersim iki’de bitiyor, onun dersi yokmuş gelip yine beni alacak. Akşamüstü biraz geç kalabilirim o yüzden. Bir şey olursa ararım. Abla spor arabası var, müthiş!”</p>
<p style="padding-left: 30px;">Hayatlarını şiirlerinde anlatan kadınlar sevdim.</p>
<p style="padding-left: 30px;">Her sabah yorgunlukla uyanan. Perdeleri açmadan giyinmeye başlayan. Uzun bir süre kahvaltıyı sadece Pazar günleri yapan kadınlar. Çalıştıkları yerlerde el üstünde tutulurlar. Bir bölümün sorumlusu olup ona bağlı çalışanlar varsa mutlaka ona tapıyorlardır. Bir istedikleri neredeyse üç yerine getirilir. Kendinden üstleri ise onu kaybetmemek için ayrı bir çaba gösterir. Çünkü O, sabah yataktan yorgun kalkan kadın değildir artık. Evden dışarı adımını attığında bütün enerjisini toplayıp iş yerinde zirve yapandır. Kahve, sigara için yanına gidilen, yeni alınan kıyafete ilk yorum yapan, kız arkadaşına hediye almak için fikri sorulan…</p>
<p style="padding-left: 30px;">Kusursuz coşku odalarında sabah ve öğle seansları kalabalıktır. Her ne kadar içlerinde pencereleri kırık mutfaklar bulunsa da dostluğa en leziz yemekler bir daha kullanılmayacak kaplarla bu mutfaklarda pişirilir. Düzenleri iç yetileriyle oluşmuştur ki herkese nasip olmaz onu bilmek, öğrenmek, kullanmak… Ben hala bana ait iç yetiyi çözemedim mesela. Çünkü onu ortaya çıkaracak acılar yaşamadım ve o acılarla dünyayı temizleyen gözyaşları akıtmadım. O gözyaşları ki doğumdan itibaren sivrilen bütün kayaları doğa gibi eritir, uysallaştırır. İçleri uysal, dışları keskin. Şiirlerini gözyaşlarıyla eğiten kadınlar…</p>
<p style="padding-left: 30px;">Hep yanlış adamlara aşık olan kadınlar sevdim.</p>
<p style="padding-left: 30px;">Öğrenince birdenbire içimde kaynağı kurumuş bir dere yatağı uzanır. Kenarında küçük taşlar sızlatır dokunduğu yerleri. Ağırlık yapar gövdem. Zor zahmet düşünürüm. Usum onda asılır kalır. Ben “Hoşça kal” derim; sade ve yine zahmetle. O ise gözlerimin gurbetine dudaklarını koyar. Onun yanlışı olamayacağımı anlarım.</p>
<p style="padding-left: 30px;">Şiirlerini çekmecelerinde saklayan kadınlar sevdim.<br />
 Çünkü onlara çekmecelerde saklanacak şiirler verdim.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ussuz.com/2010/11/siirlerini-cekmecelerinde-saklayanlar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>EKSİK SABAHLAR ANTOLOJİSİ</title>
		<link>http://www.ussuz.com/2010/07/eksik-sabahlar-antolojisi/</link>
		<comments>http://www.ussuz.com/2010/07/eksik-sabahlar-antolojisi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 12 Jul 2010 01:26:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emre Küçükoğlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Düzyazı]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ussuz.com/?p=696</guid>
		<description><![CDATA[Bu sabah da ağladın aynanın karşısında Gözlerinin şişliği gitsin diye suyu bol vurdun yüzüne Havluyla her kurulamanın ardından yeni bir dalgaya engel olamadı kirpiklerin Bu sabah da dün sabah olduğu...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="padding-left: 30px;">Bu sabah da ağladın aynanın karşısında<br />
 Gözlerinin şişliği gitsin diye suyu bol vurdun yüzüne<br />
 Havluyla her kurulamanın ardından yeni bir dalgaya engel olamadı kirpiklerin<br />
 Bu sabah da dün sabah olduğu gibi ağlayarak kapattın banyonun kapısını. Dönüp sana baktım, yorgun güzelliğine. Saçma ‘günaydın’ tonunu duymadım. Başımı öne eğdiğim an suçlu sayılmam. Her sabah, bu sabahki gibi olmak zorunda mı?</p>
<p style="padding-left: 30px;">Aynı evin içinde bile bir yerlere yetişme telaşındasın. Tek düşüncen uzaklaşmak benden. Elimden geleni yapmama rağmen bana alışamadın. Ne annen gibi içimden çıkarabildim seni ne de oğlun gibi ruhlar aleminde sürdürebildim yaşamını. Gece “Işıkları kapatma” dediğimde “Oğlum” dedin; alnım göğsünde ilk sevişme gibi beyazken annenden nefret ettin. Eksiktin, yeteneksizdin, kusurdun.<span id="more-696"></span></p>
<p style="padding-left: 30px;">- her gün çözdüğüm bulmacanın boş kalan tek sorususun -</p>
<p style="padding-left: 30px;">Seni sokakta bırakan kardeşlerinden sonra uysallığını yitirme ödevini başarıyorken sessizliği seçtin. Kelimelerinle değiştin aramızda. Saçların, kıyafetlerin, dinlediğin müzikler, gittiğin kafeler, içkin, sigaran, parfümün… değiştirdiğin her şeyi anlarım. Dinini bıraktığında yüreğinden sana olan inançları sarstın. Uzun yolculuklar istedin. Gezdin ve yine döndün, yine aynı.</p>
<p style="padding-left: 30px;">Senin için zor olan bu’ysa o halde konuşmayacaksın. Bir şehri terk eder gibi durup uzaklıkları düşünmeyeceksin. Dün gece ‘yeni biri’ için harcadığın saatlerin ‘yazık’lığına kıbleye dur. Bütün kaza’larını eza et dilersen, omzunda yine iki melek ve gittiğin her yerde seni yolundan çıkaran aşk. İyimser ol, hiçbir zulüm sonsuza dek sürmez.</p>
<p style="padding-left: 30px;">Yolundan çıkaran dediysem de aldanma. Bütün sözlerin sonunda kalıcı ne var aranızda. Sen dört köşe bir halde yaşamıyorsun hayatını. Gücünü tüketene kadar sevdiğini sandığın veya seni bitirene kadar somurduğunu düşündüğün ikisi de değil. Irmak çağlarken ona eğilen doyacağı kadar içer.</p>
<p style="padding-left: 30px;">- ve sular durulduğunda daha berraktır -</p>
<p style="padding-left: 30px;">Benim adımlarımda can güdüsü.<br />
 Nokta atışı yapar gibi şiirlerinden geçiyorum.<br />
 Kolunu yakalıyorum bu sabah da, evden çıkmadan önce. Saçlarının gümüş seslerine aldırmıyorum. Kadife bir pelerinle uçar gibiyken yürüyüşün duruyor: “Bu kalp senin”</p>
<p><br class="spacer_" /></p>
<p style="padding-left: 30px;">Acılarından nice vedalar düşüp kayboluyor. Artık daha bir güzel koklayacağım gidişini. Hevesli bitecek güzlerden haziran ve inanmasan da renkler, gözlerime şiir bağlarken denizin uğultusunda ‘sevgili’ esenliği büyüteceğim.</p>
<p style="padding-left: 30px;">Bu akşam da geleceksin yanıma.<br />
 Küçük gözlerini koyup boynuma soluklanacaksın.<br />
 Ağladığın dakikalar aklından geçecek mi bilmiyorum, susacaksın.<br />
 Bu akşam da dün akşam olduğu gibi uyuyacaksın.</p>
<p style="padding-left: 30px;">Sisli güzelliğine bir şehir terk edilir. Bir şehir seninle eşleşir ve doğrular yakalanır üzerinden yükleri bıraktığın yaş’ta. Aramızda incelen günlerin duvarları birbirine yaklaştıkça ne ısındıran ne de serinleten evimizdeki ‘ruhsal’ varlığımız kayıtsız bir yeryüzüne dönüşüyor.<br />
 Başım öyle dönüyor ki toprak, bileklerimde ayrışıyor; omuzlarımda yudumlanıyor; kasıklarımda kana karışıyor. Dağılıyorum, çünkü istediğinde beni toplayacağını biliyorum. Çünkü sen her dağılışından sonra kendini hiçbir yardım almaksızın yeniledin.</p>
<p style="padding-left: 30px;">Denizler, rüyalar ve şairler bahçesinde yetişen küçük bir gözyaşından kendini doğuran o mucize sensin! Çırpınışının gücenmişliğini üzerinden atamayan hayat, senin yatağında olduğum için bana sert.</p>
<p style="padding-left: 30px;">Gözlerimi bütün kapılara vurup tek tek kapatsam da zihnimde canlanıyor her sabah aynadaki mektup. Banyodan çıktığında öpmeyi istemek nefesini, o nemrut zarfı açmadan yırtıp atmak oluyor.</p>
<p style="padding-left: 30px;">İçinde ayrılık kokan bütün aşklar ölüsünü bekleyen bir mezarın çıldırmasıdır.<br />
 Göz göze durduğumuz dizede kalbe yurt emziren gecemiz Azrail’e ölümü küstürür.</p>
<p style="padding-left: 30px;">Yarın aynaya bakma.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ussuz.com/2010/07/eksik-sabahlar-antolojisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>BENİ LODOS ÖLDÜRDÜ</title>
		<link>http://www.ussuz.com/2010/04/beni-lodos-oldurdu/</link>
		<comments>http://www.ussuz.com/2010/04/beni-lodos-oldurdu/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 04 Apr 2010 16:47:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Zekiye Boyana</dc:creator>
				<category><![CDATA[Düzyazı]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ussuz.com/?p=598</guid>
		<description><![CDATA[M&#252;şg idi nes&#238;mi b&#251;st&#226;nın Dinmezdi r&#252;&#226;fı ergavanın (H&#252;sn &#252; Aşk&#8217;tan) &#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160; Suskundum, gen&#231;tim, yalnızdım, tektim&#8230; Şehrin simgesi, parkın bir tanesiydim. Korkuyordum, g&#252;&#231;s&#252;zd&#252;m&#8230; Yapraklanmadan &#246;nce a&#231;maya, kokmaya, baharı bildirip neşe sa&#231;maya...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="margin-left: 320px;"><span style="font-size: smaller;"><em>M&uuml;şg idi nes&icirc;mi b&ucirc;st&acirc;nın                                     <br />
Dinmezdi r&uuml;&acirc;fı ergavanın<br />
</em>(<em>H&uuml;sn &uuml; Aşk&rsquo;</em>tan)</span></p>
<p style="margin-left: 40px;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;    Suskundum, gen&ccedil;tim, yalnızdım, tektim&hellip; Şehrin simgesi, parkın bir tanesiydim. Korkuyordum, g&uuml;&ccedil;s&uuml;zd&uuml;m&hellip; Yapraklanmadan &ouml;nce a&ccedil;maya, kokmaya, baharı bildirip neşe sa&ccedil;maya hevesliydim. Kendime has pembe renkli elbisemi kuşanmaya&hellip; İbret olmaya&hellip; Umut aşılamaya&hellip;<br />
Sırasıyla ısındı hava, su, toprak&hellip; Su y&uuml;r&uuml;d&uuml; g&ouml;vdeme, dalıma sımsıcak&hellip; Masmavi g&ouml;k, bembeyaz bulutlar&hellip; Ipılık r&uuml;zg&acirc;r&hellip; Estik&ccedil;e ruhumu okşuyor, sarıyordu tenimi&hellip; Sevişiyorduk masumca yeni yetme &ccedil;ocuklar gibi&hellip;<br />
Nasıl mutluydum anlatamam.  Ne idim, ne zaman a&ccedil;ardım, hatırlayamam. Zamanı unutmuşum hepten&hellip; Almış aklımı g&ouml;t&uuml;rm&uuml;ş zamansız esen&hellip; <span id="more-598"></span><br />
A&ccedil;, dedi bir ses birden kulağıma&hellip; Beklediğin budur, hadi durma!  <br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;    Bir g&uuml;nde giyindim g&ouml;z alıcı renklerimi, duruverdim bahara&hellip; A&ccedil;tım delicesine meydan okuyarak zamana&hellip; Her yanım &ccedil;adır &ccedil;i&ccedil;ek, baştan ayağa&hellip;<br />
Ben b&ouml;yle salınırken aşkla, arzuyla&hellip; İ&ccedil;imde &ccedil;alan sevda şarkısıyla&hellip; Sertleşti birden ılık esen pervasızca&hellip; &Ouml;yle bir vurdu ki, kahredici&hellip; Yakıcı, bunaltıcı, bezdirici&hellip;  <br />
Tıpkı karşılıksız aşk gibi&hellip;  <br />
Adı Lodos&rsquo;tur dediler, sıkı dur&hellip; Aman ha, lodosun g&ouml;z&uuml; yaşlı olur. <br />
Silktim omzumu, dedim, karışmayın, benim tek istediğim odur&hellip;   <br />
Parktaki taflanlar, yaban g&uuml;lleri, c&uuml;ce şimşirler kuytulara saklandılar.<br />
Yılların yorgunu ağa&ccedil;lar&hellip; Sedirler, serviler, &ccedil;amlar&hellip; Ihlamurlar, &ccedil;ınarlar&hellip; Akasyalar&hellip; Kaygıyla sallandılar.  Buruşuk g&ouml;vdeler, pıtırdayan dallar&hellip;   <br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;    Ara ara inen damlaların g&uuml;m&uuml;şlediği patikalardan bir ıslık tutturup aktı bı&ccedil;kınca&#8230;  Zavallı ağa&ccedil;lar sarıldılar birbirlerine umarsızca&hellip;  Tekinsiz kahkahasıyla aniden y&uuml;kseldi&hellip; Toz toprak, tohum kozalak birbirine girdi. Savruldu etrafa yeni yeşeren yapraklar, patlayan tomurcuklar&#8230; Ahlar, vahlar, &ccedil;atırtılar&hellip; Darmaduman oldu, kırıldı b&uuml;t&uuml;n dallar&hellip;  <br />
Şimdi isterik &ccedil;ığlıklar ata ata gidip gri-mavi camilerin tombak alemlerini yalayacak; serin avlularından kaldırdığı y&uuml;zlerce yıllık tozları, tombul g&uuml;vercinlerin peşi sıra, kırık camlarından i&ccedil;erisine s&uuml;z&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; Kapalı&ccedil;arşı&rsquo;nın daracık sokaklarına savuracak&hellip; Salıpazarı&rsquo;nda başını rıhtıma vura vura ah &ccedil;eken vapuru d&uuml;rt&uuml;p bir nefeste sırtlardaki korulara, yalıdaki ıssız loş kayıkhanelere, a&ccedil;ıkta demir tarayan gemilere &ccedil;arparaktan edepsizce gezip dolaşacak&hellip; <br />
Sonra kıyıda nazlı nazlı kırıtıp, Boğaz&rsquo;ın aynalı sularında kendini seyreden Kız Kulesi&rsquo;nin yanına varacak. &Ccedil;ıplak omzuna ateşli bir &ouml;p&uuml;c&uuml;k kondurup,  <br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;    &ldquo;Ahdım var hey, duyuyor musun kız? Yirmi bin yaşına da gelsen alacağım seni! Beyaz k&ouml;p&uuml;kl&uuml; dalgalardan duvaklar takacağım başına, martılardan ta&ccedil;lar&hellip;  S&uuml;sleyecek boynunu yağmur damlası elmaslar&hellip;&rdquo; diyecek g&uuml;ler y&uuml;zl&uuml; hoyratlıkla&hellip;<br />
Yan g&ouml;zle Galata Kulesini yoklayıp &ldquo;Erkek nasıl olurmuş g&ouml;stereceğim bazılarına&hellip; Yıllardır karşı kıyıda sırık gibi dikilip seni oyalayana&hellip;&rdquo; diyerek taş atacak f&uuml;tursuzca&hellip;<br />
Kollarına alıp yaşlı kızı,  orasını burasına dokunacak&#8230; Yarım kalan h&uuml;z&uuml;nl&uuml; aşkları, tadı damağında kalan eğreti sevişmeleri, terk edip giden vefasız sevgilileri hatırlatacak, mazide kalan arzuları kışkırtacak; y&uuml;z yıllardır gelenin ge&ccedil;enin ellediği, zorladığı, horladığı bedenine bir kez daha sahip olmaya &ccedil;alışacak. Ge&ccedil;kin kız şu meşhur şarkıyı anımsatarak  &ldquo;Ah, ah!&rdquo; diyecek &ldquo; Y&uuml;z yıllar &ouml;nceleri nerelerdeydiniz? Boğazdan &ccedil;ok sular aktı&hellip; &Ccedil;ok gemiler ge&ccedil;ti&hellip; &Ccedil;ok r&uuml;zg&acirc;rlar esti&hellip;&rdquo; <br />
İşte o zaman istediğini elde eden lodos tıslayacak haince, <br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;    &ldquo;Y&uuml;z yıllardır gelir ge&ccedil;erim ama hi&ccedil; g&ouml;z&uuml;me &ccedil;arpacak g&uuml;zellikte bir kız g&ouml;rememişim buralarda nedense?&rdquo;<br />
Kız Kulesi ağlamaya başlar. Sesi, titrek martıların y&uuml;rek yakan &ccedil;ığlıklarıyla bir olup Sarayburnu &ouml;n&uuml;nde yedi kardeş dalgasına; g&ouml;zyaşları Boğaz&rsquo;ın dip akıntılarına karışır&hellip; Kıyıları d&ouml;ve d&ouml;ve Karadeniz &ccedil;ıkışına varır. Rumeli Feneri&rsquo;nin i&ccedil;i kanar, Anadolu Feneri&rsquo;nin g&ouml;zleri dolar. Parktaki ihtiyar &ccedil;amın tepesi atar. Ağzına bir k&uuml;f&uuml;r dolar. Dolar ama d&ouml;k&uuml;lmez. Kibardır s&ouml;yleyemez. S&ouml;ylenir. <br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;    &ldquo; Bunun babası belli değil!&rdquo; <br />
Diğer ağa&ccedil;lar dayanamaz, koro halinde hışırdarlar, <br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;    &ldquo;Lodosun babası belli değil&hellip; Lodosun babası belli değil!&rdquo; <br />
Bu hışırtı parkın &uuml;st&uuml;nde d&ouml;ner dolaşır, artar &ccedil;oğalır. Genişler yayılır. Şehrin &uuml;st&uuml;ne boşalır.<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;    Lodosun y&uuml;z&uuml; allak bullak olur. &Ouml;fkeden şişer şişer, tam patlama noktasında durur. Bekler. İ&ccedil;ini &ccedil;ekip, boynunu b&uuml;ker. Usulca salınarak uzaklaşır. Diyar diyar, iklim iklim dolaşır. Bir nefeste baharat kokan uzak &uuml;lkelere,  tuzlu, sıcak şarap rengi denizlere ulaşır.  Kavrulan kumlu &ccedil;&ouml;llerde geceler, tozlu dağ yollarında koşar, z&uuml;mr&uuml;t tepelere &ccedil;arpar, k&ouml;p&uuml;re k&ouml;p&uuml;re akan deli ırmaklarda yıkanır&#8230; Bulutları kovalar, yağmurları yakalar&hellip; Bazen toz taşır;  bazen kum, k&uuml;l, sap saman&hellip;  ve g&ouml;zyaşı &ccedil;oğu zaman&#8230; Aradığını hi&ccedil; bulamaz&#8230;  D&ouml;ner gelir yine, durduğu yerde duramaz.<br />
Yılışık deniz kur yapar ona. &ldquo;Hey yakışıklı!&rdquo; der &ldquo;Sen g&ouml;nl&uuml;nce gez bakalım. Biz olduğumuz yerde devinip duralım&rdquo; <br />
Ge&ccedil;er gider, denize &ccedil;apkınca bir bakış atar. İşvelidir deniz, her yeri birden oynar&hellip; Israrla şıpırdar.<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;    &ldquo;Hadi&rdquo; der, &ldquo;hadi ama ne duruyorsun? Biraz &ccedil;alkalanalım, &ccedil;ırpınalım birlikte, eğlence olsun!&rdquo;<br />
D&uuml;nden razıdır lodos, dayanamaz. G&uuml;&ccedil;l&uuml; isteklerine gem vuramaz. Uzun parmaklarıyla a&ccedil;ar aralar tuzlu suları&hellip; Karıştırır, k&ouml;p&uuml;rt&uuml;r, arttırır arzuları. Deniz hazla uğuldar. Dipten gelen bir dalgayla kabarır, kıvranır, &ccedil;alkalanır, patlar. K&ouml;p&uuml;k k&ouml;p&uuml;k, dalga dalga kıyılara vurur. Azgındır, doyumsuzdur&hellip; İnleyerek boşalırken sahillere &ldquo;Daha&rdquo; der &ldquo; biraz daha!&rdquo; zalim sevgiliye. &Ccedil;ığlıklara karışır hazla&hellip; Bitmeyen bir ihtirasla&hellip; Bu sancılı ilişki b&ouml;yle b&ouml;yle s&uuml;rer gider&hellip; Tekneler s&uuml;r&uuml;klenir, dalyanlar s&ouml;k&uuml;l&uuml;r, hayatlar s&ouml;ner&hellip;<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;    Denizi zevk &ccedil;alkantısıyla bırakıp d&ouml;nd&uuml; yedi tepenin &uuml;st&uuml;ne burnundan soluyarak&#8230; Parka girdi hışımla, lodosun babası belli değilmiş ha, diye uğuldayarak. Yaşlı &ccedil;ınarı, dibinden sarstı g&uuml;&ccedil;l&uuml; soluğuyla. &Ccedil;ınar titredi, sindi korkuyla. Ağzından &ccedil;ıkanı kulağın duyuyor mu senin, dedi d&ouml;n&uuml;p akasyaya&hellip; Yedi iklim d&ouml;rt bucak gezdirip s&ouml;nd&uuml;remediği &ouml;fkesini başladı kusmaya&hellip; <br />
G&ouml;vdeler ayrıldı &ccedil;atır &ccedil;atır, k&ouml;kler s&ouml;k&uuml;ld&uuml;. B&uuml;t&uuml;n kini, gazabı ortaya d&ouml;k&uuml;ld&uuml;.<br />
Sonra beni g&ouml;rd&uuml; birden. Esti geldi i&ccedil; &ccedil;ekerekten. Kibirliydi ama nazik&hellip;     <br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;    Dedi, &ldquo;Hanımefendi, nedir bu g&uuml;zellik?&rdquo;<br />
Hızla gelip &uuml;zerime eğildi. Yayından fırlamış sarı kula bir tay gibiydi. T&uuml;t&uuml;yordu buram buram seğirirken bedeni&#8230;  Ilık buharı y&uuml;z&uuml;me, nemli teni tenime değdi. Sardı sarmaladı, ah, baştan &ccedil;ıkardı beni. Dudaklarım sıcak denizlerin tuzuyla yanıp kavrulurken ellerim dolandı u&ccedil;uşan yelelerine&hellip; &ldquo;Gel bak&rdquo; dedi &ldquo;geldiğim y&ouml;ne&hellip; Şu ışığa, şu sihre &#8230;&rdquo;  <br />
Baktım ki Ayasofya&rsquo;nın arkası yanıyor, d&ouml;nm&uuml;ş kıpkızıl cehenneme&hellip;<br />
Her yerim birden tutuldu bu delişmen r&uuml;zg&acirc;ra&#8230; Nasıl esiyordu amansızca, &ccedil;ılgınca&hellip; İ&ccedil;imde dışımda&hellip; Bedenimde, ruhumda&hellip;<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;    Tuttu kollarımdan birlikte havalandık. Hayal &acirc;leminde g&uuml;nlerce yol aldık. Kuşluk vakitleri eski saray avlularında, akşam&uuml;zerleri sinema &ccedil;ıkışlarında, gece yarıları k&ouml;pr&uuml; altlarında&hellip; B&uuml;y&uuml;kada&rsquo;nın mimoza kokan yollarında, Akıntıburnu Feneri&rsquo;nin &ccedil;akmalarında&hellip; Sarıyer&rsquo;de tuzlu balık&ccedil;ı ağlarında&hellip; &Uuml;sk&uuml;dar&rsquo;da, Moda&rsquo;da&hellip; Beyoğlu&rsquo;nda&hellip; Hep onun, hep o aşkın hayali yanımda&hellip; Ayaklarım yerden kesilmiş, d&ouml;rtnala u&ccedil;uyordum bu isyank&acirc;rın kanatlarında&hellip; Ger&ccedil;ek miymiş, masal mıymış&hellip; D&uuml;ş m&uuml;ym&uuml;ş, uyku muymuş&hellip;  Kimin umurunda?<br />
Bir varmış, bir yokmuş. Ama doğruymuş. Lodosun yumruğu sert, g&ouml;z&uuml; yaşlı olurmuş&hellip;<br />
Usuldan soluyarak &ccedil;ekilirken insafsız,  kendimi yerde buldum birden kolsuz kanatsız. Kanayak, ıpıslak, &ccedil;ır&ccedil;ıplaktım. D&ouml;k&uuml;lm&uuml;şt&uuml; g&uuml;zel &ccedil;i&ccedil;eklerim hi&ccedil; kalmamacasına boşalan yağmurla&#8230; Kan olmuş akıp gitmiş; toprak b&uuml;sb&uuml;t&uuml;n kesmişti kızıla&hellip; İki bin yıl &ouml;nce beyazken ihanetin utancından kan kırmızıya boyanan ben erguvan, o g&uuml;n baştan aşağı kedere, h&uuml;zne bulandım. G&ouml;zyaşlarıyla yıkandım. Kırıldı dalım, budağım&hellip; Kurudu kanım, damarım&hellip; <br />
Ben artık &ouml;l&uuml; bir ağacım&hellip;<br />
Şimdi şu cansız k&ouml;klerimi &ccedil;ekip &ccedil;ıkarsam da topraktan&hellip; <br />
Gitsem&hellip; <br />
Ortak&ouml;y Camii&rsquo;nin demir parmaklıklarına tutunup sinsice ışıyan g&uuml;ney ufkunu tarifsiz kederler i&ccedil;inde seyretsem&hellip; <br />
Dinmiş lodosların uğultusu h&acirc;l&acirc; i&ccedil;imdeyken&hellip;<br />
Yalvarsam şu oynak denize, <br />
İzin ver eğileyim de şuracıktan vicdansız y&uuml;reğine <br />
Bir avu&ccedil; su alayım elime&hellip;<br />
Ki onun g&uuml;zel parmaklarının değdiği g&uuml;nahk&acirc;r k&ouml;p&uuml;klerini<br />
s&uuml;rebileyim<br />
g&ouml;zlerime&hellip; dudağıma, dilime&hellip;</p>
<p style="margin-left: 360px;"><em><span style="font-size: smaller;">(Nisan 2001/ Yıldız) </span></em><br />
&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ussuz.com/2010/04/beni-lodos-oldurdu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir Zamanlar Sevginle</title>
		<link>http://www.ussuz.com/2009/12/bir-zamanlar-sevginle/</link>
		<comments>http://www.ussuz.com/2009/12/bir-zamanlar-sevginle/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 23 Dec 2009 23:20:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emre Küçükoğlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Deneme]]></category>
		<category><![CDATA[Düzyazı]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ussuz.com/?p=529</guid>
		<description><![CDATA[K&#246;rl&#252;k, İhtiyatlı sağırlık, Ait olduğumuz &#231;oğul hi&#231;likler havuzunun fel&#231;li g&#246;r&#252;nt&#252;s&#252;. Sana, ona, buna bulaşan koşulsuzluk direnci. (Pencereler kardan buz kaplamış. Yemeği yine sıcak indirmişsin ateşten. Dur biraz, bu koku&#8230; bir...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="margin-left: 40px;">K&ouml;rl&uuml;k,<br />
İhtiyatlı sağırlık,<br />
Ait olduğumuz &ccedil;oğul hi&ccedil;likler havuzunun fel&ccedil;li g&ouml;r&uuml;nt&uuml;s&uuml;.<br />
Sana, ona, buna bulaşan koşulsuzluk direnci.</p>
<p style="margin-left: 40px;">(Pencereler kardan buz kaplamış. Yemeği yine sıcak indirmişsin<br />
ateşten. Dur biraz, bu koku&#8230; bir şey mi yanıyor? &Uuml;t&uuml;n&uuml;n fişini<br />
&ccedil;ekmeyi unutma. Yaz gelince oraya g&ouml;t&uuml;receğim seni; oraya işte! Hani! <br />
Bildin değil mi ? Bug&uuml;n &ccedil;ok g&uuml;zelsin; sana neden yalan<br />
s&ouml;yleyecekmişim ben ? Haydi boş ver artık dışarıdaki sesleri, beni<br />
dinle sen. Bug&uuml;n sana hangi gazeteyi okuyayım? Yavaş i&ccedil; biraz, yine<br />
&uuml;st&uuml;ne d&ouml;kt&uuml;n.)<span id="more-529"></span></p>
<p style="margin-left: 40px;">Ardı arkası kesilmedi son yağmurların yine de hepimizi dağıtan<br />
kasvetten kurtulduk sayende. Benim umudum kalmamıştı, nasıl kalsın ki;<br />
&uuml;&ccedil; oda i&ccedil;inde kendimizi boğuyorduk neredeyse. Hi&ccedil; dayanamam dediğim <br />
o adama katlanabilmeyi &ouml;ğrettin ya; kim gelse sesim &ccedil;ıkmaz artık. Bir<br />
şey sandık doğamızı. Sadece topraktık. Alıştıra alıştıra değiştirmeye<br />
&ccedil;alıştın. Ben d&uuml;nden razıydım oysa. Gitmeye&#8230; ve d&ouml;nmemeye. Daha <br />
yolun başında yorgun d&uuml;şeceğimi s&ouml;ylemiştin. İlk kazığı yediğimde <br />
d&ouml;nmeyi istedim. &Ouml;zlediğim filan yok. Her g&uuml;n k&uuml;f&uuml;r ediyorum. Biraz <br />
cesaret olmalıydı bende de. Biraz &ouml;zg&uuml;ven. İşte o birazları dışa &ccedil;ıkarmak<br />
gerekti; belki de hi&ccedil; olmadığını g&ouml;z&uuml;mle g&ouml;rmek. Bilmek tam anlamıyla,<br />
emin olarak. Bildikten sonra yine ka&ccedil; n&#8217;olcak ki?</p>
<p style="margin-left: 40px;">***</p>
<p style="margin-left: 40px;">Kaldırımlar se&ccedil;iyorum; iyi kaldırımlar. Demir parmaklıklar sonrası<br />
ayaklarımın değerini bilecek iyi kaldırımlar. Kolsuz beyaz bir g&ouml;mleği<br />
giymeden &ouml;nce baş ucumda sallanan serum şişesini sevmeye &ccedil;alışıyorum;<br />
ince bir hortumla damarlarıma damlayan sıvıyı&#8230;</p>
<p style="margin-left: 40px;">Hen&uuml;z bana karışmamışken sevdiğim b&uuml;t&uuml;n kadınları hatırlatıyor. Bir<br />
hastalığın tedavi s&uuml;resince kanıma damlayanları&#8230;</p>
<p style="margin-left: 40px;">Mutlu g&ouml;r&uuml;n&uuml;yorum aynı karede ayak bileklerinle. Arkamda, y&uuml;ksekte bir<br />
sandalyeye oturmuşsun, uzatmışsın bir g&ouml;le sokar gibi ayaklarını.<br />
Y&uuml;z&uuml;m&uuml;n hizasında. Burnum kadar inceymişiz. G&uuml;l&uuml;necek bir yanı da var<br />
kimsesiz kıyının.</p>
<p style="margin-left: 40px;">Şimdi ise<br />
Sen olmadan<br />
İ&ccedil;i boş bir şişeyi andırıyorum.<br />
R&uuml;zg&acirc;r estik&ccedil;e devrilen<br />
Devrildik&ccedil;e &ccedil;atlayan &#8211; g&uuml;r&uuml;lt&uuml;yle<br />
Kırılan<br />
En yumuşak halıda bile.</p>
<p style="margin-left: 40px;">***</p>
<p style="margin-left: 40px;">Yanlış giden bir şeyler oluyor zaman zaman. Yemek yenirken &ccedil;atal<br />
d&uuml;ş&uuml;yor yere, bulaşık yıkanırken tabaklar kırılıyor, kapılar<br />
kilitlenmiyor evden ayrılırken; kapılar hızlı vuruluyor. Duvarlara<br />
s&ouml;yleniyor s&ouml;zler, eskiyor; &ccedil;arpıp geri geliyor, duymuyorsun.<br />
S&ouml;ylediğine emin olamıyorsun. Her şey &uuml;st &uuml;ste derler ya yok; hepsi<br />
birden geliyor, toplanmış halde.</p>
<p style="margin-left: 40px;">yanlış giden<br />
her şey<br />
&uuml;st &uuml;ste</p>
<p style="margin-left: 40px;">Değiştireyim artık istiyorsun; burana kadar geliyor. İki yakanda bir<br />
el. Serseri. Neresinden tutsan kopuyor; haberini alıyorlarmış gibi.<br />
Adım attığın yer kuruyor.</p>
<p style="margin-left: 40px;">Bıktım de<br />
Sıkıldım<br />
Bunaldım de</p>
<p style="margin-left: 40px;">Daha ne kadar ortağı olacaksın bu su&ccedil;un? Kendine eziyet etmenin de<br />
şerefli bir duruşu var. Kol kırılır yen i&ccedil;inde kalır. Karşılıklı bir<br />
mendirek &ouml;r&uuml;p paslanmasını bekliyoruz altımızda kalan denizin.</p>
<p style="margin-left: 40px;">***</p>
<p style="margin-left: 40px;">Bir anneye soramayacağınız ka&ccedil; soru var sizde?</p>
<p style="margin-left: 40px;">ya da ş&ouml;yle diyelim: Ka&ccedil; anne &ouml;ld&uuml;rd&uuml;n&uuml;z g&ouml;z&uuml;n&uuml;z&uuml; kırpmadan; aklınızda<br />
inşa ettiğiniz sa&ccedil;ma sapan yapılar i&ccedil;in?</p>
<p style="margin-left: 40px;">Yok mu?</p>
<p style="margin-left: 40px;">Tekrar d&uuml;ş&uuml;n&uuml;n</p>
<p style="margin-left: 40px;">sıcaklığı, soğukluğu, yarı a&ccedil; yarı tok bir muhabbeti. Kupkuru başlayan<br />
okul yolculuklarında zihninizde kalan g&ouml;r&uuml;nmezliği. Ne olmak<br />
istediğinize dair ipu&ccedil;ları toplarken kendinizi bir an i&ccedil;inde<br />
bulduğunuz is yoğunluğunu. Uzaklara gitmeyin; kendinizle de<br />
hesaplaşmayın bu kez. &Ccedil;evrenize bakın. Birbiriyle b&uuml;t&uuml;nleşmiş<br />
paradigmalar var mı beyinlerde?</p>
<p style="margin-left: 40px;">Beyni ge&ccedil;elim bazen kuş beyinliyiz: hepimiz &#8211; Allen Ginsberg sağolsun!</p>
<p style="margin-left: 40px;">Vicdanımızı sırtlayan kalbimize soralım: &quot;Onu ısıtmak i&ccedil;in neler yakıyorsun?&quot;</p>
<p style="margin-left: 40px;">***</p>
<p style="margin-left: 40px;">H&acirc;l&acirc; soruyor k&uuml;&ccedil;&uuml;k yağmur tanesi, yeşil elmaların i&ccedil;indeki kurtlar<br />
&uuml;zerine d&uuml;şt&uuml;ğ&uuml; yapraktan ona zarar verir mi diye. Sen olsan ne cevap<br />
verirsin?</p>
<p style="margin-left: 40px;">&quot;Yum g&ouml;zlerini&quot; demiştim ona, kollarını tutuyordum. Kalbi &ouml;yle hızlı<br />
atıyordu ki komşular uyanacak diye korkup elimi &uuml;zerine koydum. &quot;Bug&uuml;n<br />
g&uuml;nlerden ne&quot; diye sordu? Bir kurtcuk elmadan &ccedil;ıkıp yaprağa doğru<br />
yaklaştı. &quot;Pazartesi olsun&quot; dedim usulca. İstemedi. Herkesin &ccedil;ok işi<br />
varmış bug&uuml;n. &quot;Sen s&ouml;yle&quot; dedim, durdu. Kurtcuk yediği elmadan<br />
susamış, yaprağın &uuml;zerindeki yağmur tanesine eğilmekteydi. G&uuml;l&uuml;msedi<br />
son kez. Elimi kalbinin &uuml;zerinden &ccedil;ektim. İ&ccedil;ilmişti.</p>
<p style="margin-left: 40px;">***</p>
<p style="margin-left: 40px;">Uykuyu b&ouml;len sesin ardından telefonun diğer ucundaki kadına bilmediği<br />
bir dilde fısıldıyorum:</p>
<p style="margin-left: 40px;">&quot;Babam ne zaman gelecek?&quot;<br />
&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ussuz.com/2009/12/bir-zamanlar-sevginle/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sabaha Karşı</title>
		<link>http://www.ussuz.com/2009/11/sabaha-karsi/</link>
		<comments>http://www.ussuz.com/2009/11/sabaha-karsi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 07 Nov 2009 20:58:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emre Küçükoğlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ussuz.com/?p=490</guid>
		<description><![CDATA[Gece son demlerini yaşıyordu dağların &#252;zerinde. Sabaha karşı dinginlik ile hareketin hen&#252;z &#231;akışmadığı saatler&#8230; &#199;iğli bulutlar seferden d&#246;n&#252;yor, k&#252;&#231;&#252;k &#231;ıkınlarında yağmur gizleniyordu. R&#252;zg&#226;rdan saklanan yağmur, ansızın g&#246;r&#252;n&#252;r kılıyordu kendini ormana....]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="margin-left: 40px;">Gece son demlerini yaşıyordu dağların &uuml;zerinde. Sabaha karşı dinginlik ile hareketin hen&uuml;z &ccedil;akışmadığı saatler&hellip; &Ccedil;iğli bulutlar seferden d&ouml;n&uuml;yor, k&uuml;&ccedil;&uuml;k &ccedil;ıkınlarında yağmur gizleniyordu. R&uuml;zg&acirc;rdan saklanan yağmur, ansızın g&ouml;r&uuml;n&uuml;r kılıyordu kendini ormana. Ağa&ccedil;lar etrafa mis kokular yayarak damlalara kucak a&ccedil;ıyordu.</p>
<p style="margin-left: 40px;">Eski geceler gibiydi bu gece de. Huzurlu, zaman zaman d&uuml;ş&uuml;ncelere daldıran.<span id="more-490"></span> Yıldızlarına, ge&ccedil;ip giden senelerin takvim yapraklarını asarak ne &ccedil;ok g&uuml;n g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;n&uuml; anlatıyordu bakana. Kim bilir; belki g&ouml;receği g&uuml;nleri de belgeliyordu veya artık g&ouml;remeyeceği g&uuml;nleri&hellip;</p>
<p style="margin-left: 40px;">Doktor Fikret Bey&rsquo;in az evvel uykudan uyandığı belli oluyordu. G&ouml;zleri şişmiş sa&ccedil;ları dağılmış &ouml;nl&uuml;ğ&uuml;n&uuml;n altından g&ouml;mleği kaymıştı. Bu geceki n&ouml;beti sorunsuz bitirmenin keyfini s&uuml;r&uuml;yordu kendince. Esneyerek sol elini cebinden &ccedil;ıkardı; avucunda, i&ccedil;inde bir,  bilemedin iki dal kalmış Samsun paketi iyice buruşmuş, ezilmişti. Belli ki uykunun iyice bastırıp kendisini zorladığı dakikalarda sol yanına yatmıştı. Avluda yalnız oturan hastaya doğru yaklaştı.</p>
<p style="margin-left: 40px;">&ldquo;Saatlerdir burada neyi bekliyorsun?&rdquo;</p>
<p style="margin-left: 40px;">Doktorun geldiğini g&ouml;rmeyen Mehmet, irkildi  &ccedil;&ouml;meldiği yerden ayağa kalkmaya &ccedil;alışırken doktor sırtına elini koydu. Doktorun aksine Mehmet&rsquo;in g&ouml;mleği, pantolonu d&uuml;zg&uuml;n, g&ouml;zleri din&ccedil;, sa&ccedil;ları dağılmamış g&ouml;r&uuml;n&uuml;yordu. Yere &ccedil;&ouml;melmiş, dizlerini omuzlarına gelecek kadar kırmıştı. Kollarını da başında birleştirmiş, sessiz duruyordu. &Ccedil;aresizliğin suretiydi onunki. Dertlerin, acıların, kaybedilmişliklerin, yitirilmişliklerin&hellip; Zordu saatler Mehmet i&ccedil;in artık. G&uuml;neş doğunca ameliyathaneye alınacaktı. Karaciğerinin &uuml;zerinde orada olmaması gereken et par&ccedil;alarını temizleyeceklerdi. Yatağında yatamamış avluya atmıştı kendini.</p>
<p style="margin-left: 40px;">&ldquo;Yaklaşan sabahı&hellip;&rdquo;  sesi titrekti. Doktor Fikret Bey&#8217;in dikkatinden ka&ccedil;madı.</p>
<p style="margin-left: 40px;">&ldquo;Korkuyor musun?&rdquo;</p>
<p style="margin-left: 40px;">&ldquo;Sanırım&hellip; Evet. İlk kez ameliyat oluyorum.&rdquo;</p>
<p style="margin-left: 40px;">Doktorun Mehmet&rsquo;e kanı &ccedil;abuk ısınmıştı. Zaten b&uuml;t&uuml;n hastalara yakınlığıyla &uuml;n yapmamış mıydı civarda? Şefkati nam salmamış mıydı &ccedil;alıştığı b&uuml;t&uuml;n illerde, il&ccedil;elerde?</p>
<p style="margin-left: 40px;">&ldquo;&Ccedil;ok ameliyata girdim ama hak veriyorum sana. Gerginliğin normal. Cigara ?&rdquo;</p>
<p style="margin-left: 40px;">&ldquo;Sağ olun doktor bey, iznim yok.&rdquo;</p>
<p style="margin-left: 40px;">&ldquo;Ah! &Ouml;z&uuml;r dilerim. Haklısın, boş bulundum bir an.&rdquo; Mehmet de Fikret Bey&rsquo;in bu hareketine tebess&uuml;m etmiş, i&ccedil;i biraz rahatlamıştı. Fakat doktorun sigarasını yeniden paketine koyduğunu g&ouml;rd&uuml;:</p>
<p style="margin-left: 40px;">&ldquo;Ben rahatsız olmam. A&ccedil;ık havadayız; siz i&ccedil;in.&rdquo; Mehmet&rsquo;in bu inceliğine Fikret Bey sevindi. Hoşuna gitti kibarlık. Yeniden yamulmuş dalı  d&uuml;zeltti ve dudaklarına g&ouml;t&uuml;r&uuml;p, kibriti ateşledi. Artık hasta, doktor ilişkisinden &ccedil;ıkıyordu muhabbetleri. Dostluk başlamıştı.</p>
<p style="margin-left: 40px;">&ldquo;Ka&ccedil; yaşındasın?&rdquo;</p>
<p style="margin-left: 40px;">&ldquo;38&rdquo;  Fikret Bey, bakışlarını uzağa noktaladı. Dağlarda gezdirdi. Yağmur kokusu geliyordu burnuna, ama bulundukları yerde yağmıyordu. Bakışlarını indirmeden konuştu:</p>
<p style="margin-left: 40px;">&ldquo;38 yıldır bu işi yapıyorum. Bazı meslektaşlarım &ccedil;oktan emekli oldular. Şimdi, bu saatlerde villalarında eşleriyle yan yana uyuyorlar. Birka&ccedil; saat sonra uyanıp, torunlarına şeker, &ccedil;ikolata almak i&ccedil;in marketin yolunu tutacaklar. Bense burada &ouml;m&uuml;r dolduruyorum.&rdquo; Doktor Fikret Bey bir hasretliği, i&ccedil;inden dışarı &uuml;flediği duman gibi birden &ccedil;ıkarttı, vurdu. Talihe mi dersiniz, Tanrı&rsquo;ya mı yoksa kendisine mi; anlamadı Mehmet nereye gitti bu s&ouml;zler?</p>
<p style="margin-left: 40px;">&ldquo;Siz? Eşiniz? Torunlarınız?&rdquo;</p>
<p style="margin-left: 40px;">Fikret Bey, arka arkaya iki nefes aldı sigarasından, tek duman &uuml;fledi dışarıya.</p>
<p style="margin-left: 40px;">&ldquo;Eşimi 8 yıl &ouml;nce kaybettim. Beyin kanaması ge&ccedil;irdi bir akşam. Ben n&ouml;betteyken, evde yığılıp kalmış. M&uuml;dahalede ge&ccedil; kaldık.&rdquo;</p>
<p style="margin-left: 40px;">&ldquo;Başın sağ olsun doktor bey. Allah rahmet eylesin.&rdquo;</p>
<p style="margin-left: 40px;">&ldquo;Sağ ol oğlum.&rdquo;</p>
<p style="margin-left: 40px;">&ldquo;&Ccedil;ocuklarınız var mıydı?&rdquo;</p>
<p style="margin-left: 40px;">&ldquo;Vardı ya! İki oğlum vardı. B&uuml;y&uuml;ğ&uuml; Sinan.&rdquo; Mehmet birden sevindi:</p>
<p style="margin-left: 40px;">&ldquo;Benim oğlumun adı da Sinan.&rdquo; Doktor Fikret Bey&rsquo;in bakışları b&uuml;y&uuml;lendi. Dudaklarını gererken, kalkmaması i&ccedil;in Mehmet&rsquo;in sırtına koyduğu elini iki kere oynatıp vurdu. Anlatmaya devam etti:</p>
<p style="margin-left: 40px;">&ldquo;Gazetecilik okuyordu&hellip;&rdquo; c&uuml;mle bitmedi ama Mehmet, Fikret Bey&rsquo;e h&uuml;z&uuml;nl&uuml; anılar anımsattığını anlamıştı. Utandı, keşke hi&ccedil; sormasaydım diye d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;. Geri d&ouml;nemedi. Korkarak kesti s&ouml;z&uuml;n&uuml;, araya girdi.</p>
<p style="margin-left: 40px;">&ldquo;Oldu mu gazeteci?&rdquo;</p>
<p style="margin-left: 40px;">&ldquo;Olamadı. Olacaktı nerdeyse&hellip; Seksen ihtilali &ouml;ncesi sağ-sol &ccedil;atışmalarında &uuml;niversite yolunda vurdular onu. İstanbul &Uuml;niversitesi yolunda. Aslında belinde silah, elinde bı&ccedil;ak, dolaşan biri değildi.  Belki mitinglere katılmıştır, o d&ouml;nem b&uuml;t&uuml;n &ouml;ğrenciler mitingdeydi zaten. Taraflardan biriydi işte. Bizimki de devrimciler arasındaymış. Kalabalık, grup halinde dolaşıyorlar. Derken karşı grupla rastlaşıyorlar silahlar &ccedil;ekiliyor.&rdquo;</p>
<p style="margin-left: 40px;">Fikret Bey daha fazla devam edemedi, burada yutkundu.</p>
<p style="margin-left: 40px;">&ldquo;Demeyin doktor bey! Hatırlattığım i&ccedil;in &uuml;z&uuml;ld&uuml;m, bağışlayın.&rdquo;</p>
<p style="margin-left: 40px;">&ldquo;Yok, estağfurullah! Konuşuyoruz Mehmet, bak sabaha ne kaldı. İkimiz de yaklaşan sabahı beklemiyor muyuz? G&uuml;neş doğuyor. Hem, ara sıra bunları konuşmak iyi gelir insana. Varlıklarının kıymetlerini, yitirmeden bilmeyi &ouml;ğretir&hellip;&rdquo; devam etti:</p>
<p style="margin-left: 40px;">&ldquo;Eşim &ccedil;ok ağladı Sinan&rsquo;ın arkasından. Ben de ağladım, nereye kadar.  D&uuml;nya yaşayanlara d&ouml;n&uuml;yor oğlum. Yeniden işe g&uuml;ce, sarıldık. Onun sevgisini kardeşine verdik. O zaman ilkokula gidiyordu. Bir s&uuml;re teyzesinde kaldı, sonra tayin &ccedil;ıktı benim, yine bize katıldı.&rdquo;</p>
<p style="margin-left: 40px;">Mehmet, onun da başına k&ouml;t&uuml; bir şey gelmiş olma ihtimalini y&uuml;ksek tutuyordu artık, korkarak sordu:</p>
<p style="margin-left: 40px;">&ldquo;O&rdquo;</p>
<p style="margin-left: 40px;">&ldquo;O, yaşıyor. Adı Sezgin.&rdquo;</p>
<p style="margin-left: 40px;">&ldquo;Ne iş yapar?&rdquo;</p>
<p style="margin-left: 40px;">&ldquo;Almanya&rsquo;ya ka&ccedil;tı. Gittiğinden beri ne mektup, ne telefon.&rdquo;</p>
<p style="margin-left: 40px;">Mehmet&rsquo;in korktuğu yine başına gelmişti. Y&uuml;z&uuml;n&uuml; eğdi yere, su&ccedil;lu gibi. Sustu. Fikret Bey onu g&ouml;rd&uuml;.</p>
<p style="margin-left: 40px;">&ldquo;Boş ver. Benim hastalarım var oğlum. Onlar bana yeter. Seveceğim zaman onların &ccedil;ocuklarını seviyorum, torunum gibi. Kızım olmadı, ama hasta gen&ccedil; kızların başında sabahlıyorum kendi kızım gibi. Senin gibi gen&ccedil;lerle konuşuyorum, Sinan&rsquo;ın g&ouml;zlerine bakıyorum sanki. Benim hastalarım var oğlum Mehmet. Anladın mı?&rdquo;</p>
<p style="margin-left: 40px;">&ldquo;Zormuş  Doktor Bey sizinki de!&rdquo;</p>
<p style="margin-left: 40px;">&ldquo;Kolay ne var ki Mehmet?&rdquo;</p>
<p style="margin-left: 40px;">&ldquo;G&uuml;neş doğdu Doktor Bey.&rdquo;</p>
<p style="margin-left: 40px;">&ldquo;Evet, masaya yatma zamanı.&rdquo;</p>
<p style="margin-left: 40px;">&ldquo;Kalkar mıyım o masadan diye d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yor, korkuyordum. Ailenizle ilgili anlattıklarınızı dinleyince, nedense korkum kalmadı Doktor Bey. Benim &ccedil;elimsiz Sinan&rsquo;a babalık, dedelik edersiniz değil mi?&rdquo;</p>
<p style="margin-left: 40px;">Fikret Bey&rsquo;in yufka y&uuml;reği zor sabrediyordu Mehmet&rsquo;in s&ouml;zlerine. Yıllarca doktorluk yaptığı halde ilk kez bir hasta; ona, eşini &ccedil;ocuğunu emanet etmek istiyordu. İtiraz edecek kelimeler arasa da bulamadı.</p>
<p style="margin-left: 40px;">&ldquo;Mehmet, kızarsam &ccedil;ok k&ouml;t&uuml; dede olurum. O masadan kalkacaksın.&rdquo;</p>
<p style="margin-left: 40px;">&ldquo;Gelecek misiniz?&rdquo;</p>
<p style="margin-left: 40px;">Yeni bir yalvarış vardı Mehmet&rsquo;te. Tedirginliğini attığı sohbetin ortağını, d&uuml;ğ&uuml;n&uuml;ne &ccedil;ağırır gibi heyecanla, istekle ameliyathaneye davet ediyordu.</p>
<p style="margin-left: 40px;">&ldquo;Yaşlandım, neşter tutmuyorum artık, girmiyorum da.&rdquo;</p>
<p style="margin-left: 40px;">&ldquo;Olsun, orada olduğunuzu bilmek yeter.&rdquo;</p>
<p style="margin-left: 40px;">&ldquo;Peki, geleceğim.&rdquo;</p>
<p style="margin-left: 40px;">&ldquo;Teşekk&uuml;r Ederim&rdquo;</p>
<p style="margin-left: 40px;">Bulutlar sıyrılmıştı bile, kırmızıydı doğan g&uuml;n&uuml;n g&ouml;zleri. Şu an, kuşların saltanatını s&uuml;rd&uuml;ğ&uuml; vakitti. Yakın k&ouml;ylerden ezan sesleri bastırıyordu kuşların &ccedil;ığlıklarını. Ezan sesine k&ouml;pekler uluyordu. Bir c&uuml;mb&uuml;ş başlamıştı sanki sabahın gelişini kutlamak i&ccedil;in hepsi randevulaşmıştı g&uuml;n &ouml;ncesinden.</p>
<p style="margin-left: 40px;">Mehmet yerinden ağır ağır kalktı. Doktor Fikret Bey&rsquo;le g&ouml;z g&ouml;ze geldiler; ani hareketle eğilip elini tuttu &ouml;pt&uuml; alnına koydu, bunu birka&ccedil; kez tekrarladı. Doktor Fikret Bey kolunu &ccedil;ektiğinde; yeniden doğruldu Mehmet, kucaklaştılar.</p>
<p style="margin-left: 40px;">&ldquo;Benimkiler sabah burada olurlar.&rdquo;</p>
<p style="margin-left: 40px;">Başka s&ouml;z edilmedi o sabaha karşı hastane avlusunda, ikisi birlikte i&ccedil;eri girdiler.</p>
<p style="margin-left: 40px;">Saati geldiğinde hemşireler Mehmet&rsquo;i hazırladı. Yeşil elbiseler giydirdiler. O sabah da kahvaltı etmedi, d&uuml;n gece de yemek yedirmemişlerdi. Acıkmıştı. Kimseye s&ouml;yleyemedi. Korkuyordu yeniden.</p>
<p style="margin-left: 40px;">Ameliyathaneye doktorla beraber girdiler. O da yeşil giyinmiş, başına bonesini, ellerine eldivenlerini takmıştı. Fikret Bey elinden tuttu, ameliyat masasına uzandı.</p>
<p style="margin-left: 40px;">&ldquo;S&ouml;z m&uuml; Doktor Bey?&rdquo;</p>
<p style="margin-left: 40px;">&ldquo;S&ouml;z Mehmet&rsquo;im.&rdquo;</p>
<p style="margin-left: 40px;">Kolunda k&uuml;&ccedil;&uuml;k bir acı hissetti. Doktor Fikret Bey:</p>
<p style="margin-left: 40px;">&ldquo;&Ccedil;ıkınca ne istersin&rdquo; diye sordu.</p>
<p style="margin-left: 40px;">&ldquo;Kuru Fasulye&hellip;&rdquo; derken Mehmet&rsquo;in g&ouml;zleri kapandı. G&uuml;l&uuml;ms&uuml;yordu uykuya dalarken; o sabah kimsesi olmayan eşine ve &ccedil;ocuğuna bir yuva bulmuştu. G&uuml;l&uuml;ms&uuml;yordu Fikret Bey, hastasını bu masaya yatırırken g&uuml;l&uuml;msetmeyi başarmıştı.</p>
<p style="margin-left: 40px;">Kalkamadı Mehmet o masadan, beyaz &ouml;rt&uuml;ler serildi y&uuml;z&uuml;ne. Arkada beş yaşında Sinan, elinden tutuyordu Doktor Fikret Dede&rsquo;nin. Fikret&rsquo;in bir de kızı oldu o sabah, hen&uuml;z yirmi &uuml;&ccedil; yaşında bir taze, tek &ccedil;ocuğuyla dul kaldı, Fikret babanın evinde, Yasemin.<br />
&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ussuz.com/2009/11/sabaha-karsi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tesettürlü Cümleler</title>
		<link>http://www.ussuz.com/2009/10/tesetturlu-cumleler/</link>
		<comments>http://www.ussuz.com/2009/10/tesetturlu-cumleler/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 14 Oct 2009 17:16:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emre Küçükoğlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ussuz.com/?p=456</guid>
		<description><![CDATA[Saat beş. G&#252;neşin doğmasına h&#226;l&#226; saatler var. Yatağın i&#231;inde k&#252;&#231;&#252;k kızımla yatıyorum. O uyuyor, bense televizyonda d&#252;n gece canlı yayınlanan tartışma programının banttan kaydını izliyorum. H&#252;k&#252;metin sosyal g&#252;venlik reformu taslağını...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="margin-left: 40px;">Saat beş.</p>
<p style="margin-left: 40px;">G&uuml;neşin doğmasına h&acirc;l&acirc; saatler var. Yatağın i&ccedil;inde k&uuml;&ccedil;&uuml;k kızımla yatıyorum. O uyuyor, bense televizyonda d&uuml;n gece canlı yayınlanan tartışma programının banttan kaydını izliyorum. H&uuml;k&uuml;metin sosyal g&uuml;venlik reformu taslağını eleştiriyorlar. Kel profes&ouml;r, zaman zaman sol kulak memesini &ccedil;ekiştirerek burnuyla oynayarak bir de g&ouml;zlerini sık sık kırparak s&ouml;z alıyor.<span id="more-456"></span> Bıyıklı siyaset&ccedil;i orada olduğuna &ccedil;oktan pişman olmuş. Ama bir kere oraya gitmiş. Genel başkanı ertesi g&uuml;n onu arayıp bir g&uuml;zel fır&ccedil;alayacak. Bir s&uuml;re ortalarda g&ouml;r&uuml;nmez. Sunucu konuya m&uuml;dahale etmiyor. Tarafların d&uuml;ş&uuml;ncelerini yansıtma &ccedil;abasında, belki programın sonunda bağlayıcı birka&ccedil; c&uuml;mle s&ouml;yler.</p>
<p style="margin-left: 40px;">Televizyon kumandasını elime alıp kanal değiştiriyorum. Pembe dizi tekrarları, yıllanmış ancak bozuk sirke tadında yabancı filmler, m&uuml;zik klipler ve başka s&ouml;yleşiler&hellip; Kızım mırıldanıyor uykusunda; alnı terden ıslanmış, sa&ccedil;ları alnına ve ensesine yapışmış. Okulda yoruluyor olmalı, akşam erken yatıp sabahın yedisine kadar uyuyor. Sa&ccedil;larını alnından, g&ouml;zlerinin &uuml;zerinden &ccedil;ekip arkaya salıyorum. Bana benziyor kızım. Renkli g&ouml;zleri, dolgun dudakları, hokka burnuyla. Sa&ccedil;ları da benim sa&ccedil;larım. Koyu kahve. Annesi kumraldı. Ona benzettiğim uzuvları kulakları ve elleridir. İlgin&ccedil; değil mi? Bana ilgin&ccedil; geliyor.</p>
<p style="margin-left: 40px;">Kızımın elleri annesininkiler gibi uzun ve kemikleri belirgin. Oysa benimkiler yassı ve kemiksiz gibi yumuşaktır. Ellerimin bu yumuşaklığını severim. Annemden sonra eski eşim de kendisine masaj yaparken ellerime dert g&ouml;rmemesi i&ccedil;in dua ederdi. Onların dualarıyla mı yoksa benim bakımım veya yaptığım iş icabından mıdır bilmem ellerim dert g&ouml;rmedi bug&uuml;ne kadar. B&uuml;y&uuml;k rahatsızlık ve kazaları ge&ccedil;tim, k&uuml;&ccedil;&uuml;k yaralanmaları bile hatırlamam. Kızımın ellerinin de benim gibi olmasını isterdim. Eski eşimin elleri&hellip; Onlara da bayılırdım. Bir mendil gibi ince, beyaz, uzun&hellip; Avucunu y&uuml;z&uuml;me koyduğunda huzur veren hafifliği ve serinleten bir ferahlığı vardı. Elleri sıcak değildi ama dediğim gibi serinliği ferahlatan, uyku a&ccedil;an, şifa dağıtan serinlikti. Avu&ccedil;larını ben ısıtırdım onun, parmak u&ccedil;larından bileğine kadar &ouml;p&uuml;şlerimde sıcacık olurdu. Bazen y&uuml;z&uuml;mden &ccedil;ekmezdi avucunu; dilimin ucuyla teninin tuz tadını aldığımda parmak diplerinin terlediğini bilirim.</p>
<p style="margin-left: 40px;">Beni bana &ouml;vd&uuml;ğ&uuml; zamanlarda ellerini tutan ilk erkek olmamdan gurur duyardı. Aslında bu gurura benim erişmemi istiyordu ancak farkında olmadan, kendini bilin&ccedil;li kilitlemesinden bahsedip haz alıyordu.  Adına namus diyorlar bu bilin&ccedil;li kilitlemenin. Ben başka isimler de koyuyorum yanına. Asosyallik, sofuluk, bastırılmış kadınlık ve uzantısı lezbiyenlik. Namus mu? Bence &ouml;yle bir kavram yok. Namus bir yapıştırma. Namussuzluğu yapıştırdığımız gibi namus da isme, şekle, yaşam tarzına g&ouml;re kesilip bi&ccedil;ilen, &uuml;zeri boyanan, koruması i&ccedil;in kılıflanan bir etiket. Kendini bilerek başkalarına karşı kilitleme sanatı. Eşim iyi bir sanat&ccedil;ıydı. Kuralları ezberlemiş, haritayı &ouml;n&uuml;ne koymuş, g&uuml;zergahında hi&ccedil;bir hataya mahal vermeden ilerliyordu. Benim hudutlarıma girdiğinde kendi kurallarını tekrar g&ouml;zden ge&ccedil;irmeye başladı.</p>
<p style="margin-left: 40px;">Oraya gelirim. Televizyonda yeniden tartışma programına daldım. Bitmek &uuml;zere olacak sunucu konuşmaya başladı. Son on saniye, profes&ouml;r kuruyan dilini, damağını &ouml;n&uuml;ndeki bardaktan su i&ccedil;erek ıslatıyor; son beş saniye, bıyıklı siyaset&ccedil;i yeteri kadar sıkıldı, bir an &ouml;nce ka&ccedil;mak istiyor. Son &uuml;&ccedil; saniye &ldquo;Haftaya yeniden g&uuml;ndemin nabzını tutmak i&ccedil;in aynı saatlerde C&Ouml;TV &lsquo;deyiz efendim, İyi geceler&rdquo; iki bir stop! Televizyonu kapattım, hemen yanıbaşımda duran komodinin &uuml;zerine akşamdan bıraktığım bilgisayarımı kucağıma alıp a&ccedil;tım. Ben bunları size rasgele yapıyormuşum gibi anlatsam da benim rutinim haline gelen işler aslında.</p>
<p style="margin-left: 40px;">Gece yarısı uykuya dalarım ve &ccedil;ok az uyurum. D&ouml;rt saati ge&ccedil;mez. Uyanıp benim i&ccedil;in hazırlanmış cd&rsquo;leri izlemeye koyulurum. Bu izleme s&uuml;resi bazen bir saati de bulur, bazen iki &uuml;&ccedil; saati de. Ama hepsini izlerim ve &ccedil;oğu zaman izlerken elime aldığım not defterime kısa notlar alırım. Ben bu &uuml;lkenin yetiştirdiği liberal demokrat beyinlerden biriyim ve bakanlıktaki danışmanlara danışmanlık yapmakla g&ouml;revliyim. Bu bir silsile. Baştan ayağa , ayaktan başa doğru devinen bilgi ve k&uuml;lt&uuml;r yoğunluğu. &Ouml;nceki h&uuml;k&uuml;met i&ccedil;in de g&ouml;revliydim mesela. O zamanki işim bana g&ouml;nderilen kitapları okumaktı tahmin edersiniz &ccedil;oğu siyasi kitaplardı bunların. K&ouml;stebek hikayeleri, istihbarat&ccedil;ılar, ter&ouml;r &ouml;rg&uuml;t&uuml; &uuml;yelerinin itirafnameleri, mafya polis devlet &uuml;&ccedil;genindeki i&ccedil; a&ccedil;ılar, dış a&ccedil;ılar, alan hesapları&hellip; Zaman zaman zevkle okusam da bazen &ouml;yle sıkıcı geliyordu ki hakkında takip kararı &ccedil;ıkartılması i&ccedil;in &ouml;neri mektubu yazmak istiyordum. Fakat halkın siyasetin i&ccedil;inde bu kadar sıkıcılığın olduğunu bilmesini istediğim i&ccedil;in b&ouml;yle bir talebi uygulamıyordum. Zaten benim işim kitabın yayımlanabilirliğini kontrol etmek değildi. G&ouml;zden ge&ccedil;irip onu emmekti.</p>
<p style="margin-left: 40px;">Bu &uuml;lkede genel başkanlar veya genel m&uuml;d&uuml;rler kitap okumuyor mu sanıyorsunuz? Yanılgıya d&uuml;şmeyin. Yazılmış &uuml;&ccedil; y&uuml;z sayfalık roman başkana on sayfalık halde gider. Kendisinin edebiyata, yazım tekniklerine, t&uuml;rlere, ağdalı c&uuml;mlelere, imgelere ihtiyacı yoktur. A. A&rsquo;ın son kitabında esas kızı nasıl seviştirdiğine bakmaz, o kızın ideolojik ger&ccedil;eği nasıl ve ne derece idrak edebildiğine bakar. Ayrıca bir A. A kitabından da değil on sayfa, başkana verilmek &uuml;zere on c&uuml;mle &ccedil;ıkmaz. Bu iş, şimdiki h&uuml;k&uuml;mette tekrar g&ouml;revlendirilmemde ateşleyici oldu. Artık kitap okumuyorum. Terfi ettim. Yine de arşivimden &ouml;zet yazılar arada sırada isteniyor. O zaman da yardımcı oluyorum. Yeni g&ouml;revimi saklı tutmak istiyorum. Şimdi, gelen elektronik postaları kontrol etme zamanı. Tartışma programıyla ilgili sorular, yorumlar, haberler, haberler, haberler. Elektronik postamda geniş alan işgalini yurttan ve d&uuml;nyadan haberler teşkil ediyor. &Ccedil;oğunu okuyorum, y&uuml;zde seksenlik kısmı. Gerisi &ccedil;er &ccedil;&ouml;p.</p>
<p style="margin-left: 40px;">Saat altı.</p>
<p style="margin-left: 40px;">Elektronik postalarımın &ouml;nemli b&ouml;l&uuml;m&uuml;n&uuml; okuduysam iki oda uzağımda bulunan spor aletlerine gidiyorum. Kızımı, yapacağım g&uuml;r&uuml;lt&uuml;yle uyandırmak istemiyorum. İki oda mesafe bu y&uuml;zden. &Ouml;nce koşu bandı yirmi ile on beş dakika arası, peşinden on dakika bisiklet, otuz beş mekik, sonra canım isterse otuz şınav &ccedil;ekerim. İyi ter atarım, ter atmayı severim. Sporu bitirir bitirmez bir bardak portakal suyu i&ccedil;erim ve banyoya girerim. Burada y&uuml;z temizleyici jeller, v&uuml;cut şampuanları, koltukaltı kremleri, y&uuml;z tıraşı uygulamasını yaparım. &Ccedil;ıkar &ccedil;ıkmaz kızımla kahvaltı i&ccedil;in sofra hazırlarım. Kendime bir fincan yeşil &ccedil;ay ona ise s&uuml;t. Bazen kakao da koyuyorum kupasına, hoşuna gidiyor. Krem peynir, domates, zeytin, bal, yumurta ve s&uuml;t. Okulunda yemek verdiklerinden dolayı bizim zamanımızdaki gibi beslenme &ccedil;antası taşımak zorunda kalmıyor, biz de onunla uğraşmak zorunda kalmıyoruz. E-postalarımı bitirdim, şimdi anlattıklarımı sırayla uygulama zamanı.</p>
<p style="margin-left: 40px;">Eşimle ayrılmadan &ouml;nce diğer h&uuml;k&uuml;met i&ccedil;in &ccedil;alışıyordum yani o zamanlar kitap okuyordum. Yine erken uyanıp başlıyordum okumaya. Spor i&ccedil;in altıyı tercih ediyordum. O zamanlar bu evde oturmuyorduk; daha k&uuml;&ccedil;&uuml;k fakat rahatlık bakımından benim i&ccedil;in farksız konforluktaydı. Spor aletlerimden ise sadece bisikletim ve mekik &ccedil;ekmek i&ccedil;in sehpam vardı. Bu aletler k&uuml;&ccedil;&uuml;k evimizde diğer odalarda değil yatak odasındaydı, sabahın o saatinde bisikletin &ccedil;ıkardığı ses eşimi &ccedil;ok rahatsız etmiştir. Bazen bisikleti farklı bir odaya taşıyordum bazen ise bana kızıp kalkıyor ve yatağını değiştiriyordu. G&uuml;n ge&ccedil;tik&ccedil;e buna alıştığı da oldu. Uyandığında evdeysem kahvaltıdan &ouml;nce kendisinin de bisikleti kullandığını g&ouml;r&uuml;yordum. S&ouml;z&uuml;m ona basenlerindeki yağları eritecekti. O yağlar evlenmeden &ouml;nce de basenlerindeydi, evliliğe yaklaştığımızda sıkı bir rejime girip on kiloya yakın attı v&uuml;cudundan, basenleriyse hep aynıydı. Evlendikten sonra rejimi bıraktı, verdiği kiloları birka&ccedil; ayda nasıl geri aldı şaşırırsınız. Basenleri ise hep aynı kaldı. Kim bilir belki de en sevdiğim yeri, hi&ccedil;bir zaman eritemediği yağlı basenleri olmuştur.</p>
<p style="margin-left: 40px;">Koşu bandı, bisiklet ve mekik bug&uuml;n şınav &ccedil;ekmeyeceğim. Soyunup hızlı bir duş ve kahvaltı saati. Kendime &ccedil;ay i&ccedil;in sıcak su koydum ocağa, kızımın s&uuml;t&uuml;n&uuml; ise kalktığında ısıtırım. Masada eksik yok. Sıra miniğimi uyandırmada. Zaman zaman ağır uyku halinde olsa da miniğim sesimi duyduğunda uyanır. Suratı asıktır, sabahları g&uuml;lmez. Birka&ccedil; kez adını fısıldayıp yanaklarını okşarım. Okul kıyafetleri akşamdan hazır olur. Bir babanın tek başına kız evladını b&uuml;y&uuml;tmesinin zorlukları var elbette, ben de bu y&uuml;zden evdeki işleri yapması i&ccedil;in kadın tuttum. Hafta i&ccedil;i her g&uuml;n sekiz, sekiz bu&ccedil;uk arası gelir. Miniğim o saatte &ccedil;oktan gitmiş olur.</p>
<p style="margin-left: 40px;">Annesinden ayrılalı &uuml;&ccedil; yıl oldu. Kızım, ilk yıl onda kaldı. O yılın sonunda yeniden evlenince kızımı aldım, annesine hafta sonları g&ouml;t&uuml;r&uuml;yorum. Nilg&uuml;n yani eski eşim şayet evlenirsem kızımı kendisi yanına alacağı şartını koşarak hafta i&ccedil;inde benim yanımda kalmasını kabul etti. O aralar ikimiz i&ccedil;in yeterince zor g&uuml;nlerdi. Bir yıl &ouml;nceki ayrılmamız aramızdaki buzları tamamen eritmemişti. Kocasıyla ne zaman tanıştı, ne zaman fl&ouml;rt etti, birbirilerini ne ara sevdiler, onu ne kadar tanıdı bilmiyorum ancak ani bir karar vermiş gibi bir akşam beni arayarak hayatında biri olduğunu ve bir ay sonra evlenmek i&ccedil;in g&uuml;n aldıklarını s&ouml;yledi. Ne diyeceğimi, ne yapacağımı bilemedim. Bir &ouml;l&uuml;m&uuml; kabul etmek gibi &uuml;zerime giydim bu mutlu ve bir o kadar salak&ccedil;a gelen haberi. Beynimi zonklatırken hatıralar, telefonun ucunda konuşan sesi duymadım bile. Kendimi buna neden hazırlamamıştım ki? Severek evlendiğim, d&uuml;nyaya kızımı getiren kadından ayrılmayı kabullenişim ile onun bir başka erkeği istediğini sevdiğini, o adamla d&uuml;nya evine gireceğini d&uuml;ş&uuml;nmek, bunu kabullenmek &ccedil;ok farklıydı. Uyandım, Nilg&uuml;n anlatıyordu adımı haykırarak. Bu kez miniğim d&uuml;şt&uuml; g&ouml;zlerime. Uzun koyu kahve sa&ccedil;ları, hokka burnu, iri iri a&ccedil;tığı renkli g&ouml;zleriyle &uuml;rkek&ccedil;e bakışları, pijamaları &uuml;zerinde ve oyuncak bebeği elinde. Arkasında o gece yatmaya hazır Nilg&uuml;n ve o adam. Mutlu aile fotoğrafı bu değil.</p>
<p style="margin-left: 40px;">Miniğim k&uuml;&ccedil;&uuml;kt&uuml; ve babasının ben olduğumu biliyordu. Bir yıldır hafta sonları g&ouml;rmeme izin veriyordu Nilg&uuml;n. &Uuml;stelik ayrıldığımızı s&ouml;yleyememiştik. Benim başka bir şehirde işe başladığımı o y&uuml;zden annesiyle beraber anneannelerinde kaldıklarına inanıyordu. Yalnız, aramızda soğukluk olsa da Nilg&uuml;n&rsquo;&uuml;n bu s&uuml;rede hakkını yiyemem. Ben kızımı g&ouml;rmeye geldiğimde bazı geceler o evde kalmama bile m&uuml;saade etti. O ve onun gibilerin d&uuml;ş&uuml;ncesine uymayacak bir davranışı kızı i&ccedil;in sergiledi. Eski kayınvalidem ve babam da o evde yaşamalarına rağmen asla itiraza dayalı konuşmadılar. Kızlarına sonsuz g&uuml;venleri vardı &ccedil;&uuml;nk&uuml;. Şimdi ise kızları yeni bir erkek se&ccedil;mişti kendisine. Belki de bu kez kendileri se&ccedil;mişti kızlarının erkeğini. Ama Mine&rsquo;mi orada bırakamazdım. Nilg&uuml;n telefonu kapatmış. Onu aradım ağlamaya başladı. Ertesi gece birlikte yemeğe &ccedil;ıktık. Evini de taşıyordu, Mine&rsquo;me bu değişiklikler zor gelecekti. Hadi evi ge&ccedil;tim ya yeni bir adama, annesinin her gece odasına gireceği o adama nasıl alışacaktı? Beni son bir yılda elli defa g&ouml;rm&uuml;şt&uuml; zaten. Neredeyse babasız bir yıl&hellip;</p>
<p style="margin-left: 40px;">Gecenin sonunda ona ayrıldığımızı s&ouml;ylemeye karar verdik. İkimiz birlikte&hellip; Vereceği tepkinin ne olacağını &ouml;nceden kestiremediğimizden pedagog arkadaşlarımızdan g&ouml;r&uuml;ş bile aldık. Mine&rsquo;m bu haberi ilk duyduğunda b&uuml;y&uuml;k bir olgunlukla karşıladı. Doğrusu Nilg&uuml;n de ben de şaşırmıştık. Aramızdaki kopukluğu fark ettiğini s&ouml;yledi bize. İkimizi bir arada g&ouml;rmeyi &ccedil;ok istediğini de. Geri d&ouml;n&uuml;ş&uuml; olmayan bir yoldu bu. Hafta sonları &ouml;zellikle ikimizi bir arada g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml; i&ccedil;in daha mutluymuş. Nilg&uuml;n, k&uuml;&ccedil;&uuml;k kızın g&ouml;sterdiği olgunluğa aldanıp ona aldığı evlilik kararını a&ccedil;ıkladı. &Ccedil;ok kızdım orda, &ccedil;ok s&ouml;ylendim sonra ama olan olmuştu bir kere. Orada Mine&rsquo;m benim elime sarıldı ve bundan b&ouml;yle benimle kalmak istediğini s&ouml;yledi. Annesi onu korkutmuştu. Mahkeme kararı &ccedil;ocuğun annesinde kalması gerektiği şeklindeydi. Ancak Mine&rsquo;nin bu isteğine Nilg&uuml;n ses &ccedil;ıkaramadı. Aralarındaki bağın kopmaması i&ccedil;in &ccedil;abalayacağımı s&ouml;yledim. Kızımıza kendisi hakkında asla olumsuz bir s&ouml;z s&ouml;ylemeyecektim.</p>
<p style="margin-left: 40px;">Ve Mine iki yıldır benimle kalıyor. Hafta sonları annesine ben g&ouml;t&uuml;r&uuml;yorum. İlk buluşmalarda, yeniden bana d&ouml;nd&uuml;ğ&uuml;nde annesini ve se&ccedil;tiği erkeği yani Erdal&rsquo;ı anlatmaya başlamıştı. Erdal&rsquo;la tanışmadım. Kızımın tarif ettiğine g&ouml;re alnı tepesine kadar a&ccedil;ık, bıyıklı, her zaman takım elbise giyen hatta takım elbiselerini yatana dek &ccedil;ıkarmayan, evde namaz kılan, dini yayınlar izleyen, zengin fakat para harcamayan biriydi. &Ccedil;ay ve kahveden başka bir de su i&ccedil;en, eve kola almayan, bir saatten sonra televizyonu kapatıp namaz kılan, tespih &ccedil;eken, arada kendisine benzeyen birka&ccedil; adamın evlerine gelip onlarla din konuşan, lafı dinden siyasete &ccedil;evirip parti tartışmaları yapan, t&uuml;rbanı yasaklayanlara &ouml;fke duyan biri. Mine bir defasında diğer odada seslerini y&uuml;kselttikleri i&ccedil;in &ccedil;ok korktuğunu s&ouml;ylemişti. Ertesi hafta hasta olduğunu uydurarak g&ouml;t&uuml;rmedim. Mine&rsquo;ye annesinin ve şimdiki eşinin aralarında ge&ccedil;enleri, evlerinin i&ccedil;ini bana anlatmasının doğru olmadığını s&ouml;yledim. Eğer beni g&ouml;rmek istiyorsa kendisine aldığım telefondan &ccedil;ağrı bırakmasının yeterli olacağını hemen gelip onu alacağımı da. O, ger&ccedil;ekten yaşına g&ouml;re anlayışlıydı, bir daha hi&ccedil; bahsini a&ccedil;madı.</p>
<p style="margin-left: 40px;">Nilg&uuml;n&rsquo;&uuml; okul yıllarımda tanıdım. Asker olan babamın K&uuml;tahya&rsquo;dan İstanbul&rsquo;a son ataması olunca annemin de uzun yıllardır gen&ccedil;liğinde yine babamla yaşadığı İstanbul hayali ger&ccedil;ekleşmiş oldu. Babama g&ouml;re bir eziyet, anneme g&ouml;re ise b&uuml;y&uuml;k şehir avantajını yaşamaktı son atamanın anlamı. İstanbul&rsquo;un Anadolu yakasından &uuml;&ccedil; odalı bir ev tuttuk. Lojmana &ccedil;ıkma hakkımız doğduğunda burayı bıraktık. Semtin, fazla uzak olmayan bir lisesine yazılmıştım. Yine de her g&uuml;n dolmuşla gidip geliyordum. Bazı subay &ccedil;ocukları askeri jiple bırakılıyordu okullarına, onlara imreniyordum ama babama da bunu &ouml;nerme cesaretini kendimde bulamıyordum. Hen&uuml;z hi&ccedil; arkadaşım olmadığından kendimi derslere verdim. İlk d&ouml;nem bitirdiğimde aldığım takdirname ile eve koştuğumu hatırlıyorum. Annem ve babam nasıl &ouml;v&uuml;nm&uuml;şlerdi. İkinci d&ouml;nem başladığında bu başarım, Leyla&rsquo;yla yakınlık kurmamı sağlamıştı. O, sınıfta benimle beraber takdirname alan &ouml;ğrencilerden biriydi. Teneff&uuml;slerde yanıma geliyor, kantine beraber gidip oturuyor, konuşuyorduk. Okuldan sonra da beraber zaman ge&ccedil;irdiğimiz oluyordu. Leyla bu samimiyetle sadece en iyi dostum olarak kaldı. Lisenin birinci yılının sonunda beni Nilg&uuml;n&rsquo;le tanıştırdı. O başka sınıftaydı ancak Leyla&rsquo;larla aynı sokak &uuml;zerinde oturduklarından komşu sayılırlardı ve &ccedil;ocukluktan arkadaştılar. B&ouml;ylece hen&uuml;z on beş yaşındayken hayatıma girdi Nilg&uuml;n. İki yıl lisede beraberdik. O &uuml;niversiteyi İstanbul&rsquo;da okumaya hak kazanırken ben evimi ve onu bırakıp Ankara&rsquo;ya gitmek zorunda kaldım. Okul bitip mahkeme kararıyla ayrılana kadar ondan tek ayrılışım bu oldu.</p>
<p style="margin-left: 40px;">Okul yıllarında tek iletişim aracımız mektuptu. Şimdiki gibi cep telefonları veya internet nerde o zaman? Haftada en az &uuml;&ccedil; mektup yazıyordum, bir o kadar da mektup alıyordum. Bir kısmını hala saklarım o mektupların. Diğerleri Ankara&rsquo;dan İstanbul&rsquo;a geri d&ouml;n&uuml;şlerimde kayboldu. G&ouml;n&uuml;l muhabbetimize politik konuların girdiği ilk yer mektuplar olmuştur. Ailesinin muhafazakar kimliğinden lisede y&uuml;zeysel olarak bahsetmişti. Ama benim satırlarımda, yaptıklarımı anlatırken altını &ccedil;izdiğim anılarımı aile g&ouml;r&uuml;ş&uuml; kaynaklı eleştiriye yatırmasına i&ccedil;ten i&ccedil;e kızıyordum. Fakat kendisine bu konuda ters d&uuml;şeceğimiz, onu kıracak, rencide edecek belki ailesiyle karşı karşıya getirebilecek s&ouml;zler asla s&ouml;ylemiyordum. Onun bu k&uuml;&ccedil;&uuml;k k&uuml;&ccedil;&uuml;k başlayan eleştirilerine ge&ccedil;iştirmeyle karşılık veriyordum. Sorunsuz biten &ouml;ğrencilik d&ouml;neminden sonra İstanbul&rsquo;a d&ouml;nd&uuml;m. Nilg&uuml;n&rsquo;&uuml; &ccedil;ok &ouml;zlemenin verdiği duygularla bundan sonra onu dolu dolu yaşayacağım i&ccedil;in seviniyordum. Aynı duyguları onda da g&ouml;rd&uuml;k&ccedil;e erkeklik egom tavan yapıyordu. Bu arada Nilg&uuml;n de eski Nilg&uuml;n değildi. &Ccedil;ocukluktan tamamen sıyrılmış, oturmuş y&uuml;z hatları, m&uuml;kemmel fiziği, topluluk i&ccedil;inde o kendinden emin adeta bir Tanrı&ccedil;ayı andıran duruşuyla b&uuml;t&uuml;n g&ouml;zleri &uuml;zerine mıhlıyor, ona bakan erkekleri yutkunma krizi alıyor kızları ise belli belirsiz kıskan&ccedil;lık sancıları kaplıyordu. Ama o benimdi, benim kadınımdı.</p>
<p style="margin-left: 40px;">Haftada &uuml;&ccedil; g&uuml;n mektuplaşmalar bitmiş buluşmalar başlamıştı. Her seferinde ellerimiz, g&ouml;zlerimiz, dudaklarımız buluşuyor, ruhumuz yaşadığı ten zevkini ayırabilmek i&ccedil;in kendini sıktık&ccedil;a sıkıyordu. Onun dudaklarıyla y&uuml;z&uuml;mde herhangi bir noktanın buluşması demek benim g&ouml;zlerim kapalı saatlerce bisiklet kullanmam veya kilometrelerce y&uuml;kseklikte bir u&ccedil;urumdan denize doğru uzun bir atlayış yapmam veya sarhoş bir bedenle akşamdan sabah kadar semazenler gibi d&ouml;nmem demekti. Benim ellerimin onun v&uuml;cudunda bir noktaya dokunması ise kızgın &ccedil;&ouml;lde, g&uuml;neşin en tepede olduğu saatlerde y&uuml;r&uuml;rken dokunduğum noktaya g&ouml;ky&uuml;z&uuml;nden yağmur damlalarının d&uuml;şmesiydi. İşte, kendini bilin&ccedil;li kapatmış bir kızın kurallarını aşk i&ccedil;in yavaş yavaş değiştirmesine bir &ouml;rnek.</p>
<p style="margin-left: 40px;">Buluşmalarımız devam ederken &ouml;nce sa&ccedil;larını &ouml;rtt&uuml;. Benim gibi o da artık mezundu ve ailesinin yanında kalıyor, iş arıyordu. Bu hareketi, onun aile g&ouml;r&uuml;ş&uuml;ne olan saygısından &ouml;t&uuml;r&uuml; sergilediğini d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;m. Aile her ne kadar muhafazakar olsa da Nilg&uuml;n&rsquo;&uuml;n bu konuda aykırı sayılabilecek d&uuml;ş&uuml;nceleri yoktu. Artık &ouml;rt&uuml;l&uuml;yd&uuml; hepsi bu. Evliliğimize kadar olan s&uuml;reci ş&ouml;yle &ouml;zetleyebilirim. Ailelerin &ouml;nce bu birlikteliğe karşı &ccedil;ıkmaları, bizim iki koldan ikna &ccedil;abalarımız, tanışmalar sonra benimsemeler, evlilik, ilk g&uuml;nlerdeki inanılmaz mutluluk, bir yıl i&ccedil;inde kızımın d&uuml;nyaya gelişi, benim o sıralarda iş kovalayışlarım ve şimdiki işime giden yola girişim, &ccedil;ok &ccedil;alışmamın gerekli olduğu zamanlar, uykusuzluk, yorgunluk, imkansızlıklar ve hepsini ağır ağır ge&ccedil;mişte bırakışımız, yeniden g&uuml;zel g&uuml;nlere başlayan yolculuklar.</p>
<p style="margin-left: 40px;">Saat yedi bu&ccedil;uk.</p>
<p style="margin-left: 40px;">Mine, kahvaltısını bitirdi, okul &uuml;niformasını giymişti. Odasında annesinin kendisine iki yıl &ouml;nce hediye ettiği ayna, sa&ccedil; fır&ccedil;aları&hellip;gibi tuvalet masası gere&ccedil;lerinin başında sa&ccedil;larını tarıyor. Servisi geldi gelecek. Acele etmesi i&ccedil;in sesleniyorum, hazırım deyip yanıma geliyor. Akşama istediği bir yemek var mı diye soruyorum yok diyor tek kelime ile. Burası &ouml;nemli, kızım her sabah hazır olup dışarı &ccedil;ıkmadan &ouml;nce karşıma ge&ccedil;er ve hem &ouml;nden hem arkadan &uuml;zerini, sa&ccedil;larını, &ccedil;oraplarını g&ouml;sterir. Şayet g&ouml;r&uuml;n&uuml;rde bir asimetri varsa bunu ona s&ouml;ylerim. Bu sabah da &ccedil;ok g&uuml;zel olduğunu belirtiyorum, g&uuml;l&uuml;mseyerek hoş&ccedil;a kal diyor ve kendini servise binmek i&ccedil;in evin &ouml;n&uuml;ne atıyor. Ben, sofrada bir m&uuml;ddet daha yalnız oturuyorum. Kalkıp masayı toplamam lazım ama i&ccedil;imden gelmiyor, bu işi yardımcı kadına bırakıyorum, onun da gelmesi yakındır. Bazen onu bekler yapacağı &ouml;ncelikli işleri ona s&ouml;ylerim. İstediğimiz bir yemek vardır veya giymek istediğimiz bir kıyafetin yıkanması gerekiyordur. Bug&uuml;n &ouml;yle acil bir g&ouml;rev yok, ben de kızımın ardından ayrılıyorum. Her g&uuml;n sabah &ccedil;ıkarım evden ve &ouml;ğlene kadar uğramam. En boş olduğum saatlerdir. İnsanları izlerim, bir gazete alır &ccedil;ay bah&ccedil;esinde okurum, arkadaş ziyaretlerine giderim, alış veriş yaparım. Sabahın sakinliğinde insanların koşuşturmalarını izlerken dalga ge&ccedil;erim. Keşke insanlık sabahın bu kıymetini bilse. Yine herkes erken saatlerde uyansa ve g&uuml;neş yavaş yavaş ortalığı aydınlatıp g&ouml;ky&uuml;z&uuml;nde kendini g&ouml;stermeye başlarken alem de yavaş yavaş etrafını seyreylese. Şimdi yaptığım gibi yaşamaya ne kadar layık olabildiklerini sorgulasalar. On sene &ouml;nce okuduğum bir kitapta vardı şu c&uuml;mle &ldquo;Hayat sadece yaşamak, yaşayabilmek değildir. Bunu &ouml;r&uuml;mcekler, karasinekler, kertenkeleler bizden daha iyi yapıyorlar. Hayat yaşamaya layık olabilmektir.&rdquo;* Bunun anlamını sabahın dinginliğinde koşturan insanları izlerken daha iyi kavrıyorum.</p>
<p style="margin-left: 40px;">Eşimle &uuml;&ccedil; yıl &ouml;nce ayrılmadan evvelki tartışma d&ouml;nemim de sabahları başladı. Doğru d&uuml;zg&uuml;n kazanamıyordum, kitaplar &ouml;n&uuml;me yığılıyordu. Hızlı okuma kursuna yazılmıştım. İlerleme g&ouml;r&uuml;yordum. Nilg&uuml;n de &ccedil;alışıyordu ve o d&ouml;nem onun maaşını harcıyorduk. Gocunmuyordum, bu konuda zaten bana rahatlığı eşim sağlamıştı. Fakat k&uuml;&ccedil;&uuml;k baskılarla karşılaşmaya başlamıştım. &ldquo;Bug&uuml;n Cuma hayatım, evdesin nasıl olsa camiye git.&rdquo; , &ldquo;Ben akşam babamlara gideceğim. Sevdiğimiz bir aile dostu hoca var, dini sohbetler yapıyor sen de gelirsin.&rdquo;</p>
<p style="margin-left: 40px;">O zaman beş dakikanın bile benim i&ccedil;in anlamı b&uuml;y&uuml;kt&uuml; fakat Nilg&uuml;n zorluyordu. Sabahları evden &ccedil;ıkmadan b&ouml;yle isteklerde bulunuyor, &ccedil;ok&ccedil;a emir c&uuml;mleleriyle konuşuyordu. Bilmem ne vakfına para yardımı yaptığını bana s&ouml;ylediğinde kendimi tutamadım ve sesimi y&uuml;kselterek konuştum. İlk ciddi tartışmamız hatta kavgamızdı. Maddiyat&ccedil;ı olduğumu iddia ediyor, kişiliğimin paraya tapar hale d&ouml;n&uuml;şt&uuml;ğ&uuml;nden bahsediyordu. Her şey para sayılmazdı bu hayatta, iyiliklerin parayla yapılanları olduğunu ancak geriye d&ouml;n&uuml;p bunun analizini, lafını yapmanın &lsquo;iyilikten&rsquo; ayrıldığını savunuyordu. Bense analiz yapmıyordum. Kirada oturuyorduk, faturalarımız vardı, kızımız vardı, &uuml;&ccedil; kişiydik, yiyiyor, i&ccedil;iyor, giyiyorduk. Eskitiyorduk ve yeniliyorduk. Y&uuml;k onun omuzlarına ağırlığını koyar hale gelmişti; biraz hesaplı gitmek, c&uuml;zdanı saymak rahat uyku uyumamıza vesile olacaktı. Oysa şu durumda ge&ccedil;im sıkıntısı i&ccedil;in uykularım ka&ccedil;ıyordu.</p>
<p style="margin-left: 40px;">Durup dururken bilmem ne vakfına bağış da neyin nesi idi? Tartışmada ağzından ka&ccedil;ırdı, babasının aracılığıyla yatırılmıştı bu para ve &ouml;rt&uuml;l&uuml; cemaat vakfıydı. Babasının kişisel tercihleriyle etkilediği kızı yani benim eşim, benim ve kendisinin kurduğu aile d&uuml;zenini yaralıyordu. Nilg&uuml;n asla, bana camiye namaz kılmaya gitmemi s&ouml;yleyemezdi veya bir yere benden habersiz bağış yapmazdı. Git gide onu ellerine aldılar ve yuvasının boğazını sıktırmaya başladılar. Bu tartışma kapanmıştı fakat yenileri yoldaydı.</p>
<p style="margin-left: 40px;">Sık alkol t&uuml;keten biri değilim, tamamen yasaklandı. Sigara da azaltılmaya &ccedil;alışıldı, i&ccedil;ki i&ccedil;en arkadaş &ccedil;evresi değiştirilmeye zorlandı, kadınlarla olan iletişim bi&ccedil;imim g&ouml;zden ge&ccedil;irildi mesela m&uuml;mk&uuml;nse selamlaşmayı sadece tokalaşmayla ge&ccedil;iştirecektik artık yanaktan &ouml;p&uuml;şmek yoktu, &ccedil;ocuğa her hafta din dersleri &ouml;ğretmeye başlamıştı &uuml;stelik daha bebek sayılırken&hellip; Mineciğim de şarkı ezberler gibi ezberlediği anlamını bilmediği duaları s&ouml;ylerdi. Aynı duaları bana da okutturur kıza model olmayı denerdik. Televizyonda hurafelerle dolu dizileri izletiyordu. Buna karşılık, magazin programlarını ge&ccedil;tim i&ccedil;inde &ouml;p&uuml;şme, sevişme, k&uuml;f&uuml;r, i&ccedil;ki masası, kumar masası olan dizi ve filmleri ise kapatıyordu. Bunlar &ouml;nce Mine i&ccedil;in sonra da bizim i&ccedil;in zararlı ve g&uuml;nahtı. Ka&ccedil; gişe filmini ka&ccedil;ırdım hatırlamıyorum. Televizyon kanallarına uygulanan sans&uuml;r eve aldığımız gazete ve dergilere de yansıdı. &Ouml;rt&uuml;l&uuml; gazete ve yayınlar eve girmeye başladı ki hi&ccedil; birine elimi bile s&uuml;rm&uuml;yordum. En son konuşmalarımı beğenmediğini, k&uuml;f&uuml;re dayalı s&ouml;zc&uuml;klerle konuştuğumu s&ouml;yledi.</p>
<p style="margin-left: 40px;">Ev artık benim i&ccedil;in bir cehennemdi; bu isteği bardağı taşıran son damla oldu. Kendisini gittiğimiz bir toplulukta s&ouml;zlerimle k&uuml;&ccedil;&uuml;k d&uuml;ş&uuml;rmemiştim, ona s&uuml;rekli hakaretler eden biri değildim, evde sabahtan akşama kadar alkol alıp sızan, uyandığımda komşularla kavga eden, ona ve kızımıza zor kullanan şiddet uygulayan biri değildim. &Uuml;z&uuml;ld&uuml;ğ&uuml;mde veya dehşete d&uuml;şt&uuml;ğ&uuml;mde &lsquo;lanet okumak&rsquo;, şaşırdığımda bir &lsquo;oha&rsquo; veya eşanlamlı argo lafları &ccedil;ekmek, kızdığımda dilimden bir iki k&uuml;f&uuml;r d&uuml;ş&uuml;rmek, &ccedil;ok samimi olduğum arkadaşlarımla bel altı fıkralar anlatıp dinlemek, &ccedil;ekinmeden cinsellik hakkında konuşmak terbiyesizlik, ahlaksızlık, g&ouml;rg&uuml;s&uuml;zl&uuml;k kabul ediliyorsa &ouml;yleyim.</p>
<p style="margin-left: 40px;">İşim gereği g&uuml;nde iki bazen &uuml;&ccedil; ve d&ouml;rt adete kadar kitap okuyor bir de &ouml;zet yazıyordum. S&uuml;rekli g&uuml;ndemi takip ediyor, yeni &ccedil;ıkan kitaplardaki olayları bunun &ccedil;evresinde yorumluyordum. Kendimi geliştirmek adına maaşımın &uuml;&ccedil;te birini kurslara yatırıyordum. Bu &uuml;lkede okuyan, yazan ve bazı gelişmelere dolaylı yoldan da olsa katkıda bulunan &lsquo;aydın&rsquo; kitle arasındaydım. Eşimin benden istediği &ldquo;c&uuml;mlelerimi tesett&uuml;re&rdquo; sokmayı senelerce &ccedil;alışıp okuyarak emekler harcayarak sahip olduğum k&uuml;lt&uuml;r seviyesinin sınırlarından i&ccedil;eriye girmesine m&uuml;saade edemezdim. Ben aklımda olan d&uuml;ş&uuml;nceleri elime geldiğince yazacaktım, dilime geldiğince konuşacaktım. Birileri i&ccedil;in kafadaki &lsquo;kıl&rsquo; taneleri namus sembol&uuml; bir tabu g&ouml;r&uuml;n&uuml;yor; peki ağzımın i&ccedil;indeki dil de mi &ouml;yle? Ona nasıl bez bağlayacaklar?</p>
<p style="margin-left: 40px;">Bunca zamanın birikmişliğiyle ayrıldık ve kendimi sınır bilmez okyanuslara, kapalı kaldığı havuzlardan bırakılmış b&uuml;y&uuml;k balıklar gibi hissettim. Ne de olsa insan da bir hayvandır ancak d&uuml;ş&uuml;nen, okuyan, yazan ve gereksiz baskılara karşı &ouml;zg&uuml;rl&uuml;ğ&uuml;nden &ouml;d&uuml;n vermeyecek bir hayvan&hellip;</p>
<p style="margin-left: 40px;">*Şeytanın Fısıldadıkları &ndash; Emre Yılmaz<br />
&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ussuz.com/2009/10/tesetturlu-cumleler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cecile</title>
		<link>http://www.ussuz.com/2009/10/cecile/</link>
		<comments>http://www.ussuz.com/2009/10/cecile/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 02 Oct 2009 18:26:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emre Küçükoğlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ussuz.com/?p=418</guid>
		<description><![CDATA[Kendi etrafında d&#246;nd&#252;. Bir g&#252;zelliğin şekillenişi&#8230; Sa&#231;larındaki beyaz kurdelenin &#231;&#246;z&#252;l&#252;p u&#231;acağını g&#246;rd&#252;m. Sa&#231;larının kurdeleyi kanatlarından yakaladığını&#8230; Şaşkınlık i&#231;inde sanki, g&#246;zlerini kırpıştırdı ve ellerini sevin&#231;li bir haber almış gibi heyecanla birbirine...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="margin-left: 40px;">Kendi etrafında d&ouml;nd&uuml;.<br />
Bir g&uuml;zelliğin şekillenişi&#8230;<br />
Sa&ccedil;larındaki beyaz kurdelenin &ccedil;&ouml;z&uuml;l&uuml;p u&ccedil;acağını g&ouml;rd&uuml;m.<br />
Sa&ccedil;larının kurdeleyi kanatlarından yakaladığını&#8230;<br />
Şaşkınlık i&ccedil;inde sanki, g&ouml;zlerini kırpıştırdı ve ellerini sevin&ccedil;li bir<br />
haber almış gibi heyecanla birbirine vurdu. Yerinde duramıyordu.</p>
<p style="margin-left: 40px;">&quot;Ah, bu renkler! Baharın huzurlu seslenişi. &Ccedil;ok seviyorum bu<br />
&ccedil;i&ccedil;ekleri, şu yeşil suyun &uuml;zerindeki arılar, kelebekler&#8230;<span id="more-418"></span> Bakın, bakın<br />
kurbağa yine zıplayacak. Bay Monet, siz seviyor musunuz bu bah&ccedil;eyi?&quot;</p>
<p style="margin-left: 40px;">Bu bah&ccedil;eyi g&uuml;zelleştiren de sizsiniz Bayan Lanouf diyebilseydim,<br />
diyebilmek kaynağından&#8230; Elini uzatıyor, k&uuml;&ccedil;&uuml;k bir aşk uzanıyor. Yeni<br />
bir beyaz bu. &Uuml;st&uuml;nl&uuml;ks&uuml;z. Kızıl bukleleri on yedi kez sesleniyor<br />
şiirlerimde. Yalnızlığın yalandan d&uuml;şlerine ezgiler serpiştiriyor. O<br />
elleri her gece tutuyorum, dudaklarımın ucuna kadar getirip<br />
kokluyorum.</p>
<p style="margin-left: 40px;">&quot;Bay Monet, bu bah&ccedil;e i&ccedil;in şiir yazmalısınız. Bıkmadınız mı salonlardan<br />
&ccedil;ıkmayan, şu muhteşem manzarayı g&ouml;rmeden g&uuml;zellik konusunda nutuklar<br />
atan kadınları yazmayı. İşte size en g&uuml;zel kadın: Doğa.&quot;</p>
<p style="margin-left: 40px;">Hala davetlere, balolara, yakışıklı lordlara alışamamış; ger&ccedil;eğin<br />
sırrını doğada aramaya and i&ccedil;miş gibi konuşan bu leydinin<br />
bulutlanmamış ruhunu &ccedil;ok a&ccedil;ık g&ouml;r&uuml;yordum. İnsanlardan, salonlardan<br />
uzak durup b&ouml;yle doğayı temsil eder gibi konuşmasının altında kuralcı<br />
ebeveyn fakt&ouml;r&uuml; de vardı elbette. K&uuml;&ccedil;&uuml;kl&uuml;ğ&uuml;nde yaşadığı ateşli bir<br />
hastalığın korkusu &uuml;zerinde yoğun baskı oluşturulmuştu. &Ouml;yle ki zaruri<br />
uyku saatleri, zaruri yemek saatleri, doktor randevuları ile yaşıtı<br />
gen&ccedil;lerden etkilenmemesi i&ccedil;in ayrı eğitim alması bunun sonucuydu.<br />
Ailenin kendisi bile onu uzaktan sevmeyi &ouml;ğrenmişti.</p>
<p style="margin-left: 40px;">&quot;Bayan Lanouf, annenize haksızlık ediyorsunuz gibime geliyor. O soylu,<br />
eğitimli, politikada başarılı bir hanımefendi. Rakipleri kendisi gibi<br />
kadın değil erkek. Her birini nasıl da dize getiriyor k&uuml;rs&uuml;de,<br />
biliyorsunuz. İ&ccedil;inde bulunduğu konseyler, davetler, insanların y&uuml;zleri<br />
size bayağı gelebilir. Onun zevki de bu bir anlamda. Bizim bu g&uuml;zel<br />
bah&ccedil;ede durarak doğadan aldığımız ilhamı onlar k&uuml;rs&uuml;de, poker<br />
masalarında, av partilerinde, salonlarda alıyor.&quot;</p>
<p style="margin-left: 40px;">Beni dinliyordu ama s&ouml;ylediklerimi dikkate almıyordu. Mimozaların<br />
diplerindeki &ccedil;alılardan kurtuldu. Siyah, nemli toprağın &uuml;zerinde<br />
kaydı, bir taşın &uuml;st&uuml;nden atlayarak durdu ve gelip gelmediğimi kontrol<br />
etmek i&ccedil;in d&ouml;n&uuml;p baktı. Yaklaştığımı g&ouml;r&uuml;nce bekledi hemen &ouml;n&uuml;ndeki<br />
eflatun &ccedil;i&ccedil;eği incelemeye başladı.</p>
<p style="margin-left: 40px;">&quot;Cercis siliquastrum&quot; dedim; aldırışsız</p>
<p style="margin-left: 40px;">&quot;Bay Monet, annem buraya gelmemiştir bile.&quot; diyerek erguvanları<br />
incelemeyi s&uuml;rd&uuml;rd&uuml;.</p>
<p style="margin-left: 40px;">&quot;Matmazel, bug&uuml;n sizi ikna etmek m&uuml;mk&uuml;n olmayacak.&quot; Elimden tuttu,<br />
beni de peşinden s&uuml;r&uuml;kleyip hızlı ve neşeli adımlarla y&uuml;r&uuml;meye devam<br />
ettik.</p>
<p style="margin-left: 40px;">G&uuml;neş vurdu y&uuml;z&uuml;ne.<br />
Bir g&uuml;l&uuml;c&uuml;k tanesi koptu dudaklarından.<br />
Sel gibi bir ses uzanıyordu ona i&ccedil;imden, taşkın arzular.<br />
Eteklerinin kanatlı laleler gibi u&ccedil;uşu.</p>
<p style="margin-left: 40px;">Yıldırım gibi bir aşk &ccedil;aktı g&ouml;zlerim onu ilk g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;mde. Bir şiir<br />
d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;m; eğer teninin yumuşaklığına ermişse şiir&#8217;dir dedim. Ten ki<br />
şiirin verdiği coşkulardan &ccedil;ok &ouml;te. Seslenişinde bildiğimiz<br />
yaşantıları bırakıyor aklım. Burada &ccedil;ocukluğunun &ouml;zg&uuml;r yanını g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;<br />
gibi g&uuml;ven duygusuyla dolduruyor beni de. O kadar uzak ki d&uuml;nyanın<br />
sersemleşen d&ouml;n&uuml;ş&uuml;, doğunun korku salan akşamları, batıya doğru<br />
sallanan bir koltuğun &uuml;zerinde yarı medeni boş saksılar, Afrika&#8217;nın<br />
altın madeni ve keşfettiğimiz kıtalardaki barbarlığımız. Pazar<br />
ayinlerinden kalma sa&ccedil;ma alışkanlıkların baba&#8217;larımız &uuml;zerindeki<br />
etkileri, bir sonraki ayine saygısından asla &ouml;d&uuml;n vermeyecek<br />
yaşamların yasalarla bir araya getirilişi, korunması&#8230; Toprağa ihanet<br />
kadar adi bir geleceğin tabanlarından y&uuml;kselen k&uuml;lt&uuml;rs&uuml;zl&uuml;k vebası<br />
i&ccedil;inde b&uuml;y&uuml;m&uuml;ş taşıyıcı zihinler. Her başlangıcın &ouml;z&uuml;nde k&ouml;p&uuml;kl&uuml;<br />
kahkahalar, kumar altı sevişme oyunları, hırsın talihsizliğe isyan<br />
eden başarısızlık kıskan&ccedil;lıkları&#8230;</p>
<p style="margin-left: 40px;">Bir kitabın &ouml;ns&ouml;z&uuml;nde saymak istediğim s&ouml;vg&uuml;leri unutup Cecile&#8217;in<br />
tadını hayal etmekten b&uuml;t&uuml;n meyvelerden vazge&ccedil;eceğim dudaklarına<br />
bakıyorum. Onda yakaladığım ruhsal coşkunun &ouml;zetini, vedalaştıktan<br />
sonra kapandığım odamda buluyorum. On beş yıl &ouml;nce okuduğum kitapların<br />
yanına uğrayıp her biriyle yeniden merhabalaşıyorum. Ciltlerine<br />
dokunuyorum tek tek. Ben fark etmeden bir kısmı bozulmuş, bazılarının<br />
sayfalarını bitler yemiş, rutubetin ince kokusu da cabası. Benek benek<br />
k&uuml;fleri g&ouml;r&uuml;nce her birinden ilgisizliğim adına &ouml;z&uuml;r diliyorum. Şimdi<br />
okuyup yazdıklarımla kıyaslama yapmam i&ccedil;in zaman bulduğumda ge&ccedil;mişle<br />
bug&uuml;n arasında kitapların k&ouml;pr&uuml; kurduğunu anlıyorum. G&ouml;z kapaklarım<br />
ağırlaşıyor, uykuya daldığımı, dalacağımı an be an hissediyordum.<br />
Meğer yaşamsal hırslarımızı ne &ccedil;ok beslemişiz zamanla. Kendime şaştım<br />
&ccedil;&uuml;nk&uuml; ben bir idealisttim. Değiştirmek istediğim bir d&uuml;nya vardı ancak<br />
bu ideayı destekleyici hareketleri geliştirmemiştim. Hangi arada koptu<br />
bu bağlantılarım bilmiyorum fakat g&ouml;rd&uuml;klerim yani bu eserler,<br />
şiirler, romanlar, &ouml;yk&uuml;ler, politik yazılar, ciltlenmiş mecmualar ve<br />
her birinin i&ccedil;lerinde kalemimden d&ouml;k&uuml;lm&uuml;ş d&uuml;ş&uuml;nceler. En k&uuml;&ccedil;&uuml;k birimin<br />
varlığı altında ezilmeye niyetli bir aptallık, en b&uuml;y&uuml;ğ&uuml;n&uuml;n g&ouml;lgesinde<br />
bronzlaşmayı g&ouml;ze alacak bir cesaretle b&uuml;y&uuml;m&uuml;şt&uuml;m. Yalanlar gibi<br />
b&uuml;y&uuml;m&uuml;şt&uuml;m. Unutarak. Bir gecede yok olarak kendimden,<br />
geleneklerimden, inan&ccedil;larımdan. Yıllardır boş bir aklın hizmetinde<br />
olduğumu anladım. Okuduklarım, yazdıklarım ve &ouml;ğrettiklerim hepsi saat<br />
gibi tekrarlanmış durmuş. Geri d&ouml;nd&uuml;rmeye karşı istekli olsam da yolun<br />
başındaki durumumla eş koşullarda değilim. Aşk konusunda bile tamamen<br />
bağlıyım.</p>
<p style="margin-left: 40px;">Bir sonraki ders i&ccedil;in Lanoufların malikanesine giderken Cecile&#8217;e kendi<br />
kitaplığımdan &ouml;rnekler g&ouml;t&uuml;rmeyi ihmal etmedim. Kendisine hediye<br />
ettiğim eserlere ilgi g&ouml;sterip mutlu olunca bunun anlamı daha da<br />
derinleşti. Yaklaşık bir saat s&uuml;ren dersin ardından dinlenmek i&ccedil;in<br />
sustum. Bizimle beraber etrafta da &ccedil;ıt &ccedil;ıkmıyordu. İsli bir kandil<br />
ışığı gibi perdelerden sızan akşam g&uuml;neşi odanın i&ccedil;inde dağılıp<br />
kayboluyordu. Daha evvel de burada Cecile&#8217;e ders vermeme rağmen odayı<br />
ilk kez incelemeye başladım. Bir s&uuml;redir tozu alınmamış k&uuml;t&uuml;phanenin<br />
koyu g&ouml;r&uuml;nt&uuml;s&uuml; heybetli bir g&ouml;lgeyi yerdeki T&uuml;rk halısının &uuml;zerine<br />
bırakıyordu. Hemen solunda havaların ısınmasıyla artık yakılmayan<br />
ş&ouml;minenin i&ccedil;inden odun k&uuml;lleri temizlenmiş yerine sadece dekor olması<br />
i&ccedil;in birka&ccedil; odun &ccedil;atılmıştı. Duvarlarda vaktinde &ouml;zenle se&ccedil;ilip<br />
asılmış tabloların ilgisizliğe bırakılmışlığı yine &uuml;zerlerinde<br />
birikmiş tozdan anlaşılıyordu. Bilmesem, emin olmasam bu odayı hi&ccedil;<br />
kullanmadıklarını d&uuml;ş&uuml;nebilirdim.</p>
<p style="margin-left: 40px;">Her birinden &#8216;yalnızlığımı&#8217; sıyırıp Cecile&#8217;in dayanılmaz cazibesine<br />
kendimi kaptırdım. Son yıllarda gelenekselleşmeye başlayan dinsel<br />
&ouml;rg&uuml;tlenmelerdeki ayinlerin kuralları gibi bağlılığımı kutsadım.<br />
Adımdan vazge&ccedil;tim, unvanımdan, toplumun beni kaldırdığı yerimden,<br />
geldiğim nokta gittiğim boşluktan vazge&ccedil;tim. G&ouml;zlerinizi kapadığınızda<br />
o tanıdık karanlığın size huzur vermesi gibi tanıdık bir &ouml;zlemin<br />
giderildiğini duyumsadım.</p>
<p style="margin-left: 40px;">Bakıyor.<br />
G&uuml;l&uuml;ms&uuml;yor.<br />
Bukleleriyle oynuyor. Bu anı bir daha yaşayamayacağımız korkusu sardı<br />
i&ccedil;imi. S&ouml;ylemeli ve bitirmeliydim.</p>
<p style="margin-left: 40px;">&quot;Bayan Lanouf?&quot;</p>
<p style="margin-left: 40px;">&quot;Bay Monet?&quot;</p>
<p style="margin-left: 40px;">&quot;Siz&#8230;&quot;</p>
<p style="margin-left: 40px;">&quot;&#8230;&quot;</p>
<p style="margin-left: 40px;">&quot;Siz, benim kalbimin tek sahibisiniz.&quot; Kendisi hakkında konuşmayı<br />
rahatsız edici bulan birine kirli ruhların dışında hasta bir &ccedil;ocuğa<br />
şifa verircesine bu c&uuml;mleleri fısıldadım. Ne diyeceğini merak<br />
ediyordum artık. O anda b&ouml;yle bir y&uuml;k&uuml; ona nasıl y&uuml;kleyebildiğimi<br />
d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;m. Onu ezmek istemeden konuşmayı s&uuml;rd&uuml;rmeliydim, fakat benden<br />
&ouml;nce s&ouml;z aldı:</p>
<p style="margin-left: 40px;">&quot;Ka&ccedil; kadın sevdiniz Bay Monet? Ka&ccedil; kadınla seviştiniz? Unutamadığınız<br />
hangisiydi? Peki kurtulmak istediğiniz? Hala peşinizde mi?&quot; Beynimden<br />
vurulmuşa d&ouml;nd&uuml;m. &Ouml;n&uuml;mdeki sandalyeye &ccedil;&ouml;kerken</p>
<p style="margin-left: 40px;">&quot;Bana bunu neden yapıyorsun Cecile?&quot; diyebildim. Ayağa kalktı,<br />
dudakları sımsıkı kapalı g&ouml;zleri kısık kızgın y&uuml;z&uuml;me baktı ve sağ<br />
elini havada savurup sol yanağıma bir kırbacın şaklaması gibi vurdu.<br />
Alev alev yanması m&uuml;mk&uuml;n yanağımda buz gibi bir endişe belirdi.<br />
Eğdiğim başımı yerden kaldırıp onun y&uuml;z&uuml;ne baktım. Bakışları tokadı<br />
kendi yemiş gibi değişti. Bir onur kırdığının farkına &ccedil;abuk varışı sağ<br />
eline bakmasından beyaz y&uuml;z&uuml;n&uuml;n utancından ala d&ouml;n&uuml;ş&uuml;nden ve iki adım<br />
geri ka&ccedil;masından anlaşılıyordu. Dokunsanız ağlayacaktı, dokunmayı<br />
bırakın seslenseniz &ccedil;ığlık atarak şoka girmiş halde ka&ccedil;abilirdi.<br />
Derhal yerimden kalkıp badem tanesi gibi g&ouml;vdesini kollarımın arasına<br />
aldım, sağ elini sol elimle yakalayıp ikimizin ortasında tuttum ve<br />
dudaklarını dalgaların kıyıdaki kumları &ouml;pmesi gibi coşkuyla &ouml;pt&uuml;m.</p>
<p style="margin-left: 40px;">D&uuml;n gibi aklımda&#8230;</p>
<p style="margin-left: 40px;">Cecile&#8217;e aşkımı itiraf ettiğimden bir hafta sonra orduya alındım.<br />
Cepheden cepheye &uuml;&ccedil; yıl savrulurken sol bacağımı kaybettim. Şimdi<br />
&ouml;n&uuml;nde durduğum malikanenin ilk sahibi Bay Lanouf&#8217;un savaştan dolayı<br />
işleri bozulmuş, iflas etmiş. Topraklarının t&uuml;m&uuml;yle bu malikaneyi de<br />
elinden almışlar. O g&uuml;n intihar etmiş. Bayan Lanouf politikada<br />
başarılı bir kadındı. Ancak &uuml;lkeyi ciddi bir buhrana s&uuml;r&uuml;kleyen<br />
savaşın destek&ccedil;ileri arasında olduğundan burada tutunamamış, &uuml;lkeyi<br />
terk ettiği s&ouml;yleniyor.</p>
<p style="margin-left: 40px;">Cecile&#8230; Ondan hen&uuml;z haber alamadım.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ussuz.com/2009/10/cecile/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şeyler Denizi, Nalân Karaduman</title>
		<link>http://www.ussuz.com/2009/04/seyler-denizi-nalan-karaduman/</link>
		<comments>http://www.ussuz.com/2009/04/seyler-denizi-nalan-karaduman/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 08 Apr 2009 06:03:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editör</dc:creator>
				<category><![CDATA[Duyuru]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ussuz.com/?p=291</guid>
		<description><![CDATA[ŞEYLER DENİZİ Yazar : Nal&#226;n Karaduman Yayıncı : Kavis Yayınları Nal&#226;n Karaduman, ilk &#246;yk&#252; kitabı Şeyler Denizi ile edebiyat d&#252;nyamıza katılıyor. Yalın anlatımı, incelikli g&#246;zlemleri, g&#252;zel T&#252;rk&#231;esiyle dikkat &#231;eken Karaduman,...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img width="181" height="300" align="right" alt="" src="http://www.ussuz.com/wp-content/uploads/image/seyler_denizi.jpg" /></p>
<div><strong>ŞEYLER DENİZİ</strong></div>
<div>Yazar : <a href="../../../../../author/nalankiraz/" title="Nal&acirc;n Karaduman tarafından yazılan yazılar">Nal&acirc;n Karaduman</a></div>
<div>Yayıncı : Kavis Yayınları</div>
<p style="text-align: left;">Nal&acirc;n Karaduman, ilk &ouml;yk&uuml; kitabı Şeyler Denizi ile edebiyat d&uuml;nyamıza katılıyor. Yalın anlatımı, incelikli g&ouml;zlemleri, g&uuml;zel T&uuml;rk&ccedil;esiyle dikkat &ccedil;eken Karaduman, yaşamın g&uuml;&ccedil;l&uuml;klerle, hayal kırıklıklarıyla dolu ger&ccedil;ek y&uuml;z&uuml;n&uuml; anlatırken, b&uuml;t&uuml;n bu i&ccedil; bayıltıcı, karamsar tablonun altında umut arıyor. D&uuml;şg&uuml;c&uuml;m&uuml;z, bizi aslında bug&uuml;ne dek algıladığımız yaşamın bambaşka bir alanına g&ouml;t&uuml;r&uuml;r.<br />
Orada daha &ouml;nce karşılaştığımız hi&ccedil;bir şeye benzemeyen &quot;şeyler&quot; g&ouml;r&uuml;r&uuml;z. Aşkın, insan sevgisinin, bizi b&uuml;y&uuml;leyen tuhaf yaratıkların yol aldığı, geleceği aydınlık, yepyeni şeyler. Bir şeyler denizi&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ussuz.com/2009/04/seyler-denizi-nalan-karaduman/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

