Felsefe Kategorisi için Belgelik

0

Edip Cansever’in “Çağrılmayan Yakup” Şiirinde Birey Algısı*

Öz

İkinci Yeni şiir hareketi içinde özellikle “birey”i sorunsallaştırarak öne çıkarmasıyla dikkati çeken Edip Cansever, bütün eserlerinde bu tavrını sürdürmüş bir şairdir. Bu yazıda, “Çağrılmayan Yakup” adlı şiirinden hareketle onun, modern bireyin varoluş problemini ve içinde bulunduğu trajik durumu yansıtan algı biçimlerini nasıl ortaya koyduğu ele alınmaya çalışılmıştır. Cansever’in, bu şiirinde “çağrılmayan” diye nitelediği bir figür olan Yakup özelinde modern bireyin “yabancılaşmasını” başarıyla irdelediği, onun yalnızlığını ve trajedisini “yabancılaşma” bağlamında kurduğu güçlü imgelerle yansıttığı görülür.

Giriş

Türk şiirinde “birey”in bir sorunsal olarak öncelenmesi İkinci Yeni şairleriyle başlar. Değişen toplumsal koşullar ve değerler dizgesi içinde bireyin yaşadığı duygu- durumlar üzerine yoğunlaşan poetik dikkat, İkinci Yeni şairlerinin hemen hepsinde çeşitli biçimlerde görülebilir. Hatta bu yönü, onu kendisinden önceki şiirden ayıran en önemli özelliklerinden biridir; “İkinci Yeni bir yandan şiirin, bir yandan şairin kendi içine dönüşü, bireyi arayışıdır diyebiliriz.” (Doğan 2001: 95).

İkinci Yeni şirinin ayırıcı bir özelliği olarak merkezî bir konuma yerleştirilen “birey”in çoğunlukla kentli oluşu ya da kent yaşantısı içinde verilişi de dikkati çeker. Bunda, toplumsal değişim ve dönüşümlerin öncelikle kentte başlaması, tüm etki ve sonuçlarının ilkin kentte görülmesi belirleyici bir rol oynar.

Devamı »

0

Varlık Üzerine Yeni Açıklamalar

Çeviren:  Erdoğan Kul

Ne görmekteysem ve neye inanıyorsam onu anlatıyorum; gördüğüm şeyi görmediğimi kim söylerse, kafasını koparırım onun.

Çünkü ben bağışlanmaz bir Canavarım ve Zaman artık Zaman olmayıncaya kadar bu böyle devam edecek.

Ne Cennet ne Cehennem, eğer varlarsa, bana yükledikleri bu canavarlığa karşı bir şey yapabilirler. Belki kendilerine sunmam için yüklemişlerdi bu canavarlığı bana… Kim bilir?

Her durumda, yaralamak için işte beni…

Olan her neyse, apaçık görürüm. Ne varolmuyorsa, gerekirse ben yaratacağım onu da.

Uzun süre hissettim bu Boşluğu, ama kendimi ona atmayı reddettim. Gördüklerim kadar ben de ödlektim çünkü.

Devamı »

4

HAKİKATİN DERİN AKUSTİĞİ İÇİNDE ŞİİRSEL ALGIYA KALAN UÇUCU MİRAS: WALTER BENJAMİN

 
Harikulâde çevirisinin yadsınamaz katkısı bir yana, “Şiir”in üzerinizde bıraktığı etkiyi tam anlamıyla kavrayabilmeniz için yılların geçmesi gerekebilir. Hele de, anlamı hor görüp imgenin tehlikeli, teklifsiz, ama bir o kadar da yaşatıcı boşluğunda salınmayı, sadece ve sadece deneyimlerden medet ummayı yeğleyen bir okursanız, “Şiir”deki imgenin mutlak anlamına devrilip sizi ne vakit kurşunlayacağı hiç belli olmaz. Açıp açıp okur, dostlarınızla paylaşırsınız, hatta bir keşif yapmış gibi gönenir-siniz, ama nafiledir tüm bunlar – eksik-tir. Eksik olanı bulabilmekse zaman alır, bazen bir ömür bile harcanabilir bir imgenin peşinde. Fakat, an be an kristalleşen bir hayatın içinde, üstelik de unutmanın keskin virajlarına rağmen nihayet size ulaştığını düşündüğünüz son yerde, bu karanlık ve kurak imgenin aydınlattığı sahihlik, gerçekte olmayan, sizin uydurduğunuz (şiir buna yatkınlıktır en azından) bir anlama denk düşme tehlikesini taşır her zaman.

Devamı »

1

TARİH KAVRAMI ÜZERİNE’Yİ POETİK GÖZLE OKUMA DENEMESİ

 Şule Çankaya’nın hatırasına…

“Sizin senfoninizdir artık çalan. Ben o bir öteki.
İmgeler ise sarmal bir yay. Taze ekmek
kokusudur duydukların. Toprağın sonsuz armonisi.
Çiçekler nasıl da anlatır kurmaca öykülerini.
Düş sepetinde aylak bir öyküsün.
Yolunu çizgilerden arayan. (…)
 
aç avuçlarını
ömrünü kuşatsın kulaklarına ağladıklarım.”
 
 
I.
“Şark oturup beklemenin yeridir. Biraz sabırla her şey ayağınıza gelir.”
Ahmet Hamdi Tanpınar
 
Walter Benjamin Historisizm’i yöntem açısından eleştirirken, tarihsel maddecinin bakışını, kimilerine çok tuhaf gelen devrimci romantizminin çerçevesinde, korkunç ışık fazlası bir kurtulma beklentisinin, mesiyanik inancın üzerine kurar aynı zamanda.

Devamı »

0

MARSİLYA’DA ESRAR

Türkçeleştiren:
Suat Kemal Angı
 
Ön Açıklama: Esrarın etkisini göstermeye başlamasının ilk işaretlerinden biri, “kasvetli bir önsezi ve huzursuzluk hissi, tuhaf, kaçılamaz bir şeyin yaklaşıyor olduğu duygusudur. (…) İmgeler ve imgeler silsilesi, uzun süredir gizli kalan hatıralar belirir; tüm görünümler ve durumlar tecrübe edilir.Bunlar başlangıçta ilginçtir, arada bir zevk bile verir, ama sonunda, onları başınızdan defedemediğiniz noktada, yorgunluğa ve eziyete dönüşür. Olan biten her şeyle birlikte, söyledikleri ve yaptıkları da kişiyi şaşırtır ve teslim alır. Kahkahaları ve söylediği her şey kendi dışında oluyormuş gibi gelir. Aynı zamanda, esinlenmeye ve aydınlanmaya varan deneyimler yaşar. (…) Uzam genişleyebilir; zemin inanılmaz dikleşir; atmosferle ilgili şaşırtıcı olaylar meydana gelir: buğu, saydamlığını yitiren ve ağırlaşan hava.

Devamı »

0

“WALTER Benedix Schönflies BENJAMIN’LE YAŞAMAK”tan 5 fragman…

16 Kasım 2008. Memleketimizin güzide yayınevlerinin birinin çok değerli editörlerinden birisiyle yayınevine sunduğu dosyası üzerinde tartıştığı bir sırada, elindeki “Siz akraba evliliğinden mi oldunuz?” baltasını kendi edebi yaşantısının tam orta yerine bütün gücüyle indiren –hani dün gece rüyama giren!– bir arkadaşım var. (Başka bir yerde ve uzamda olsa, mizah duyumunun en parlak örneklerinden biri olarak işe yaraması kaçınılmaz olan bu kahramanca soruyu, bu durumda arkadaşımın bazı gizli güdülerle kasten sorduğunu düşünmemem için bir neden yok, ama aynı zamanda, onun artık ikiye bölünmüş bir adam olarak yaşadığını da biliyorum! Olsun. O şimdi Ariadne için iplik eğiriyor. “Beri yandan, içeriden evlenmenin, uygun gen bileşimi bulunduğu zaman, şampiyon yarış atları çıkardığı da bilinen bir gerçektir. Belki getto çocukları arasından hem ahmaklar, hem dâhiler çıkmasındaki neden budur. İnsan ister istemez Chaim Weizmann’ın vardığı yargıyı anımsıyor:

Devamı »

0

Açık Dilde Manifesto

Çeviren:
Erdoğan Kul
 

Eğer Şeytan’a da Tanrı’ya da inanmıyorsam, bunca güçlü bir yıkma eğilimi duyuyorsam içimde, mantıkça kabullenebildiğim ilkelerin düzeninde hiçbir şey yoksa eğer, asıl neden etimdedir.

Yıkıyorum, çünkü akıldan ortaya çıkan her şey güvenilmezdir benim için. Ben, ancak iliğimi coşturan kanıta inanırım, kendini Aklın yoluna uydurabilen kanıta değil. Düzlemler buldum sinir alanında. Şimdi kanıtları değerlendirmeye hakkım olduğunu düşünüyorum. Benim için, Aklın alanıyla ilgisi bulunmayan saf etin alanında bir kanıt vardır. Akılla kalp arasındaki çatışkı, tam da benim etimde karar kıldı, ama sinirler tarafından sulanan etimde. Ölçüye gelmez etki alanında sinirlerin sağladığı imge, en yüksek zihinselliğin biçimini alıyor -zihinsellik vasfını soyutlamayı reddettiğim. Demek ki ben, içinde şeylerin gerçek ışımasını taşıyan bir kavramın oluşumunu izliyorum, bana yaratma sesiyle ulaşan bir kavramın. Bir imge aynı zamanda Bilgi değilse ve onun açıklığını taşıdığı kadar özünü de taşımıyorsa, beni tatmin etmez. Kopuk kopuk akıl yürütmelerin bitkin düşürdüğü zihnim, yeni, mutlak bir çekim gücünün çarkına kapılmak istiyor.

Devamı »

0

Çöptür Bütün Yazılanlar

Çeviren:
Erdoğan Kul
 

Aklından geçenlerin bir bölümünü dile getirmeye çalışan şu zıpçıktılar,

domuzdurlar.

Tüm bir edebiyat sahnesi bir domuz ahırıdır, özellikle bugün.
Şu, zihinlerinde referans noktaları bulunanların tümü,
kafalarının belli bir yerinde demek istiyorum,
beyinlerinin iyi lokalize edilmiş bölgelerinde,
şu, diline hâkim olanların tümü,
şu, kendileri için sözcüklerin anlamı olanların tümü,
şu, sözleri anlam taşıyanların tümü,

Devamı »

0

Spinoza Üzerine Bir Mektup

Çeviren:
Erdoğan Kul

Bu dergide şahsıma ithafen yayımlanan son derece yüksek düzeyli makalelerden çok etkilendiğimi ve Lendemanis’nin bu gözü pek davranışından kendi adıma onur duyduğumu belirtmeliyim. Ben de, elimden geldiğince, başından beri ilgimi çekmiş olan Spinoza’ya ilişkin bir sorunu açarak -tüm cesaretimle onun koruyucu kalkanının ardına sığınıp- bu gözü pek davranışınıza bir karşılık vermek istiyorum. Bu, aynı serüvende “yerimi almam” için bir fırsat da olacaktır ayrıca. Büyük filozofların aynı zamanda büyük üslupçular olduğunu düşünüyorum. Felsefenin sözvarlığı üslubun bir ögesiyken; bir yandan ortaya yeni sözcükler sunmakla, bir yandan da sıradan sözcüklere alışılmadık anlamlar yüklemekle üslup, her zaman sözdiziminin bir konusu olmuştur. Ama sözdiziminin kendisi, dizimsel hatta dilsel olmayan (dilin dışında yer alan) şeylere doğru bir tür tazyiktir.

Devamı »

0

Sevmek Gerçekten Olanaklı mı?*

Çeviren: Erdoğan Kul

Sevmek, gerçekten olanaklı mı?

Aşk, yanılsamaların en şehevisidir, çocuğum. Şimdi iyi kulak ver bana: Sevmek, sahiplenmekten başka bir anlam taşımaz.

Peki, seven biri, bu sevgisinin sonucunda neyi sahiplenecektir? Bir bedeni mi? Ona gerçekten sahip olması için onun oluşum ögelerini kendisinin kılması, onu yemesi, kendi bedenine dönüştürmesi gerekmiyor mu?… Bu olanaksız eylem gerçekleştirilse bile, bu ne kadar sürebilir ki? Baksana, bedenlerimiz hep aynı kalmıyor, başkalaşıma uğruyor. Üstelik, gel bakalım bedenimizin mülkiyeti bize mi ait (yalnızca duyularına sahibiz bedenimizin)? Hem, karşımızdakinin bedenine bu yolla sahip olduğumuzu farz etsek bile, o artık bizim kendi bedenimizleşeceğinden, yani başkasının olması artık son bulacağından, aşk için gerekli bir koşul olan öteki varlık ortadan kaybolacak, böylece aşk da yitip gidecektir.

Devamı »

Toplam 2 sayfa, 1. sayfa gösteriliyor.12