<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Ussuz Edebiyat, Düşün ve Sanat Seyri &#187; Felsefe</title>
	<atom:link href="http://www.ussuz.com/category/felsefe/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.ussuz.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Fri, 06 Jan 2012 19:29:13 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>Varlık Üzerine Yeni Açıklamalar</title>
		<link>http://www.ussuz.com/2011/06/varlik-uzerine-yeni-aciklamalar/</link>
		<comments>http://www.ussuz.com/2011/06/varlik-uzerine-yeni-aciklamalar/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 21 Jun 2011 23:25:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Antonin Artaud</dc:creator>
				<category><![CDATA[Antonin Artaud]]></category>
		<category><![CDATA[Deneme]]></category>
		<category><![CDATA[Düzyazı]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Çeviri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ussuz.com/?p=846</guid>
		<description><![CDATA[Çeviren:  Erdoğan Kul Ne görmekteysem ve neye inanıyorsam onu anlatıyorum; gördüğüm şeyi görmediğimi kim söylerse, kafasını koparırım onun. Çünkü ben bağışlanmaz bir Canavarım ve Zaman artık Zaman olmayıncaya kadar bu...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify; padding-left: 420px;">Çeviren:  <strong>Erdoğan Kul</strong></p>
<p style="text-align: justify; padding-left: 30px;">Ne görmekteysem ve neye inanıyorsam onu anlatıyorum; gördüğüm şeyi görmediğimi kim söylerse, kafasını koparırım onun.</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">Çünkü ben bağışlanmaz bir Canavarım ve Zaman artık Zaman olmayıncaya kadar bu böyle devam edecek.</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">Ne Cennet ne Cehennem, eğer varlarsa, bana yükledikleri bu canavarlığa karşı bir şey yapabilirler. Belki kendilerine sunmam için yüklemişlerdi bu canavarlığı bana… Kim bilir?</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">Her durumda, yaralamak için işte beni…</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">Olan her neyse, apaçık görürüm. Ne varolmuyorsa, gerekirse ben yaratacağım onu da.</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">Uzun süre hissettim bu Boşluğu, ama kendimi ona atmayı reddettim. Gördüklerim kadar ben de ödlektim çünkü.<span id="more-846"></span></p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">Şimdi biliyorum, bu dünyayı reddettiğime inanırken, aslında Boşluğu reddetmiş olduğumu.</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">Çünkü biliyorum bu dünyanın varolmadığını, üstelik nasıl varolmadığını.</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">Şimdiye kadar acısını duyduğum şey, Boşluğu reddetmiş olmamdan kaynaklanıyordu.</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">Zaten içimde olan Boşluğu.</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">Birilerinin beni Boşluk aracılığıyla aydınlatmak istediğini ve aydınlanmayı reddettiğimi biliyorum.</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;"> </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ussuz.com/2011/06/varlik-uzerine-yeni-aciklamalar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>HAKİKATİN DERİN AKUSTİĞİ İÇİNDE  ŞİİRSEL ALGIYA KALAN UÇUCU MİRAS: WALTER BENJAMİN</title>
		<link>http://www.ussuz.com/2010/03/hakikatin-derin-akustigi-icinde-siirsel-algiya-kalan-ucucu-miras-walter-benjamin/</link>
		<comments>http://www.ussuz.com/2010/03/hakikatin-derin-akustigi-icinde-siirsel-algiya-kalan-ucucu-miras-walter-benjamin/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 17 Mar 2010 00:17:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Suat Kemal Angı</dc:creator>
				<category><![CDATA[Deneme]]></category>
		<category><![CDATA[Düzyazı]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ussuz.com/?p=590</guid>
		<description><![CDATA[I. &#160; Harikul&#226;de &#231;evirisinin yadsınamaz katkısı bir yana, &#8220;Şiir&#8221;in &#252;zerinizde bıraktığı etkiyi tam anlamıyla kavrayabilmeniz i&#231;in yılların ge&#231;mesi gerekebilir. Hele de, anlamı hor g&#246;r&#252;p imgenin tehlikeli, teklifsiz, ama bir o...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="margin-left: 40px;"><a name="OLE_LINK2"><span><span><span><b><span>I.</span></b></span></span></span></a></div>
<div style="margin-left: 40px;"><span><span><span><span>&nbsp;</span></span></span></span></div>
<div style="margin-left: 40px;"><span><span><span><span><span>Harikul&acirc;de &ccedil;evirisinin yadsınamaz katkısı bir yana, &ldquo;<span>Şiir&rdquo;in &uuml;zerinizde bıraktığı etkiyi tam anlamıyla kavrayabilmeniz i&ccedil;in yılların ge&ccedil;mesi gerekebilir. Hele de, anlamı hor g&ouml;r&uuml;p imgenin tehlikeli, teklifsiz, ama bir o kadar da yaşatıcı boşluğunda salınmayı, sadece ve sadece deneyimlerden medet ummayı yeğleyen bir okursanız, &ldquo;Şiir&rdquo;deki imgenin mutlak anlamına devrilip sizi ne vakit kurşunlayacağı hi&ccedil; belli olmaz. A&ccedil;ıp a&ccedil;ıp okur, dostlarınızla paylaşırsınız, hatta bir keşif yapmış gibi g&ouml;nenir-siniz, ama nafiledir t&uuml;m bunlar &ndash; eksik-tir. Eksik olanı bulabilmekse zaman alır, bazen bir &ouml;m&uuml;r bile harcanabilir bir imgenin peşinde. Fakat, an be an kristalleşen bir hayatın i&ccedil;inde, &uuml;stelik de unutmanın keskin virajlarına rağmen nihayet size ulaştığını d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;ğ&uuml;n&uuml;z son yerde, bu karanlık ve <i>kurak</i> imgenin aydınlattığı sahihlik, ger&ccedil;ekte olmayan, sizin uydurduğunuz (şiir buna yatkınlıktır en azından) bir anlama denk d&uuml;şme tehlikesini taşır her zaman.<span id="more-590"></span> Oysa, hen&uuml;z bu &ldquo;Şiir&rdquo;le rastlaşmadan &ccedil;ok &ouml;nce &ndash;b&uuml;t&uuml;n&uuml;yle sezgisel bir kavrayışla da olsa, kimi yaşam izleklerinin &ccedil;ocukluğunuzun avlusunda bıraktığı ayak izlerinin peşine takılmak adına&ndash; bir i&ccedil; sesin kılavuzluğunda bir ağaca incelikle seslenmiş olabilirsiniz pek&acirc;l&acirc;:</span></span></span></span></span></span><span><span><span><span>&nbsp;</span></span></span></span>&nbsp;</div>
<div style="margin-left: 40px;">&nbsp;</div>
<div style="margin-left: 80px;"><span style="font-size: smaller;">&ldquo;yani kim getirdi sizi&nbsp;</span></div>
<div style="margin-left: 80px;"><span style="font-size: smaller;">duygularını tutumlu kullanması tembihlenmiş</span></div>
<div style="margin-left: 80px;"><span style="font-size: smaller;">bu &ccedil;am ormanının karşısına (&#8230;)</span></div>
<div style="margin-left: 80px;"><span style="font-size: smaller;">ah canım badem ağa&ccedil;ları</span></div>
<div style="margin-left: 80px;"><span style="font-size: smaller;">ne yaşatıcısınız b&ouml;yle</span></div>
<div style="margin-left: 80px;"><span style="font-size: smaller;">duygularınızın sunumundaki sonsuz c&ouml;mertlikle</span></div>
<div style="margin-left: 80px;"><span style="font-size: smaller;">ah canım aptal ve &ccedil;ılgın badem ağa&ccedil;ları&rdquo;</span></div>
<div style="margin-left: 80px;"><span><span><span><span>&nbsp;</span></span></span></span></div>
<div style="margin-left: 40px;"><span><span><span><span><span><span>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ancak &ldquo;&ccedil;ocuk&ccedil;a bir dil eksikliğinin&rdquo; bağışlayabileceği b&ouml;yle bir g&ouml;zlemin dil ile bu eksik fakat ka&ccedil;ınılmaz tasviri, eksikliğin farkına varıldık&ccedil;a her y&ouml;nde genişleyecek, l&acirc;kin, kırılmaz mutlak bir d&ouml;ng&uuml;yle, her ilkyazda &ldquo;d&uuml;ğmelerini imlasız bir rahatlıkla lodosun sevimli yaptığı &ouml;l&uuml;me a&ccedil;an&rdquo; bu ş&ouml;valye ruhlu g&ouml;sterişsiz ağa&ccedil;lara o arkaik g&ouml;zlerle bakma alışkanlığı hi&ccedil; değişmeyecektir. Ki, siz de nicedir, suya duyduğunuz &ouml;zlemle &ccedil;elişen, &ccedil;eliştiği i&ccedil;in de ışık sa&ccedil;ması beklenen bir merakla y&uuml;klenmişsinizdir bu m&uuml;phem imgenin dalına. Aynı &lsquo;yemiş&rsquo;i muazzam bir kedere d&ouml;n&uuml;şt&uuml;ren o &ldquo;Şiir&rdquo;le ilk rastlaşmadan sonra ise, bir dayanışma, olumlanma ve g&ouml;zetlenme beklentisinin keskin ve y&uuml;reklendiren duygusu eşliğinde, bu acı meyvenin kabuğuna yerli yersiz ve daha bir hızla vurmaya başlarsınız. Sırf bu imgenin gizliyor olduğunun hatırına mıdır nedir, kendinizi yaralarsınız da &uuml;stelik. Sol elinizin baş parmağı, aynı elin tetik parmağının taş kıvamındaki sırdaş parmağıdır artık, ve yazı yazan elin &ouml;n&uuml;nde, beyaz k&acirc;ğıdın &uuml;st&uuml;nde durur her seferinde, unutmanıza asla izin vermeyecek bir kararlılıkla ve kıpırdayamadan: </span></span></span></span></span></span></div>
<div style="margin-left: 80px;"><span style="font-size: smaller;">&ldquo;Oysa, zaten, evin bah&ccedil;esi, ya da duvarlardan sonra avlusu demek m&uuml;mk&uuml;n, arkası g&ouml;r&uuml;lmeyen tepeye doğru hafif bir meyille y&uuml;kseliyor, en son g&ouml;z&uuml;n bedenini belinden kıramadığı kadar uzakta, son bademlerden bir sınır &ccedil;iziyordu kendisine. Buradan bile bakışlar duvarı aşıp bademlere deyemiyordu. &Ouml;yleyse durduk yerde bademleri budamak niye akla gelmişti?&rdquo;</span></div>
<div style="margin-left: 80px;"><span style="font-size: smaller;">&ldquo;İlk yaz tatili g&uuml;zeldi, hem &ccedil;ok g&uuml;zel, Side&rsquo;yle Akdeniz&rsquo;e gitmişler, Batık Şehrin tam karşısındaki tepede, Bademli Ev&rsquo;in bah&ccedil;esinde kalmışlar, bah&ccedil;edeki, oysa &ouml;ks&uuml;z bademlerden &ccedil;ok daha b&uuml;y&uuml;k olan, g&ouml;vdesiyle &ouml;ks&uuml;zl&uuml;ğ&uuml; arasındaki bariz kontrast bakanı daha da şaşkınlığa uğratan, ama susuzluğu g&ouml;vdesinden her daim daha g&ouml;rkemli olmuş badem ağa&ccedil;larının, o en k&uuml;lhanbeyi baba bademin altına &ccedil;adırlarını kurmuşlardı&hellip;&rdquo;&nbsp;</span></div>
<div style="margin-left: 80px;"><span style="font-size: smaller;">&ldquo;Side de artık bu ismi sayıklar dururdu ya, aşklarının &ouml;mr&uuml; boyunca, en olmadık yerde, en beklenmedik anda, oysa mutlularken, oysa ger&ccedil;ekten &ccedil;ok mutlularken, mutluluktan u&ccedil;acak kıvama gelmeye sadece bir badem kalmış iken. Durduk yerde, bile bile, bademleri bile kanatan bir karanlık belleğin i&ccedil;i bir cadı kazanı gibi fokur fokur kaynıyor olmalıydı! Tam da b&ouml;yle tariflenebilirdi. Elbette sevilen kadın Deniz&rsquo;in sevgilisi olmamış olsaydı&hellip;&rdquo;</span></div>
<div style="margin-left: 80px;"><span style="font-size: smaller;">&ldquo;Şehirde &ccedil;oktan iki kula&ccedil; y&uuml;kselmiş olan g&uuml;neş, burada, bu g&ouml;lde, karşıdaki &ccedil;imenli t&uuml;mseğin de arkasındaki bademli tepeden hen&uuml;z doğuyor.&rdquo;</span></div>
<div style="margin-left: 80px;"><span style="font-size: smaller;">&ldquo;Hışır, hışır, &ccedil;ıtır, &ccedil;ıtır&hellip; Doğurgan bir yağmur başlamıştı, uzaktaki kırların melankolisine ve tepenin &uuml;st&uuml;ndeki bademlerin şaşkınlığına bulanmış toprağı havalandıran, fesleğen kokan bir g&uuml;z yağmuru&hellip;&rdquo;</span></div>
<div style="margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">&nbsp;</span></div>
<div style="margin-left: 40px;"><span><span><span><span><span><span>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Hatta, bu kararlı duygusallık &ldquo;</span></span></span></span></span></span><span><span><span><span><span>Şiir&rdquo;i<span> yeniden &uuml;retmek c&uuml;retini g&ouml;stermenize neden olur ki, sizi en &ccedil;ok mutlandıran ve onurlandıran da budur:</span></span></span></span></span></span></div>
<div style="margin-left: 40px;"><span><span><span><span><i>&nbsp;</i></span></span></span></span></div>
<div style="margin-left: 80px;"><span style="font-size: smaller;">&ldquo;Bu sesteki alay ise, insanların g&uuml;neşin altında g&ouml;rd&uuml;kleri her şey gibi net, g&ouml;r&uuml;p de yeterince, hatta fazlasıyla anladıklarını d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;kleri kadar ger&ccedil;ekti. Bu ger&ccedil;eklik yaşanılanı aynılaştırıyor, ortaklıklarsa hayatı tahamm&uuml;l edici kılıyordu. Ve fakat hi&ccedil; kimse, g&ouml;z&uuml;n yanıltıcı ipliğini bir ucundan &ccedil;ekip teyeli s&ouml;kmeyi, sonra da bu yuvarlak kamerayı avucuna alıp bir bademle değiştirmeyi aklının ucuna getiremiyordu. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bu olanaksızdı, &ccedil;&uuml;nk&uuml; insanlık pastasının en acı kısmı şairlere ayrılmıştı. Kalanlar a&ccedil;ıkg&ouml;z, kalanlar geveze, kalanlar yumuşak, Side ise &ccedil;ok k&uuml;&ccedil;&uuml;kt&uuml;. Side &ccedil;ok g&uuml;zeldi.&rdquo;</span></div>
<div style="margin-left: 80px;"><span><span><span><span>&nbsp;</span></span></span></span></div>
<div style="margin-left: 80px;"><span><span><span><span>&nbsp;</span></span></span></span></div>
<div style="margin-left: 40px;"><span><span><span><span><b><span>II.</span></b></span></span></span></span></div>
<div style="margin-left: 80px;"><span><span><span><span>&nbsp;</span></span></span></span></div>
<div style="margin-left: 40px;"><span><span><span><span><span>Aylardır <i>Moskova</i> <i>G&uuml;nl&uuml;ğ&uuml;</i>&rsquo;n&uuml;n</span></span></span></span></span><a href="#_edn1" name="_ednref1" title=""><span><span><span><span><span><span><span><span><span style="font-size: 11pt;">[1]</span></span></span></span></span></span></span></span></span></a><span><span><span><span><span> &nbsp;izini s&uuml;r&uuml;yorum. Ge&ccedil;en senenin g&uuml;z&uuml;nde, İstanbul Kitap Fuarı&rsquo;nda yayınevinin katalogunda g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;m, fakat raflarda bulamadığım g&uuml;nden beri. Nihayet ge&ccedil;en hafta, hem de hi&ccedil; aklımda yokken rastlayıverdim G&uuml;nl&uuml;ğe. Uzunca bir s&uuml;re, i&ccedil;imi serinleten &ouml;n kapağı seyrettim &ndash; &ccedil;ok beğenmiştim. Eve bir an &ouml;nce varıp beni bekleyen melankoliyi yaşamak istiyordum. Y&uuml;r&uuml;rken arka kapak yazısını okudum. Metroda kitabın i&ccedil;indeki fotoğraflara baktım. Bazıları bende de vardı ve g&uuml;nl&uuml;ğ&uuml;n el yazısı fotoğrafı odamdaki Benjamin resminin altında asılıydı. </span></span></span></span></span></div>
<div style="margin-left: 40px;"><span><span><span><span><span>Benjamin okumak, tıpkı şiir okumak gibi, metnin &ccedil;arpıcı şiirselliğini tersy&uuml;z edebilmekle olası kuşkusuz. Ne var ki, dudakları a&ccedil;ılmadan &ouml;nce, onun yaşantısının ve yazma bi&ccedil;iminin kendi elinden yapılma imgesi olan, i&ccedil;inde inci vadeden istiridyenin, &ouml;ncelikle bulunması ve su y&uuml;z&uuml;ne &ccedil;ıkarılması gerekliydi. B&ouml;yle bir iddianın bir g&uuml;nl&uuml;k i&ccedil;in ne denli olası olduğunu d&uuml;ş&uuml;nedurayım, bu g&uuml;&ccedil;l&uuml; duygunun okumama eşlik etmesine bir t&uuml;rl&uuml; engel olamıyorum. Dostu Gershom Scholem&rsquo;in &Ouml;ns&ouml;z&rsquo;&uuml;nde yazdığı, &ldquo;Bu &ouml;n&uuml;m&uuml;zdeki belge, s&ouml;z konusu b&ouml;l&uuml;m&uuml; okumuş okurlar i&ccedil;in acı ve y&uuml;rek daraltan bir s&uuml;rpriz olmalıdır,&rdquo; t&uuml;mcesini okuduğumda, (s. 24), s&ouml;z konusu edilen b&ouml;l&uuml;m&uuml;n, Benjamin&rsquo;in hayatına &ouml;zg&uuml; gizemin varlığına teğet bi&ccedil;imde, &ndash;Edit&ouml;r&uuml;n ve &Ccedil;evirmenin Notları&rsquo;nı saymazsak&ndash; kitabın en sonuna/dibine konulmuş olduğunu fark ediyorum. Metni/belgeyi acı bir s&uuml;rprize d&ouml;n&uuml;şt&uuml;recek olan b&ouml;l&uuml;m, Asja Lacis&rsquo;in 1971 yılında yayımlanan <i>Meslekten Devrimci</i> kitabının Benjamin&rsquo;le ilgili anıların anlatıldığı b&ouml;l&uuml;m. S&uuml;rpriz s&uuml;rpriz gibi olmalı, y&uuml;rek daraltmalı diyerek, 170&rsquo;nci sayfaya ş&ouml;yle bir g&ouml;z atıp yeniden kaldığım yere d&ouml;n&uuml;yorum&#8230;</span></span></span></span></span></div>
<div style="margin-left: 40px;"><span><span><span><span><span>G&uuml;nl&uuml;ğ&uuml; okurken kapıldığım duyguları tariflemek olduk&ccedil;a g&uuml;&ccedil;. H&uuml;z&uuml;nl&uuml; bir anlatı olarak okumaya baştan niyetlendiğiniz bir kitapta, Benjamin&rsquo;in kimi metinlerini (<i>Tek Y&ouml;nl&uuml; Yol</i>&rsquo;dan sevgilinin y&uuml;z&uuml;ndeki kırışıklıklarla ilgili b&ouml;l&uuml;m&uuml; &ouml;rneğin) belli ki ger&ccedil;ek &ouml;znesine ilk kez okurken (s. 34), kitaba yayılan merkezi duygudan ka&ccedil;ış yok. Yaratılan bir ara mek&acirc;n var sanki ve sizi de emip i&ccedil;ine alan bu yerde ge&ccedil;miş cisimleşiyor, t&uuml;m dramatik yanıyla h&acirc;l&acirc; yaşanıyor hissi uyanıyor. Moskova&rsquo;yla ilgili keskin ve renkli ayrıntılarda bile, Asja&rsquo;ya d&ouml;n&uuml;k gizli, besleyici bir soluğu sezdiriyor g&uuml;nl&uuml;ğe sinmiş olan i&ccedil;tenlik. Benjamin gibi, her sayfada Asja&rsquo;ya rastlamak beklentisinin gerilimi ve kaleminizin yalnızca ikisinin birlikte olduğu anları anlatan t&uuml;mcelerin altını &ccedil;izmek istemesindeki sabırsızlık&#8230; Bir yazarın platonik yalnızlığındaki kedere, ne denli mahrem olursa olsun, katışmak arzusu bu. A&ccedil;ılımlı ve &ccedil;ok boyutlu &ccedil;&uuml;nk&uuml;: &ldquo;Ve Asja&rsquo;nın hi&ccedil;bir şeyle paylaşmak istemediği o tutkulu ilgiyi, ondan hi&ccedil; cesaret almadan ve dostluk g&ouml;rmeden g&ouml;steremem.&rdquo; (s. 79) Bu zarafet ve kaygı y&uuml;kl&uuml; beklenti, Benjamin&rsquo;in yazarlıktan umduğu insanca ve asgari bir beklenti de aynı zamanda. </span></span></span></span></span></div>
<div style="margin-left: 40px;"><span><span><span><span><span>Kitabı &ldquo;Patolojik Bir Kararsız&rdquo;ın platonik yanına/aşkına duyduğunuz ilgiye d&ouml;n&uuml;k okuyunca, neredeyse her sayfada birden fazla olan, toplam 191 adet son-not ilginizin dağılmaması i&ccedil;in daha fazla &ccedil;aba harcamanızı gerektiriyor. Tıpkı Benjamin&rsquo;in buz kaplı Moskova sokaklarının dar kaldırımlarında hem y&uuml;r&uuml;yebilmek hem de bakabilmek i&ccedil;in sarf etmek zorunda kaldığı ek yorgunluğu duyumsatıyor. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bu notların birka&ccedil; tanesi hari&ccedil; hemen hepsi ikinci ve farklı bir okumaya y&ouml;nelik bilgilendirme ama&ccedil;lı notlar. Edit&ouml;r&uuml;n ve <span style="letter-spacing: -0.1pt;">&Ccedil;evirmenin Notları başlıklı en sondaki b&ouml;l&uuml;m ile asıl metin arasındaki bu sonsuz gidip gelmelerin, bir anda &Ouml;ns&ouml;z&rsquo;de kapıldığım fakat ka&ccedil;ındığım duygunun &ndash;Benjamin&rsquo;in hayatına &ouml;zg&uuml; gizemin varlığına teğet bi&ccedil;imde&ndash; yerine ge&ccedil;tiğini ve aynı zamanda bu duygunun &ldquo;acı ve y&uuml;rek daraltan s&uuml;rpriz&rdquo;ini askıya da almak i&ccedil;in olduğunu fark ediyorum. Ama, bunu yaparken de, her seferinde iki kere olmak &uuml;zere, bu keder dolu s&uuml;rprizin &uuml;zerinden son-not sayısının iki katı kadar ge&ccedil;iyorsunuz. Notların ilgili sayfaların altında dip-not olarak değil de, bu haliyle bir son b&ouml;l&uuml;m olarak kitabın en arkasında sunulmasını, kitabın ruhuna, başka hi&ccedil;bir kitapta olmayacağı kadar yakıştırıyorum. </span></span></span></span></span></span></div>
<div style="margin-left: 40px;"><span><span><span><span><span style="letter-spacing: -0.1pt;">Bu zorunlu kırılma anlarıyla b&ouml;l&uuml;nen okumamın 164&rsquo;&uuml;nc&uuml; sayfasındaki, <i>&ldquo;Patolojik Kararsız&rdquo; Asja Lacis&rsquo;in Anıları ve Gershom Scholem</i></span></span></span></span></span><span><span><span><span><span> başlıklı ve &ccedil;evirmenin değerlendirmesi olan yazıya geldiğimde, bir yazarın &ccedil;evirdiği kitap i&ccedil;in yazdığı değerlendirme yazısının yeri kadar, ilgilendiği konu da şaşırtıyor bir kez daha. &Ccedil;evirmen Cemal Ener yeniden Gershom Scholem&rsquo;in s&ouml;ylediği &ldquo;acı ve y&uuml;rek daraltan s&uuml;rpriz&rdquo;ine y&ouml;nlendiriyor okuru. Sanki herkes kendi penceresinden g&ouml;rebildikleriyle Benjamin&rsquo;in hayatındaki bir giz perdesini aralamaya &ccedil;alışıyor. Aynı yazıdan, Benjamin adının bir d&ouml;nem Gershom Scholem ile Asja Lacis arasındaki zorlu rekabetin nesnesine d&ouml;n&uuml;şt&uuml;ğ&uuml;n&uuml;, Scholem&rsquo;in Kud&uuml;s&rsquo;te g&uuml;venli bir yaşam vaadinin Benjamin cephesindeki nesnel dayanaklarının neler olduğunu ve fakat platonik bir aşkın bu dayanakların &ouml;n&uuml;nde onu nasıl kendi deyimiyle patolojik bir kararsızlığa s&uuml;r&uuml;klediğini okuyoruz. Nihayet, &ccedil;evirmenin yazısında (niyeyse?) kullandığı ve Asja&rsquo;nın anılarındanalıntıladığı t&uuml;mcelerle, Scholem&rsquo;in &ndash;haklı olarak&ndash; g&uuml;nl&uuml;ğ&uuml; neden y&uuml;rek burkan bir s&uuml;rpriz olarak değerlendirmek gerektiğini, Asja&rsquo;nın ağzından &ouml;ğreniyoruz: &ldquo;Bir keresinde yanında İbranice &ouml;ğreten bir kitap taşıyordu; İbranice &ouml;ğrendiğini s&ouml;yledi. Belki de Filistin&rsquo;e gidecekti. Dostu Scholem, orada maddi g&uuml;venliğini sağlayacağını vaat etmişti. Nutkum tutuldu; sonra da aramızda sert bir tartışma &ccedil;ıktı: Normal d&uuml;ş&uuml;nebilen, ilerici bir insanın yolu Moskova&rsquo;ya &ccedil;ıkardı; Filistin&rsquo;e değil. Walter Benjamin&rsquo;in Filistin&rsquo;e gitmesini engelleyen kişinin ben olduğumu rahatlıkla s&ouml;yleyebilirim.&rdquo; (s. 167-168) </span></span></span></span></span></div>
<div style="margin-left: 40px;"><span><span><span><span><span>Acı ve y&uuml;rek daraltan s&uuml;rprizi hem de fazlasıyla aydınlatan bu t&uuml;mcelerle &ndash;Asja&rsquo;nın kitabındaki Benjamin ile ilgili b&ouml;l&uuml;me hen&uuml;z birka&ccedil; sayfa kala&ndash; zamansız ve teklifsiz karşılaşmam bir yana, bu s&ouml;zlerin, Benjamin&rsquo;in &lsquo;Marksist vicdanıyla y&uuml;reği ve duyarlığı&rsquo; arasındaki trajik &ouml;l&uuml;m&uuml;ne dek s&uuml;ren gerilimin, ki yaşadığı/s&uuml;r&uuml;klendiği olayların ger&ccedil;ek nedenidir, sevdiği kadın tarafından sanki hi&ccedil;bir zaman, hi&ccedil;bir şekilde algılanmamış olduğunu d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;rtecek kadar steril bir şekilde &ndash;&ccedil;ok yıllar sonra bile olsa, &ouml;zellikle son t&uuml;mcedeki soğukkanlılıkla&ndash; s&ouml;ylenmiş olması sarsıyor beni. </span></span></span></span></span></div>
<div style="margin-left: 40px;"><span><span><span><span><span>Sanırım, Benjamin kadar, yazma etkinliği ile yaşamı arasında derin ve kederli benzerlikleri olan &ccedil;ok az yazar yaşadı d&uuml;nyamızda. Direnenler direnmekte devam etsin, &ldquo;alegori&rsquo;nin sanatsal algının &ouml;zel bir bi&ccedil;imi&rdquo; olduğu d&uuml;ş&uuml;ncesi ge&ccedil;erliliğini s&uuml;rd&uuml;r&uuml;yor h&acirc;l&acirc;. Tarihin u&ccedil;ucu imgesini en silik, g&ouml;zden d&uuml;şm&uuml;ş nesnelerde bulmayı ama&ccedil;larken &ouml;nerdiği ve yakalanması neredeyse imk&acirc;nsıza yakın o son bakışta beliriverecek olan ışık, hakikatin derin akustiği i&ccedil;inde şiirsel algıya kalan bir miras yalnızca. </span></span></span></span></span></div>
<div style="margin-left: 40px;"><span><span><span><span><span>Acı ve y&uuml;rek daraltan s&uuml;rprizle &ndash;onu sahiplenmekten kendini alamayan &ccedil;evirmen sayesinde, aslında yayıncı sayesinde denmeli belki de!&ndash; beklediğimden &ouml;nce karşılaştığım i&ccedil;in, hemen ardından gelen ve baştan beri s&uuml;rprizin asıl yeri olarak sunulan Asja Lacis&rsquo;in yazısını okumasam mı acaba? Ama kitabın t&uuml;m bi&ccedil;imlenme/d&uuml;zenlenme &ccedil;abalarını aşan, alt&uuml;st eden okuma edimi tek kişilik, deneyim tek kişilik&#8230; Acı/tatlı bir başka s&uuml;rpriz, belki de sadece benim i&ccedil;in ayrılmış ve yalnızca beni bekliyor. Benjamin&rsquo;in incisini koruyan istiridye gibi, bu meyveyi de sert kabukları saklıyor.</span></span></span></span></span></div>
<div style="margin-left: 40px;"><span><span><span><span><span>Kendisi gibi Yahudi olan y&uuml;zyılın bir başka trajik yazıcısı &ldquo;Şiir&rdquo;ini yazarken, bu aşkın rastlantısal başlangıcındaki &lsquo;acı meyveden&rsquo; ne kadar haberliydi acaba? Bu kitaptan benim payıma d&uuml;şen, yazgıyı kuşatan, emip i&ccedil;ine alan en kederli s&uuml;rpriz bu işte: </span></span></span></span></span></div>
<div style="margin-left: 40px;"><span><span><span><span>&nbsp;</span></span></span></span>&nbsp;</div>
<div style="margin-left: 80px;"><span style="font-size: smaller;">Say Bademleri,</span></div>
<div style="margin-left: 80px;"><span style="font-size: smaller;">say acı olup da seni uyanık tutanları,</span></div>
<div style="margin-left: 80px;"><span style="font-size: smaller;">beni de kat aralarına:</span></div>
<div style="margin-left: 80px;">&nbsp;</div>
<div style="margin-left: 80px;"><span style="font-size: smaller;">G&ouml;zlerini aramıştım a&ccedil;tığında,</span></div>
<div style="margin-left: 80px;"><span style="font-size: smaller;">ve kimse bakmadığında y&uuml;z&uuml;ne,</span></div>
<div style="margin-left: 80px;"><span style="font-size: smaller;">o gizli ipliği</span></div>
<div style="margin-left: 80px;"><span style="font-size: smaller;">d&uuml;ş&uuml;ncelerindeki &ccedil;iğ tanesinin&nbsp;</span></div>
<div style="margin-left: 80px;"><span style="font-size: smaller;">i&ccedil;inde hi&ccedil;bir y&uuml;reğe yolu d&uuml;şmemiş</span></div>
<div style="margin-left: 80px;"><span style="font-size: smaller;">s&ouml;zlerin korunduğu testilere</span></div>
<div style="margin-left: 80px;"><span style="font-size: smaller;">k&ouml;pr&uuml; olmuş</span></div>
<div style="margin-left: 80px;"><span style="font-size: smaller;">ipliğine bağladım.</span></div>
<div style="margin-left: 80px;">&nbsp;</div>
<div style="margin-left: 80px;"><span style="font-size: smaller;">İlk kez orada senin oldu adın,</span></div>
<div style="margin-left: 80px;"><span style="font-size: smaller;">emin adımlarla y&uuml;r&uuml;d&uuml;n kendine,</span></div>
<div style="margin-left: 80px;"><span style="font-size: smaller;">suskunluğunun &ccedil;anlarıydı &ouml;zg&uuml;rce &ccedil;alınan,</span></div>
<div style="margin-left: 80px;"><span style="font-size: smaller;">yanına geldi kulak verdiklerin,</span></div>
<div style="margin-left: 80px;"><span style="font-size: smaller;">&ouml;len, sana da sardı kollarını</span></div>
<div style="margin-left: 80px;"><span style="font-size: smaller;">ve &uuml;&ccedil;&uuml;n&uuml;z ge&ccedil;ip gittiniz.</span></div>
<div style="margin-left: 80px;"><span style="font-size: smaller;">akşamın i&ccedil;inden.</span></div>
<div style="margin-left: 80px;"><span style="font-size: smaller;">Beni de d&ouml;n&uuml;şt&uuml;r acıya,</span></div>
<div style="margin-left: 80px;"><span style="font-size: smaller;">kat beni de bademlerin arasına.</span><a href="#_edn2" name="_ednref2" title=""><span><span><span><span><span><span style="font-size: 10pt;"><span><span><span style="font-size: 10pt;">[2]</span></span></span></span></span></span></span></span></span></a></div>
<div style="margin-left: 40px;"><span><span><span><span>&nbsp;</span></span></span></span></div>
<div style="margin-left: 40px;"><span><span><span><span><span><span>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &ldquo;Reich birka&ccedil; haftalığına M&uuml;nih&rsquo;e gitmek zorundaydı. Bense sık sık alışveriş etmek &uuml;zere Daga&rsquo;yla birlikte piazza&rsquo;ya &ccedil;ıkıyordum. Bir seferinde bir d&uuml;kk&acirc;ndan badem satın almak istedim. Ancak bademin İtalyanca&rsquo;sını bilmiyordum ve satıcı da ne istediğimi bir t&uuml;rl&uuml; anlamıyordu. Yanımda bir adam duruyordu ve &ldquo;Hanımefendi, size yardımcı olabilir miyim?&rdquo; dedi. &ldquo;L&uuml;tfen,&rdquo; diye karşılık verdim. Bademleri aldım ve elimdeki paketlerle piazza&rsquo;da y&uuml;r&uuml;meye başladım &ndash; o bey peşimden geldi ve &ldquo;Size eşlik ederek paketlerinizi taşıyabilir miyim?&rdquo; diye sordu. Ona d&ouml;nd&uuml;m &ndash; s&ouml;zlerini s&uuml;rd&uuml;rd&uuml;: &ldquo;Kendimi tanıtmama izin verin &ndash; Doktor Walter Benjamin&rdquo; &ndash; ben de kendi adımı s&ouml;yledim.&rdquo; (s. 170-171) </span></span></span></span></span></span></div>
<div style="margin-left: 40px;"><span><span><span><span>&nbsp;</span></span></span></span></div>
<div style="margin-left: 40px;">&nbsp;</div>
<div style="margin-left: 40px;">&nbsp;</div>
<div style="margin-left: 40px;"><span><span><span><span>&nbsp;</span></span></span></span>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &nbsp; &nbsp; <span style="font-size: smaller;"><b><i>Ankara, </i>11 Haziran 2001</b></span></div>
<div align="right" style="margin-left: 40px;"><span><span><i>&nbsp;</i></span></span></div>
<div align="left" style="margin-left: 40px;"><span><span>&nbsp;</span></span></div>
<div style="margin-left: 40px;"><span>&nbsp;</span></div>
<div style="margin-left: 40px;">&nbsp;</div>
<div style="margin-left: 40px;">&nbsp;</div>
<div>
<p>&nbsp;</p>
<hr width="33%" size="1" align="left" />
<div id="edn1">
<div><a href="#_ednref1" name="_edn1" title=""><span><span><span style="font-size: 10pt;">[1]</span></span></span></a> <span style="font-size: smaller;">Walter Benjamin, <i>Moskova</i> <i>G&uuml;nl&uuml;ğ&uuml;</i>, &ccedil;ev. Cemal Ener (İstanbul: Metis Yayınları, Birinci Basım, Mayıs 2001). </span></div>
</div>
<div id="edn2">
<div><a href="#_ednref2" name="_edn2" title=""><span><span><span style="font-size: 10pt;">[2]</span></span></span></a><span style="font-size: smaller;"> Paul Celan<i>, </i>&ldquo;Beni de Kat Acılara&rdquo;<i>, </i>&ccedil;ev.: Ahmet Cemal. </span></div>
</div>
</div>
<p style="margin-left: 40px;">&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ussuz.com/2010/03/hakikatin-derin-akustigi-icinde-siirsel-algiya-kalan-ucucu-miras-walter-benjamin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>TARİH KAVRAMI ÜZERİNE’Yİ POETİK GÖZLE OKUMA DENEMESİ</title>
		<link>http://www.ussuz.com/2010/02/tarih-kavrami-uzerine%e2%80%99yi-poetik-gozle-okuma-denemesi/</link>
		<comments>http://www.ussuz.com/2010/02/tarih-kavrami-uzerine%e2%80%99yi-poetik-gozle-okuma-denemesi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 05 Feb 2010 03:00:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Suat Kemal Angı</dc:creator>
				<category><![CDATA[Deneme]]></category>
		<category><![CDATA[Düzyazı]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ussuz.com/?p=574</guid>
		<description><![CDATA[&#160;Şule &#199;ankaya&#8217;nın hatırasına&#8230; &#8220;Sizin senfoninizdir artık &#231;alan. Ben o bir &#246;teki. İmgeler ise sarmal bir yay. Taze ekmek kokusudur duydukların. Toprağın sonsuz armonisi. &#199;i&#231;ekler nasıl da anlatır kurmaca &#246;yk&#252;lerini. D&#252;ş...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center; margin-left: 40px;">&nbsp;<span style="font-size: smaller;"><i>Şule &Ccedil;ankaya</i>&rsquo;nın hatırasına&hellip;</span><span style="font-size: smaller;"><br />
</span></p>
<div align="center" style="margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">&ldquo;Sizin senfoninizdir artık &ccedil;alan. Ben o bir &ouml;teki.</span></div>
<div align="center" style="margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">İmgeler ise sarmal bir yay. Taze ekmek</span></div>
<div align="center" style="margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">kokusudur duydukların. Toprağın sonsuz armonisi.</span></div>
<div align="center" style="margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">&Ccedil;i&ccedil;ekler nasıl da anlatır kurmaca &ouml;yk&uuml;lerini.</span></div>
<div align="center" style="margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">D&uuml;ş sepetinde aylak bir &ouml;yk&uuml;s&uuml;n.</span></div>
<div align="center" style="margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">Yolunu &ccedil;izgilerden arayan. (&hellip;)</span></div>
<div align="center" style="margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">&nbsp;</span></div>
<div align="center" style="margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">a&ccedil; avu&ccedil;larını</span></div>
<div align="center" style="margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">&ouml;mr&uuml;n&uuml; kuşatsın kulaklarına ağladıklarım.&rdquo;</span></div>
<div align="center" style="margin-left: 40px;"><i>&nbsp;</i></div>
<div align="center" style="margin-left: 40px;"><i>&nbsp;</i></div>
<div style="margin-left: 40px;"><span style="font-size: small;"><b>I.</b></span></div>
<div style="text-indent: 1cm; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;"><i>&ldquo;Şark oturup beklemenin yeridir. Biraz sabırla her şey ayağınıza gelir.&rdquo;</i></span></div>
<div style="text-indent: 1cm; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">Ahmet Hamdi Tanpınar</span></div>
<div style="text-indent: 1cm; margin-left: 40px;">&nbsp;</div>
<div style="margin-left: 40px;"><span style="">Walter Benjamin Historisizm&rsquo;i y&ouml;ntem a&ccedil;ısından eleştirirken, tarihsel maddecinin bakışını, kimilerine &ccedil;ok tuhaf gelen devrimci romantizminin &ccedil;er&ccedil;evesinde, korkun&ccedil; ışık fazlası bir kurtulma beklentisinin, mesiyanik inancın &uuml;zerine kurar aynı zamanda.<span id="more-574"></span> Fakat onun Marks&rsquo;tan feyiz almış tarih&ccedil;i i&ccedil;in &ouml;nerdiği y&ouml;ntem, tarihin &ccedil;&ouml;pl&uuml;ğ&uuml;nde ilgilendiği şeyler kadar &ndash;ki bunlar en &ccedil;ok Ger&ccedil;ek&uuml;st&uuml;c&uuml; k&ouml;ktenciliğin ilgilendiği şeylerdir&ndash;, imgesini, tarihin/zamanın s&uuml;rekli zincirini her an eylem halindeki bir algının, <i>fl&acirc;neur</i>&rsquo;&uuml;n yakalayıp ancak kırabileceği <i>kesinti</i> anlarında, yani karanlıkta arar. &ldquo;D&uuml;ş&uuml;nme sadece d&uuml;ş&uuml;ncelerin akıp gitmesi değil, aynı zamanda akışın durdurulup d&uuml;ş&uuml;ncelere el konmasıdır.&rdquo;<a title="" name="_ftnref1" href="#_ftn1"><span><span><span style="font-size: 11pt;">[1]</span></span></span></a> Bunun şair/şiir i&ccedil;in anlamı, her ne kadar, birazdan d&uuml;ş&uuml;nceyi yadsıyor gibi g&ouml;r&uuml;necek olsam da, Yaratı&rsquo;dır. &ldquo;D&uuml;ş&uuml;nce birdenbire gerilimlerle y&uuml;kl&uuml; bir k&uuml;melenmede durduğunda, onu şiddetle sarsar, kendisi de bu sarsıntıyla kristalize olur, bir monada d&ouml;n&uuml;ş&uuml;r.&rdquo; (XVII, s. 48) Artık kendinden başka bir şeyle a&ccedil;ıklanamayan ve daha alt bir değere indirgenemeyen bir olgunun, ge&ccedil;mişin derinliklerinde ansızın keşfedilmesi ve karanlıktan kopartılıp alınma &ccedil;abası, ki bu &ccedil;aba &ldquo;o d&ouml;nemden belli bir hayatı, t&uuml;m bir &ouml;m&uuml;rden de bir yapıtı &ccedil;ekip &ccedil;ıkartır&rdquo; (XVII, s. 48), zamanın harcıalem algılanışındaki beklenen/umulan bir kırılma, homojen ve s&uuml;rekli geleceğe doğru devrilen zamanın yadsınmadır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; yaratı &acirc;nında d&uuml;ş&uuml;nce yadsınır. İnsanın aradığı nihai &ccedil;&ouml;z&uuml;m kırılma anlarını g&ouml;zeten bir sı&ccedil;ramanın &uuml;st&uuml;nde g&ouml;r&uuml;n&uuml;r olabilir. Bu poetik bakış &ldquo;&ccedil;ileci bir bakıştır&rdquo; hi&ccedil; kuşkusuz. Karanlıkta her g&uuml;n kendini ama&ccedil;lanmış olarak bulmak istenci, ge&ccedil;miş zamanın bir yerinde ansızın bir ge&ccedil;ide/patikaya rastlamak umudunu fazlasıyla bir adanmışlığa doğru s&uuml;r&uuml;kler. Ge&ccedil;miş karşısındaki bu <i>her an tetikte olma hali</i>, gibi g&ouml;r&uuml;nse de, <i>Karıncayiyen</i> <i>Andr&eacute; Breton</i> imgesindeki, evrensel bilinci keşfetmeye d&ouml;n&uuml;k &ldquo;kımıltısız bekleyiş&rdquo; ile &ccedil;elişmez. Tarihsel maddecinin poetik olması gereken algısı/bakışı, Breton&rsquo;da &ldquo;uyarılmış bekleyişin kapısı olan us&rdquo;tur. Buradaki uyarılmışlık, bekleyiş s&ouml;zc&uuml;ğ&uuml;n&uuml;, t&uuml;m mistik dolayımıyla birlikte, ger&ccedil;ek ve g&ouml;rkemli bir eyleme d&ouml;n&uuml;şt&uuml;r&uuml;r, i&ccedil;ine &ccedil;eker. Şair&rsquo;in yaptığı da zaten, şiirini yazmaya başlayana &ndash;şiiriyle karşılaşacağı kırılma &acirc;nına&ndash; kadar sıkıntılı bekleyişten başka bir şey değildir. Farkında olunmasa da şiir, bu, başkaları i&ccedil;in &ccedil;ok yalın ve anlaşılır g&ouml;r&uuml;nen t&uuml;m olguların şair <span style="color: black;">tarafından bir fırtınanın i&ccedil;inden &ccedil;ıkıp geliyormuş gibi algılandığı, <i>d&uuml;ş&uuml;ncelerle</i> her an ağırlaşan, kararan ve karmaşıklaşan s&uuml;re&ccedil;te kurulur. Şair a&ccedil;ısından şiirin dil/yazı ile var edilmesini eğer, kurulması s&uuml;recinin &uuml;st&uuml;nde ve fakat ondan bağımsız bir bi&ccedil;imde (d&uuml;ş&uuml;nen, duraklayan, durakladığı ya da d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;ğ&uuml; i&ccedil;in kendisini d&uuml;ş&uuml;nceyle yani kendi yapısal bir par&ccedil;asıyla onarma/işleme olanağı bulan bir &ccedil;eşit <i>&uuml;r&uuml;n</i> diye değil de, tam da, s&ouml;z&uuml;n&uuml; ettiğimiz o kapkara d&uuml;ş&uuml;ncelerle sarsıntılı ve sallantılı bekleyişin i&ccedil;inde filizlenen zamanın bilinmez bir anda/yerde kırılmasıyla a&ccedil;ılan &ccedil;atlaktan koşumsuzca/despot&ccedil;a s&ouml;k&uuml;n eden imgeleri &ndash;ki anlamın ta kendisidir bu imgeler&ndash; sadece ve ka&ccedil;ınılmaz bi&ccedil;imde tutmaya &ccedil;abalayan) bir <i>hızlı zaman deneyimi</i> olarak, yani ve kısaca <i>yaratı</i> diye anlarsak, yaratı &acirc;nında şairin yaptığının sadece bir <i>k&acirc;tiplik</i>ten ibaret olduğunu da kavrayabiliriz. Bu tanımlamadan en azından</span> benim kendi payıma &ndash;ilgilenenlere de bir &ouml;neri olarak sadece&ndash; d&uuml;şecek olan, maddeci tarih yazımının, Benjamin&rsquo;de vurgusunu bulan yekpare ama dolaşık bir zaman kavramı bağlamında ilgilenmesi gereken ilk şeyin, b&ouml;yle bir şiir olması gerektiğidir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; anları yağmalayan b&ouml;yle tetik&ccedil;i bir şiir, bilginin t&uuml;m dolayımını, zamanın s&uuml;rekliliğinin kesintiye uğradığı yerde tersy&uuml;z eden &ldquo;muazzam bir kısaltmadır&rdquo; (XVIII, s. 49). Tek bir şiir, t&uuml;m bir hayatın, t&uuml;m bir ge&ccedil;mişin <i>karakutusu</i> olabilme olanağına ve g&uuml;c&uuml;ne sahiptir. Şair anımsanmaması gereken bilgiyi anımsamış, g&ouml;r&uuml;nmemesi gereken g&ouml;r&uuml;nt&uuml;y&uuml; g&ouml;rm&uuml;ş olmasıyla, tam bir &ldquo;Angelus Novus&rdquo;tur (IX, s. 43). Ama baktığı yerde kalması da, yaptığı şey kadar imk&acirc;nsızdır artık. Eğer ki, şiirin negatif g&uuml;c&uuml;n&uuml; aşabilecek bir &uuml;lk&uuml;ye sahip değilse. Bu &uuml;lk&uuml;, o uzamda &ndash;en saf s&ouml;yleyişle tehlikenin i&ccedil;inde&ndash; kendini en sarsıcı şekilde duyumsatan bir <i>birlik</i> idealinden &ccedil;ekip &ccedil;ıkarılabilir ancak. Şiiri, şiirsel dile yakınlaştığı &ouml;l&ccedil;&uuml;de edebiyatı da, sadece bir iletişim sorunsalından &ccedil;ok &ouml;tede, bir arınma ve arındırma projesinin i&ccedil;inde anlamış ve g&ouml;zetmiş olan Ger&ccedil;ek&uuml;st&uuml;c&uuml;ler, Freud ve Marx&rsquo;tan aldıkları ilhamı g&uuml;&ccedil;l&uuml; &ccedil;ağların şairlerinin <i>esini</i> &uuml;st&uuml;nde somutlamaya, yeniden inşa etmeye girişirler. Bu g&ouml;zle bakıldığında, Benjamin&rsquo;in <i>Tarih Kavramı &Uuml;zerine Tezler</i>&rsquo;inden bir şiir okuma/&ccedil;&ouml;z&uuml;mleme rehberi olarak yararlanmak da ka&ccedil;ınılmaz bir durum olacaktır artık.</span></div>
<div style="margin-left: 40px;">&nbsp;</div>
<div style="margin-left: 40px;">&nbsp;</div>
<div align="left" style="margin-left: 40px;"><span style="font-size: small;"><strong>II.</strong></span></div>
<div align="left" style="text-align: left; text-indent: 1cm; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">&ldquo;<i>Kafesin dışında &ouml;tmek zordur</i>&rdquo;</span></div>
<div style="text-indent: 1cm; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">Sultan Veled</span></div>
<div style="text-indent: 1cm; margin-left: 40px;">&nbsp;</div>
<div style="margin-left: 40px;"><span style="">Burada, ge&ccedil;mişe kurtuluş olanağı tanıması a&ccedil;ısından olduğu kadar, şiir a&ccedil;ısından &ouml;nemli olan olgu, imgenin geldiği yer ve ışık/imge sa&ccedil;an, sa&ccedil;ması beklenen nesnenin niteliği a&ccedil;ısından da, Zaman&rsquo;dır. Okuru ilgilendiren durum nedir peki? Şairin yaratıyla yapıtın i&ccedil;ine hapsettiği/g&ouml;md&uuml;ğ&uuml; t&uuml;m denetimleri/donanımları, dolayımları ve karşılaşma anlarını &ndash;yani, hakikati &ccedil;evreleyen <i>ortamı</i>&ndash;, başta kendi karşılaşma &acirc;nıyla birlikte nasıl a&ccedil;ığa &ccedil;ıkarabilir okur? B&ouml;yle bir şeyin olabilirliğini, olasılık oyununun ışıltılı &ccedil;emberinden ge&ccedil;irmekle değil, inancın sadece vadeden ve saflaştık&ccedil;a, netleştik&ccedil;e, en keskin olduğu noktada yıkılma tehlikesini de i&ccedil;ten i&ccedil;e duyumsattığı bilin&ccedil; ile anlamaya &ccedil;alışmak gerekir. &Ouml;yleyse, okur da, tıpkı şair gibi &ccedil;ileci bir y&ouml;ntemi, şiir ile ilişkisinde, ge&ccedil;miş resmini kendi şimdisinde her an i&ccedil;in ama&ccedil;lanmış olarak duyumsamaya en azından hazır olmalıdır. Okur, şiiri anlamanın nedeni olan deneyime a&ccedil;ık olmalıdır. Anlara, hatta anlıklara b&ouml;l&uuml;nm&uuml;ş bu s&uuml;re&ccedil; i&ccedil;indeki katıksız yoğunluk ve dikkat, okur i&ccedil;in bir kırılma &acirc;nını da vaat edebilir pek&acirc;l&acirc;. Bu imk&acirc;nın i&ccedil;inde, &ldquo;Ge&ccedil;mişi tarihsel olarak kurmak &lsquo;onu ger&ccedil;ekten olmuş olduğu&rsquo; gibi tanımak değil, tehlike &acirc;nında birden parlayıveren anıyı ele ge&ccedil;irmektir.&rdquo; (VI, s. 41) Yaratıcı bir s&uuml;recin i&ccedil;inde hatırlamayı &ouml;ğrenmektir. Bunun &ouml;n eğitimi ya da hazırlığı ise, &ouml;ncelikle, &ldquo;zamanın ne homojen ne de boş bir şey olmadığını&rdquo; (Ek B, s. 43) bilmek, ve ardından, ge&ccedil;mişin gizli bir zaman dizini taşıyabileceğini hissetmektir: &ldquo;<b>Ge&ccedil;miş, gizli bir zaman dizini taşır; ona kurtulma kapısını a&ccedil;an budur</b>. Eskileri kuşatmış olan havanın soluğu bize değip ge&ccedil;mez mi? Kulak verdiğimiz seslerde, artık susmuş olanların yankısı yok mudur? Kur yaptığımız kadınların tanımadıkları kızkardeşleri olmamış mıdır? B&ouml;yleyse eğer, bizimle ge&ccedil;miş kuşaklar arasında gizli bir anlaşma var demektir: Bu d&uuml;nyada bekleniyorduk biz. Daha &ouml;nceki her kuşak gibi biz de <i>zayıf</i> bir Mesiyanik g&uuml;&ccedil;le donatılmışız, ge&ccedil;mişin &uuml;st&uuml;nde hak iddia ettiği bir g&uuml;&ccedil;&hellip; Bu iddianın karşılığını vermek kolay değildir.&rdquo; (II, s. 40) &Ccedil;oktan yitirilmiş, sadece anılarda yer kaplayan, fakat tarifi de yapılamayan Koku&rsquo;ya duyulan gizli bir &ouml;zlemdir. Yalnızca şairler bu iddianın karşılığını, ama <i>sayıklayarak</i> ama <i>anımsayarak</i> vermişlerdir. (Sayıklama s&ouml;zc&uuml;ğ&uuml;n&uuml;, şairin yaratı &acirc;nındaki apaydınlık bilincinin, fakat o &acirc;nın/uzamın dışındaki herkes i&ccedil;in, yanlış da olsa ka&ccedil;ınılmaz olarak bir zihin bulanıklığı anlamı taşıdığı kaygısıyla bilerek kullanıyorum.) Yukarıda, II. tezden &uuml;rpererek yaptığım alıntıda (kalın yazarak) vurguladığım ilk t&uuml;mce, &uuml;zerinde en &ccedil;ok d&uuml;ş&uuml;n&uuml;lmesi, akıldan hi&ccedil; &ccedil;ıkarılmaması gereken sihirli bir saptamadır. </span></div>
<div style="margin-left: 40px;"><span style="">Ge&ccedil;miş başlı başına tehlikelidir zaten. Hele, i&ccedil;inde kurtuluşu da vadeden ge&ccedil;miş yaşantının, hen&uuml;z insanlık kurtarılmayı beklerken tek bir kişide anımsanma olanağının belirmesi, karşılaşma &acirc;nının her nasılsa ve ansızın tek bir insanda tezah&uuml;r&uuml; (bu ka&ccedil;ınılmaz şekilde b&ouml;yledir, &ccedil;&uuml;nk&uuml; şiir yazımı da şiir okunması da tek kişiliktir), kendini beklenmedik bir anda h&acirc;l&acirc; capcanlı ge&ccedil;mişin i&ccedil;inde bulanın taşıyabileceğinden &ccedil;ok ama &ccedil;ok fazla bir y&uuml;k&uuml;n altında ve zamansız bir uzamın i&ccedil;inde, fakat minnetle, b&uuml;y&uuml;lenmeyle, ama aynı zamanda da &ccedil;aresizlik ve korku i&ccedil;inde savrulup durması anlamına gelir:</span></div>
<div style="margin-left: 40px;">&nbsp;</div>
<div align="center" style="margin-right: 121.5pt; text-align: center; text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">&ldquo;(&hellip;)</span></div>
<div align="center" style="margin-right: 121.5pt; text-align: center; text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">haksızlık benim dışımda</span></div>
<div align="center" style="margin-right: 121.5pt; text-align: center; text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">inanın</span></div>
<div align="center" style="margin-right: 121.5pt; text-align: center; text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">ava hi&ccedil; gitmedim</span></div>
<div align="center" style="margin-right: 121.5pt; text-align: center; text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">g&ouml;kdelenlere hi&ccedil; sığmadım</span></div>
<div align="center" style="margin-right: 121.5pt; text-align: center; text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">varsa unuttuğum</span></div>
<div align="center" style="margin-right: 121.5pt; text-align: center; text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">siz tamamlayın</span></div>
<div align="center" style="margin-right: 121.5pt; text-align: center; text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">bir BAKTIM</span></div>
<div align="center" style="margin-right: 121.5pt; text-align: center; text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">bir G&Ouml;RD&Uuml;M</span></div>
<div align="center" style="margin-right: 121.5pt; text-align: center; text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">ezilmiş kuşların hepsi</span></div>
<div align="center" style="margin-right: 121.5pt; text-align: center; text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">dokunamadım</span></div>
<div style="margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">&nbsp;</span></div>
<div align="center" style="margin-right: 121.5pt; text-align: center; text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">her şey &ouml;yle i&ccedil; i&ccedil;e</span></div>
<div align="center" style="margin-right: 121.5pt; text-align: center; text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">her şey &ouml;yle yan yana</span></div>
<div align="center" style="margin-right: 121.5pt; text-align: center; text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">mektuplar</span></div>
<div align="center" style="margin-right: 121.5pt; text-align: center; text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">fotoğraflar</span></div>
<div align="center" style="margin-right: 121.5pt; text-align: center; text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">aşklar</span></div>
<div style="margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">&nbsp;</span></div>
<div align="center" style="margin-right: 121.5pt; text-align: center; text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">n&uuml;kte</span></div>
<div align="center" style="margin-right: 121.5pt; text-align: center; text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">vahşet</span></div>
<div align="center" style="margin-right: 121.5pt; text-align: center; text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">mucize</span></div>
<div style="margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">&nbsp;</span></div>
<div align="center" style="margin-right: 121.5pt; text-align: center; text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">ne zormuş meğer ge&ccedil;mişi karıştırmak</span></div>
<div align="center" style="margin-right: 121.5pt; text-align: center; text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">yetişebilmek hızına&rdquo;</span></div>
<div style="margin-left: 40px;">&nbsp;</div>
<div style="margin-left: 40px;"><span style="">Benjamin&rsquo;den aldığımız feyiz ile, şiirin i&ccedil;ine sızmak i&ccedil;in bizi ilgilendiren zaman olgusunu, onun bir t&uuml;mcesini en aşırı boyutta zorlayarak kırmaya &ccedil;alışalım:</span></div>
<div style="margin-left: 40px;"><span style="">Kaba ve maddi şeyler i&ccedil;in yapılan sınıf m&uuml;cadelesinin, nihai noktada incelmiş ve manevi şeyler i&ccedil;in yapılan bir m&uuml;cadele de olduğunu ve en aşırı noktada umut, cesaret, mizah, kurnazlık ve azimk&acirc;rlıkta hayat bulduğunu s&ouml;yler Benjamin. Fakat &ouml;ncesinde, &ldquo;Yine de,&rdquo; diye yazar, kaba ve maddi şeylere ulaşmak i&ccedil;in bile olsa bu &ccedil;abanın gereksindiği zorluğu ayrıksamak, sırtlanılacak b&ouml;ylesi muazzam bir y&uuml;ke karşın elde edilmesi umulanın, yanlış bir tarih bilinci ile beslendiği her saniyede bir, zamanın sonsuzluğu i&ccedil;inde bir vaat olarak, dahası umutsuzluğu k&ouml;r&uuml;kleyen berbat bir şakadan ibaretmiş gibi kalabileceği tehlikesini vurgulamak i&ccedil;in: &ldquo;Yine de sınıf m&uuml;cadelesinde bu değerler, galibin payına d&uuml;şen bir ganimet gibi &ccedil;ıkmaz ortaya.&rdquo; (IV, s. 40) Bu son t&uuml;mceyi incelmiş ve manevi şiirin kapısından girebilmek adına zorladığımız son yerde, John Berger&rsquo;in <i>Resim ve Zaman</i> isimli yazısındaki Benjaminvari sesini duyarız:</span></div>
<div style="margin-left: 40px;">&nbsp;</div>
<div style="margin-left: 80px;"><span style="font-size: smaller;">&ldquo;Bir resim ne zaman bitmiş sayılır? Bir &ccedil;ift ayakkabının teki gibi zaten varolan bir şeyin karşılığı olduğu zaman değil, ressamın o resme &ouml;nceden tasarladığı bi&ccedil;imde en uygun bakma anının gelmesiyle resim biter. Resim yapmanın s&uuml;reci, ister kısa ister uzun olsun, resim yapmak gelecekte o resme bakılacak anları kurma s&uuml;recinden başka bir şey değildir. Ger&ccedil;ekte, ressamın d&uuml;şlediği ne olursa olsun, bu anlar t&uuml;m&uuml;yle &ouml;nceden belirlenemez. Bu anlar hi&ccedil;bir zaman resmin kendisiyle tam olarak doldurulamaz. Buna rağmen, resim gene de t&uuml;m&uuml;yle bu anlara seslenir. (&hellip;)&rdquo;</span><a title="" name="_ftnref2" href="#_ftn2"><span style="font-size: small;">[2]</span></a></div>
<div style="margin-left: 40px;">&nbsp;</div>
<div style="text-align: justify; text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: small;">Ger&ccedil;ek bir şiir eleştirisinin gereksindiği t&uuml;m ve benzer zorlukların &uuml;zerine, tıpkı &lsquo;şiiri eşeleyen şairin karşılaştığı b&uuml;y&uuml;k yokluğun, bu yokluğun sorumluluğunu taşımasının, tehlikesini g&ouml;ze alırken&nbsp;l&uuml;tfuna da katlanmasının&rsquo;</span><span style="font-size: 11pt;"><a title="" name="_ftnref3" href="#_ftn3"><span><span><span style="font-size: 11pt;">[3]</span></span></span></a> </span><span style="font-size: small;">&uuml;rpertici soluğu da &uuml;flendiğinde, bana &ouml;yle geliyor ki, tarihin ilgilendiği ge&ccedil;miş imgesi, aynı zamanda ve en &ccedil;ok şiirin ilgilendiği imgedir.</span></div>
<div style="margin-left: 40px;">&nbsp;</div>
<div style="margin-left: 40px;">&nbsp;</div>
<div style="margin-left: 40px;"><span style="font-size: small;"><strong>III.</strong></span></div>
<div align="left" style="text-align: left; text-indent: 1cm; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">&ldquo;<i>Hakikat, sufilik incinmemektir.</i>&rdquo;</span></div>
<div style="text-indent: 1cm; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">Sun&rsquo;ullah</span></div>
<div style="margin-left: 40px;">&nbsp;</div>
<div style="margin-left: 40px;"><span style="">Benjamin&rsquo;i Benjamin yapan &ccedil;elişki ve bu &ccedil;elişkinin ruhsal ve maddesel tezah&uuml;r&uuml; olan gerilim, bir b&uuml;t&uuml;nl&uuml;k, dahası bu b&uuml;t&uuml;nl&uuml;ğ&uuml;n de nedeni olan bir &Ouml;z&rsquo;den kaynaklanıyordu. O bu k&ouml;ken inancını tek bir an olsun terk etmedi. Etkilere en fazla a&ccedil;ık bir &ccedil;ağda, iki b&uuml;y&uuml;k savaş ortasında, etkilere en fazla a&ccedil;ık bi&ccedil;imde yazdı ve yaşadı. Birbirleriyle bağdaşamayacak gibi duran t&uuml;m meselelerin &ccedil;&ouml;z&uuml;m&uuml;nde, bir enkaz gibi g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml; ge&ccedil;mişin şimdinin zamanında yeniden hayat bulmasında &ndash;kullanılır olmasında&ndash; bu &ouml;z inancını bir l&uuml;tuf gibi algıladı o, ama gizledi de. Neyle gizledi peki? Kuşkusuz bizi burada ilgilendiren onun &ccedil;ileci bir <i>sunak</i> misali yaşadığı ve sonlandırdığı hayatına rağmen hayatının &uuml;st&uuml;nde u&ccedil;uşan haleden &ccedil;ok, oradan yapıtlarının ta dibine sinmiş olan bir &ccedil;eşit gizem olduğu i&ccedil;in, bu sorunun tek yanıtı olmalıdır: Dil. Onun yapıtlarında kullandığı dil, denemenin sınırlarını &ccedil;ok aşan şiirsel bir i&ccedil;e d&ouml;n&uuml;kl&uuml;ğe ve kapalılığa sahiptir. &Ouml;yleyse, hem var edilmesi hem de aktarılması s&uuml;recinde en &ccedil;ok <i>barbarlık</i> var dediği k&uuml;lt&uuml;r, sadece bir enkaz değildi onun i&ccedil;in. Olamazdı &ccedil;&uuml;nk&uuml; şiir de vardı bu enkazın i&ccedil;inde. Ve onun, anlamı beş para ilan etmiş imge avcısı bir d&uuml;ş&uuml;n&uuml;r&uuml;n metinlerini kendi adıma denemeden &ccedil;ok şiir olarak okuduğumda, kendisini kurmaktan &ccedil;ok, her satırda yıkmak, kendisiyle birlikte &lsquo;gelip ge&ccedil;enleri de kanaatlerinden etmek&rsquo; ilkesi, her şeyden &ccedil;ok şiir i&ccedil;in ge&ccedil;erli olan &lsquo;yaratanını aradığı şeyin efendisi yapmayan, tersine neredeyse kendinden kuşkulu ve yok kılması&rsquo;<a title="" name="_ftnref4" href="#_ftn4"><span><span><span style="font-size: 11pt;">[4]</span></span></span></a> ger&ccedil;eğine, yani şiirin soğuk ger&ccedil;eğine yakınlaştırır. Onun mektupları dışında <i>Ben</i> demeden yazmış olması bu ger&ccedil;eği değiştirmez, belki g&uuml;&ccedil;lendirir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; K&auml;te Hamberger&rsquo;in <i>The Logic of Literature</i>&rsquo;da saptadığı &uuml;zere, &ldquo;hakiki bir lirik g&ouml;r&uuml;ng&uuml;,&rdquo; &ndash;ki g&ouml;rmek istedikten sonra fazlasıyla liriktir Benjamin metinleri&ndash; &ldquo;ancak hakiki bir lirik &lsquo;ben&rsquo;in bulunduğu yerde yaşanır.&rdquo; Dahası, Benjamin&rsquo;in yazdığı her satırda kendi yaşam deneyimlerinden, &ouml;zlemlerinden, d&uuml;şlerinden, korkularından izlere rastlamak hi&ccedil; zor olmasa gerektir. Kendisiyle dopdoludur onun yazıları. &lsquo;Benjamin&rsquo;in b&uuml;t&uuml;n &ouml;mr&uuml;nce bize kazandırmak istediği <i>farkındalık</i> dışarıdan getirilmiş bilin&ccedil;le değil, her toplumsal kesimin ve her insanın kendi bilgilenimi ve uyanışı ile olasıdır ve insanlığın nihai anlamda &ouml;zg&uuml;rleşmesini sağlayacak olan Tarih bilincinin izleyeceği yolda &ccedil;ıkış noktası, kişinin kendi yaşam deneyimleridir, kişinin her şeyden &ouml;nce kendisini kendi g&ouml;z&uuml;yle ve kendisi i&ccedil;in &ouml;ğrenmesi gerektiğidir.&rsquo;<a title="" name="_ftnref5" href="#_ftn5"><span><span><span style="font-size: 11pt;">[5]</span></span></span></a> Bir bakıma daha iyi bir geleceğin &ouml;rg&uuml;tlenebilmesi, tek tek insanların kendi varlıklarını &ouml;rg&uuml;tlemeyi başarabilmeleriyle olasıdır. Şiiri bu bireysel &ouml;rg&uuml;tlenmede bir ara&ccedil; olarak g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;m&uuml;z takdirde, insanlığın kurtuluşundaki bedeli daha iyi anlayabiliriz. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bu &ouml;rg&uuml;tlenmede izlenecek yol ne bir harita sunar insana ne de bir pusula. Bu anlamda şiir, Adorno&rsquo;nun deyişiyle, &ldquo;kırılmış bir mutluluğun taşıdığı vaat&rdquo; olarak kalır. </span></div>
<div style="text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="">Benjamin&rsquo;in ilk yazılarıyla (&ouml;zellikle <i>Kendi Başına Dil ve İnsan Dili</i> denemesi) son metni olan <i>Tarih Kavramı &Uuml;zerine</i> arasındaki yakınlık ve b&uuml;t&uuml;nlenme &ccedil;abası şaşırtıcı sayılmamalıdır. Tinsel kurtuluş idealine duyulan inan&ccedil;, arada kendi isteği dışında kırılan, savrulan, ve iki b&uuml;y&uuml;k savaş ortasında kırılması ve savrulması gereken bilincin yeniden onarılması &ccedil;abası değildir asla. Metafizik bir g&ouml;r&uuml;ng&uuml; hi&ccedil; değildir. &Uuml;nsal Oskay&rsquo;ın, Benjamin&rsquo;in hayatında metafiziğin belirli bir yeri olduğunu s&ouml;yleyenlere karşı belirttiği, &ldquo;G&uuml;ndelik hayatımızda metafiziğin belirli bir yeri vardır. Kanıtı somutlaşmayan her umut, bu metafizikle hayatını s&uuml;rd&uuml;r&uuml;r,&rdquo;<a title="" name="_ftnref6" href="#_ftn6"><span><span><span style="font-size: 11pt;">[6]</span></span></span></a> saptaması bile, hakikatin derin akustiği i&ccedil;inde şiirsel algıya kalan bu u&ccedil;ucu mirasın, &lsquo;kaynaktan gelen&rsquo;leyazan bu yazıcının tavrını savunmada eksik kalır. Oysa &ndash;ve &ccedil;&uuml;nk&uuml;&ndash; bu, son kez tekrarlamak istediğim &lsquo;&ouml;yle bir şiirin&rsquo; doğası gereğidir. Bu doğanın merkezinde, adeta Tanrı kelamının devamı gibi kendiliğinden ve birdenbire a&ccedil;ığa &ccedil;ıkan şiirin aşkın ve a&ccedil;ınlayıcı dili vardır. Bu dilin anlaşılırlığını, daha &ouml;nemlisi paylaşılırlığını giderek yitirmesi ve hem modern şair hem de modern okur a&ccedil;ısından olabilirliğini ancak <i>yıkımlarla dolu ağır bir zahmet</i>in i&ccedil;ine &ccedil;eken g&ouml;r&uuml;nt&uuml;s&uuml;, Benjamin&rsquo;in <i>Moskova G&uuml;nl&uuml;ğ&uuml;</i>&rsquo;nde yazdığı ve &lsquo;Yeni &Ccedil;ağ ile birlikte d&uuml;nyevi egemenlik bi&ccedil;imlerinin tinsel otoritesinin yıkılmasıyla başladığını s&ouml;ylediği eğitimsizleştirme tarihi&rsquo;<a title="" name="_ftnref7" href="#_ftn7"><span><span><span style="font-size: 11pt;">[7]</span></span></span></a> ile birlikte d&uuml;ş&uuml;n&uuml;lmelidir. Bu &ccedil;ağla birlikte aşkın/tanrısal coşkunluk uzamının bilgisi (şiirin ve dinin bilgisi) terk edilmeye başlanmış, insanın doğadan kopma, yalnızlaşma s&uuml;reci başlamıştır. Oysa yabancılaşma-&ouml;ncesi d&ouml;nemlerden, &ouml;rneğin Latin şair Lucretius&rsquo;un &ccedil;abasını Italo Calvino, <i>Amerika Dersleri</i>&rsquo;ndeki Hafiflik olgusu bağlamında Gelecek Binyıl İ&ccedil;in Altı &Ouml;neri&rsquo;den biri olarak değerlendirir: &ldquo;G&ouml;r&uuml;nmez olanın şiiri, &ouml;ng&ouml;r&uuml;lmesi olanaksız sonsuz gizilg&uuml;c&uuml;n şiiri, benzeri bi&ccedil;imde hi&ccedil;liğin şiiri, d&uuml;nyanın fizikselliğinden en ufak bir kuşku duymayan bir şairden doğuyor.&rdquo;<a title="" name="_ftnref8" href="#_ftn8"><span><span><span style="font-size: 11pt;">[8]</span></span></span></a> Benzer bir durum Ovidius i&ccedil;in de ge&ccedil;erlidir: &ldquo;Ovidius i&ccedil;in de her şey yeni bi&ccedil;imlere d&ouml;n&uuml;şebilir; Ovidius i&ccedil;in de d&uuml;nyaya ilişkin bilgi d&uuml;nyanın b&uuml;t&uuml;nl&uuml;ğ&uuml;n&uuml;n &ccedil;&ouml;z&uuml;l&uuml;ş&uuml;d&uuml;r; Ovidius i&ccedil;in de her t&uuml;r iktidar ve değer hiyerarşisine karşı, b&uuml;t&uuml;n var olanlar arasında asli bir eşitlik s&ouml;z konusudur. Lucretius&rsquo;un d&uuml;nyasını değişmez atomlar oluştururken, Ovidius&rsquo;un d&uuml;nyasını her bir nesnenin, bitkinin, hayvanın ve bireyin değişkenliğini betimleyen bi&ccedil;imler, &ouml;znitelikler, nitelikler oluşturur; ancak bunlar ortak bir t&ouml;z&uuml;n belli belirsiz mahfazalarından başka bir şey değildir: Derin bir tutkunun harekete ge&ccedil;irmesi durumunda bu ortak t&ouml;z en beklenmedik bi&ccedil;imlere d&ouml;n&uuml;şebilir.&rdquo;<a title="" name="_ftnref9" href="#_ftn9"><span><span><span style="font-size: 11pt;">[9]</span></span></span></a> Calvino&rsquo;nun her iki şairde &ouml;nemsediği, &lsquo;felsefe ve bilime dayalı bir d&uuml;nyayı algılama tarzı olarak fakat şairin kendine &ouml;zg&uuml; dilsel ara&ccedil;larla bağımsız olarak yazıda yarattığı hafiflik, dil de dahil ağırlıkla donanmış dış d&uuml;nya deneyimlerimiz sayesindedir.&rsquo;<a title="" name="_ftnref10" href="#_ftn10"><span><span><span style="font-size: 11pt;">[10]</span></span></span></a> Bu nedenledir ki d&uuml;nyanın zahmetsizliğine gizli bir &ouml;zlemle birlikte dilin hafifliğine de hayranlık duyarız. &Ouml;te yandan ta Antik&ccedil;ağ&rsquo;da, d&uuml;nyaya ilişkin &ldquo;t&uuml;ml&uuml;kl&uuml; algının&rdquo; &ndash;modern d&ouml;nemi anımsatırcasına&ndash; d&uuml;nyaya ilişkin bilginin b&uuml;t&uuml;nl&uuml;ğ&uuml;ndeki &ccedil;&ouml;z&uuml;l&uuml;şte aranışı şaşırtıcıdır. Calvino, Antik&ccedil;ağ&rsquo;da yazılan şiirden tutkunun yerine aklın başat olduğu, t&uuml;m yaşam pratikleriyle doğadan kopmuş modern zaman i&ccedil;in, &ndash;hatta daha &ouml;tesi i&ccedil;in&ndash; yeniden kullanılabilir olacak bir deneyimi/bulguyu &ccedil;ekip &ccedil;ıkarmaya &ccedil;alışır. &ldquo;Tutkularla ger&ccedil;ekleştirilebilen her şey akılla da ger&ccedil;ekleştirilebilmelidir. Elbette kurulu siyasal rejimler, ideolojiler, din ve ahlak sistemleri aklın herkes tarafından &ouml;zg&uuml;rce kullanılmasına izin verirlerse!&rdquo;<a title="" name="_ftnref11" href="#_ftn11"><span><span><span style="font-size: 11pt;">[11]</span></span></span></a> </span></div>
<div style="text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="">Modern şairin dilde rastladığı bu <i>eskil</i> olanak tam da bu onarım i&ccedil;indir. Yargılamayan, sadece adlandırmakla <i>g&ouml;revli</i> bir dildir bu. Bu dilin yapısı en &ccedil;ok Nietzsche&rsquo;nin esin deneyiminde şaşmaz bir kesinlikle aktarılır. İmajın ve benzetmenin gereksiz olduğu, &ccedil;&uuml;nk&uuml; imgenin anlamın kendisi olduğu dilin ve o <i>kapalı</i> uzamın, &ndash;şiirin uzamının sadece&ndash; tasviridir bu. Nesneler ve t&uuml;m şeyler aşkın/tanrısal esinin gelip yakasına yapıştığı şairin sırtında yol almak, ondan dil &ouml;ğrenmek isterler. Bir bakıma kendi dilleriyle kendilerini şaire en <i>dolayımsız</i> (tinsel) halleriyle sunarlar ve yeniden adlandırılmayı umarlar. Peki onlara bu olanağı veren nedir? Başka bir s&ouml;yleyişle, nesneleri g&ouml;r&uuml;n&uuml;r yapan şey nedir?</span></div>
<div style="text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="">Benjamin&rsquo;in tedav&uuml;lden kalkmış sapkın nesnelere duyduğu ilgi, onların yalnızca işlevsiz/arınmış hallerinde beliren <i>g&ouml;r&uuml;nme</i> olanaklarını sezmiş olmasındandır. Blanchot&rsquo;nun da sezmiş olduğu bu olanak, yıpranmış nesnenin b&ouml;ylece &ldquo;ardında varlıktan başka hi&ccedil;bir şeyin olmadığı saf ve yalın benzerliğe kendini bırakması olanağı,&rdquo;<a title="" name="_ftnref12" href="#_ftn12"><span><span><span style="font-size: 11pt;">[12]</span></span></span></a> yani nesnenin imgesine d&ouml;n&uuml;şt&uuml;ğ&uuml; anda g&ouml;r&uuml;n&uuml;r olması, ne yazık ki onun yapıtında belirsizliğini s&uuml;rd&uuml;r&uuml;r ve soyut kalır. Blanchot bu olanağı saptamış olmakla birlikte, imgesine d&ouml;n&uuml;şm&uuml;ş olan nesnenin anlaşılmasını, yani anlamını, bu imgeden keskin bir şekilde bağlantısızlaştırır: &ldquo;Bir nesnenin <i>imgesi</i> bu nesnenin <i>anlamı</i> olmamakla ve onun anlaşılmasına yardım etmemekle kalmaz, onu kendisine benzenecek hi&ccedil;bir şeyi olmayan bir benzerliğin devinimsizliği i&ccedil;inde tutarak oradan &ccedil;ekip alır.&rdquo;<a title="" name="_ftnref13" href="#_ftn13"><span><span><span style="font-size: 11pt;">[13]</span></span></span></a> Nereye g&ouml;t&uuml;r&uuml;r peki? Hi&ccedil;liğe g&ouml;t&uuml;r&uuml;p bırakır&hellip; Blanchot sadece bir yere kadar haklıdır ve yeni hi&ccedil;bir şey s&ouml;ylemez, ya da s&ouml;ylemek istemez. Belki de amacı başkadır. O en &ccedil;ok, şiirin Modern &Ccedil;ağ&rsquo;daki &ndash;ya da Modern &Ccedil;ağ&rsquo;da daha yoğunlaşan&ndash; yok edici g&uuml;c&uuml;n&uuml;n altını &ccedil;izmek ister. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; i&ccedil;inde kendisinin de olduğu bir kurtulma beklentisiyle yazmaz. Oysa g&ouml;z&uuml;n&uuml; hi&ccedil;likte a&ccedil;an, dahası &ldquo;bu d&uuml;nyada işe &ouml;lerek başlayan, şairler ve mistikler&rdquo; bunu bilir. Onların bildiği ve sarsılmaz bir inan&ccedil;la bağlı oldukları şeyi Benjamin devralır ve projelendirmeye &ccedil;alışır. İmge parıltısını, sa&ccedil;ınımını ve par&ccedil;alanımını hi&ccedil;likte de s&uuml;rd&uuml;r&uuml;r, ışık hi&ccedil;likte/karanlıkta kaybolmaz, aksine birikir ve &ccedil;oğalır. Par&ccedil;alanan sadece imgenin ışığı değil kendisidir de aynı zamanda. Bu, yakalanmamış ve adlandırılmamış haliyle her şeyin her şey olabileceği saf bir bi&ccedil;imsizliktir. Tam anlamıyla amorf bir yapıdır. Sadece bir enkaz değildir, billurlaşmaya durmuştur ve kurtarıcısını, g&ouml;ren g&ouml;z&uuml; bekler. İşte tam burada olasılık kazanan, zerrelerine ayrılmış, sonsuzca &ccedil;oğalmış ve karanlığın i&ccedil;inde sa&ccedil;ılmış ışığın/imgenin, &uuml;zerinde odaklanmış g&ouml;z&uuml;n ve d&uuml;ş&uuml;ncenin gerilimi altında tek bir an i&ccedil;in yeniden k&uuml;melenmesiyle g&ouml;r&uuml;n&uuml;r olmasıdır. G&ouml;r&uuml;nen şey anlamdır. Ya da ve bir kez daha Benjamin&rsquo;ce s&ouml;ylersek, kendisini o imgede ama&ccedil;lanmış/adanmış olarak bekleten (inan&ccedil;lı, &uuml;lk&uuml;l&uuml;, ya da kurtuluşu uman) kişinin, hem bir devrimcinin hem de bir romantiğin, en arkaik deyişle sadece bir Avcı&rsquo;nın d&uuml;ş&uuml;ncesi, &ldquo;birdenbire gerilimlerle y&uuml;kl&uuml; bir k&uuml;melenmede durduğunda, onu şiddetle sarsar, kendisi de bu sarsıntıyla kristalize olur, bir monada d&ouml;n&uuml;ş&uuml;r.&rdquo; (XVII, s. 48) Bu monadı yeniden adlandırmaksa, ki &ldquo;fazlasıyla hak edilmiş bir &ouml;zg&uuml;rl&uuml;kt&uuml;r&rdquo; artık, şairin en doğal hakkıdır. Bu hak bir h&uuml;k&uuml;md&uuml;r &ccedil;&uuml;nk&uuml;. </span></div>
<div style="text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="">Şiir uzamı, dilin bir ara&ccedil; olarak kullanılmadığı biricik uzamdır. Tek kelimeyle bir dip, bir k&ouml;kendir. Ama b&ouml;yle bir dilin de, ne yazık ki ve artık tek kullanıcısı şairdir ki, i&ccedil;ine nasıl girdiğini kendisinin bile bilmediği bu yerde, gidebileceği yere kadar gidecek ve nihayet &ccedil;ıkması gerekecektir. &Ccedil;ıkamayanlar, orda kalanlar ise &ouml;l&uuml;r, &ouml;yle ya da b&ouml;yle &ouml;lm&uuml;şlerdir zaten. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; &ldquo;şiiri eşeleyen u&ccedil;urum olarak kendi &ouml;l&uuml;m&uuml;yle karşılaşır.&rdquo;<a title="" name="_ftnref14" href="#_ftn14"><span><span><span style="font-size: 11pt;">[14]</span></span></span></a> Benjamin bu ger&ccedil;eği Blanchot gibi sadece sezmekle kalmamıştır, kuşkusuz yaşamıştır da. Benjamin&rsquo;in bilip de gizlediği şey tam da budur işte: Toplumsal bir re&ccedil;etenin maliyeti, toplumdan &ouml;nce tek tek bireylere d&ouml;n&uuml;kt&uuml;r. &Ouml;l&uuml;m gibi, şiir de aktarılamayacak bir &ouml;zg&uuml;l deneyi varsayar. Ama kurtuluşun başka &ccedil;aresi var mıdır?</span></div>
<div style="text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="">Buradaki itiraz, tersine, şiirle birlikte, dil ile aktarılamayacağı varsayılan bu &ouml;zg&uuml;l deneyimin i&ccedil;inde g&ouml;r&uuml;n&uuml;r olan varoluşa ilişkin hakikatin bile aktarıldığına, hem de ka&ccedil; kez aktarıldığına d&ouml;n&uuml;k olmalıdır. Ama nasıl bir dille? Basbayağı <i>yararsız</i> bir dille&hellip; Bu imge dili ya da &uuml;st-dil, yeniden <i>anımsanmaya</i> muhta&ccedil;tır. Hem de herkes i&ccedil;in, şair i&ccedil;in bile. &Ouml;yleyse her şiir i&ccedil;inde hakikati de barındıran akustik bir yapıdır. Dil&rsquo;in en &ccedil;etrefil sorunu da bu değil midir zaten: harflerin/işaretlerin yerlerini değiştirerek, yeni bi&ccedil;imler i&ccedil;inde sonsuz anlam yaratımı!.. Yahudi mistisizminin y&ouml;ntem a&ccedil;ısından &ouml;nemi buradadır. Ve Benjamin giderayak bunun altını &ccedil;izmek istemiştir bir kez daha.</span></div>
<div style="text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="">Şairin kendi elleriyle inşa ettiği bu &ouml;zg&uuml;rl&uuml;ğ&uuml;n, onu anımsama &acirc;nında ge&ccedil;miş yaşantıyla kurduğu ilişkiye taşıyan zamanın ne homojen ne de boş bir şey olarak algılanmaması, şimdinin zamanındaki kapsayıcı ama hep geriye y&ouml;nsemeli, &ouml;ncelikle <i>unutuşun</i> i&ccedil;inden ge&ccedil;mesi gereken bakışıyla ilişkilendirilebilir. Şairler unutuşun ırmağı olan L&eacute;th&eacute;&rsquo;yi boşu boşuna yery&uuml;z&uuml;nde akıtmazlar. &Ouml;ncelikle unutulması gereken şey, şairin retinasına yeniden (ters bi&ccedil;imde) d&uuml;şt&uuml;ğ&uuml;nde, adsızdır. Unutmak soyutlama olanağının &ouml;nkoşulu gibidir sanki. Unutmak anımsamanın da tek koşuludur zaten. Unutulan şeyin yeniden anımsandığı andan hemen &ouml;nceki bi&ccedil;imsiz/&ccedil;ıplak ve dolayımsız hali şaşırtıcıdır. Ezra Pound&rsquo;un kantosunda, &lsquo;demir tozunda ya da kuğu t&uuml;ylerinde g&uuml;l g&ouml;rebilmek L&eacute;th&eacute;&rsquo;den ge&ccedil;tikten sonradır.&rsquo; &ldquo;Heves o denli hafif, demir yapraklar o denli d&uuml;zenli biz L&eacute;th&eacute;&rsquo;den ge&ccedil;enler i&ccedil;in,&rdquo; dizelerinde, Benjamin&rsquo;in ge&ccedil;mişi de sarıp sarmalamış olan ve h&acirc;l&acirc; soluduğumuz havanın taşıdığı mutluluk/kurtuluş vaadi de sezilir aynı zamanda. B&ouml;ylece, unutmak bir &ccedil;aresizliği duyumsattığı oranda bir olanağın da hazırlayıcısı ve belirleyicisi olur. L&eacute;th&eacute;, unutulmuş bir bilgi &ccedil;eşidine yeniden kavuşabilmek i&ccedil;in zahmetine son bir kez katlanmak zorunda olduğumuz, girmek i&ccedil;in arınmamız gereken cennetin kapısıdır. Edilgin bir bakış değil, tersine etkin bir hazırlık, bir soyunmadır. &ldquo;Ge&ccedil;mişi tarihsel olarak kurmak &lsquo;onu ger&ccedil;ekten olmuş olduğu&rsquo; gibi tanımak değil, tehlike &acirc;nında birden parlayıveren anıyı ele ge&ccedil;irmektir&rdquo; saptamasının şiirdeki &ouml;nceliği budur. Tehlike ise gene de &ouml;l&uuml;ler &uuml;lkesinde, &ouml;l&uuml;m&uuml;n koynunda akan ırmağın, ya da unutmanın/anımsamanın ta kendisidir. Ama bu haliyle kavrayış belki de doğrudan doğruya bir apriori, &lsquo;kaynaktan gelen ham/dolayımsız bilgidir.&rsquo; Bunun hakkını vermek, &ouml;lmek fakat incinmemektir. </span></div>
<div style="text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="">&Ouml;te yandan sistemler kendi s&uuml;reklilikleri i&ccedil;in tehlike barındıran her şeyi, modern insanın karışık/b&ouml;l&uuml;nm&uuml;ş aklında ve hi&ccedil; zorlanmadan d&ouml;n&uuml;şt&uuml;r&uuml;p kullanmada uzmandırlar. Saflığını yitirmiş, bilgeliğine kavuşacak olanakları tasfiye etmiş modern toplumlarda bu nedenledir ki, her &ccedil;eşit &ouml;ng&ouml;r&uuml; aracı estetize edilmiş halleriyle insanların t&uuml;ketimine zararsız/faydalı birer boş zaman etkinliği olarak sunulur. Zamanın boş ve homojen olarak algılandığı umutsuz bir yerde gelecek b&uuml;y&uuml;s&uuml;, artık ve sadece, g&ouml;zlerinden sonra bilinciyle de sakatlanmış insanın &ouml;zg&uuml;rleşimini kendi eliyle olmayan bir geleceğe ertelemesinden başka ne ifade edebilir? &Ouml;z&uuml;nde k&acirc;hinlik olan şiirin başına gelen de bu değil midir?</span></div>
<div style="text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="">Benjamin <i>deneme</i> yazsa da, şiirin gereksindiği gerilimi her t&uuml;mcede yaşar, adeta şiirin varoluşundaki fedak&acirc;rlıkla yazar. Şaşırtıcı olduğu kadar yanıltıcı olan da budur aslında. Her bir t&uuml;mcenin hayat ile &ouml;l&uuml;m arasına sa&ccedil;ılmış ne varsa her şeyi kapsaması gerektiği inancıdır ki, [bu inan&ccedil;] şair sezgisinin doruğundaki bilincin en aşkın haline d&ouml;n&uuml;ş&uuml;r onun <i>deneme</i>lerinde. &ldquo;İnsanlığın b&uuml;t&uuml;n hallerini kendinde bulan, yalnızca kendini araştırarak b&uuml;t&uuml;n bu halleri anlayabileceğine inanan Montaigne&rsquo;vari denemenin&rdquo; (Sunuş, s. 29-30)&nbsp;modern yaşantıyla, &ndash;deneyimin g&ouml;zden d&uuml;şmesine koşut olarak da&ndash; kaybetmek zorunda olduğu kibre rağmen, Benjamin&rsquo;in metaforik bir dille yazmasının nedeni budur. Hatta bu &ouml;znel dil yanında alıntılama y&ouml;ntemini aşılması neredeyse olanaksız girift bir yapının i&ccedil;inde dokumasının, alıntılamanın &ouml;tesinde bir montaj tekniği yaratmasının, daha da &ouml;nemlisi belki, şairce bir sezgiyle kendi trajedisinin de bir halkası olacak olan &ldquo;Alman Yas Oyununun K&ouml;keni&rdquo;ndeki <i>alegori</i> ısrarını herkese rağmen s&uuml;rd&uuml;rmesinin de nedeni budur. Jorge Luis Borges&rsquo;in bile, &ldquo;İzlanda&rsquo;da sinekler!.. Olmaz ki!&rdquo; ile ilişkilendirip &ldquo;Barok &Ccedil;ağ&rsquo;da edebiyat; yoktu ki!&rdquo;<a title="" name="_ftnref15" href="#_ftn15"><span><span><span style="font-size: 11pt;">[15]</span></span></span></a> dediği bir d&ouml;nemin, hi&ccedil;bir zaman sahnelenmemiş oyunlarına &ndash;&ouml;l&uuml; bir edebiyata&ndash; şairce yatkınlığı ve d&uuml;şk&uuml;nl&uuml;ğ&uuml; bundandır. Bug&uuml;n bile &uuml;&ccedil;-beş kişinin inancında yer bulabilen &ldquo;alegorinin sanatsal algının &ouml;zel bir bi&ccedil;imi&rdquo; olduğunu kanıtlama iddiası bundandır. &ldquo;Kendi &ouml;znelliğinden duyduğu utan&ccedil; sayesinde ancak s&uuml;rd&uuml;rebildiği bilgeliğinde&rdquo; (Sunuş, s. 31) Benjamin&rsquo;in anlaşılmamayı g&ouml;ze alarak, kendini muazzam şekilde geri &ccedil;ekerek ta &ouml;telere, neredeyse ge&ccedil;mişin dibine, ayrıntının iliğine savrulmak isteme(me)si bundandır&hellip; </span></div>
<div style="text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="">&Ccedil;&uuml;nk&uuml; en başta ve en &ouml;nce şiir, doğası gereği &ldquo;fiziksel varlığı eriyip yıpranmadan&rdquo; bir enkaza d&ouml;n&uuml;ş&uuml;r, &ccedil;&uuml;nk&uuml; enkazın i&ccedil;inde yazılır. Denemenin tarihsel s&uuml;re&ccedil; i&ccedil;indeki fiziksel/toplumsal koşullara koşut olarak değişen konusuna, diline, var edilme ve aktarılma bi&ccedil;imine rağmen, şiirin &ouml;z&uuml; hi&ccedil; değişmez. Hi&ccedil;bir tarihsel d&ouml;nem bu &ouml;z&uuml;n nedeni değildir. Onu ortaya &ccedil;ıkarmamıştır ve değiştiremez de. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; k&ouml;ken değişmez. Başka bir deyişle, diğer edebiyat t&uuml;rleri gibi deneme de dili bir ara&ccedil; olarak kullanır. Fakat yalnızca şiir, s&uuml;rekliliği bir anda ve topyekun ve sanki olağandışı yaratıcı bir zek&acirc; ile kırabilmesi, kavranılamaz olanı ansızın kavranılabilir kılabildiği/a&ccedil;ımlayabildiği kendi i&ccedil;inde değerli ve &ouml;zg&uuml;l uzamında, &ccedil;aresizliğini de aşıverir. <span style="letter-spacing: -0.1pt;">O &acirc;na kadar aradığı şeye ulaşmak i&ccedil;in ister istemez ara&ccedil; da yaptığı dil, şiirsel yaratı &acirc;nında, Bilmek&rsquo;in bir s&uuml;re&ccedil; olarak yaşattığı t&uuml;m karmaşayı alt&uuml;st edip hakikatin k&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;m&uuml;n&uuml; &ccedil;&ouml;z&uuml;verir. Bu saf dilin anlaşılmaması hi&ccedil; ş&uuml;phesiz bizim <i>safsızlığımızla</i> ilgilidir. Onu imge dili, &uuml;st-dil ya da benzeri şekilde kavramlaştırmaya &ccedil;alışmamız da &ouml;yle. Belki de, hakikatin g&ouml;r&uuml;n&uuml;r olduğu, sonsuzun sonlu şeylerde bi&ccedil;imlendiği, dilin yeniden sessizliğine ulaştığı anda, şiir, artık &ldquo;kambur satran&ccedil; ustasına gerek duymayacak olan kuklanın&rdquo; (I, s. 39) iplerini kopardığı muazzam bir b&uuml;t&uuml;nl&uuml;ğ&uuml;n olanağını da yaratabilecektir.</span> </span></div>
<div style="text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="">Daha geride s&ouml;ylediğim fakat şiiri bir enkaz olarak tanımlamakla yeniden olumsuzladığım &ndash;en azından gibi g&ouml;r&uuml;nd&uuml;ğ&uuml;m&ndash; &ouml;nermeye geri d&ouml;nd&uuml;k ister istemez: &Ouml;yleyse, hem var edilmesi hem de aktarılması s&uuml;recinde en &ccedil;ok <i>barbarlık</i> var dediği k&uuml;lt&uuml;r, sadece bir enkaz değildi onun i&ccedil;in. Olamazdı &ccedil;&uuml;nk&uuml; şiir de vardı bu enkazın i&ccedil;inde. </span></div>
<div style="text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="">İ&ccedil;indeki gizilg&uuml;ce ve vaade rağmen doğası gereği bir enkaz olan, enkazın i&ccedil;inde yazılan şiir, hem var edilmesi hem de aktarılması s&uuml;recinde en &ccedil;ok barbarlık olan k&uuml;lt&uuml;r&uuml;n bir par&ccedil;ası mıdır peki? Hi&ccedil;bir zahmete ve fedak&acirc;rlığa katlanmadan, ya da t&uuml;m bir insanlığın fedak&acirc;rlığını g&ouml;rmezden gelip, tarihi ge&ccedil;mişten kalan bir hazine, bir miras olarak devralan galiplerin tarih anlayışına g&ouml;re, olmamalı. Tersine, onu bir miras gibi değil de bir &ccedil;&ouml;pl&uuml;k olarak devralan, kendilerinden sonrakilere de hazır bir <i>savaş ganimeti</i> gibi devretmeyecek, bununla beraber ge&ccedil;mişin beklentisini kendi kurtuluşu olarak da g&ouml;ren sınıfların en &ccedil;ok sahiplenmesi gerekir bu fedak&acirc;r şiiri. &Uuml;r&uuml;n değil yaratı olan şiirden s&ouml;z ediyorum, hi&ccedil;bir zaman yazıldığı &ccedil;ağda anlaşılmamış olan şiirden, zahmetli olduğu i&ccedil;in hep g&ouml;rmezlikten gelinmiş ve gelinecek olan şiirden&hellip; Galiplerin fakat zamanı gelince g&ouml;rmek istedikleri gibi benimsedikleri ve benimsetmeye &ccedil;alıştıkları şiirden. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, James Joyce&rsquo;un <i>Kutsal G&ouml;rev</i>&rsquo;de dediği işi de &uuml;stlenmiş &ldquo;arıtma m&uuml;shili&rdquo; şiirden:</span></div>
<div style="text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;">&nbsp;</div>
<div style="text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">&ldquo;B&ouml;ylece ferahlatırım mahcup g&ouml;tleri,</span></div>
<div style="text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">Yerine getiririm arıtma g&ouml;revimi.</span></div>
<div style="text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">G&uuml;nahlarım kar gibi paklıyor onları:</span></div>
<div style="text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">Benimle temizliyorlar işkembelerini.&rdquo; </span></div>
<div style="text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;">&nbsp;</div>
<div style="text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="">Benjamin&rsquo;in &ldquo;edebi montaj&rdquo;ı ile sadece sergilediği ve &ldquo;Bir şey s&ouml;ylemem gerekmiyor. Yalnızca g&ouml;stermeliyim&rdquo; dediği &lsquo;ge&ccedil;mişin &ccedil;&ouml;p&uuml;ne <i>sadık</i> kalabilmenin yolu, ona <i>şiddet</i> uygulamaktan ge&ccedil;ecektir&rsquo;. (Sunuş, s. 35) Tıpkı şimdi ge&ccedil;miş olan her ger&ccedil;ek yazıcının zamanında kendilerine de uyguladıkları şiddet gibi. Kafka&rsquo;nın, &ldquo;yazmanın daha yaşarken insanın kendi ipini &ccedil;ekmesinden &ouml;nce vasiyetini yazmasında&rdquo; fark ettiği bir şiddet. Lautr&eacute;amont&rsquo;un şiiri birka&ccedil; kişinin tekelinden kurtarmak, herkesin ondan payını almasını sağlamak i&ccedil;in yapıtını kana bulamasının nedeni olan şiddet. Fakat Benjamin&rsquo;in &ndash;tıpkı eski fig&uuml;rler olmasına rağmen modern ve devrimci işlevleri olan koleksiyoncu ve <i>fl&acirc;neur</i>&rsquo;&uuml; &ouml;nemsemesindeki gibi&ndash; var olan ve verili hayatın d&ouml;n&uuml;ş&uuml;m&uuml;n&uuml; engelleyen geleneğin otoritesini sarsmak, ge&ccedil;mişi t&uuml;m olanaklarıyla &ouml;zg&uuml;r kılmak i&ccedil;in uyguladığı montaj y&ouml;nteminin gerek&ccedil;esinde s&ouml;yledikleri, Breton&rsquo;un &ndash;Platon&rsquo;un &ouml;ğrenmek anımsamaktır saptamasının g&ouml;lgesinde&ndash; kendi davasını yekpare bir inan&ccedil; ve azimle s&uuml;rd&uuml;r&uuml;rken bir anda kapıldığı, &ouml;ğrenilecek yeni bir şey yok duygusuyla da ve <i>şiddetle</i> &ouml;rt&uuml;ş&uuml;yor. Ge&ccedil;mişle zorunlu bir şekilde yakın temasa ge&ccedil;en her şairin hissettiği, ancak en uca gitmeyi başaranların, suyu bulandıran taşları ayıklayıp atmasını becerebilenlerin sadece, ışık fazlası bir aydınlanmayla, bir tersy&uuml;z olmayla &ldquo;biliyorum&rdquo; dedikleri bir duygu bu. Kavramsal a&ccedil;ıdansa, Benjamin&rsquo;in, Hannah Arendt&rsquo;in <i>Illuminations</i> i&ccedil;in yazdığı giriş yazısında &ldquo;sondaj&rdquo;a benzettiği y&ouml;ntemiyle herkes i&ccedil;in olasılık kazanan, uygulanabilir ve kullanılabilir olan bir olgu. Ama y&uuml;z&uuml;n ge&ccedil;mişe d&ouml;n&uuml;k olduğu, ve b&ouml;ylece <i>nefreti</i> ve <i>fedak&acirc;rlığı</i> da g&ouml;rebilen/anımsatan bir duruş gerekli her şeyden &ouml;nce. Kabuğunun &ccedil;atladığı yerde i&ccedil;ine sızabilmek i&ccedil;in zamanın kesinti anlarını kollayan, her g&uuml;n kendisini bu &acirc;na ve ge&ccedil;mişe hazırlayan, onda bir arınma ve kurtulma beklentisini s&uuml;r&uuml;ncemede bırakan bir duruş&hellip; </span></div>
<div style="text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="">İmk&acirc;nsız gibi g&ouml;r&uuml;nen bu duruşu, efendi k&ouml;le ilişkisinin h&acirc;l&acirc; devam ettiği bir &ccedil;ağda durup bakmak i&ccedil;in bile zamanı olmayan, aklını &ouml;zg&uuml;rce kullanması engellenen, &uuml;stelik &lsquo;dili sevmeleri yasaklanmış olduğu i&ccedil;in onun g&ouml;vdesini zedelemeye y&ouml;nelen, karınlarını doyurmak i&ccedil;in s&ouml;zc&uuml;kleri &ccedil;iğneyen, toplumun kendilerinden esirgediği besini dilin nesnel ruhundan &ouml;&ccedil; alırcasına koparıp almaya &ccedil;alışan ve b&ouml;ylece kendi maruz kaldıkları sakatlanmayı iktidarsız bir kuvvetle tekrarlayan yoksul sınıftan&rsquo;<a title="" name="_ftnref16" href="#_ftn16"><span><span><span style="font-size: 11pt;">[16]</span></span></span></a> beklemek insafsız bir &ccedil;elişki gibi g&ouml;r&uuml;nebilir. Fakat bunu onarmanın yolu &lsquo;iş&ccedil;ilerin konuşma tarzlarını yazılı dile karşı &ouml;ne s&uuml;rmek gibi bir gericilik&rsquo; hi&ccedil; değildir. &Ccedil;ok daha zahmetlidir: &ldquo;Yazılı dil sınıfların yabancılaşmasının kodlanmış ifadesi olabilir; ama bunu onarmanın yolu konuşma diline d&ouml;nmek değil, en kesin dilsel nesnelliği tutarlıca s&uuml;rd&uuml;rmektir. Sadece yazıyı &ouml;z&uuml;mleyerek aşan bir konuşma, insan dilini daha şimdiden insani olduğu yalanından kurtarabilir.&rdquo;<a title="" name="_ftnref17" href="#_ftn17"><span><span><span style="font-size: 11pt;">[17]</span></span></span></a> Adorno&rsquo;nun, yabancılaşmayı aşabilmek i&ccedil;in yazıyı &ouml;z&uuml;mseyen konuşma dili beklentisi, Benjamin&rsquo;in keşfettiği y&ouml;ntem sayesinde olasılık kazanacaktır. İnsanlığın katlanmak zorunda olduğu t&uuml;m bu zahmet belki de, eskilerin <u>&ccedil;abasızca sahip olduğu</u> ve fakat bizim unuttuğumuz, bize unutturulan, ve Kafka&rsquo;ya &ldquo;Sahip oluş yoktur, sadece oluş, son nefesi vermeyi, nefessiz kalarak boğulmayı &ouml;zleyen oluş vardır,&rdquo; dedirten ve b&ouml;ylece Rimbaud&rsquo;nun ka&ccedil;ışının da nedeni olan varoluştaki tamamlanamamışlığı duyumsatan farkındalıkta gizlidir. Adaleti istemeye ve dağıtmaya bu eskil farkındalıkla başlamak gerekir: &ldquo;Şiirleri insan yaratmaz, insanın i&ccedil;indeki tanrılık taraf yaratır. İnsandaki bu tanrılık tarafta şiir varsa, ağzını a&ccedil;ar, şiiri s&ouml;yler. İnsandaki bu tanrılık tarafta şiir yoksa, şiir yoksa, şiir s&ouml;yliyebilir, fakat o zaman, bunu yapmasa, daha iyi olur.&rdquo;<a title="" name="_ftnref18" href="#_ftn18"><span><span><span style="font-size: 11pt;">[18]</span></span></span></a></span></div>
<div style="text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="">Benjamin, (Adorno&rsquo;nun anlamakta &ndash;belki de bilerek&ndash; geciktiği) alegorik anlatım ve montaj tekniğiyle aynı zamanda şiir ile modern insan arasındaki gevşemiş bağı da onarmak ister. Şiiri &ouml;ğrenmeyi/okumayı engelleyen şey tam da tarihi doğru &ouml;ğrenmeyi/anlamayı engelleyen şeydir. Hayatın i&ccedil; uzamını bile fragmanlaşmış olarak b&ouml;l&uuml;k p&ouml;r&ccedil;&uuml;k ve şoklarla algılayan, &ouml;zg&uuml;l deneyimden ve &ldquo;tanrılardan uzak d&uuml;şm&uuml;ş insan&rdquo;<a title="" name="_ftnref19" href="#_ftn19"><span><span><span style="font-size: 11pt;">[19]</span></span></span></a> i&ccedil;in &ouml;nerdiği y&ouml;ntem yeni ve zorlu bir bilme ve &ouml;ğrenme bi&ccedil;imine gerek duyar. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; &ouml;z&uuml; değişmese de, yaşanan g&uuml;n&uuml;n par&ccedil;alanmış bi&ccedil;imine ve dilin bu par&ccedil;alanmışlıktan etkilenmesine koşut olarak şiirin de bi&ccedil;imi değişmektedir. Uzak ge&ccedil;mişin acıları ne kadar <i>yabancıysa</i>, şiir de modern insan i&ccedil;in &ouml;ylesine yabancıdır artık. &Ouml;yleyse, bu şiirin yabancılaşmasının aşılması demek, sadece ge&ccedil;mişte kalmış acıların anımsanması, yeniden tadılması anlamına gelmeyecek, ge&ccedil;mişle birlikte kaybolan t&uuml;rl&uuml; bilme bi&ccedil;imlerinin, kimi yaşam pratiklerinin, kapsayıcı bir algının da hatırlanmasına yardım edecektir. Barok d&ouml;nemde &ldquo;totalitesi yanılsamasız kavranamayan bir hayatın ancak şoklar şeklinde algılanmaya başlanması,&rdquo;<a title="" name="_ftnref20" href="#_ftn20"><span><span><span style="font-size: 11pt;">[20]</span></span></span></a> mistifikasyonlarla &ouml;r&uuml;l&uuml; modern yaşantının mutlak bir ger&ccedil;ekliğidir artık. Hayatın olduğundan farklı olarak alegorik anlatımı ve bu anlatımın montaj tekniğiyle kat kat sunumu &ndash;bir bakıma yeniden yeniden yabancılaştırılması&ndash;, tiyatro i&ccedil;in nasıl izleyicide &lsquo;hayatın sahnedeki temsil bi&ccedil;imiyle tamamlanmamış olduğu ve b&ouml;ylece tekrar tekrar bakılması gerektiği hissini vermek&rsquo;<a title="" name="_ftnref21" href="#_ftn21"><span><span><span style="font-size: 11pt;">[21]</span></span></span></a> i&ccedil;inse, bi&ccedil;imle birlikte onun &ouml;rtt&uuml;ğ&uuml; modern şiirin/edebiyatın alegorik dili de aynı kavrayışa hizmet eder. B&uuml;t&uuml;ne ulaşmanın yolu ayrıntıdan ge&ccedil;mek zorundadır, &ccedil;&uuml;nk&uuml; hayatlarımız da yabancısı olduğumuz ayrıntılardır artık ve ayrıntı alegoriktir. Alegori, yanılsamasız kavranılamaz olmuş modern yaşama &uuml;slubunun <i>zorunlu</i> ve fakat <i>yanıltıcı</i> dilidir. Tam da bu sayede, bir şeyin başka bir şey de olabileceği duygusunu yaşatmasıyla, k&ouml;kendeki gizli ger&ccedil;ekliğin a&ccedil;ıklığa kavuşmasını sağlayacak olanağı sunar. Bu olanak Benjamin&rsquo;de en yetkin ve rafine şekline montaj tekniğiyle kavuşur. Bu y&ouml;ntemle Benjamin, &ldquo;Yabancılaşmanın yoğun yaşandığı modern d&ouml;nemi eleştiren sanat&ccedil;ının yabancılaşma-&ouml;ncesi tarih d&ouml;nemlerine edilgin bir nostalji duymasına son vermek ister.&rdquo;<a title="" name="_ftnref22" href="#_ftn22"><span><span><span style="font-size: 11pt;">[22]</span></span></span></a> Bu tıpkı, ya da biraz b&uuml;k&uuml;p okursak, kendi şiiriyle karşılaşma &acirc;nının şokunu yaşayan şairin &ndash;tabii yaşayabilirse&ndash;, bu yaşantıdan &ccedil;ekip &ccedil;ıkardığı ve bilişsel bir tersy&uuml;z oluşla edindiği &ouml;zg&uuml;l deneyim sayesinde &ndash;&ccedil;&uuml;nk&uuml; kendi şiiri evrenin dilidir aynı zamanda&ndash;, fakat belli bir mesafeden, bir korunma i&ccedil;g&uuml;d&uuml;s&uuml;yle, m&uuml;mk&uuml;nse <i>zahmetsizce</i>, incinmeden g&uuml;ndelik hayatın şoklarını da g&ouml;ğ&uuml;slemesini ifade eder. Bu yoğun yabancılaşmadan hi&ccedil;lik değil varlık kurmalıdır şair. Nasıl? Karanlık ge&ccedil;mişte rastladığı, &ldquo;bir zamanlar yaşamış olan canlının kendi tarih d&ouml;neminde dışlanan, anlaşılmayan, işitilmeyen acılarını ve &ouml;zg&uuml;rleşim beklentilerini&rdquo; g&ouml;r&uuml;p işitip, ve fakat aynı zamanda &ldquo;zamanın derinliklerinde ebediyen yaşayabilecek, ebediyen sırrını saklayabilecek inciye d&ouml;n&uuml;şm&uuml;ş&rdquo; olanı, parladığı anda yakalayıp yeniden <i>adlandırarak</i>.<a title="" name="_ftnref23" href="#_ftn23"><span><span><span style="font-size: 11pt;">[23]</span></span></span></a> Yoksa &ldquo;beklenen Mesih değil, Azrail olacaktır.&rdquo;<a title="" name="_ftnref24" href="#_ftn24"><span><span><span style="font-size: 11pt;">[24]</span></span></span></a> Okur a&ccedil;ısından ise, şiir i&ccedil;indeki &ldquo;şaşırtıcı s&ouml;z&rdquo;&uuml;n hayatın başka t&uuml;rl&uuml; de olabileceğine dair <i>uyarıcı</i> ve itici gizilg&uuml;c&uuml; hep ve daima vardır zaten. Benjamin, &lsquo;Ger&ccedil;ek&uuml;st&uuml;c&uuml;lerin alegorik anlatımında &ndash;ve <i>kolaj</i> tekniğinde&ndash; rastladığı ve kendi d&ouml;nemlerinin totalitesi y&uuml;z&uuml;nden a&ccedil;ımlanamamış simgelerin hayatla etkileşiminin diyalektik olarak irdelenebilmesi halinde ortaya, (<b>hem de betimleme d&uuml;zeyinin ilerisinde</b>) 19. y&uuml;zyıl Paris&rsquo;indeki hayatın &ccedil;ıkacağını heyecanla anlamıştır.&rsquo;<a title="" name="_ftnref25" href="#_ftn25"><span><span><span style="font-size: 11pt;">[25]</span></span></span></a></span></div>
<div style="text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="">&ldquo;Modern deneme yazarı,&rdquo; diyor <i>Sunuş</i> yazısında Nurdan G&uuml;rbilek, &ldquo;&Uuml;r&uuml;n&uuml;n&uuml; kendinden &ouml;nce yaşanmış hayatlara tabii kılar: Edebiyat&ccedil;ıdan farklı olarak, deneme yazarının konusu yalnızca bi&ccedil;imlerdir. (&hellip;) Ama bi&ccedil;imlerin de bir hafızası var.&rdquo; (Sunuş, s. 30) Sanırım, &ndash;dolaşımda olan ve genel kabul g&ouml;ren şiirden ve şiir anlayışından farklı olarak&ndash; kendinden &ouml;nceki yaşantılara tabii olan, bi&ccedil;imlerin hafızasını, &ldquo;bi&ccedil;imin altındaki yaşantıyı, manevi i&ccedil;eriği&rdquo; soluyan ve nihayet, denemenin kaybedebileceği olanağı i&ccedil;inde daima barındıracak olan, Şiir&rsquo;dir. Fakat bu unutulmuş ve anımsanmak da istenmeyen haliyle, &ldquo;en &ccedil;ok şairlere yakışan h&uuml;z&uuml;n&rdquo;, &ldquo;orta&ccedil;ağ teologlarının farkında oldukları ve h&uuml;zn&uuml;n ilk nedeni saydıkları geleneğin otoritesi altındaki ve hep galiplerin işine yaramış olan <i>ataletle</i> beslenir.&rdquo; (VII, s. 42) &ldquo;İdeolojinin kurguladığı ve irademize zincirli&rdquo; şiir, &ldquo;d&uuml;nyayı g&uuml;zellik kurtaracak&rdquo; diyen h&uuml;z&uuml;nl&uuml; &lsquo;konuşma dili&rsquo;yle, g&uuml;ya d&uuml;nyayı kurtarmaya soyunmuş insana gerekecek t&uuml;m enerjiyi soğurur. (D&uuml;nyayı kurtarmaya aday insanın, dinlediği m&uuml;zik/okuduğu şiirle bu soylu eylemi arasındaki yaman &ccedil;elişki kadar trajik &ccedil;ok az şey olabilir!)</span><span style=""> Oysa Calvino&rsquo;nun &ldquo;Hafiflik&rdquo; dersinde &ldquo;ağırlığını yitirmiş h&uuml;z&uuml;n diye tanımladığı melankoli&rdquo;<a title="" name="_ftnref26" href="#_ftn26"><span><span><span style="font-size: 11pt;">[26]</span></span></span></a> ile Benjamin, &ldquo;İyimserliğin en olanaksız kılındığı zamanda, k&ouml;t&uuml;mserlikten varılacak bir iyimserliği ısrarla erişebilir kılmaya &ccedil;alışmıştır.&rdquo;<a title="" name="_ftnref27" href="#_ftn27"><span><span><span style="font-size: 11pt;">[27]</span></span></span></a> Tarihsel maddeci gibi şair de ge&ccedil;miş yaşantının t&uuml;m h&uuml;zn&uuml;ne rağmen, ya da tam da bu y&uuml;zden, her an eylem halindeki bir algıyla dolu olmalıdır. Bu, sokağa &ccedil;ıkıp devrim yapmaktan &ouml;nce zihinsel bir terbiye, bu terbiye de dilin ağırlığını sevmeyi yeniden &ouml;ğrenmeyi gerektirir. Bir şiiri &ccedil;&ouml;z&uuml;mlemek devrimden &ccedil;ok daha zahmetli olabilir. Bir olayın tarihsellik kazanması ile şiirin yararlılık kazanması arasında da zamansal a&ccedil;ıdan bir bağ kurulabilir. Şiir, yaşanmış bir olaydan &ccedil;ok daha uzun, bir vaat kadar uzun bir s&uuml;reye gereksinebilir.</span></div>
<div style="text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="">Bilinci &ccedil;oktan kabullense de, Benjamin&rsquo;in toplumsal vicdanı bu kadar bir &ouml;telenmeyi reddeder gibi g&ouml;r&uuml;n&uuml;r zaman zaman. Benjamin her haliyle sınırdadır zaten. Onun şiirsel, yer yer lirik deneme dilinde &ndash;ki lirizmin duyulmasını engelleyen tam da edebi montajın kendisidir&ndash;, birbirleriyle bağdaşmayacak d&uuml;ş&uuml;ncelerin bağdaşabileceği bir olanak sezmesine karşın deneme yazması, ya da yazdıklarının sadece deneme gibi okunması, &ouml;nce de s&ouml;ylediğim gibi, şaşırtıcı olduğu kadar yanıltıcıdır da. Belki de d&uuml;nya bu bağdaşıklığın bir&ccedil;ok erdemli insanda tezah&uuml;r&uuml; sonucunda d&ouml;n&uuml;yordur h&acirc;l&acirc;! Tıpkı Andr&eacute; Breton&rsquo;un <i>İkinci Manifesto</i>&rsquo;da (1929) s&ouml;ylediği gibi:&nbsp;</span></div>
<div style="text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;">&nbsp;</div>
<div style="margin: 0cm 0cm 0.0001pt 80px;"><span style="font-size: smaller;">&ldquo;Her şey bizi şuna inanmaya sevk ediyor ki, zihinde, yaşamla &ouml;l&uuml;m&uuml;n, ger&ccedil;ekle tahayy&uuml;l&uuml;n, ge&ccedil;mişle geleceğin, iletilebilir olanla iletilebilir olmayanın, en yukarıyla en aşağının &ccedil;elişki olarak algılanmadığı belli bir nokta vardır.&rdquo;</span></div>
<div style="margin: 0cm 0cm 0.0001pt 40px; text-indent: 14.2pt;">&nbsp;</div>
<div style="text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="">Alegorik bakış <i>fl&acirc;neur</i>&rsquo;&uuml;n kaynayan ruhunun olduğu kadar sorumlu vicdanının da ayrılmaz bir par&ccedil;asıdır. Hakikatin de i&ccedil;inde sa&ccedil;ıldığı sınırlı bi&ccedil;imlerin sonsuzca deşilme yetisidir alegori, bitimsiz arayışın dilidir. Her kımıltıda b&ouml;l&uuml;n&uuml;p &ccedil;oğalan, birbirini değillerken bir &ouml;z&uuml; yadsımayan, tersine s&uuml;rd&uuml;ren bir canlılığın zorunlu dilidir. Başka bir s&ouml;yleyişle, hakikati barındıran dilsel uzam bu dil sayesinde a&ccedil;ımlanabilecektir. Seyretmenin, bu arkaik becerinin yetkinleştirici g&uuml;c&uuml;n&uuml; bilen, bu gizilg&uuml;c&uuml; bir eyleme d&ouml;n&uuml;şt&uuml;ren tem&acirc;şa adamının aylak ruhuna eklemlenmiş bir başka yeti de melankolidir. Melankoli, keder ve tin dolu aşılamaz doğanın, fakat yitirilmişliğinden doğan muazzam boşlukta yaşamak zorunluluğu, bu boşluğu katlanılır kılabilme, &ouml;yleyse ve bir bakıma onu aşabilme becerisidir. Kısacası, &ldquo;h&uuml;z&uuml;nlenme bilincidir&rdquo;&hellip; Aylak adamın hayata bakma, algılama ve anlamlandırma bi&ccedil;imini oluşturan bilin&ccedil;li se&ccedil;imlerdir hepsi de. Lucretius&rsquo;unkini bilemem ama (ki bu yazının &ccedil;elişkisi değildir!), Benjamin&rsquo;in intiharı da bu se&ccedil;ime dahildir. Ve bana &ouml;yle geliyor ki, Benjamin&rsquo;in vazge&ccedil;işi, &uuml;mitsizliğin ve yorgunluğun davetlisi bir panik duygusuyla girişilmiş bir eylem değildir, fazlasıyla hak edilmiş, bedeli &ouml;denmiş ve inşa edilmiş bir bilin&ccedil;li etkinliktir. Bilincin nihai noktada sağladığı yaşama direncinin kırılma, s&ouml;z konusu bir intihar olduğu i&ccedil;in de, aşılma noktasıdır. Şairce bir yaratıcılığın olanaklarıyla donanmış b&ouml;ylesi kararlı, kutsal ve tehlikeli bir yalnızlıktan doğan d&uuml;ş&uuml;ncelerin parıltısı &ccedil;oğumuz i&ccedil;in &ccedil;elişki olarak kalmaya yazgılıdır yazık ki. Ne gam!..</span></div>
<div style="text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="">Pozitif bilimlerin bile ve h&acirc;l&acirc; bir&ccedil;ok ger&ccedil;ek dışı kabullenmeyle (assumption) işe başladığı, bir&ccedil;ok y&ouml;ntemin analojiler &uuml;st&uuml;nden anlaşılır ve kullanılır olduğu bilindiğine g&ouml;re, onun d&uuml;ş&uuml;ncelerindeki bağdaşıklığı sorgulamak bu kadar kolay ve kesin olmamalı bence. Benjamin&rsquo;i anlayabilmek, tıpkı bir elektronun hareketinin hen&uuml;z g&ouml;r&uuml;lebilmiş ve tanımlanabilmiş olamamasına benzetilebilir pek&acirc;l&acirc;. Elektronun hareketini, ge&ccedil;tiği yerlerde bıraktığı izlerden ancak saptayabilen, hareketi s&uuml;resince tanımlamakta aciz kalan bilim, fakat onu vakum ortamında odaklayıp, y&uuml;ksek gerilim altında daha hızlandırıp işe yarar, kullanılır kılmayı başarmıştır &ccedil;oktan. Hareketin niteliğini tanımlamakta &ccedil;aresiz kalsa da, (bu zorluğu ger&ccedil;ek dışı bir kabullenmeyle aşarak, yani, &ouml;yle ya da b&ouml;yle var olduğunu bilerek) hareketi daha <b>hızlandırıp</b> kullanılabilir kılarak sadece elde edilebilecek bir&ccedil;ok değerli bilgiyi, t&uuml;rl&uuml; yaşamsal alanda insanlığın hizmetine sunmuştur bug&uuml;nk&uuml; insan aklı. Benjamin&rsquo;in hızdan tortop ve g&ouml;zleri kamaştıran deneyimi de ancak onunki gibi bir <b>hızlı zaman deneyimi</b> i&ccedil;inden bakılınca anlaşılır olabilir. Yoksa, sadece hareketin <i>i&ccedil;inde</i> anlamlı olan bir yaşantıyı kavrayabilmek i&ccedil;in hareketi <i>durdurmak</i>, tıpkı elektronun doğasının bozulması gibi bu yaşantının da bozulması anlamına gelir ki, yanılmak ka&ccedil;ınılmaz olabilir. O durgunluğun i&ccedil;inde ne elektron elektrondur, ne de Benjamin Benjamin&rsquo;dir artık. O y&uuml;zden &ldquo;hakikati akustik bir fenomen olarak tanımlar Muazzam Avcı (ve &ldquo;onu kavrama işini de poetik bir iştir&rdquo;) &ndash; sanki kendi u&ccedil;ucu imgesini en &ccedil;ok şairlere, ya da şiirsel algıya miras bırakmak istercesine&hellip; <i>Orospu&ouml;l&ccedil;er</i> adlı şiirinde,</span></div>
<div style="text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;">&nbsp;</div>
<div style="text-align: justify; text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">&ldquo;Hey! ge&ccedil;iniz bu bahisleri,</span></div>
<div style="text-align: justify; text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">benim yanan ciğerimin &ouml;ğ&uuml;t&uuml;lm&uuml;ş tatlı teri!</span></div>
<div style="text-align: justify; text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">O g&uuml;nler ki Cizvitleri &ccedil;atı penceresinden fırlatırken kızgın bir y&uuml;kl&uuml;ğ&uuml;n i&ccedil;inde oturayım diyeydi,&rdquo;&nbsp;</span></div>
<div style="text-align: justify; text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;">&nbsp;</div>
<div style="margin-left: 40px;"><span style="">diyerek, t&uuml;m yarım akıl erdirmeleri, kulu&ccedil;ka s&uuml;releri tamamlanmamış yumurtalar gibi y&uuml;rekte ve akılda yeterince olgunlaşmamış t&uuml;m d&uuml;ş&uuml;nceleri eleştiren bir diğer yazıcı/şair Samuel Beckett, başka bir şiirinde de, <i>Alba</i> isminin muazzam geniş perspektifi i&ccedil;inde muazzam bir kısaltma yapar. Bu genişliğin penceresinden bakınca birbirinin k&uuml;lleri &uuml;st&uuml;ne doğan kentlerin de anlatıldığı bu şiirde Benjamin&rsquo;i ve onun ilgilendiği şeyleri g&ouml;rebilmek hi&ccedil; zor olmasa gerek:</span></div>
<div style="margin-left: 40px;">&nbsp;</div>
<div style="text-align: justify; text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">&ldquo;şafaktan &ouml;nce burada olacaksın</span></div>
<div style="text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">ve Dante ve Logos ve t&uuml;m yery&uuml;z&uuml; tabakaları ve sırlar</span></div>
<div style="text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">ve kızgın demirle dağlanmış ay</span></div>
<div style="text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">şafaktan &ouml;nce burada var edeceğin m&uuml;ziğin</span></div>
<div style="text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">şeffaf y&uuml;zeyinden başka</span></div>
<div style="text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">(&hellip;) </span></div>
<div style="text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">hi&ccedil; kimse değil sen &ccedil;&ouml;melirsin merhametin parmaklarıyla</span></div>
<div style="text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">bu kemik par&ccedil;alarını tanımaya</span></div>
<div style="text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">ama c&ouml;mertliğine bir şey katmayacak</span></div>
<div style="text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">kimin g&uuml;zelliği benden &ouml;nce bir tabaka olacak</span></div>
<div style="text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">simgeler fırtınasından kendiliğinden emilmiş bir sunum </span></div>
<div style="text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">&ouml;yle ki ne g&uuml;neş olsun ne ifşa </span></div>
<div style="text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">ne de bir kurban </span></div>
<div style="text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">sadece ben ve sonra tabaka</span></div>
<div style="text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">ve kaskatı ceset&rdquo;</span></div>
<div style="margin-left: 40px;">&nbsp;</div>
<div style="text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="">Son bir kez tekrar etmek istiyorum. Marksizm&rsquo;i aşan, inan&ccedil;, akıl ve şiire dayalı yeni bir <u>estetik bilin&ccedil;</u> yaratmıştır Benjamin. Buna yeni bir tarih anlayışı demek az gelir, veyahut onun yaptığını, şiirin (kimileri ve saf&ccedil;a ve mecburen deneme dilinin diyor!) aşıldığı ya da kırıldığı bir &uuml;slup olarak g&ouml;rmek de. Marx d&uuml;nyayı, merkezinde iktisat olan bir d&uuml;ş&uuml;nce ile a&ccedil;ıklamaya &ccedil;alıştı, Frankfurt Okulu ise d&uuml;nyayı anlayabilmenin ve anlamlandırabilmenin tek tek değil, fakat t&uuml;m bilimlerin ortaklığı/yardımı ile olası olduğunu kavradı. Benjamin&rsquo;in muazzam farklılığı ise (buna Frankfurt Okulu&rsquo;ndan ayrılan yanı da demek uygun olur), bu y&uuml;ksek bilincin yanına ve eşine belki bir daha hi&ccedil; rastlanılmayacak bir bi&ccedil;imde şiirsel deneyimi, şiirin bilgisini ekleyebilmiş olmasıdır. Sadece şiirsel deneyimin g&ouml;n&uuml;ll&uuml; kurbanlarının anlayabileceği ve hakikatin t&uuml;m tozlaşmış yansımalarının tek bir noktada ve tek bir &acirc;nın i&ccedil;inde, şiirsel dilin en dibinde deriştiği ve mutlaklaştığı bir estetiktir bu ve mecburen kavranılması pozitif aklın sınırlarından taşar. En &ccedil;ok deneyimlere s&uuml;r&uuml;nerek yol alır. Almayı umar, bunu ister. Şairin yalnızca o &acirc;nın i&ccedil;inde g&ouml;rebildiğini, &acirc;nın dışından g&ouml;r&uuml;l&uuml;r, işitilir kılmayı başarmıştır Benjamin. Marx&rsquo;ın, Nietzsche&rsquo;nin ve Rimbaud&rsquo;un deneyimlerinin toplamı ve fazlasıdır onun deneyimi. Zaman, ebedi bir şimdiki &acirc;nın i&ccedil;inde, hayatı değiştirebilecek muazzam gizilg&uuml;c&uuml;n&uuml; ve fakat s&uuml;k&ucirc;t i&ccedil;inde barındırır. Dil, en yetkinleştiği yer olan şiirsel uzamda insanı bekler. Dilin sonsuzluğunun da kaynağı olan b&uuml;y&uuml;s&uuml;, (ya da tersi, b&uuml;y&uuml;s&uuml;n&uuml;n de kaynağı olan sonsuzluğu), b&uuml;y&uuml;lenecek insanı bekler. İşe &ldquo;dil&rdquo; ile b&uuml;y&uuml;lenerek başlayan insan, g&ouml;r&uuml;lmezi g&ouml;rebilecek cesareti edinir. Başka t&uuml;rl&uuml; s&ouml;ylemek gerekirse, yalnızca b&uuml;y&uuml;lenmiş insan hakikatin bitimsiz akustik &ccedil;ağrısına korkmadan kulak verebilir, bu girdaba g&ouml;zlerini dikebilir. Ona doğru sevin&ccedil;le y&uuml;r&uuml;r gider. B&uuml;y&uuml;n&uuml;n i&ccedil;inde ise, &ouml;nceden tanımlanabilmiş herhangi bir beklenti olamaz. <i>(Şiirin &ouml;nkoşulu olduğunu bildiğim bu &ccedil;eşit bir kavrayışın yolunu tıkamama arzusu, Benjamin&rsquo;in bilgiye duyduğu derin a&ccedil;lıkla &ccedil;elişmez. Fakat, Marksizm&rsquo;le olduğu kadar İbranice&rsquo;yle arasına koyduğu bilin&ccedil;li mesafenin bir nedeninin de bu olduğunu s&ouml;yleyebilmek, k&acirc;hinlik olurdu ancak!) </i>Mesih kurtuluşun hem imgesidir, hem de maliyeti. Her an, ama her an &ccedil;ıkıp gelebilecek olması, hayatı değiştirecek olan şiirin ya da felsefenin değil, fakat g&ouml;zlerindeki sihir tanrılarca par&ccedil;alanmış insanoğlunun bilinci &uuml;st&uuml;nde asılı bir h&uuml;k&uuml;md&uuml;r. Herkes hazır olduğunda, Devrim her an kaldığı yerden ama bu kez bitmek &uuml;zere yeniden başlayacaktır.</span></div>
<div style="text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="">Benjamin &ndash;şiir de yazmış olduğunu bilerek s&ouml;yl&uuml;yorum&ndash;, şiirin uzamına belki de hi&ccedil; girmedi &ndash;ya da hep oradaydı&ndash;, ama şairin kendisinin bile bilmediği yeri ve karşılaşma &acirc;nını, herkesin karşılaşma anlarıyla birlikte &uuml;stelik, başka bir a&ccedil;ıdan pırıl pırıl aydınlattı. Giderayak kurtuluşun bence en ge&ccedil;erli re&ccedil;etesini kendi kanıyla yazdı Dr. Walter Benjamin. B&ouml;yle bir eşiğe rastlamış ve onu hissetmiş olmanın kıvancını yaşıyorum. Tek bir kuşku bile duymadan &uuml;stelik&hellip; Adorno&rsquo;nun onun i&ccedil;in s&ouml;yledikleri d&uuml;şsel bir motif değildir, bir &ccedil;eşit <i>masalsı tesad&uuml;f</i>, Benjamin&rsquo;le karşılaşabilmenin &ouml;nkoşuludur kesinlikle, ama kesinlikle: </span></div>
<div style="text-align: justify; text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: small;">&ldquo;Benjamin&rsquo;in s&ouml;ylediği ya da yazdığı her şeyde d&uuml;ş&uuml;nce, masalların ve &ccedil;ocuk kitaplarının vaatlerini her zamanki kaba &lsquo;olgunluk&rsquo;la reddetmek yerine, onları s&ouml;zc&uuml;ğ&uuml; s&ouml;zc&uuml;ğ&uuml;ne ciddiye almış gibidir, o kadar ki, ger&ccedil;ek mutluluğun kendisi şimdi bilginin ufkunda beliriverir&hellip; Ona doğru &ccedil;ekilen herkes, kapalı kapıdaki &ccedil;atlaktan bir an i&ccedil;in ışıklı Noel ağacını g&ouml;ren &ccedil;ocuk gibi hisseder kendini. Işık yalnızca akıl değil hakikat, hakikatin g&ouml;lgesini değil kendisini vadeder.&rdquo; (Sunuş, s. 34)</span></div>
<div style="text-align: justify; text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: small;">&nbsp;</span></div>
<div align="left" style="margin-left: 40px;">&nbsp;</div>
<div align="left" style="margin-left: 40px;"><span style="font-size: small;"><strong>IV.</strong></span></div>
<div style="text-align: justify; text-indent: 1cm; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;"><i>Hi&ccedil; olmayan d&uuml;nya Geliyor ge&ccedil;meye.</i></span></div>
<div style="text-indent: 1cm; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">James Joyce</span></div>
<div style="margin-left: 40px;">&nbsp;</div>
<div style="margin-left: 40px;"><span style="">Tam anlamıyla &ouml;zg&uuml;l bir şiirsel deneyim &uuml;zerinden kurulan ve &lsquo;ilk bakışta&rsquo; &ccedil;ok&ccedil;a analitik g&ouml;r&uuml;len bir poetika&rsquo;nın &lsquo;katı&rsquo; sınırları i&ccedil;ine hangi şairi/şairleri dahil etmeli? Ya da b&ouml;yle bir işe hi&ccedil; kalkışmamalı mı? Sevdiğim, dahası beni insan yapan pek &ccedil;ok şairin tanımlamaya &ccedil;alıştığım gibi yazmış olduğunu iddia etmek, ya da bir şiir tanımının tek şiir tanımı olduğunu s&ouml;ylemek, ya da şiiri tanımlamaya kalkışmak budalalıktan başka ne olabilir? Borges&rsquo;in &ldquo;&ouml;nemli olan okumak değil, yeniden okumaktır&rdquo; s&ouml;z&uuml; anımsanınca, zaten &ccedil;ok okunmalı, hep okunmalı olan şiirin beni bildiğim ve tattığım şeyleri yeniden okumaya ve yeniden tatmaya zorlaması, ya da Benjamin&rsquo;in yazılarındaki alıntıların silahlı eşkıyalar gibi gelip ge&ccedil;enleri kanaatlerinden edecek olması, bana varlığın tıpkı &ldquo;kitap&rdquo; gibi tamamlanmamış bir olgu, bir oluş s&uuml;reci olduğunu ve belki de hep &ouml;yle kalacağını duyumsatması, yaşanılan ve en katıksız haliyle varoluşa d&ouml;n&uuml;k bir şiir deneyiminin i&ccedil;tenliğinden, fakat bu &lsquo;zorunlu&rsquo; uzamdan sonsuzca s&uuml;rg&uuml;n edildiğim şimdiki anda, kuşku duymaya başlamama yetebilir mi? Yaşanılanın yeni bir deneyim değil, unutulmaya yazgılı olduğu i&ccedil;in yeni bir deneyim olmasının bilişsel izd&uuml;ş&uuml;m&uuml;, kendisini şiirsel deneyime adeta bir kurban gibi ve b&uuml;y&uuml;lenmiş olarak teslim eden deneyim sahibine, şiirin &lsquo;aşkın&rsquo; yanı &uuml;zerine s&ouml;z s&ouml;yleme cesareti veriyor. Kuşku duyulacak ya da k&uuml;&ccedil;&uuml;msenecek bir yan yok bunda. Olsa olsa mutluluk ve heyecan duyulabilir.</span></div>
<div style="margin-left: 40px;"><span style="">&ldquo;Ben&rdquo;liğin tek &ouml;zg&uuml;rl&uuml;k alanının benzer bir şiirsel uzam ve bu uzamdaki kavrayış olduğunu, fakat bu uzamdaki kavrayışın almaşık olmadığını d&uuml;ş&uuml;nen şair i&ccedil;in, &ldquo;İmgeler bir boyuttan &ouml;tekine koşarak ancak k&acirc;ğıda d&ouml;k&uuml;lebilir. Bu şiir kurmaca bireyin ve kurulu yaşamın dışına &ccedil;ıkar. Dışına ama ona bakarak. Diğer şiirlerde ise trik traklar vardır sadece.&rdquo;<a title="" name="_ftnref28" href="#_ftn28"><span><span><span style="font-size: 11pt;">[28]</span></span></span></a> </span></div>
<div style="margin-left: 40px;"><span style="">Hi&ccedil; umulmadık bir anda şairi alnından kurşunlayan imgeler nereden gelir peki? Bir kez daha s&ouml;yleyelim: Ge&ccedil;mişten. Ve kuşkusuz bu ge&ccedil;mişte, tanrılarla eğleşen, onların neşelerine ortak olmak istemiş &ldquo;koskocaman şairler&rdquo; de var. Hi&ccedil; ş&uuml;pheniz olmasın, bu şairler aynı zamanda onların yokluklarıyla da karşılaştılar. Peki nasıl bir ge&ccedil;miş bu, şiirin de i&ccedil;inden akıp geldiği? Tekrar etmekte yarar var: Eskileri kuşatmış olan havanın soluğunu tenimizde duyamıyorsak eğer, &ouml;l&uuml; bir ge&ccedil;miş. Ama sadece, geleneğin otoritesindeki g&uuml;venceye yaslandığını d&uuml;ş&uuml;nen ve galip gelenle duygudaş olan bir tarih/şiir anlayışının malı olmuş haliyle &ouml;l&uuml;. Oysa şairin şiirin tortusundaki hakikate beslediği sarsılmaz inan&ccedil; bağlamında algıladığı ve baktığı bi&ccedil;imiyle, dahası, benliğin var olmakla değil, sadece eylem olan şiirin i&ccedil;inde var olmakla &ouml;zg&uuml;r olabildiğini kavramış olmasıyla, William Faulkner&rsquo;ın &ldquo;&ouml;l&uuml; değil; hatta ge&ccedil;medi bile&rdquo; dediği, l&acirc;kin Walter Benjamin&rsquo;in &ldquo;onda kendini ama&ccedil;lanmış olarak bulmayan her bug&uuml;nle birlikte, yitip gitme tehdidini taşıyan&rdquo; bir ge&ccedil;miş.<span style="letter-spacing: -0.1pt;"> &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, &ldquo;Ge&ccedil;mişin ger&ccedil;ek imgesi <i>u&ccedil;ucudur</i>. Ge&ccedil;miş ancak, bir daha g&ouml;r&uuml;nmemek &uuml;zere kendini g&ouml;sterdiği an, birden parlayıp aydınlanıveren bir resim olarak yakalanabilir.&rdquo; (V, s. 41) Onda (o imgede) her g&uuml;n kendini ama&ccedil;lanmış olarak bulmak, &ndash;ta en başta s&ouml;ylediğim gibi ve bu yazının &ccedil;ıkış noktası olduğu &uuml;zere&ndash; aynı zamanda o ge&ccedil;mişte kendini her an adanmış olarak bulmak gibi de okunabilir. Bu adanmışlık halinin dayattığı huzursuzluğu tanımlayabilmek olduk&ccedil;a zor. Stefan Zweig&rsquo;ın H&ouml;lderling i&ccedil;in s&ouml;ylediği gibi, &ldquo;akan s&ouml;z&uuml;n el&ccedil;isinin&rdquo; unutulmuş sorumluluğu, &ldquo;onda huzursuzluğun korkun&ccedil; cini&rdquo; olarak konuşur. Ve bu huzursuzluğu duymak, dahası kendini her g&uuml;n, her an o şiirde ama&ccedil;lanmış olarak sallantıda bekletmek hi&ccedil; kolay bir iş gibi g&ouml;r&uuml;nm&uuml;yor. Zahmet gerektiriyor fazlasıyla. </span></span></div>
<div style="margin-left: 40px;"><span style="">Bu yazı şimdilik, bu zahmete katlanmayacak gene de. Yalnızca ve bu bağlamda, unutulmasa da fazlasıyla g&ouml;rmezlikten gelinen bir b&uuml;y&uuml;k şairi ve onun zahmetli şiirini, tek bir şiiriyle anımsatmakla yetinecek. Selim İleri&rsquo;nin dediği gibi, &ldquo;yaşamı ve &ouml;l&uuml;m&uuml; bir sorgu gibi karşımıza &ccedil;ıkaran Cahit Zarifoğlu şiiri, bir g&uuml;n, &ccedil;ok daha aydınlık bir ortamda acısını asıl okuruna iletecektir.&rdquo; İsmet &Ouml;zel&rsquo;in Zarifoğlu şiirine yakıştırabildiği, &ldquo;Kendinden sonra yazmaya başlayan gen&ccedil; m&uuml;sl&uuml;man şairlere hangi &ouml;zellikleriyle yol g&ouml;stermiş olursa olsun &hellip;&rdquo; gibi, (kasıtlılığını sezsem de) şiirden bihaber olmanın tescili bir budalalıkla değil, fakat, tam da Benjamin&rsquo;in d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;ğ&uuml; anlamıyla &lsquo;saydam&rsquo; bir ge&ccedil;mişe denk d&uuml;şmesiyle, Rasim &Ouml;zden&ouml;ren&rsquo;in onun şiiri i&ccedil;in ortaya attığı iddiayı, bu muazzam şiir i&ccedil;in yapılmış en &ccedil;arpıcı saptama olarak d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yorum:</span></div>
<div style="margin-left: 40px;"><span style="">&ldquo;Aslında Cahit&rsquo;in şiirleriyle İkinci Yeni diye bilinen şairlerin şiirleri incelendiğinde, ve illa bir etkileşme s&ouml;zkonusu edilmek istendiğinde ben Cahit&rsquo;in şiirlerinin <b>kendisinden &ouml;nce gelenleri</b> etkilediğini iddia edeceğim.&rdquo; (Vurgu bana aittir.) </span></div>
<div style="margin-left: 40px;"><span style="">Bir gece yarısı, tetikte olma halinin tetikte olunması gereken bir şiirle karşılaşır karşılaşmaz kalbimi &uuml;rk&uuml;nt&uuml;yle doldurduğu bir Zarifoğlu şiirinden kısa bir alıntıyla son bulsun bu yazı. Daha aydınlık bir gelecekte, onun şiirinin anımsattıklarını yazabilme cesaretine sahip olmayı umarak&hellip; Kierkegaard&rsquo;ın <i>İbrahim&rsquo;e</i> <i>&Ouml;vg&uuml;</i>&rsquo;de, &ldquo;G&uuml;&ccedil;s&uuml;z bir anıdır belki ama yine de y&uuml;celtilmiş bir anıdır,&rdquo; dediği, &ldquo;kahramanın yaradılış g&uuml;zelliği olan anımsama dahisi Şair&rsquo;i&rdquo; minnetle anıyorum.</span></div>
<div style="margin-left: 40px;">&nbsp;</div>
<div style="text-align: justify; text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">&ldquo;Kendime gelince ben kim oluyorum</span></div>
<div style="text-align: justify; text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">Cevherim neyse nereden geliyor</span></div>
<div style="text-align: justify; text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">Nereden nereye ne mi</span></div>
<div style="text-align: justify; text-indent: 14.2pt; page-break-after: auto; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">Duvarların fayans &ccedil;inko benzerleri</span></div>
<div style="text-align: justify; text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">Kendime gelince</span></div>
<div style="text-align: justify; text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">G&ouml;zlerini cihan g&ouml;zlerini</span></div>
<div style="text-align: justify; text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">Ellerini kollarını parmaklarını</span></div>
<div style="text-align: justify; text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">G&ouml;ğs&uuml;me g&ouml;ğs&uuml;me tam y&uuml;z&uuml;me</span></div>
<div style="text-align: justify; text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">Uzatan eşya beyleri</span></div>
<div style="text-align: justify; text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">&Ccedil;anak &ccedil;&ouml;mlek</span></div>
<div style="text-align: justify; text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">varlığına vardığım h&uuml;cre gece</span></div>
<div style="text-align: justify; text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">Her yandan karanlıklar bi&ccedil;ilir</span></div>
<div style="text-align: justify; text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">dikilir &uuml;st&uuml;m&uuml;ze&rdquo;</span></div>
<div style="text-align: justify; text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;">&nbsp;</div>
<div style="text-align: justify; text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;">&nbsp;</div>
<div style="margin-left: 40px;">&nbsp;</div>
<div style="margin-left: 40px;"><b><span style=""><br />
</span></b></div>
<div style="margin-left: 320px;"><span style="font-size: smaller;"><b><i>Ankara, </i></b><b>Haziran2001</b></span></div>
<div>
<p>&nbsp;</p>
<hr width="33%" size="1" align="left" />
<div id="ftn1">
<div><a title="" name="_ftn1" href="#_ftnref1"><span style="font-size: 9pt;"><span><span><span style="font-size: 9pt;">[1]</span></span></span></span></a><span style="font-size: 9pt;"> Walter Benjamin, &ldquo;Tarih Kavramı &Uuml;zerine&rdquo;, <i>Son Bakışta Aşk</i>, fragman XVII, s. 48. Yazının devamında, Benjamin&rsquo;in <i>tezlerinden</i> yapılan diğer t&uuml;m alıntıların fragman ve sayfa numaraları metnin i&ccedil;inde verilmiştir. Aynı yapıtın Nurdan G&uuml;rbilek imzalı Sunuş kısmından yapılan alıntılar ve değinmeler de gene aynı şekilde (Sunuş, sayfa numarası) belirtilmiştir. </span></div>
</div>
<div id="ftn2">
<div><a title="" name="_ftn2" href="#_ftnref2"><span style="font-size: 9pt;"><span><span><span style="font-size: 9pt;">[2]</span></span></span></span></a><span style="font-size: 9pt;"> John Berger, <i>Şiirin Saati</i>, &ccedil;ev.: G&ouml;n&uuml;l &Ccedil;apan (İstanbul: Adam Yayınları, Mart 1988, 1. Basım), s. 43. </span></div>
</div>
<div id="ftn3">
<div><a title="" name="_ftn3" href="#_ftnref3"><span style="font-size: 9pt;"><span><span><span style="font-size: 9pt;">[3]</span></span></span></span></a><span style="font-size: 9pt;"> Bkz. Maurice Blanchot, <i>Yazınsal Uzam</i>, &ccedil;ev.: S&uuml;nd&uuml;z &Ouml;zt&uuml;rk Kasar (İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, Aralık 1993), s. 34. Ayrıca, bkz. &ldquo;Şiir/Sinema ya da Adlandırma/Deformasyon&rdquo; i&ccedil;inde s. 55-56.</span></div>
</div>
<div id="ftn4">
<div><a title="" name="_ftn4" href="#_ftnref4"><span style="font-size: 9pt;"><span><span><span style="font-size: 9pt;">[4]</span></span></span></span></a><span style="font-size: 9pt;"> Bkz. <i>a.g.e.</i>, s. 81. Ayrıca, bkz. &ldquo;Şiir/Sinema ya da Adlandırma/Deformasyon&rdquo; i&ccedil;inde s. 55.</span></div>
</div>
<div id="ftn5">
<div><a title="" name="_ftn5" href="#_ftnref5"><span style="font-size: 9pt;"><span><span><span style="font-size: 9pt;">[5]</span></span></span></span></a><span style="font-size: 9pt;"> Bkz. &Uuml;nsal Oskay, &ldquo;Dolmakalemin Tersiyle Yazan Bir S&uuml;rg&uuml;n&rdquo;,<i> Kitap-lık</i> (Se&ccedil;ki, sayı: 1-30), s.&nbsp;27.</span></div>
</div>
<div id="ftn6">
<div><a title="" name="_ftn6" href="#_ftnref6"><span style="font-size: 9pt;"><span><span><span style="font-size: 9pt;">[6]</span></span></span></span></a><span style="font-size: 9pt;"> &Uuml;nsal Oskay, &ldquo;Sınırda Bir Yazar: Walter Benjamin&rdquo;, <i>Tek Kişilik Ha&ccedil;lı Seferleri</i> (İstanbul:İnkıl&acirc;p Kitabevi, 2000), s. 403.</span></div>
</div>
<div id="ftn7">
<div><a title="" name="_ftn7" href="#_ftnref7"><span style="font-size: 9pt;"><span><span><span style="font-size: 9pt;">[7]</span></span></span></span></a><span style="font-size: 9pt;"> Bkz. Walter Benjamin, Moskova<i> G&uuml;nl&uuml;ğ&uuml;</i>, &ccedil;ev.: Cemal Ener (İstanbul: Metis Yayınları, Mayıs 2001, 1. Basım), s. 49.</span></div>
</div>
<div id="ftn8">
<div><a title="" name="_ftn8" href="#_ftnref8"><span style="font-size: 9pt;"><span><span><span style="font-size: 9pt;">[8]</span></span></span></span></a><span style="font-size: 9pt;"> Italo Calvino, <i>Amerika Dersleri-Gelecek Binyıl İ&ccedil;in Altı &Ouml;neri</i>, &ccedil;ev.: Kemal Atakay (İstanbul: Can Yayınları, 1994), s. 23.</span></div>
</div>
<div id="ftn9">
<div><a title="" name="_ftn9" href="#_ftnref9"><span style="font-size: 9pt;"><span><span><span style="font-size: 9pt;">[9]</span></span></span></span></a><span style="font-size: 9pt;"> <i>A.g.e.</i>, s. 23-24.</span></div>
</div>
<div id="ftn10">
<div><a title="" name="_ftn10" href="#_ftnref10"><span style="font-size: 9pt;"><span><span><span style="font-size: 9pt;">[10]</span></span></span></span></a><span style="font-size: 9pt;"> Bkz. <i>a.g.e.</i>, s. 24, 29.</span></div>
</div>
<div id="ftn11">
<div><a title="" name="_ftn11" href="#_ftnref11"><span style="font-size: 9pt;"><span><span><span style="font-size: 9pt;">[11]</span></span></span></span></a><span style="font-size: 9pt;"> Bkz., Ulus Baker, &ldquo;Hayatın Geometrisi<i>&rdquo;</i>, <i>Virg&uuml;l</i>, Sayı 1, s. 64.</span></div>
</div>
<div id="ftn12">
<div><a title="" name="_ftn12" href="#_ftnref12"><span style="font-size: 9pt;"><span><span><span style="font-size: 9pt;">[12]</span></span></span></span></a><span style="font-size: 9pt;"> Bkz. Maurice Blanchot, <i>Yazınsal Uzam</i>, s. 248.</span></div>
</div>
<div id="ftn13">
<div><a title="" name="_ftn13" href="#_ftnref13"><span style="font-size: 9pt;"><span><span><span style="font-size: 9pt;">[13]</span></span></span></span></a><span style="font-size: 9pt;"> <i>A.g.e.</i>, s. 250.</span></div>
</div>
<div id="ftn14">
<div><a title="" name="_ftn14" href="#_ftnref14"><span style="font-size: 9pt;"><span><span><span style="font-size: 9pt;">[14]</span></span></span></span></a><span style="font-size: 9pt;"> <i>A.g.e.</i>, s. 34. Ayrıca, bkz. &ldquo;Şiir/Sinema ya da Adlandırma/Deformasyon&rdquo; i&ccedil;inde, s. 56.</span></div>
</div>
<div id="ftn15">
<div><a title="" name="_ftn15" href="#_ftnref15"><span style="font-size: 9pt;"><span><span><span style="font-size: 9pt;">[15]</span></span></span></span></a><span style="font-size: 9pt;"> <span style="letter-spacing: -0.1pt;">Borges, 1953 tarihli denemesinde ş&ouml;yle bir saptama yapar: &ldquo;B&uuml;y&uuml;k bir m&uuml;zik ile yoksul, hatta değersiz bir edebiyatın aynı d&ouml;neme rastlaması, her &ccedil;ağın sadece bir ifade bi&ccedil;imine sahip olduğu konusunda ş&uuml;pheye d&uuml;şmemize neden olur, ki bu durum,&nbsp;kendini en doyurucu bi&ccedil;imde bir sanat ile ifade etmiş olan bir &ccedil;ağın, aynı zamanda bu olanağı başka bir sanatta bulamayacağı anlamına gelir. Ama bu bir paradoks değil, olağan bir durumdur. &Ouml;yleyse, bu &ccedil;ağda, Almanya&rsquo;daki zavallı edebiyata karşılık &ccedil;ağdaş olan Johann Sebastian Bach&rsquo;ın g&ouml;rkemli m&uuml;ziğidir.&rdquo; Bkz. Jorge Luis Borges, &ldquo;German Literature in the Age of Bach&rdquo;, <i>The Total Library Non-Fiction 1922-1986</i>, (yay.haz.) Eliot Weinberger, &ccedil;ev.: Esther Allen ve Suzanne Jill Levine (Penguin Modern Classics, 2001), s. 427.</span></span></div>
</div>
<div id="ftn16">
<div><a title="" name="_ftn16" href="#_ftnref16"><span style="font-size: 9pt;"><span><span><span style="font-size: 9pt;">[16]</span></span></span></span></a><span style="font-size: 9pt;"> Bkz. <span style="letter-spacing: -0.1pt;">Theodor W. Adorno, &ldquo;Karnı Zil &Ccedil;almak&rdquo;, <i>Minima</i> <i>Moralia</i>, &ccedil;ev.:Orhan Ko&ccedil;ak, Ahmet Doğukan (İstanbul: Metis Yayınları, Ekim 1998, 1. Basım), s. 105.</span></span></div>
</div>
<div id="ftn17">
<div style="margin-left: 7.1pt; text-align: justify; text-indent: -7.1pt;"><a title="" name="_ftn17" href="#_ftnref17"><span style="font-size: 9pt;"><span><span><span style="font-size: 9pt;">[17]</span></span></span></span></a><span style="font-size: 9pt;"> <i>A.g.e.</i>, s. 105.</span></div>
</div>
<div id="ftn18">
<div><a title="" name="_ftn18" href="#_ftnref18"><span style="font-size: 9pt;"><span><span><span style="font-size: 9pt;">[18]</span></span></span></span></a><span style="font-size: 9pt;"> D&uuml;nya Edebiyatından Se&ccedil;meler, <i>&Ccedil;in Denemeleri</i> (İstanbul: MEB Yayınları, 1989), s. 170.</span></div>
</div>
<div id="ftn19">
<div><a title="" name="_ftn19" href="#_ftnref19"><span style="font-size: 9pt;"><span><span><span style="font-size: 9pt;">[19]</span></span></span></span></a><span style="font-size: 9pt;"> &Uuml;nsal Oskay, &ldquo;Sınırda Bir Yazar: Walter Benjamin&rdquo;, <i>Tek Kişilik Ha&ccedil;lı Seferleri</i>, s. 390.</span></div>
</div>
<div id="ftn20">
<div><a title="" name="_ftn20" href="#_ftnref20"><span style="font-size: 9pt;"><span><span><span style="font-size: 9pt;">[20]</span></span></span></span></a><span style="font-size: 9pt;"> <i>A.g.e.</i>, s. 389. </span></div>
</div>
<div id="ftn21">
<div><a title="" name="_ftn21" href="#_ftnref21"><span style="font-size: 9pt;"><span><span><span style="font-size: 9pt;">[21]</span></span></span></span></a><span style="font-size: 9pt;"> Bkz. <i>a.g.e.</i>, s. 389.</span></div>
</div>
<div id="ftn22">
<div><a title="" name="_ftn22" href="#_ftnref22"><span style="font-size: 9pt;"><span><span><span style="font-size: 9pt;">[22]</span></span></span></span></a><span style="font-size: 9pt;"> <i>A.g.e.</i>, s. 399.</span></div>
</div>
<div id="ftn23">
<div><a title="" name="_ftn23" href="#_ftnref23"><span style="font-size: 9pt;"><span><span><span style="font-size: 9pt;">[23]</span></span></span></span></a><span style="font-size: 9pt;"> &Uuml;nsal Oskay, &ldquo;Walter Benjamin &Uuml;zerine&rdquo;, <i>Estetize Edilmiş Yaşam</i> (İstanbul: Der Yayınları, 1995,) s. 48.</span></div>
</div>
<div id="ftn24">
<div><a title="" name="_ftn24" href="#_ftnref24"><span style="font-size: 9pt;"><span><span><span style="font-size: 9pt;">[24]</span></span></span></span></a><span style="font-size: 9pt;"> <i>A.g.e.</i>, s.48.</span></div>
</div>
<div id="ftn25">
<div><a title="" name="_ftn25" href="#_ftnref25"><span style="font-size: 9pt;"><span><span><span style="font-size: 9pt;">[25]</span></span></span></span></a><span style="font-size: 9pt;"> &Uuml;nsal Oskay, &ldquo;Sınırda Bir Yazar: Walter Benjamin&rdquo;, <i>Tek Kişilik Ha&ccedil;lı Seferleri</i>, s. 400.</span></div>
</div>
<div id="ftn26">
<div><a title="" name="_ftn26" href="#_ftnref26"><span style="font-size: 9pt;"><span><span><span style="font-size: 9pt;">[26]</span></span></span></span></a><span style="font-size: 9pt;"> Italo Calvino, <i>Amerika Dersleri</i>, s. 34.</span></div>
</div>
<div id="ftn27">
<div><a title="" name="_ftn27" href="#_ftnref27"><span style="font-size: 9pt;"><span><span><span style="font-size: 9pt;">[27]</span></span></span></span></a><span style="font-size: 9pt;"> &Uuml;nsal Oskay, &ldquo;Sınırda Bir Yazar: Walter Benjamin&rdquo;, <i>Tek Kişilik Ha&ccedil;lı Seferleri</i>, s. 403. </span></div>
</div>
<div id="ftn28">
<div style="margin-left: 7.1pt; text-align: justify; text-indent: -7.1pt;"><a title="" name="_ftn28" href="#_ftnref28"><span style="font-size: 9pt;"><span><span><span style="font-size: 9pt;">[28]</span></span></span></span></a><span style="font-size: 9pt;"> A. Tolga Suyolcuoğlu, &ldquo;Ben&rsquo;liğe Yolculuk&rdquo;, <i>Devinim</i>, sayı 3, Mart-Nisan 1992, s. 28-29.</span></div>
</div>
</div>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p style="margin-left: 40px;">&nbsp;</p>
<p style="margin-left: 40px;">&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ussuz.com/2010/02/tarih-kavrami-uzerine%e2%80%99yi-poetik-gozle-okuma-denemesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>MARSİLYA&#8217;DA ESRAR</title>
		<link>http://www.ussuz.com/2010/01/marsilyada-esrar/</link>
		<comments>http://www.ussuz.com/2010/01/marsilyada-esrar/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 16 Jan 2010 04:17:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Walter Benjamin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Deneme]]></category>
		<category><![CDATA[Düzyazı]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Walter Benjamin]]></category>
		<category><![CDATA[Çeviri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ussuz.com/?p=549</guid>
		<description><![CDATA[T&#252;rk&#231;eleştiren: Suat Kemal Angı &#160; &#214;n A&#231;ıklama: Esrarın etkisini g&#246;stermeye başlamasının ilk işaretlerinden biri, &#8220;kasvetli bir &#246;nsezi ve huzursuzluk hissi, tuhaf, ka&#231;ılamaz bir şeyin yaklaşıyor olduğu duygusudur. (&#8230;) İmgeler ve...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify; line-height: 14pt; margin-left: 320px;">T&uuml;rk&ccedil;eleştiren:</div>
<div style="text-align: justify; line-height: 14pt; margin-left: 320px;"><strong>Suat Kemal Angı</strong></div>
<div style="text-align: justify; line-height: 14pt; margin-left: 40px;">&nbsp;</div>
<div style="text-align: justify; line-height: 14pt; margin-left: 40px;"><i>&Ouml;n A&ccedil;ıklama:</i> Esrarın etkisini g&ouml;stermeye başlamasının ilk işaretlerinden biri, &ldquo;kasvetli bir &ouml;nsezi ve huzursuzluk hissi, tuhaf, ka&ccedil;ılamaz bir şeyin yaklaşıyor olduğu duygusudur. (&hellip;) İmgeler ve imgeler silsilesi, uzun s&uuml;redir gizli kalan hatıralar belirir; t&uuml;m g&ouml;r&uuml;n&uuml;mler ve durumlar tecr&uuml;be edilir.Bunlar başlangı&ccedil;ta ilgin&ccedil;tir, arada bir zevk bile verir, ama sonunda, onları başınızdan defedemediğiniz noktada, yorgunluğa ve eziyete d&ouml;n&uuml;ş&uuml;r. Olan biten her şeyle birlikte, s&ouml;yledikleri ve yaptıkları da kişiyi şaşırtır ve teslim alır. Kahkahaları ve s&ouml;ylediği her şey kendi dışında oluyormuş gibi gelir. Aynı zamanda, esinlenmeye ve aydınlanmaya varan deneyimler yaşar. (&hellip;) Uzam genişleyebilir; zemin inanılmaz dikleşir; atmosferle ilgili şaşırtıcı olaylar meydana gelir: buğu, saydamlığını yitiren ve ağırlaşan hava. <span id="more-549"></span>Renkler daha &ccedil;ok parlamaya, ışık sa&ccedil;maya; nesneler daha g&uuml;zel, ya da bi&ccedil;imsiz ve korkutucu g&ouml;r&uuml;nmeye başlar. (&hellip;) B&uuml;t&uuml;n bunlar s&uuml;rekli bir gelişim takip etmez; tersine, d&uuml;ş g&ouml;rme ve uyanıklık durumlarının almaşıklığını simgelerler &ndash; bilincin tamamen farklı s&ouml;zc&uuml;kleri arasında salınan s&uuml;rekli ve nihai bir t&uuml;kenişin tipik &ouml;rneği. Bu batan ve y&uuml;zeye &ccedil;ıkan durum, bir t&uuml;mcenin tam ortasında ger&ccedil;ekleşir. (&hellip;) Kişi, b&uuml;t&uuml;n bunları, genellikle olağandan bir hayli farklı anlatır. Ge&ccedil;mişteki olaylarla ilgili hatıralarda sık&ccedil;a meydana gelen ani kopmalar, bağlantıların algılanmasını zorlaştırır; d&uuml;ş&uuml;nce s&ouml;zc&uuml;klere d&ouml;k&uuml;lemez; bu durum &ouml;yle zorlama bir eğlenceye d&ouml;n&uuml;şebilir ki, esrarkeş dakikalarca g&uuml;lmekten başka bir şey yapamaz. (&hellip;)Sarhoşluğun hatırası şaşırtıcı derecede berraktır. (&hellip;) Esrar zehirlenmesinin hen&uuml;z deneysel olarak araştırılmamış olması gariptir. Esrarın etkilerine dair en &ouml;vg&uuml;ye değer tanımı Baudelaire yapmıştır (<i>Les Paradis artificiels</i>).&rdquo; [Jo&euml;l ve Fr&auml;nkel&rsquo;den alıntı, &ldquo;Der Haschisch-Rausch&rdquo;, <i>Klinische</i> <i>Wochenschrift</i>, 5 (1926), 37.]</div>
<div style="text-align: justify; line-height: 14pt; margin-left: 40px;">&nbsp;</div>
<div style="text-align: justify; line-height: 14pt; margin-left: 40px;"><i>Marsilya, 29 Temmuz</i>. Uzun bir teredd&uuml;tten sonra, akşam yedide esrar i&ccedil;tim. G&uuml;n boyu Aix&rsquo;teydim. Y&uuml;z binlerce insanın yaşadığı ama kimsenin beni tanımadığı bu şehirde, rahatsız edilmeyeceğimi bilmenin mutlak kesinliğiyle yatağımda uzanmış yatıyorum. Gene de k&uuml;&ccedil;&uuml;k bir &ccedil;ocuğun ağlaması huzurumu ka&ccedil;ırıyor. &Uuml;&ccedil; &ccedil;eyrek saat ge&ccedil;miştir diye d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yorum. Ama sadece yirmi dakika ge&ccedil;miş. (&hellip;) Yatağımda &ouml;ylece yatıyorum, okuyor ve ot i&ccedil;iyorum. Karşımda hep aynı manzara &ndash; Marsilya&rsquo;nın karnı. &Ccedil;ok sık g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;m sokak, bir bı&ccedil;ak kesiğine benziyor.</div>
<div style="text-align: justify; text-indent: 14.2pt; line-height: 14pt; margin-left: 40px;">Esrarın etkileri yok gibi ya da &ouml;yle zayıf ki, &ouml;nlem olarak i&ccedil;eride kalmanın gereksiz olacağını d&uuml;ş&uuml;n&uuml;p nihayet otelden &ccedil;ıktım. İlk uğrak limanım, Canebi&egrave;re ile Cours Belsunce&rsquo;ın k&ouml;şesindeki kafeydi. Limandan bakılınca sağdaki; &ouml;yleyse hep gittiğim kafe değildi bu. <span style="letter-spacing: 0.1pt;">Şimdi niye? Sadece biraz c&ouml;mertlik, insanlar tarafından kibarca karşılanma beklentisi. Yalnızlık duygusu bir anda kayboluyor. Bastonum bana &ouml;zel bir zevk vermeye başlıyor. İnsan o denli hassaslaşıyor ki, k&acirc;ğıdın &uuml;zerine d&uuml;şen g&ouml;lgenin k&acirc;ğıdı yaralayacağından korkuyor. Mide bulantısı ge&ccedil;iyor. Pisuarların &uuml;zerindeki notları okuyor. Bu ya da şu kişi bana doğru gelse hi&ccedil; şaşırmam. Ama gelmeseler de hayal kırıklığına uğramam. Fakat burası benim i&ccedil;in fazla g&uuml;r&uuml;lt&uuml;l&uuml;.</span></div>
<div style="text-align: justify; text-indent: 14.2pt; line-height: 14pt; margin-left: 40px;">Şimdi de, esrarkeşin zaman ve uzam &uuml;zerindeki talepleri y&uuml;r&uuml;rl&uuml;ğe giriyor. Bilindiği gibi, bunlar kesinlikle muhteşemdir. Esrar i&ccedil;miş biri i&ccedil;in Versailles &ccedil;ok b&uuml;y&uuml;k değildir, ne de sonsuzluk &ccedil;ok uzundur. İ&ccedil; deneyimin bu muazzam boyutlarının, bu mutlak s&uuml;rekliliğin ve &ouml;l&ccedil;&uuml;lemez uzamın gerisinde bekleyense, uzamdan ve zamandan oluşan bu d&uuml;nyanın beklenmedik durumlarını artan bir şefkatle anımsatan, olağan&uuml;st&uuml; mutluluk verici bir mizah duyumudur. Sonsuza kadar yiyip i&ccedil;mek i&ccedil;in daha şimdi oturduğum Restoran Basso&rsquo;da mutfağın da şimdi kapandığını s&ouml;ylediklerinde, sonsuzca hissediyorum bu mizah duyumunu. Ama sonradan, b&uuml;t&uuml;n bunların aslında apaydınlık, olağan, hayatla dopdolu olduğu ve hep &ouml;yle kalacağı duygusu. Oturduğum yeri nasıl bulduğumu da belirtmeliyim. Benim i&ccedil;in &ouml;nemli olan, eski limanın ancak &uuml;st katlardan g&ouml;r&uuml;lebilen manzarasıydı. Aşağıdan y&uuml;r&uuml;yerek ge&ccedil;erken, ikinci kat balkonunda boş bir masayı g&ouml;z&uuml;me kestirdim. Sonunda, &ccedil;ıka &ccedil;ıka birinci kata kadar &ccedil;ıkabildim. Pencere kenarındaki masaların neredeyse tamamı doluydu, bunun &uuml;zerine, o an boşalan &ccedil;ok b&uuml;y&uuml;k bir masaya ge&ccedil;tim. Tam otururken fark ettim, koskocaman bir masada tek başıma oturacak olmanın yakışıksızlığını; utana sıkıla kalktım, t&uuml;m katı boydan boya y&uuml;r&uuml;yerek salonun diğer ucuna geldim ve ancak yanına vardığımda g&ouml;rebildiğim bu k&uuml;&ccedil;&uuml;k masaya yerleştim.</div>
<div style="text-align: justify; text-indent: 14.2pt; line-height: 14pt; margin-left: 40px;"><span style="letter-spacing: -0.1pt;">Ama yemek daha sonra. &Ouml;nce limandaki o k&uuml;&ccedil;&uuml;k bar. Yine tam şaşkın bir halde, uzaktan bir konser &ndash;aslında bir bando&ndash; sesinin geldiğini sanarak kalkmak &uuml;zereydim ki, bunun araba kornalarının g&uuml;r&uuml;lt&uuml;s&uuml;nden başka bir şey olmadığına kendimi zor inandırabildim. Vieux Port&rsquo;a<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">*</a> gelirken de adımlarımda bu harika hafiflik ve kararlılık vardı; &ouml;yle ki, ge&ccedil;mekte olduğum b&uuml;y&uuml;k medyanın taşlık ve sert zemini, gece vakti enerjik biri gibi uzun adımlarla y&uuml;r&uuml;d&uuml;ğ&uuml;m kır yolunun y&uuml;zeyine d&ouml;n&uuml;şm&uuml;şt&uuml;. D&uuml;zenleyici fonksiyonlarımdan hen&uuml;z tam emin olamadığımdan, Canebi&egrave;re&rsquo;e gitmekten bu saatte bile ka&ccedil;ınıyordum. Derken, bu k&uuml;&ccedil;&uuml;k liman barında, esrarın o zamana kadar hemen hi&ccedil; hissetmediğim kanonik b&uuml;y&uuml;s&uuml; kendini ilkel bir keskinlikle dayatmaya başladı.Beni bir fizyonoma, hi&ccedil; değilse insan y&uuml;zlerini dikkatle inceleyen bir seyirciye d&ouml;n&uuml;şt&uuml;rd&uuml;ğ&uuml; i&ccedil;in, deneyimimde benzersiz bir şey yaşadım: G&ouml;zlerimi, &ccedil;evremdeki, bazıları olağan&uuml;st&uuml; kaba ya da &ccedil;irkin y&uuml;zlere dikip &ouml;ylece baktım. Normalde bakmaya iki nedenle sakınacağım y&uuml;zlerdi bunlar: Başka zaman olsa, ne bakışlarını &uuml;zerime &ccedil;ekmek isterdim ne de vahşiliklerine katlanmak&hellip; Tam bir ileri karakoldu bu liman tavernası. (Bu yerin tehlikesizce erişilebileceğim en uzak yer olduğuna inanıyorum &ndash; keskin duyularla asla yapamayacağım bu hesaplamayı, feci halde yorgunken bir bardağı tek damlasını d&ouml;kmeden ağzına kadar suyla doldurabilmek i&ccedil;in g&ouml;stermem gereken aynı hassasiyetle, bu sarhoş halimle yapmıştım.) Hen&uuml;z hi&ccedil;bir burjuvanın oturmadığı, ger&ccedil;ek liman proleterlerinden başka, en fazla civardaki birka&ccedil; burjuva ailesinin yaşadığı rue Bouteri&rsquo;den h&acirc;l&acirc; yeterince uzaktaydı burası. Bir anda &ccedil;irkinliğin bir ressama g&uuml;zelliğin ger&ccedil;ek haznesi &ndash;daha iyisi, hazine sandığı&ndash; olarak nasıl g&ouml;r&uuml;nebildiğini anlayıverdim (Rembrandt ve daha bir&ccedil;okları i&ccedil;in de b&ouml;yle olmamış mıydı?): kırışıklıklarda, bakışlarda ve y&uuml;z hatlarında altın gibi parıldayan t&uuml;m i&ccedil; g&uuml;zelliğiyle lime lime olmuş bir dağ silsilesi.&ldquo;Vazge&ccedil;miş olmanın derin izleri&rdquo;ni taşıyan ve beni ani bir şiddet duygusuyla sarsan son derece hayvansı, bayağı bir erkek y&uuml;z&uuml;n&uuml; &ouml;zellikle anımsıyorum. Her şeyden &ccedil;ok, beni erkeklerin y&uuml;zleri ilgilendirmeye başlamıştı.Şimdi de o uzunca oyun, her y&uuml;zde bir tanıdığı bulma oyunu başladı. &Ccedil;oğu kez adını bilirdim, &ccedil;oğu kez de bilmezdim. Bu aldanım da, d&uuml;şlerde kaybolan aldanımlar gibi, aniden g&ouml;zden kayboldu: utan&ccedil;la değil, taviz vererek değil, g&ouml;revini yerine getirmiş bir insan gibi, huzur i&ccedil;inde ve g&uuml;ler y&uuml;zle. Bu koşullar altında yalnızlığın lafı bile edilemezdi. Kendi kendimle mi ahbaplık ediyordum? Elbette kimseye belli etmeden. Bu durum beni mutlu eder miydi, bundan da emin değilim. Şu daha olası ki, patronunun arzularını yoğun bir araştırma sonucunda &ouml;ğrenen birinin belli belirsiz y&uuml;zs&uuml;zl&uuml;ğ&uuml;yle kendimi tatmin ederken, kendimin en becerikli, en sevecen, en utanmaz pezevengi olmuştum. Bu arada, garsonun yeniden g&ouml;r&uuml;nmesini beklerken, sonsuzluğun yarısı gelip ge&ccedil;ti. Daha doğrusu, garsonun d&ouml;nmesini bekleyemedim. Bar kısmına gidip hesabı &ouml;dedim. Bu t&uuml;r tavernalarda bahşiş bırakmak &acirc;det midir bilmiyorum. Ama başka koşullar altında, mutlaka bir şeyler bırakırdım. Ne var ki, d&uuml;nk&uuml; esrarın etkisiyle cimriliğim tutmuştu; abartırım da dikkatleri &uuml;zerime &ccedil;eker<span style="color: black;">im korkusuyla kendimi ger&ccedil;ekten dikkat &ccedil;ekici kılmayı başarmıştım.</span></span></div>
<div style="text-align: justify; text-indent: 14.2pt; line-height: 14pt; margin-left: 40px;"><span style="color: black;">Basso&rsquo;da yaptığım gibi, &ouml;nce bir d&uuml;zine istiridye</span> s&ouml;yledim. Adam sonraki siparişimi de o anda vermemi istedi. Y&ouml;resel bir yemek adı s&ouml;yledim. Hi&ccedil;birinin kalmadığı haberiyle geri d&ouml;nd&uuml;. Bunun &uuml;zerine ben de, m&ouml;n&uuml;de bu yemeğin yakınında bir yeri işaret ettim; tam bir yemek adı s&ouml;ylemiştim ki g&ouml;z&uuml;me onun &uuml;st&uuml;ndeki takıldı, sonra onun &uuml;st&uuml;ndeki; sırayla her birinden sipariş ede ede listenin en tepesine vardım. Ama bu yalnızca a&ccedil;g&ouml;zl&uuml;l&uuml;kten değil, yemeklere karşı g&ouml;sterdiğim aşırı kibarlıktandı, almamazlık ederek hi&ccedil;birini g&uuml;cendirmek istemedim. Kısacası, p&acirc;t&eacute; de Lyon&rsquo;da durdum. &Ouml;n&uuml;mde bir tabakta masumca yatarken, esprili bir g&uuml;l&uuml;msemeyle, &ldquo;Aslan b&ouml;reği&rdquo; diye d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;m;<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">**</a> ve sonra, hor g&ouml;ren bir edayla dedim ki: &ldquo;Bu m&uuml;şfik şey ya tavşan ya da tavuk eti olmalı &ndash; neyse ne.&rdquo; Bir aslan kadar a&ccedil; olduğumdan ancak bir aslan yiyerek doyabilirdim ki, bu da hi&ccedil; tuhaf değildi. &Uuml;stelik, a&ccedil;ık&ccedil;a dillendirmesem de, Basso&rsquo;da işim biter bitmez (yaklaşık on bu&ccedil;uk gibi) başka bir yere gitmeye ve ikinci bir akşam yemeği yemeye karar vermiştim.</div>
<div style="text-align: justify; text-indent: 14.2pt; line-height: 14pt; margin-left: 40px;">Ama &ouml;nce Basso&rsquo;ya doğru y&uuml;r&uuml;y&uuml;ş&uuml;me d&ouml;nelim. Rıhtım boyunca gezindim ve orada bağlı duran t&uuml;m teknelerin isimlerini tek tek okudum. Bu beni akıl almaz bir sevince boğdu ve Fransa&rsquo;nın t&uuml;m Hıristiyan isimlerine sırayla g&uuml;l&uuml;msedim. İsimlerinin bu teknelere vaat ettiği aşk, bana olağan&uuml;st&uuml; g&uuml;zel ve dokunaklıymış gibi geldi. Sadece bir tanesinin, bana hava savaşını anımsatan Aero II&rsquo;nin yanından samimiyetsiz bir şekilde ge&ccedil;tim; az &ouml;nce ayrıldığım barda da aynı şeyi yapmış, g&ouml;zlerimi aşırı şekilde deforme olmuş bazı y&uuml;zlerden ka&ccedil;ırmak zorunda kalmıştım.</div>
<div style="text-align: justify; text-indent: 14.2pt; line-height: 14pt; margin-left: 40px;">Basso&rsquo;nun &uuml;st katından aşağıya doğru bakınca eski oyunlar tekrar başladı. Limanın &ouml;n&uuml;ndeki meydan benim paletimdi, hayal g&uuml;c&uuml;mse, bu yerin &ouml;zelliklerini, sonunda neye benzeyeceğini umursamadan, k&acirc;h &ouml;yle k&acirc;h b&ouml;yle denemeler yaparak &uuml;zerinde birbirine karıştırıyordu &ndash; tıpkı paletinde d&uuml;şlere dalan bir ressam gibi. Şarabın tadına bakmadan &ouml;nce biraz teredd&uuml;t ettim. Yarım şişe Cassis&rsquo;ti. Kadehin i&ccedil;inde bir buz par&ccedil;ası y&uuml;z&uuml;yordu. Ama uyuşturucuma kusursuzca eşlik ediyordu. Penceresi a&ccedil;ık diye bu yeri se&ccedil;miştim ve oturduğum yerden aşağıdaki karanlık meydanı rahat&ccedil;a seyredebiliyordum. Ve arada sırada meydana baktığımda, meydanın, &uuml;zerinde y&uuml;r&uuml;yen kişiyle birlikte değişmeye y&uuml;z tuttuğunu, sanki bu kişiyle ilgili bir fig&uuml;r oluşturduğunu fark ettim; ama bu fig&uuml;r meydanı g&ouml;ren kişiyle değil, daha &ccedil;ok, on yedinci y&uuml;zyıldaki b&uuml;y&uuml;k portre ressamlarının, &ouml;n&uuml;ne yerleştirdikleri &ouml;nemli kişinin karakterine uygun olarak bir sıra s&uuml;tunla, bir pencereyle ortaya &ccedil;ıkarmak istedikleri bakışla ilgiliydi. Aşağıya bakarken, daha sonra şunu not ettim: &ldquo;Nesneler y&uuml;zyıldan y&uuml;zyıla daha da yabancılaşıyor.&rdquo;</div>
<div style="text-align: justify; text-indent: 14.2pt; line-height: 14pt; margin-left: 40px;">Burada, şu genel g&ouml;zlemi aktarmak zorundayım: Bu t&uuml;r bir sarhoşluktaki yalnızlığın karanlık yanları var. Sadece fiziksel y&ouml;n&uuml;nden s&ouml;z edecek olursam, teselliyi bu liman tavernasındaki uğultuda arayan diyaframımda bir an şiddetli bir basın&ccedil; hissettim. Ve hi&ccedil; kuşkusuz, ger&ccedil;ekten g&uuml;zel, aydınlatıcı g&ouml;r&uuml;n&uuml;mler hen&uuml;z uyanmış değildi. &Ouml;te yandan, bu durumlarda yalnızlık filtre işlevi g&ouml;r&uuml;r. Ertesi g&uuml;n insan, izlenimlerin ayrıntılı bir listesinden &ccedil;ok daha fazlasını k&acirc;ğıda d&ouml;ker.Geceleyin bu sarhoşluk, kendini g&uuml;ndelik ger&ccedil;eklikten ince, prizmatik kenarlarla ayırır. Bir t&uuml;r fig&uuml;r oluşturur ve daha kolay hatırlanır. Diyebilirim ki, b&uuml;z&uuml;l&uuml;r ve b&uuml;z&uuml;ld&uuml;k&ccedil;e bir &ccedil;i&ccedil;eğin bi&ccedil;imini alır.</div>
<div style="text-align: justify; text-indent: 14.2pt; line-height: 14pt; margin-left: 40px;">Mutluluktan u&ccedil;uran bu zengin sarhoşluğun muammasına biraz daha yaklaşabilmek i&ccedil;in, d&uuml;ş&uuml;nceyi bir kez daha Ariadne&rsquo;nin ipliği &uuml;zerinde yoğunlaştırmalıyız. Sadece bir iplik yumağını &ccedil;&ouml;zme eylemindeki sevin&ccedil;! Ve tıpkı yaratmanın sevinciyle ilintili olması gibi, <span style="letter-spacing: -0.1pt;">bu sevin&ccedil; sarhoşluğun sevinciyle de &ccedil;ok derinden ilintili. Daha da ileri gidelim: Ama b&ouml;yle yapmakla, sadece i&ccedil;ine girmeyi g&ouml;ze aldığımız mağaranın kıvrımlarını ve d&ouml;neme&ccedil;lerini keşfetmeyiz, aynı zamanda bu keşfin &ouml;tekinin ge&ccedil;miş deneyimlerine dayalı hazzını, ipliği &ccedil;&ouml;zme işinin ritmik bahtiyarlığını da yaşarız. Ustaca sarılmış bir yumağı &ccedil;&ouml;zm&uuml;ş olduğumuzdan hi&ccedil; kuşku duymamak &ndash; t&uuml;m &uuml;retkenliğin sevinci bu değil midir, en azından d&uuml;zyazıda? Ve esrarın etkisi altında bizler, g&uuml;&ccedil;lerimizin doruğunda sevince boğulmuş d&uuml;zyazı-varlıklarız.</span></div>
<div style="text-align: justify; text-indent: 14.2pt; line-height: 14pt; margin-left: 40px;">Rue Paradis&rsquo;nin bir parka a&ccedil;ıldığı Canebi&egrave;re&rsquo;den uzaktaki bir meydanda, sonradan benliğimi kaplayan &ccedil;ok derinlere işlemiş o mutluluk hissini hatırlamak, daha &ouml;nce olup biten her şeyden daha zor. Neyse ki, gazetemde şu t&uuml;mceye rastlıyorum: &ldquo;Kişi aynılığı ger&ccedil;eklikten bir kaşıkla &ccedil;ekip &ccedil;ıkarmalıdır.&rdquo; Birka&ccedil; hafta &ouml;nce de, buna benzer bir şey s&ouml;ylediğini d&uuml;ş&uuml;nerek, Johannes V. Jensen&rsquo;den bir başka t&uuml;mce not etmiştim: &ldquo;Richard, d&uuml;nyada aynı t&uuml;rden olan her şeyi anlayan gen&ccedil; bir adamdı.&rdquo; Bu t&uuml;mce beni &ccedil;ok sevindirmişti. Onun sayesinde şimdi, bu s&ouml;z&uuml;n daha &ouml;nceden benim i&ccedil;in sahip olduğu politik, rasyonel anlamını, bir g&uuml;n &ouml;nce yaşadığım deneyimin bireysel, b&uuml;y&uuml;l&uuml; anlamıyla yan yana getirebiliyorum.Anladığım kadarıyla Jensen&rsquo;in t&uuml;mcesi, kendine &ouml;zg&uuml; olan bug&uuml;n sadece ince ayrımların i&ccedil;ine hapsedilirken, şeyler &ndash;kesinlikle hepimizin bildiği gibi&ndash; tamamen mekanikleştirilmiş ve akılsallaştırılmıştır s&ouml;z&uuml;yle aynı anlama geldiği halde, benim yeni kavrayışım t&uuml;m&uuml;yle farklıydı. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; ben sadece ince ayrımları g&ouml;r&uuml;yordum, ama bunlar aynıydı.&Ouml;n&uuml;mdeki yaya kaldırımıyla ilgili d&uuml;ş(&uuml;nce)lere dalmış y&uuml;r&uuml;yordum, ki bu kaldırım, &uuml;zerinde kayar gibi y&uuml;r&uuml;memi sağlayan bir t&uuml;r merhem sayesinde, &ndash;<i>tam da</i> bu taş haliyle&ndash; Paris&rsquo;in bir kaldırımı da olabilirdi pek&acirc;l&acirc;. &Ccedil;oğu kez ekmek yerine taşlardan s&ouml;z ederiz. Bu taşlar benim, her yerde, her &uuml;lkede aynı olan şeyleri tadabilmek i&ccedil;in &uuml;zerlerine a&ccedil; bir kurt gibi saldıran hayal g&uuml;c&uuml;m&uuml;n ekmeğiydi. Buna rağmen, burada, Marsilya&rsquo;da, esrardan sarhoş olmuş halde oturuyor olmanın sınırsız kıvancıyla d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;m: Bu akşamki sarhoşluğumu kiminle ger&ccedil;ekten paylaşabilirdim ve bu insanların sayısı ne kadar azdı; esrar hep var olacağından, hep sadık kalacağından, beni bekleyen talihsizliklerden, beni bekleyen yalnızlıklardan korkmak konusunda nasıl da acizdim. Bu evrede, m&uuml;davimi olduğum yakınlardaki bir gece kul&uuml;b&uuml;nden gelen m&uuml;zik de rol oynadı. G. bir arabanın i&ccedil;inde ge&ccedil;ip gitti yanımdan. Bu olay, tam olarak, az &ouml;nce, U. kendisini bir liman aylağı ve pezevengi bi&ccedil;iminde teknelerin g&ouml;lgelerinden sıyırdığı anda, birdenbire oldu. Ama yalnızca tanıdık y&uuml;zler yoktu. Burada, sarhoşluğumun en yoğun halini yaşarken, iki fig&uuml;r (iki yurttaş, iki yersiz yurtsuz, ya da ne bileyim?), &ldquo;Dante ve Petrarca&rdquo; olarak ge&ccedil;tiler yanımdan. &ldquo;T&uuml;m insanlar kardeştir.&rdquo; B&ouml;ylece, artık peşinden gidemeyeceğim bir d&uuml;ş&uuml;nce silsilesi başladı. Ama bu zincirin, beni muhtemelen hayvanlarla ilgili imgelere s&uuml;r&uuml;kleyen son halkası, kesinlikle ilkinden &ccedil;ok daha az sıradandı.</div>
<div style="text-align: justify; text-indent: 14.2pt; line-height: 14pt; margin-left: 40px;">Oturuyor olduğum meydanda kısa bir s&uuml;re duran tramvayın &uuml;zerinde &ldquo;Barnab&eacute;&rdquo; yazıyordu.Ve Barnaba&rsquo;nın hazin ve karışık hik&acirc;yesi, Marsilya&rsquo;nın dış mahallerine doğru giden bir tramvay i&ccedil;in hi&ccedil; de k&ouml;t&uuml; bir istikamet gibi gelmedi bana. Dans salonunun kapısında olup bitenler pek hoştu. Mavi ipek pantolonu ve parlak pembe ipek ceketiyle bir &Ccedil;inli ikide bir kapının &ouml;n&uuml;ne &ccedil;ıkıyordu. Kapıcıydı. Kapı aralığında kızlar kendilerini sergiliyordu. Ama benim canım hi&ccedil;bir şey &ccedil;ekmiyordu. Gen&ccedil; bir adamla beyaz elbiseli bir kızın bana doğru geldiğini g&ouml;rmek &ccedil;ok eğlenceliydi ve hemen ş&ouml;yle d&uuml;ş&uuml;nmek zorunda olmak da:&ldquo;Kız i&ccedil;erde, &uuml;zerinde kombinezonuyla ka&ccedil;mış adamın elinden ve şimdi de adam kızı almış geri getiriyor. Yakışır, &acirc;l&acirc;.&rdquo;Burada, bu safahatın tam ortasında oturuyor olma d&uuml;ş&uuml;ncesinin g&ouml;nl&uuml;m&uuml; aldığını, beni tavladığını hissediyordum, ki &lsquo;burada&rsquo; ile bu şehri değil, kendimi bulduğum k&uuml;&ccedil;&uuml;k, &ccedil;ok da tantanalı olmayan bu yeri kastediyorum. Ama olaylar bambaşka gelişiyor, şeylerin g&ouml;r&uuml;n&uuml;mleri bana sihirli bir değnekle dokunuyordu ve ben de onlarla ilgili d&uuml;şlerin i&ccedil;ine dalıyordum. B&ouml;yle saatlerde, insanlar ve nesneler, camla kaplanmış al&uuml;minyum kutuların i&ccedil;indeki, camın s&uuml;rt&uuml;lmesiyle elektrik y&uuml;klenen ve her harekette birbirleriyle en olağandışı ilişkilere girmek zorunda kalan, m&uuml;rver ağacı sakızından yapılma şu k&uuml;&ccedil;&uuml;k sahne aksesuarları ve heykelcikleri<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">***</a> gibi davranırlar.</div>
<div style="text-align: justify; text-indent: 14.2pt; line-height: 14pt; margin-left: 40px;">Bu arada sesi bir y&uuml;kselip bir al&ccedil;alan m&uuml;ziğe, &ldquo;cazın saz kam&ccedil;ıları&rdquo; adını verdim. Nasıl oldu da ayaklarımla tempo tutmaya başladım, anımsamıyordum. Bu benim aldığım terbiyeme aykırıydı ve b&ouml;yle yaparken kendimle &ccedil;atışmadan edemiyordum. Akustik izlenimlerin şiddetinin t&uuml;m diğer izlenimleri bastırarak anlaşılmaz hale getirdiği anlar vardır. &Ouml;zellikle bu k&uuml;&ccedil;&uuml;k bardaki her şey, birdenbire, sokakların değil, insan seslerinin g&uuml;r&uuml;lt&uuml;s&uuml; i&ccedil;inde kayboluyordu. İnsan seslerinin oluşturduğu bu g&uuml;r&uuml;lt&uuml;n&uuml;n en &ouml;zg&uuml;n yanı, kulağa tamamen bir leh&ccedil;e gibi gelmesiydi. Birden, Marsilyalılar benim i&ccedil;in yeterince anlaşılır bir Fransızcayla konuşmaz oldular. Leh&ccedil;e d&uuml;zeyinde takılıp kalmışlardı. Bununla ilişkilendirilebilecek yabancılaşma olgusunun g&ouml;rsel olanı da kapsayacak şekilde genişlediği g&ouml;r&uuml;l&uuml;r, ki Kraus bu konudaki kesin h&uuml;km&uuml;n&uuml; g&uuml;zel bir s&ouml;zle ifade etmiştir: &ldquo;Bir s&ouml;zc&uuml;ğe ne kadar yakından bakarsanız, o da size o kadar uzaktan bakar.&rdquo; Zaten, notlarım arasında şaşırtıcı bir yoruma rastlıyorum: &ldquo;Şeyler bakışa nasıl da direniyor!&rdquo;</div>
<div style="text-align: justify; text-indent: 14.2pt; line-height: 14pt; margin-left: 40px;">Canebi&egrave;re&rsquo;den ge&ccedil;erken sarhoşluğun etkisi azaldı ve nihayet k&uuml;&ccedil;&uuml;k Caf&eacute; des Cours Belsunce&rsquo;da son bir dondurma yemek i&ccedil;in k&ouml;şeyi d&ouml;nd&uuml;m. Burası, bu akşamın ilk kafesine, hani r&uuml;zg&acirc;rda u&ccedil;uşan sa&ccedil;akları d&uuml;ş(&uuml;nce)lere dalmış seyrederken kapıldığım erotik sevincin esrarın işe yaramaya başladığına beni ikna ediverdiği kafeye uzak değildi. Ve bu durumu anımsadığımda, esrarın, aşkta aşina olduğumuz kendi varoluşumuzu &ndash;daha az bencil ama&ccedil;lar adına&ndash; hesapsızca t&uuml;ketmemiz i&ccedil;in bize izin vermesi konusunda Doğayı ikna ettiğine inanmak istiyorum. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; eğer, &acirc;şıkken varoluşumuz, Doğanın parmakları arasında, tutamadığı ve bu y&uuml;zden yeni doğumlar satın alabilsinler diye d&uuml;şmelerine izin verdiği altın sikkeler gibi koşuyorsa, doğa da şimdi bizi, tek bir şey bile ummaksızın ya da beklemeksizin, varoluşa doğru kocaman avu&ccedil;larıyla c&ouml;mert&ccedil;e fırlatıyor.<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">****</a></div>
<div>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>_________________________</p>
<div id="ftn1">
<div><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title="">*</a><span style="font-size: smaller;">Eski Liman. (&ccedil;.n.)</span></div>
</div>
<div id="ftn2">
<div><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title="">**</a><span style="font-size: smaller;">Benjamin, Lyon&rsquo;un fonetik &ccedil;ağrışımıyla, bu kente &ouml;zg&uuml; &ldquo;Lyon b&ouml;reği&rdquo;nden (p&acirc;t&eacute; de Lyon) &ldquo;Aslan b&ouml;reği&rdquo; diye s&ouml;z ediyor. (&ccedil;.n.)</span></div>
</div>
<div id="ftn3">
<div><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title="">***</a><span style="font-size: smaller;">&ldquo;Holundermak-Requisiten und Holundermak M&auml;nnchen&rdquo; yerine. (&ccedil;.n.)</span></div>
</div>
<div id="ftn4">
<div><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title="">****</a><span style="font-size: smaller;">Bu metnin daha &ouml;nceki &ccedil;evirisi i&ccedil;in bkz. Walter Benjamin, &ldquo;Parıltılar&rdquo;, <i>Marsilya&rsquo;da Haşhaş</i>, &ccedil;ev.: Yılmaz &Ouml;ner (İstanbul: Belge Yayınları, Kasım 1990), 1. baskı, s. 71-79. (&ccedil;.n.)</span></div>
</div>
</div>
<p style="margin-left: 40px;">&nbsp;</p>
<p style="margin-left: 40px;">&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ussuz.com/2010/01/marsilyada-esrar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>“WALTER Benedix Schönflies BENJAMIN’LE YAŞAMAK”tan      5 fragman…</title>
		<link>http://www.ussuz.com/2010/01/%e2%80%9cwalter-benedix-schonflies-benjamin%e2%80%99le-yasamak%e2%80%9dtan-5-fragman%e2%80%a6/</link>
		<comments>http://www.ussuz.com/2010/01/%e2%80%9cwalter-benedix-schonflies-benjamin%e2%80%99le-yasamak%e2%80%9dtan-5-fragman%e2%80%a6/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 16 Jan 2010 01:58:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Suat Kemal Angı</dc:creator>
				<category><![CDATA[Deneme]]></category>
		<category><![CDATA[Düzyazı]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ussuz.com/?p=547</guid>
		<description><![CDATA[&#160;16 Kasım 2008. Memleketimizin g&#252;zide yayınevlerinin birinin &#231;ok değerli edit&#246;rlerinden birisiyle yayınevine sunduğu dosyası &#252;zerinde tartıştığı bir sırada, elindeki &#8220;Siz akraba evliliğinden mi oldunuz?&#8221; baltasını kendi edebi yaşantısının tam orta...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="margin-left: 40px;"><span id="1263607559722S" style="display: none;">&nbsp;</span><em><strong>16 Kasım 2008.</strong></em> Memleketimizin g&uuml;zide yayınevlerinin birinin &ccedil;ok değerli edit&ouml;rlerinden birisiyle yayınevine sunduğu dosyası &uuml;zerinde tartıştığı bir sırada, elindeki &ldquo;Siz akraba evliliğinden mi oldunuz?&rdquo; baltasını kendi edebi yaşantısının tam orta yerine b&uuml;t&uuml;n g&uuml;c&uuml;yle indiren &ndash;hani d&uuml;n gece r&uuml;yama giren!&ndash; bir arkadaşım var. (Başka bir yerde ve uzamda olsa, <em>mizah duyumunun</em> en parlak &ouml;rneklerinden biri olarak işe yaraması ka&ccedil;ınılmaz olan bu kahramanca soruyu, bu durumda arkadaşımın bazı gizli g&uuml;d&uuml;lerle kasten sorduğunu d&uuml;ş&uuml;nmemem i&ccedil;in bir neden yok, ama aynı zamanda, onun artık ikiye b&ouml;l&uuml;nm&uuml;ş bir adam olarak yaşadığını da biliyorum! Olsun. O şimdi Ariadne i&ccedil;in iplik eğiriyor. &ldquo;Beri yandan, i&ccedil;eriden evlenmenin, uygun gen bileşimi bulunduğu zaman, şampiyon yarış atları &ccedil;ıkardığı da bilinen bir ger&ccedil;ektir. Belki getto &ccedil;ocukları arasından hem ahmaklar, hem d&acirc;hiler &ccedil;ıkmasındaki neden budur. İnsan ister istemez Chaim Weizmann&rsquo;ın vardığı yargıyı anımsıyor:<span id="more-547"></span> &lsquo;Yahudiler de &ouml;teki insanlara benzer, ama daha &ccedil;ok benzer!&rsquo;&rdquo;) O halde, bu fragmanın giriş t&uuml;mcesini okuyan herkes &ccedil;ekinmeden g&uuml;l&uuml;mseyebilmeli. (Conchis&rsquo;in kulakları &ccedil;ınlasın!) Kahkaha atacaklaraysa, &ldquo;hayır atmayın&rdquo; demem doğrusu. Benim de birka&ccedil; kez esrar denemişliğim var. İlk keşif toplantısı hari&ccedil;, bu deneyimlere ilişkin olaraksa, bir seferinde kapıldığım g&uuml;lme krizinden başka, dişe dokunur bir şey anımsamıyorum. Ben de bir edit&ouml;r&uuml;m, ama bu mesleğin i&ccedil;inde hasbelkader bulunuyorum. G&uuml;n&uuml;m&uuml;n sekiz saati iş yerinde &ccedil;alışarak ge&ccedil;tiği halde, g&uuml;nde iki bazen de &uuml;&ccedil; pakete yakın sigara i&ccedil;iyorum. Eline kalem k&acirc;ğıt yakışan ve kabaca bir hesap yapmayı becerebilen herkes, biraz da ayıksa, g&uuml;n&uuml;m&uuml;z koşullarını d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;ğ&uuml;nde, sigara i&ccedil;meye ya uykuda ya da işyerinde &ccedil;alışırken devam ettiğimi kolayca hesaplayabilir. Tabii o zaman benim normal bir insan olduğumu var sayması ve tembelliğimi ya da uykusuzluğumu ihmal etmesi gerekecek. Edit&ouml;rl&uuml;ğe başladıktan sonra, &lsquo;apple&rsquo; gibi anlamları gayet a&ccedil;ık bazı İngilizce s&ouml;zc&uuml;klerin k&ouml;keni hakkında tesad&uuml;fen &ouml;ğrendiğim mitler y&uuml;z&uuml;nden elimdeki acil işte ge&ccedil;en her &lsquo;elma&rsquo; s&ouml;zc&uuml;ğ&uuml;ne &ldquo;bu ne ola ki!&rdquo; diye bakakalmaya ve olmadık s&ouml;zl&uuml;kler karıştırmaya başlasam da (bu meslek y&uuml;z&uuml;nden denizaltı kelimesini ne şekilde yazmaya başladığımı bu kitabın okurlarının en az yarısı duymak istemez!), ya da bir nota olan &lsquo;do&rsquo;yu &lsquo;du&rsquo; diye okumak gibi k&ouml;keni belli ki &ccedil;ocukluğumda saklı bazı &ouml;z&uuml;rlerim yavaş yavaş su y&uuml;z&uuml;ne &ccedil;ıkıyor olsa da, bu normallik varsayımının doğru bir &ouml;n kabul olduğunu s&ouml;ylediğim anda, kendimi kendi elimle ya da ağzımla adli bir vaka yapmış olacağım ki, bu da hi&ccedil; normal bir davranış sayılmaz, dahası jurnalciliğin en tuhaf t&uuml;r&uuml;ne girer: &ouml;zjurnalcilik. Ama ben ger&ccedil;ekten de normalim &ndash; kimi zamanlar sağlıklı yaşama masalına inanacak, sabah evden &ccedil;ıkarken &ccedil;antama hi&ccedil; olmazsa bir elma atacak denli normalim. Elmayı yemeyi unutarak haftalarca &ccedil;antamda gezdirmem ve nihayet &ccedil;&uuml;r&uuml;m&uuml;ş halini &ccedil;&ouml;pe attıktan sonra mecburen ellerimi yıkamak zorunda kalmamsa, sadece &ccedil;antamdaki kitapların &ouml;lm&uuml;ş ama &ouml;fkeli yazarlarını ilgilendirir. <span id="1263607559040E" style="display: none;">&nbsp;</span></p>
<p style="margin-left: 40px;"><em><strong>18 Kasım 2008, sabah.</strong></em> &ldquo;K&uuml;&ccedil;&uuml;k bir &ccedil;ocukken, televizyondaki bir dizi filmde komiserin y&uuml;z&uuml;n&uuml; 5 rakamına benzetirdim. (Beş rakamının neye benzediğini, anlattığı bir masaldan sonra babam k&acirc;ğıda &ccedil;izip g&ouml;stermişti.) Ne zaman televizyonda bu dizi oynasa, aynı komiser ekrandan bana bir 5 rakamı gibi bakardı. Onu başkalarının da benim g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;m gibi g&ouml;r&uuml;p g&ouml;rmediğini merak ederdim. Sormak i&ccedil;in cesaretimi toplamam uzun zaman alsa da, hayal kırıklığım ani ve kesin olmuştu. Nesnelerle aramdaki ilişkinin bana yaşattığı benzer deneyimler &ccedil;ocukluğum gibi ge&ccedil;ip gitseydi, nesnelerden harflere/s&ouml;zc&uuml;klere n&uuml;fuz etmeseydi, bunu burada yazmazdım. Asıl b&uuml;y&uuml;k hayal kırıklığını ilkokul birinci sınıfta yaşadım. Sınıfın &ndash;muhtemelen okulun da&ndash; en ge&ccedil; okuyan &ouml;ğrencisiydim. Harfler &ccedil;ok karışıktı ve nedenlerle doluydu! Harflerde herkesin g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;n&uuml; g&ouml;rmeyi, herkesin anladığını anlamayı ben de &ccedil;ok istiyordum, ama sanırım &ccedil;ok bakmıştım ve h&acirc;l&acirc; sadece bakıyordum. Tam umutsuz bir vaka olduğumu d&uuml;ş&uuml;nmeye başlamıştım ki, bir sabah &ouml;ğretmenim beni &ccedil;ağırdı ve karatahtanın &ouml;n&uuml;nde g&ouml;ğs&uuml;me kırmızı kurdeleyi taktı. (Perihan H&uuml;rmeri&ccedil;&rsquo;in kulakları &ccedil;ınlasın!) Hayatımdaki ilk en sevin&ccedil;li ve her nasılsa &ndash;inanın hi&ccedil; unutmadım!&ndash; en kederli andı. Sevin&ccedil;liydi &ccedil;&uuml;nk&uuml; herkes gibi ben de yepyeni bir &uuml;lkeye adımımı atmıştım. Ama bu durum bakmanın antik işlevini g&ouml;zlerimden silemedi. K h&acirc;l&acirc; saksıda iki mazıydı benim i&ccedil;in &ndash; ve t&uuml;m k&uuml;&ccedil;&uuml;k &uuml;&rsquo;ler, i&rsquo;ler ve &ouml;&rsquo;ler, lego oyuncaklarımın en değerli joker par&ccedil;aları. Ama eskiden iki saksı arasında bir asma k&ouml;pr&uuml; olan birka&ccedil; i, &ouml; ve &uuml;, şimdi artık Kwai K&ouml;pr&uuml;s&uuml;&rsquo;yd&uuml;&hellip;&rdquo;</p>
<p style="margin-left: 40px;"><em><strong>18 Kasım 2008, akşam.</strong></em> &Uuml;niversitede asistanlık yaptığım yıllarda (babamın emekli maaşıyla) hurda bir otomobil almıştım. Bir Yahudi Mercedes&rsquo;i. Aynı ormanda &ccedil;alışan ger&ccedil;ek bir akademisyenin otomobiliydi. Adını koydum: &ldquo;Matmazel.&rdquo; İnanmazsınız, memeleri bile vardı. G&ouml;bekten vitesliydi. Y&uuml;r&uuml;rken kı&ccedil;ını başını sallıyordu. Tam sevdiğim gibi! Aldığımın daha ikinci haftasında şasisi d&uuml;şt&uuml;. Hurdacılar sitesinden yedi bu&ccedil;uk liraya &ccedil;ıkma bir şasi aldım. Aynı g&uuml;n şasiyi aldığım yere beş liraya geri sattım, &ccedil;&uuml;nk&uuml; Matmazel&rsquo;i onaracak usta orijinalini daha &ccedil;ok beğenmişti. Ustayla birlikte Matmazel&rsquo;in omurgasını bir g&uuml;zel tamir ettik, bagajındaki delikleri de kaynaklayıp yamadık. Benim yevmiyemi d&uuml;ş&uuml;nce otuz lira da ustaya verdim ve aynı g&uuml;n&uuml;n akşamı sevgilisine kavuşmuş bir adamın sevinciyle yarısı toprak altındaki evimin yolunu tuttum. Sık sık &ouml;n camındaki dikiz aynası kucağıma d&uuml;şerdi, yapıştırırdım. Aynanın hemen &uuml;zerinde, camla metalin birleştiği yeri macunlamam gerekirdi &ccedil;&uuml;nk&uuml; yağmurlu havalarda su sızdırırdı. Yolda giderken durduk yerde &ouml;n sağ kapısı a&ccedil;ılıverirdi; kilidi s&ouml;ker, tamir eder ve yeniden takardım. Birka&ccedil; g&uuml;n idare ederdi. Sisli havalarda astımlı bir sevgili gibi boğulurdu, hemen yolun kenarına &ccedil;ekip kaportasını a&ccedil;ar, sakinleşmesini beklerdim. Yavaş yavaş birbirimize alıştık&ccedil;a, en mahrem yerlerine dokunabilecek g&uuml;veni de kazandım. İyi de oldu. İkimizin birlikte onarılmadığı g&uuml;n ge&ccedil;miyordu b&ouml;ylece. Demem o ki, (mutluluk verici ender s&uuml;rprizleri bir yana), b&uuml;t&uuml;n zahmetine rağmen, kuşkusuz tam da bu zahmet y&uuml;z&uuml;nden, Matmazel&rsquo;in i&ccedil;indeyken huzur ve g&uuml;ven buluyordum. Birbirimize &ccedil;ok benziyorduk &ccedil;&uuml;nk&uuml;, birbirimiz i&ccedil;in yaratılmıştık&hellip; Bir g&uuml;n ormandayken, yanına d&ouml;nd&uuml;ğ&uuml;mde &ouml;n camına yapıştırılmış bir not buldum. Beş santimetreye yedi bu&ccedil;uk santimetre ebadındaki sarı bir<em> post-it</em>&rsquo;e mor <em>Stabilo</em>&rsquo;yla yazılmıştı: &ldquo;B&ouml;ylesine anlamsız bir koşuşturmanın yaşandığı d&uuml;nden kalma g&uuml;nde, Matmazel&rsquo;in g&uuml;neşten ısınmış g&uuml;zelim g&ouml;ğs&uuml;ne yaslanıp iki soluk almak ne hoş. Haftaya g&ouml;r&uuml;ş&uuml;r&uuml;z.&rdquo; Şu an d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;m de, sanırım sapsarı bir sonbaharın sıradan bir cuma ikindisiydi! (Gece gece &ccedil;anını &ccedil;alan Doktor&rsquo;un kulakları &ccedil;ınlasın!) &ldquo;ABD&rsquo;de t&uuml;m şiddetiyle s&uuml;ren ekonomik kriz yıllarında, r&uuml;zg&acirc;rdaki bir yaprak gibi eyaletten eyalete s&uuml;r&uuml;klenen Frank, g&uuml;zel Cora ve kendinden yaş&ccedil;a b&uuml;y&uuml;k kocası Nick&rsquo;in işlettiği k&uuml;&ccedil;&uuml;k bir lokantaya gelir. Nick&rsquo;in acıyıp yer g&ouml;sterdiği gen&ccedil; adam Cora&rsquo;yla tutkulu bir ilişki yaşamaya başlar. Aşktan g&ouml;zleri k&ouml;r olan sevgililer Nick&rsquo;i &ouml;ld&uuml;r&uuml;p hem &ouml;zg&uuml;rl&uuml;klerine hem de sigortadan gelecek y&uuml;kl&uuml; paraya sahip olmaya karar verirler. Ancak hayat s&uuml;rprizlerle doludur.&rdquo; &ldquo;Tutkularla ger&ccedil;ekleştirilebilen her şey akılla da ger&ccedil;ekleştirilebilmelidir. Elbette kurulu siyasal rejimler, ideolojiler, din ve ahlak sistemleri aklın herkes tarafından &ouml;zg&uuml;rce kullanılmasına izin verirlerse!&rdquo; (Ulus Baker&rsquo;in kulakları &ccedil;ınlasın!) Bence her &ccedil;atlağı değerlendirmeli insan! Bir filmi izlerken bile, hatta sı&ccedil;arken&hellip; &ldquo;&Ouml;zg&uuml;rl&uuml;k anlam katabilmektir&hellip; Susmak akıp giden hayata itirazdır; &ccedil;ığlıklar i&ccedil;indeki ruhumuza da intihar&hellip;&rdquo;</p>
<p style="margin-left: 40px;"><em><strong>19 Kasım 2008.</strong></em> &Ccedil;ocukken ismimle &ccedil;ağrıldığımı pek anımsamıyorum. Mahallemizdeki bakkalın &ccedil;ırağı, d&ouml;rt numaradaki komşumuz, &ouml;ğretmenlerim ve hatta anne ve babam bile, &ldquo;ger&ccedil;ekliği aynılıktan bir<em> bakışta </em>&ccedil;ekip &ccedil;ıkarmanın&rdquo; zorluğundan olsa gerek, işin kolayına ka&ccedil;arak bana (hep demeyeceğim ama) &ccedil;oğu kez &ldquo;ikiz&rdquo; diye seslendi. Hatta bir g&uuml;n, ikizimle birlikte bah&ccedil;ede &ldquo;Kıllıbaba&rdquo; oynarken, d&ouml;rt numaradaki komşumuzun her ikimize birden aynı isimle (kardeşimin adıyla) seslendiğine (ki bunu da &ccedil;ok sık yapardı) tanık olan karısı, adamı saflığından &ouml;t&uuml;r&uuml; bir g&uuml;zel haşlamıştı. Bunu o zaman umursamıyordum, dahası bir &lsquo;sıfatla&rsquo; ya da ikizimin adıyla &ccedil;ağrılmaya alışmıştım. (Sanırım onun ismi hafızada daha &ccedil;ok kalıcı; zaten benim ismimin de yarısı su! Ayrıca, bir İsve&ccedil; atas&ouml;z&uuml;n&uuml;n dediği gibi, &ldquo;&Ccedil;ok sevilen &ccedil;ocuğun bir&ccedil;ok adı vardır.&rdquo;) Size şimdi burada, kişinin &ouml;n adının &ndash;metafizik!&ndash; &ouml;neminden Benjamince s&ouml;z edecek değilim. Ama kısacık bir ek yapmak ve metallerin i&ccedil; d&uuml;nyasındaki &lsquo;fiziksel&rsquo; bir doğrudan/ger&ccedil;eklikten insanın g&uuml;ndelik yaşantısına bakıp, kişinin toplumsal hayattaki deformasyonunun adıyla birlikte başladığını ve &ndash;kavramın malzeme m&uuml;hendisliğindeki mutlak anlamı yardımıyla&ndash; bu ka&ccedil;ınılmaz deformasyonun ona aynı zamanda bir &lsquo;form&rsquo; verdiğini, b&ouml;ylece bir &lsquo;diren&ccedil;&rsquo;, iyisi mi &lsquo;yaşama direnci&rsquo; kazandırdığını izninizle s&ouml;ylemek istiyorum. Gene de, &ccedil;ocukluğumun ge&ccedil;ip gittiği bir yaşta, bir g&uuml;n sokakta tek başıma y&uuml;r&uuml;rken adımı unutmamın (belki de karıştırmamın) kısa bir an i&ccedil;in de olsa yaşattığı dehşetli &ccedil;aresizliği hissedebilmeniz i&ccedil;in &lsquo;aynı deneyimi&rsquo; yaşamış olmanız gerekir. Deneyimin bilgisini şiirsel s&ouml;z dışında vermenin yolunu bilmiyorum. Ya da, &ldquo;Ağzında lokma bulunan kimse adını s&ouml;yleyemez ve adını s&ouml;yleyen kimse lokmasını acı kılar.&rdquo; Ama kuşkusuz, patlamadan &ouml;nce g&ouml;kteki kapkara bulutların g&uuml;nlerce sıkışması misali bir yoğunlaşmayla, uzak/benzemez olanı yaşantıya yaklaştıran/benzeten ve derinliğini bakışa bor&ccedil;lu bir d&uuml;ş&uuml;nme edimiyle, bir bakarkeş, bir d&uuml;ş&uuml;nkeş olmakla, yaşanmamış bu/bir deneyimin eşiğinden atlanabilir. Bu da &lsquo;yaşantı&rsquo; demektir&rsquo; ve deneyimin dışından onu anımsayan kişiye katacağı fazlalık da adeta y&uuml;ce bir şeydir!<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Benjamin kadar &lsquo;deneyime&rsquo; vurgu yapan, yaşamın her &acirc;nının &ouml;zg&uuml;l bir deneyim olarak yaşanmasının olanaklarını, &ldquo;masalların ve &ccedil;ocuk kitaplarının vaatlerine s&ouml;zc&uuml;ğ&uuml; s&ouml;zc&uuml;ğ&uuml;ne inanan&rdquo; bir &ccedil;ocuğun ciddiyetiyle araştıran bir başka yazara rastlamadım. (Adorno&rsquo;nun kulakları &ccedil;ınlasın!) Bir &ouml;ğrenme bi&ccedil;imi olarak deneyimde onun en &ccedil;ok &ouml;nemsediği olgununsa &lsquo;bakmak&rsquo; olduğunu d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yorum. Benjamin i&ccedil;in &lsquo;bakmak&rsquo; b&uuml;y&uuml;leyici ve b&ouml;ylece yetkinleştirici bir edimdir: &ldquo;G&ouml;r&uuml;nt&uuml; idealardan &ouml;nemlidir &ccedil;&uuml;nk&uuml; bir g&ouml;r&uuml;nt&uuml;den bin bir ideaya ulaşmak olasıdır.&rdquo; Nesnenin tinsel diline ortak olabilmenin, bu dili anlayabilmenin, onunla iletişime ge&ccedil;ebilmenin &ouml;nkoşuludur bakmak. Onun, hen&uuml;z yirmi bir yaşındayken, adeta bir &ldquo;Yangın Alarmı&rdquo; verircesine, &ldquo;&lsquo;G&uuml;zelliğe y&ouml;nelik romantik arzu, ger&ccedil;ekliğe y&ouml;nelik romantik arzu, eyleme y&ouml;nelik romantik arzu&rsquo;nun modern k&uuml;lt&uuml;r&uuml;n &lsquo;aşılamaz&rsquo; kazanımları olduğunu ilan ederek yeni bir romantizmin doğuşuna &ccedil;ağrıda bulunduğu ilk makalelerinden biri olan <em>Romantik</em>&rsquo;ten&rdquo; (1913) başlayarak, &ldquo;birbirinden &ccedil;ok farklı &uuml;&ccedil; kaynaktan &ndash;Alman Romantizmi, Yahudi Mistisizmi ve Marksizm&ndash; beslenen ve (g&ouml;r&uuml;n&uuml;rde) birbiriyle bağdaşmaz [?] bu &uuml;&ccedil; perspektiften hareketle, bunların birleştirilmesini veya eklektik bir &lsquo;sentezi&rsquo;ni değil fakat derin bir &ouml;zg&uuml;nl&uuml;k taşıyan yeni bir kavrayışın icadını&rdquo; ortaya koyduğu son metni &ldquo;<em>Tarih Kavramı &Uuml;zerine</em> tezlerine&rdquo; (1940) kadar, g&uuml;ya bir sistem oluşturmayan, &lsquo;fragmanlar&rsquo; halinde b&ouml;l&uuml;k p&ouml;r&ccedil;&uuml;km&uuml;ş izlenimi veren yazınsal &ccedil;alışmalarındaki &ndash;bu son <em>Opus Magnum</em>&rsquo;daki&ndash; bilin&ccedil;li se&ccedil;iminin, b&uuml;t&uuml;n&uuml; alabildiğine par&ccedil;alayan, g&ouml;r&uuml;neni muazzam bir şekilde soyutlayan bakışla ve sadece bu yolla edinilen bin bir d&uuml;ş&uuml;nceyle girift bir şekilde ilişkili olduğunu d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yorum. &Ouml;yleyse nasıl bir bakış? Bakışı, zaman dahil hi&ccedil;bir olguyla hen&uuml;z koşullanmamış olduğundan, hayat denilen kuşatıcı b&uuml;t&uuml;n&uuml; &ndash;aslında doğası gereği&ndash; &lsquo;akustik&rsquo; bi&ccedil;imde algılayan ve her &acirc;nıyla şaşırtıcı bulduğu bu karmaşadan/kamaşmadan kendi anlamlarını &lsquo;yaratan&rsquo; bir k&acirc;şif &ccedil;ocuğun bakışıdır bu. Yani, en saf s&ouml;yleyişle, <em>poetik </em>bir <em>bakış.</em> &Ccedil;ocukken belki zararsız olan, (kuşkusuz zararları ebeveynlerce engellenen ve b&ouml;ylece k&ouml;reltilen) poetik bakma yeteneğinin, yetişkin bir insanda nasılsa benzer bir saflık ve inat&ccedil;ılıkla s&uuml;r&uuml;yor olduğunu &ndash;haksız sayılmayacak bir kuşkuyla bile olsa&ndash; varsayabiliriz. Ama ger&ccedil;ekte &ccedil;oktan yitirilmiş bu t&uuml;ml&uuml;kl&uuml; algının kişinin sosyal yaşantısı i&ccedil;indeki yabancılaştırıcı, dahası (&ldquo;&ccedil;ileci&rdquo; bile değil) imha edici etkisini hissedebilir miyiz? Bu bence hi&ccedil; kolay değil! Bunu hissedebilmek, bir nesneye/şeye onu kaybetmeyi g&ouml;ze alacak kadar indirgeyici/soyutlayıcı bir bakışla olasıdır. Poetik bakış işte budur! Soyutlanan ve nihayet kaybedilen şey &lsquo;anlam&rsquo;dır. İsimsiz kalmak denli korkutucu! Ne var ki, şiirin muazzam bir kısaltma olarak tanımı, ister istemez bunu gerektirir. Hi&ccedil; kuşkusuz, (en kusursuz bi&ccedil;imiyle Blanchot&rsquo;nun vurguladığı) şiirin bu yok edici g&uuml;c&uuml; Apollonvari bir dengelemeye muhta&ccedil;tır ve bu dengelemelerin her t&uuml;r&uuml; elbette bir yanılsama da olabilir. Tıpkı bakılan şeyde g&ouml;r&uuml;nenin kendisi gibi! Ama bir t&uuml;r şiirsel deneyimin herkes i&ccedil;in olanaklı olduğuna &ndash;kuşkulu bile olsa&ndash; inanmak, anlamın herkeste aynı anlama gelebildiği kuşatıcı bir <em>poetik an</em> vaadini s&uuml;r&uuml;ncemede bırakacaktır. Ve her birimiz, hayatın insana daha yaraşır bi&ccedil;imde yaşanabileceğine duyduğumuz &ouml;zlemle, b&ouml;yle bir deneyimin ger&ccedil;eklik payını araştırmaya mecburuz. Kaldı ki, tek başına Benjamin&rsquo;in deneyimi, bunun olanaklarını fazlasıyla i&ccedil;erir ve anımsatır: Yeniden yeni bir bi&ccedil;imle kristalleşecek olan şey (ki bu şey b&uuml;t&uuml;n bir şeydir), yitirilmiş anlamdan başka bir şey değildir. Kaybetmenin (gizli) amacı, bulmaktır&hellip; <br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Benjamin k&uuml;lliyatına hangi kapısından girerseniz girin, metnin esrarlı kapalılığında dolaştık&ccedil;a izleniyormuşsunuz duygusuna kapılırsınız. Eğer korkmaz da bu labirentte yolunuza devam ederseniz, şeylerin bakışlarının hep bir ağızdan konuştuğunu, bağırdığını duyarsınız. Ge&ccedil;mişten, şimdiden ve belki gelecekten gelerek bulunduğunuz yere doğru akan uğultulu ırmakların i&ccedil;inde boğulan, y&uuml;zen sayısız insan, hayvan, nesne, g&ouml;lge, yaşantı, deneyim: mutlak bir par&ccedil;alanmanın resmi. Alman Barok Draması &uuml;zerine olan ve b&uuml;y&uuml;k yoğunluğu alıntılardan oluşan alegorik &ccedil;alışması <em>Alman Tragedyasının K&ouml;keni</em>&rsquo;nde, kuşatıcı ve &ccedil;ıkışsız bir bi&ccedil;imde ş&ouml;yle der Benjamin: &ldquo;Hakikat akustik bir fenomendir.&rdquo; Ama bu onun kavranılamayacağı anlamına gelmez. &ldquo;Hakikat, elbette ki, anlaşılan, anlaşılabilen bir şeydir; ama, <em>bu anlama</em> işi poetik bir fenomendir ve yalnızca poetik d&uuml;ş&uuml;nme yeteneği ile idrak edilebilecek bir şeydir.&rdquo; (&Uuml;nsal Oskay&rsquo;ın kulakları &ccedil;ınlasın!) Ve kişiye kutuplarda dolaşan sinekleri g&ouml;rebilme yeteneği kazandıran bu &ccedil;ok &ouml;zel armağan, (Borges&rsquo;in kulakları &ccedil;ınlasın!) elbette tehlikeli bir iştir: &ldquo;Devingenlik, gelişme, &ouml;zg&uuml;rl&uuml;k gibi insana ait ortalama d&uuml;nyayı oluşturan her şey, Benjamin&rsquo;de şekilsizlik ve &ouml;znesizliğe varan bir &ccedil;&ouml;z&uuml;lme ile t&uuml;m doğal d&uuml;zenin elinden alınan adalet i&ccedil;inde eriyip dağılır. Benjamin&rsquo;in felsefesi bu &ccedil;&ouml;z&uuml;lme nedeniyle aslında insanlıkdışıdır: İnsan, kendinden kaynaklanan ve kendi i&ccedil;in varolan bir varlıktan &ccedil;ok Benjamin&rsquo;in felsefesinin sahnesi, yeridir. Bu konunun yarattığı dehşet belki de Benjamin&rsquo;in metinlerinin en derin zorluklarını tanımlar. (&hellip;) Benjamin&rsquo;de kurtarıcı olan, ger&ccedil;ekten de tehlikenin olduğu yerde ortaya &ccedil;ıkar.&rdquo;</p>
<p style="margin-left: 40px;"><em><strong>24 Kasım 2008, sabah. </strong></em>Galiba, 1996 senesinin Aralık ayının ortalarıydı, ya da sonraki yılın ilk g&uuml;nleri&hellip; D&uuml;nya denen gezegen &uuml;zerinde nefes almaya başlayalı tam olarak 10.592 g&uuml;n 6 saat olmuştu ki, kusurlu kelebek yaşımı bitirdiğim doğum g&uuml;n&uuml;mde, ormanın tenha bir k&ouml;şesinde oturup <em>Dip Metin</em>&rsquo;i yazdım. Fiziksel ağırlığım &ndash;kalemim ve k&acirc;ğıtlarım dahil&ndash; net 55.279 gram, ayakkabılarım ayağımdayken boyum 166 santimetreydi. Ve bir kez daha, <em>&ldquo;U&ccedil;an kar, barbar g&ouml;ğ&uuml; sersemletiyor&rdquo;</em>du ve <em>&ldquo;İ&ccedil;im &ouml;ylesine y&uuml;celmişti ki, g&ouml;klerin &uuml;st&uuml;ne &ccedil;ıkmıştı.&rdquo;</em> Bu esinlenme deneyiminin birka&ccedil; hafta sonrasıydı işte! O yekpare &acirc;nın bana bağışladığı ve bir t&uuml;rl&uuml; aklına oturmak gelmeyen hızdan tortop olmuş heyecan buhranı i&ccedil;indeki halimle, ormandaki hurdalıkta mastırımı yapıyordum. Ama ge&ccedil;ecekti, biliyordum. Hemen hemen bir yıl &ouml;nce, hızdan tortop olmuş d&uuml;şsel bir hızlı zamanın durağanlığında aklına uyumak gelmeyen sarhoş fare halimden biliyordum. O nasıl ge&ccedil;tiyse bu da ge&ccedil;ecek ve yerini &ldquo;S&uuml;reklilik i&ccedil;indeki felakete karşılık gelen hisse, şimdi ile az &ouml;nce yaşanmış an arasına y&uuml;zyıllar koyan, antik &ccedil;ağı yorulmak bilmeden &uuml;reten Spleen&rdquo;e bırakacaktı. (Bizzat yaşayarak &ouml;ğrenmiştim ki, hızın bi&ccedil;imlendirdiği ipince, zahmetsiz bakan/g&ouml;ren/yaşayan varoluşlar vardır. Ama hayat biraz yavaşlamaya g&ouml;rs&uuml;n, varoluşun bi&ccedil;iminin nasıl yamulacağı bile kestirilemez. En eskiye d&ouml;n&uuml;ş yoktur. Kişi en eski l&uuml;mpen halini bile arar, tıpkı bir &ccedil;ekme deneyi numunesi gibi, makinenin &ccedil;eneleri arasında boyun vermiş, ha koptu ha kopacak haliyle, hayatın hayhuyu i&ccedil;inde en g&uuml;ndelik sıkıntıları bile &ouml;zler hale gelir.) &Ouml;yleyse elimi &ccedil;abuk tutmalı, layıkıyla oynamam i&ccedil;in kı&ccedil;ımdan ha bire kan alıp duran bu akademik oyunun ilk &ccedil;inkosunu kazanmalıydım. Bu beklenmedik bir şanstı ve bu hızlı ve zahmetsiz halimle hen&uuml;z deneylerini yapmaya başlamadığım tezimi yarın sabaha yazıp bitirmem i&ccedil;ten bile değildi! Soğuma hızının, hızla katılaşan Al-Fe-V-Si alaşımının mikro-yapısı ve y&uuml;ksek sıcaklık dayanımı &uuml;zerindeki etkisini araştırıyordum. Bu, y&uuml;ksek sıcaklık uygulamaları i&ccedil;in geliştirilmiş, ticari kullanımı olan bir alaşımdı. Ağırlıktan &uuml;retim maliyetine kadar bir&ccedil;ok avantaj sağlayacak ve titanyum alaşımlarının pabucunu dama atacaktı. Hani ya, titanyumdan imal edilen par&ccedil;alar, eğer becerebilirsem artık benim hafif ve ucuz, ama s&uuml;per dayanıklı metalimden &uuml;retilecekti. Benim umurumda olmasa da, para d&uuml;nyayı şekillendiren şeydi. Ama bunun i&ccedil;in, normal koşullarda al&uuml;minyum i&ccedil;inde ezelden beri neredeyse hi&ccedil; &ccedil;&ouml;z&uuml;nmeyen demir elementini, hem de % 10 gibi &ccedil;ok b&uuml;y&uuml;k bir oranda &ccedil;&ouml;z&uuml;n&uuml;r kılmam ve alaşımın i&ccedil;yapısını da suyla tuzun kardeşliği kadar rafine hale getirmem gerekiyordu. Doğaya tam olarak meydan okumak demek olan, Herakles&rsquo;in işlerinden bile zor bu zahmetli işi başarmaksa, ancak ve ancak, (diyelim 1000 santigrat derecede) eriyik halinde bulunan alaşımın sıcaklığını, 1 saniyede en az 100.000 santigrat derece birden d&uuml;ş&uuml;rmekle olasıydı. Vay canına sayın seyirciler, hatta vay anasına!.. Ergimiş alaşımı, potanın dibindeki minicik delikten y&uuml;zeyi bakır kaplı ve su soğutmalı d&ouml;ner bir tambur &uuml;zerine p&uuml;sk&uuml;rten bir aparatı, &ndash;aslında basbayağı bir makineyi&ndash; yapıp bitirmiştim. Sıra onu test etmeye, işin asıl eğlenceli kısmına gelmişti. Eriyik, hızla d&ouml;nen buz nefesli tamburun &uuml;zerine daha adımını atar atmaz donacak ve incecik şerit folyolar halinde uzaya fırlayacaktı. Folyolarda elde etmeyi umduğum kalınlıksa, ki işin p&uuml;f noktası tam olarak buydu, yaklaşık 30 mikrondu. (Alaşımıma bu olağan&uuml;st&uuml; bi&ccedil;imi verecek olan, bu muazzam soğuma hızıydı; hıza i&ccedil;kin nihai form da i&ccedil;yapıdaki imk&acirc;nsız kristalleşmeyi/b&uuml;t&uuml;nleşmeyi sağlayacaktı. Normal koşulların aksine, &ndash;tamamı olağandışı olan bu anlık prosesin ardından&ndash; bu kez, bırakın &lsquo;verili/uygun/g&uuml;venli&rsquo; mek&acirc;nlarına aheste aheste gitmeyi, atomların hi&ccedil;bir şey i&ccedil;in tek bir an bile d&uuml;ş&uuml;nmeye vakitleri yoktu, olamayacaktı. Tıpkı şiir gibi ey okur, ya da belki de, devrim gibi!) Metallerin hayatında ger&ccedil;ekleştireceğim katliam i&ccedil;in her şey hazırdı. &Ouml;nce sevgili alaşımımı hazırlamalıydım. Sabah erkenden d&ouml;k&uuml;mhanedeydim. Teknisyenimiz Hamit Abi benden &ouml;nce gelmiş, &ccedil;ayı demlemiş ve vakit kaybetmeden o g&uuml;nk&uuml; programının hazırlıklarına başlamıştı. Benim deney ilk sıradaydı. Zavallı alaşımımdan 1 kilogram hazırlayacaktım ve bunun i&ccedil;in 847 gram al&uuml;minyum gerekiyordu. Diğer &uuml;&ccedil; elementin toplamı kalan 153 gramı oluşturacaktı ve bunun 117 gramı demirdi. Bu &uuml;&ccedil; element i&ccedil;in gereken miktarlarda malzemeyi tartarak hazır ettim. Al&uuml;minyumu da, kesiti 5&#215;5 santimetre olarak &ouml;nceden hazırlanmış ve d&ouml;k&uuml;mhanenin bir k&ouml;şesine istiflenmiş k&uuml;t&uuml;klerin birinden kesecektik. Otuz-kırk santimetrelik birini se&ccedil;ip getirdim. Hassas tartıya koyarak ağırlığını &ouml;ğrendim, bana gereken miktardan &ccedil;ok fazlaydı. Hızlı g&ouml;zlerim k&uuml;t&uuml;ğ&uuml;n kesilecek yerini bir bakışta işaretleyiverdi. Kalemimle &ccedil;izdim. &ldquo;Hamit Abi,&rdquo; dedim, &ldquo;tam buradan keseceksin.&rdquo; Y&uuml;z&uuml;me bakıp g&uuml;ld&uuml;. G&uuml;l&uuml;msemesinde, g&uuml;l&uuml;ş&uuml;n&uuml;n saflığını bozan şeyi tanıdım. Aldırmadım. Ben de g&uuml;l&uuml;msedim. Başı kalabalık olsa, ikinci bir zahmete girmemek i&ccedil;in ve haklı olarak, &ldquo;Bir zahmet eline kalem-k&acirc;ğıt-cetvel al da adam gibi hesapla-&ouml;l&ccedil;-bi&ccedil; ve &ouml;yle &ccedil;iz getir&rdquo; derdi, biliyorum. Ama sanırım, o da bu işi gizli bir bahis gibi g&ouml;rmek ve oynamak istiyordu. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; d&uuml;nya &ldquo;Hep aynı d&uuml;nyaydı ve gene de sabırlıydı.&rdquo; K&uuml;t&uuml;ğ&uuml; metal testeresine koydu, testereyi &ccedil;alıştırdı. Bu arada &ccedil;ay olmuştu, ofise ge&ccedil;tik ve &ccedil;ayın yanında birer de sigara t&uuml;tt&uuml;rd&uuml;k. Kesilen par&ccedil;anın tablaya d&uuml;ş&uuml;nce &ccedil;ıkardığı sesle &ndash;ki sesi bile, ben 847 gramım diyordu&ndash; yerimizden kalktık, testerenin yanına geldik; al&uuml;minyum par&ccedil;ayı elime aldım, &uuml;zerindeki kayganlaştırıcıyı bir bezle sildim ve temiz halini tartsın diye Hamit Abi&rsquo;ye uzattım. Onun, kargaların bokunu daha kı&ccedil;ındayken donduran o kış g&uuml;n&uuml;, bir s&uuml;redir g&ouml;zlerime musallat olan apacı hızın varoluşuma kattığı zahmetsizlikten ne anladığını bilmiyorum&hellip;<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &ldquo;Her ser&uuml;ven ıstırap dolu olabilir, ama b&uuml;t&uuml;n ıstıraplar bi&ccedil;imlenme l&uuml;tfuna erince anlam kazanır. Al&uuml;minyum bu y&uuml;zden demirin fazlasını kusar, ser&uuml;vene ihtiyacı yoktur, sınırlarını bilir, dimyata pirince giderken eldeki bulgurdan olmak istemez. Varsın yumuşak, parlak ve hafif olayım, beni de ciddiye alanlar var der, avunur. Oysa i&ccedil;in i&ccedil;in demiri ve hatta haddi olmasa da vanadyumu bile kıskanır. Her ikisiyle de gizli fakat ortak bir izdiva&ccedil; d&uuml;şler durur. O vanadyum ki, demirden &ccedil;ok daha kuvvetli, daha g&uuml;zeldir. Demir gibi her taşın altından &ccedil;ıkmaz, ele ayağa d&uuml;şmemiştir, bu y&uuml;zden asil ve &ccedil;ok değerlidir. Onun gibisi az bulunur. &Ouml;yleyse al&uuml;minyum, bırakın demiri kustuğu gibi kusmayı, vanadyumu yutamaz bile, denir. Doğrudur. Hakikatten duyulan korku, i&ccedil; yaşantılarımızın maruz kalacağı depremin bilinmez şiddetiyle ilgilidir. Ayakta kalabilmek kalıtımsal değildir, her şeyin şansa bırakıldığı imk&acirc;nsızın denenmesidir. Ne kadar inceleceğimiz ve ne kadar &ouml;teye savrulacağımız, b&ouml;ylece ne kadar demiri ve vanadyumu hazmedebileceğimiz, hepsi de sınanmak i&ccedil;indir. Altımızdaki zemin ne denli kaygan, ne denli soğuk ve ne denli fırtınalıysa, o denli hızlanır, o denli inceliriz. &Ouml;te yandan, yalnızca parampar&ccedil;a olmuş biri m&uuml;kemmele &ouml;zlemi bilir. Yalnız s&uuml;rg&uuml;ne uğrayan adam sonsuzluğa ulaşır. &Ccedil;ok y&uuml;ksek, anlık soğuma hızı, al&uuml;minyumun doygunluk sınırlarını alabildiğine genişletirken, bu demir ve hatta vanadyumla kucaklaşmak demektir, yepyeni bir isim, yeni bir yazgı, tanıksız bir i&ccedil; yaşantı&hellip; Ona nihai bi&ccedil;imini de verir. B&ouml;yle tehlikeli, korkun&ccedil; bir soğuma hızının yatak elementi al&uuml;minyuma yaşattığı hazzı, doyumsuz tatları ve onun gereksinim duyduğu romansı biliyorum.&rdquo;<br />
&nbsp;</p>
<p style="margin-left: 40px;">&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ussuz.com/2010/01/%e2%80%9cwalter-benedix-schonflies-benjamin%e2%80%99le-yasamak%e2%80%9dtan-5-fragman%e2%80%a6/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Açık Dilde Manifesto</title>
		<link>http://www.ussuz.com/2009/12/acik-dilde-manifesto/</link>
		<comments>http://www.ussuz.com/2009/12/acik-dilde-manifesto/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 26 Dec 2009 04:19:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Antonin Artaud</dc:creator>
				<category><![CDATA[Antonin Artaud]]></category>
		<category><![CDATA[Deneme]]></category>
		<category><![CDATA[Düzyazı]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ussuz.com/?p=577</guid>
		<description><![CDATA[&#199;eviren: Erdoğan Kul &#160; Eğer Şeytan&#8217;a da Tanrı&#8217;ya da inanmıyorsam, bunca g&#252;&#231;l&#252; bir yıkma eğilimi duyuyorsam i&#231;imde, mantık&#231;a kabullenebildiğim ilkelerin d&#252;zeninde hi&#231;bir şey yoksa eğer, asıl neden etimdedir. Yıkıyorum, &#231;&#252;nk&#252;...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="margin-left: 320px;">&Ccedil;eviren:<br />
<strong>Erdoğan Kul</strong><br />
&nbsp;</p>
<p style="margin-left: 40px;">Eğer Şeytan&rsquo;a da Tanrı&rsquo;ya da inanmıyorsam, bunca g&uuml;&ccedil;l&uuml; bir yıkma eğilimi duyuyorsam i&ccedil;imde, mantık&ccedil;a kabullenebildiğim ilkelerin d&uuml;zeninde hi&ccedil;bir şey yoksa eğer, asıl neden etimdedir.</p>
<p style="margin-left: 40px;">Yıkıyorum, &ccedil;&uuml;nk&uuml; akıldan ortaya &ccedil;ıkan her şey g&uuml;venilmezdir benim i&ccedil;in. Ben, ancak iliğimi coşturan kanıta inanırım, kendini Aklın yoluna uydurabilen kanıta değil. D&uuml;zlemler buldum sinir alanında. Şimdi kanıtları değerlendirmeye hakkım olduğunu d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yorum. Benim i&ccedil;in, Aklın alanıyla ilgisi bulunmayan saf etin alanında bir kanıt vardır. Akılla kalp arasındaki &ccedil;atışkı, tam da benim etimde karar kıldı, ama sinirler tarafından sulanan etimde. &Ouml;l&ccedil;&uuml;ye gelmez etki alanında sinirlerin sağladığı imge, en y&uuml;ksek zihinselliğin bi&ccedil;imini alıyor -zihinsellik vasfını soyutlamayı reddettiğim. Demek ki ben, i&ccedil;inde şeylerin ger&ccedil;ek ışımasını taşıyan bir kavramın oluşumunu izliyorum, bana yaratma sesiyle ulaşan bir kavramın. Bir imge aynı zamanda Bilgi değilse ve onun a&ccedil;ıklığını taşıdığı kadar &ouml;z&uuml;n&uuml; de taşımıyorsa, beni tatmin etmez. Kopuk kopuk akıl y&uuml;r&uuml;tmelerin bitkin d&uuml;ş&uuml;rd&uuml;ğ&uuml; zihnim, yeni, mutlak bir &ccedil;ekim g&uuml;c&uuml;n&uuml;n &ccedil;arkına kapılmak istiyor.<span id="more-577"></span> Benim i&ccedil;in bu, i&ccedil;inde yalnızca Mantık&ouml;tesi katılım kurallarını ve yepyeni bir anlam bulma başarısını taşıyan olağan&uuml;st&uuml; bir yeniden-d&uuml;zenleme demektir. Dağınık haplar arasında kaybolmuş ve uykunun birbirine karşıt hayaletlerine derin bir zek&acirc; g&ouml;r&uuml;n&uuml;m&uuml; sunan bu Anlam, zihnin kendisine karşı kazandığı bir zaferdir ve her ne kadar akıl yoluyla indirgenemezse de, vardır, zihindedir. D&uuml;zendir o, zek&acirc;dır, kaosun anlamıdır. Ama bu kaosu olduğu gibi kabul etmez, yoruma tabi tutar ve yorumladığı i&ccedil;in de elden ka&ccedil;ırır onu. Mantık-olmayanın Mantığıdır. S&ouml;ylenebileceklerin hepsi bu. Benim a&ccedil;ık mantık-olmayanım bu kaostan korkmaz.</p>
<p style="margin-left: 40px;">Zihne ilişkin hi&ccedil;bir şeyden vazge&ccedil;tiğim yok. Tek istediğim, yasaları ve organlarıyla zihnimi başka yerlere taşımak. Kendimi zihnin cinsel mekanizmasına bırakmıyorum; tersine, bu mekanizmada a&ccedil;ık aklın elde edemediği bulguları ayrıştırmaya &ccedil;alışıyorum. D&uuml;şlerin ateşine teslim oluşum, yalnızca, onlardan yeni yasalar t&uuml;retmek i&ccedil;indir. Sayıklamalardaki zihinsel g&ouml;r&uuml;ş yeteneğini geliştirmektir amacım, yoksa k&acirc;hinliğe filan soyunmaya niyetli değilim.</p>
<p style="margin-left: 40px;">Ama yarı d&uuml;şsel bir bı&ccedil;ak bu; i&ccedil;imde tuttuğum, apa&ccedil;ık duyguların sınırına gelmesine izin vermediğim.</p>
<p style="margin-left: 40px;">İmge alanına ait olan, akıl yoluyla indirgenebilir, imgede kalmaya devam edebilir ya da yok edilebilir.</p>
<p style="margin-left: 40px;">Yine de imgelerin bir mantığı vardır, imge y&uuml;kl&uuml; canlılık d&uuml;nyasında daha a&ccedil;ık imgeler vardır.</p>
<p style="margin-left: 40px;">Aklın ani coşumlarında, hayvanların &ccedil;okbi&ccedil;imli ve g&ouml;z kamaştırıcı bir anıştırması vardır. Bu duyarsız ve <em>d&uuml;ş&uuml;nen</em> toz, kendi i&ccedil;inden doğan yasalara g&ouml;re d&uuml;zenlenir; a&ccedil;ık ya da <em>engelli</em> aklın ve bilincin alanı dışında.</p>
<p style="margin-left: 40px;">Y&uuml;ce imgeler alanında d&uuml;zg&uuml;n konuşan Yanıltı ya da maddi hata, bilgi yanıltısından daha az var değildir; bu da yeni bir bilginin yaşam ger&ccedil;ekliğine nasıl inebildiğini ya da inmesinin ne denli gerekli olduğunu bir kere daha ortaya koyar.</p>
<p style="margin-left: 40px;">Yaşamın ger&ccedil;eği maddenin ataklığında yatar. İnsan zihni kavramlar tarafından zehirlenmektedir. Hoşnut olmasını beklemeyelim ondan; yalnızca sakin olmasını, yerini bulduğuna inanmasını bekleyelim. Ama yalnızca Deliler ger&ccedil;ekten sakindir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ussuz.com/2009/12/acik-dilde-manifesto/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çöptür Bütün Yazılanlar</title>
		<link>http://www.ussuz.com/2009/11/coptur-butun-yazilanlar/</link>
		<comments>http://www.ussuz.com/2009/11/coptur-butun-yazilanlar/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 12 Nov 2009 02:23:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Antonin Artaud</dc:creator>
				<category><![CDATA[Antonin Artaud]]></category>
		<category><![CDATA[Deneme]]></category>
		<category><![CDATA[Düzyazı]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Çeviri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ussuz.com/?p=555</guid>
		<description><![CDATA[&#199;eviren: Erdoğan Kul &#160; Aklından ge&#231;enlerin bir b&#246;l&#252;m&#252;n&#252; dile getirmeye &#231;alışan şu zıp&#231;ıktılar, domuzdurlar. T&#252;m bir edebiyat sahnesi bir domuz ahırıdır, &#246;zellikle bug&#252;n. Şu, zihinlerinde referans noktaları bulunanların t&#252;m&#252;, kafalarının...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="margin-left: 320px;">&Ccedil;eviren:<br />
<strong>Erdoğan Kul</strong><br />
&nbsp;</p>
<p style="margin-left: 40px;">Aklından ge&ccedil;enlerin bir b&ouml;l&uuml;m&uuml;n&uuml; dile getirmeye &ccedil;alışan şu zıp&ccedil;ıktılar,</p>
<p style="margin-left: 40px;">domuzdurlar.</p>
<p style="margin-left: 40px;">T&uuml;m bir edebiyat sahnesi bir domuz ahırıdır, &ouml;zellikle bug&uuml;n.<br />
Şu, zihinlerinde referans noktaları bulunanların t&uuml;m&uuml;, <br />
kafalarının belli bir yerinde demek istiyorum, <br />
beyinlerinin iyi lokalize edilmiş b&ouml;lgelerinde, <br />
şu, diline h&acirc;kim olanların t&uuml;m&uuml;, <br />
şu, kendileri i&ccedil;in s&ouml;zc&uuml;klerin anlamı olanların t&uuml;m&uuml;, <br />
şu, s&ouml;zleri anlam taşıyanların t&uuml;m&uuml;,<span id="more-555"></span> <br />
şu, kendileri i&ccedil;in d&uuml;ş&uuml;nce akımlarının ve ruhun daha &uuml;st d&uuml;zeyleri bulunanların t&uuml;m&uuml;, şu, zamanların ruhunu temsil edenlerin t&uuml;m&uuml;, <br />
ve bu d&uuml;ş&uuml;nce akımlarını adlandıranlar, <br />
kılı kırk yaran end&uuml;strilerini ve zihinlerinin her yana yaydığı mekanik gıcırdamaları d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yorum,</p>
<p style="margin-left: 40px;">- domuzdurlar.</p>
<p style="margin-left: 40px;">Şu, kendileri i&ccedil;in ancak belli başlı s&ouml;zc&uuml;kler ve belli başlı varolma bi&ccedil;imleri bir anlam ifade edenler, <br />
şu, d&ouml;rt d&ouml;rtl&uuml;k ve net kimseler, <br />
şu, kendileri a&ccedil;ısından duygular sınıflandırılabilir olanlar ve g&uuml;l&uuml;n&ccedil; sınıflandırmalarının kimi noktaları &uuml;zerinde tartışmalar y&uuml;r&uuml;tenler, <br />
şu, h&acirc;l&acirc; &ldquo;terimler&rdquo;e inananlar, <br />
şu, &ccedil;ağın kokuşan ideolojilerini irdeleyenler, <br />
şu, karıları pek zekice tartışanlar, <br />
kendiliğinden &ccedil;ok zarif konuşan ve &ccedil;ağın ideolojileri &uuml;zerine kafa yoran<br />
hanımefendiler, <br />
şu, aklın bir y&ouml;nlendirmesine iman edenler, <br />
şu, ke&ccedil;iyollarını izleyenler, <br />
şu, isim d&uuml;şenler, <br />
şu, kitaplar salık verenler,</p>
<p style="margin-left: 40px;">- en k&ouml;t&uuml;s&uuml;d&uuml;r domuzların.</p>
<p style="margin-left: 40px;">Sen değilsin asıl mesele, gen&ccedil; adam!</p>
<p style="margin-left: 40px;">Hayır, sakallı eleştirmenlerdir benim &uuml;zerinde durduğum.</p>
<p style="margin-left: 40px;">Ve hen&uuml;z s&ouml;yledim sana: &ccedil;alışmalar değil, dil değil, s&ouml;zc&uuml;kler değil, hi&ccedil;bir şey değil.</p>
<p style="margin-left: 40px;">İyi bir <em>sinir&ouml;l&ccedil;er</em>den başka bir şey değil:<br />
Anlaşılmaz bir durma noktası zihinde, her şeyin orta yerindeki doğru.<br />
Ve bu &ldquo;her şey&rdquo;i adlandırmamı bekleme, onun ka&ccedil;a ayrıldığından ve ağırlığından s&ouml;z etmemi sana, <br />
sakın bana onu tartıştırabileceğini d&uuml;ş&uuml;nmeyesin, <br />
ve tartışırken kendimi unutarak, ayırdına varmaksızın, <br />
bu y&uuml;zden başlayacağımı D&Uuml;Ş&Uuml;NME&rsquo;ye, <br />
-onun aydınlığa kavuşturulacağını sanmayasın, <br />
yaşayacağını, <br />
t&uuml;m iyi cilalanmış anlamlarla binlerce s&ouml;zc&uuml;kte kendini s&uuml;sleyip p&uuml;sleyeceğini, <br />
t&uuml;m ayrımlarla, <br />
ve sanma sakın onun &ccedil;ok duyarlı ve i&ccedil;e işleyen d&uuml;ş&uuml;ncenin t&uuml;m n&uuml;anslarını a&ccedil;ıklayabileceğini, t&uuml;m bi&ccedil;imlerini.-<br />
Ah, hi&ccedil;bir zaman adlandırılamıyor b&ouml;ylesi durumlar, bu se&ccedil;kin konumları ruhun, <br />
ah, aklın bu molaları, <br />
ah, benim saatlerimin besini bu k&uuml;&ccedil;&uuml;c&uuml;k başarısızlıklar, <br />
ah, olgularla &ccedil;alkalanan bu g&uuml;ruh <br />
-hep aynı s&ouml;zc&uuml;kleri kullanıyorum ve ger&ccedil;ekten d&uuml;ş&uuml;ncemde pek ilerlemiş g&ouml;r&uuml;nm&uuml;yorum, ama doğrusu sizden daha ilerideyim, <br />
sakallı eşekler, m&uuml;nasip domuzlar, sahte d&uuml;nyanın efendileri, portre muşambaları, dizi dizi yazarlar, temel bilgiler, davar yetiştiriciler, b&ouml;cekbilimciler, benim konuşmama dadanan vebalar.-<br />
Size n&acirc;tıkamı yitirdiğimi s&ouml;yledim, ama h&acirc;l&acirc; konuşmakta diretmeniz i&ccedil;in bir neden teşkil etmez bu.<br />
On yıl i&ccedil;inde, bug&uuml;n sizin yapmakta olduğunuz işin aynısını yapacak olanlarca anlaşılacağım yeterince. Sonra gayserim bilinecek, buz ada&rsquo;m g&ouml;r&uuml;lecek, zehrimi sulandıran giz &ouml;ğrenilecek, ifşa olacak ruhumun oyunları benim.<br />
Sonra her tel sa&ccedil;ım, aklımın b&uuml;t&uuml;n damarları g&ouml;m&uuml;lecek kirece, <br />
sonra Orta&ccedil;ağ hayvan &ouml;yk&uuml;lerim algılanacak ve bir şapka olacak gizemli havam benim. G&ouml;recekler sonra taşların buharının eklemlerini <br />
ve imgelemimin ağa&ccedil; bi&ccedil;imli buketleri billurlaşacak s&ouml;zc&uuml;klerde, <br />
sonra g&ouml;ktaşlarının d&uuml;şt&uuml;ğ&uuml;n&uuml; g&ouml;recekler, <br />
g&ouml;recekler ipleri, <br />
sonra anlayacaklar bir geometriyi uzaysız, &ouml;ğrenecekler ne anlama gelir aklın d&uuml;zeni, ve nasıl aklımı yitirdim, anlayacaklar.<br />
Aklımın neden burada olmadığını anlayacaklar sonra, <br />
g&ouml;recekler t&uuml;m dillerin hızla kuruduğunu, t&uuml;m zihinlerin suyunun &ccedil;ekildiğini, ağızlardaki dillerin p&ouml;rs&uuml;d&uuml;ğ&uuml;n&uuml;, insan y&uuml;zleri d&uuml;md&uuml;z olacak ve sanki sıcak hava deliğince soğurulmuş gibi havası ka&ccedil;acak, <br />
ve bu yağlayıcı zar s&uuml;rd&uuml;recek havada y&uuml;zmesini, bu yağlayıcı acımasız zar, <br />
bu iki kat daha yoğun, &ccedil;okkatlı zarı sayısız yarığın, <br />
bu melankoli ve bu batıcı zar, <br />
ama &ccedil;ok duyarlı, &ccedil;ok kendine &ouml;zg&uuml;, <br />
hem &ccedil;arpma ve b&ouml;lmede hem de yarıkların, duyguların, hapların ve zehirli sulamaların bir &ccedil;akımıyla geri d&ouml;nmekte &ccedil;ok yetenekli,<br />
sonra t&uuml;m bunlar evetlenecek,<br />
ve gerek kalmayacak daha fazla konuşmama benim.</p>
<p style="margin-left: 40px;">&nbsp;</p>
<p style="margin-left: 40px;">&nbsp;</p>
<p style="margin-left: 40px;"><strong>SONU&Ccedil;</strong></p>
<p style="margin-left: 40px;">- Peki, neydi amacı bu radyo konuşmasının, Bay Artaud?</p>
<p style="margin-left: 40px;">- &Ouml;ncelikle, resmen onaylanmış ve benimsenmiş belirli toplumsal m&uuml;stehcenlikleri kınamak:</p>
<p style="margin-left: 40px;">1. Hen&uuml;z doğmamış ve bir y&uuml;z yıl i&ccedil;inde yahut daha uzun bir zaman sonra doğacak ceninlerin yapay d&ouml;llenmesi i&ccedil;in &ccedil;ocuklar tarafından bağışlanan bu &ccedil;ocuksu sperm boşalımı.</p>
<p style="margin-left: 40px;">2. Kolomb &ouml;ncesi Kızılderili kabilelerinin aşağılanmasına yol a&ccedil;an savaşsever eski Amerikan emperyalizminin, Kızılderili kıtasının her noktasını işgal eden bu aynı Amerikan halkında yeniden doğuşunu kınamak.</p>
<p style="margin-left: 40px;">3.- &Ccedil;ok tuhaf şeyler s&ouml;yl&uuml;yorsunuz Bay Artaud.</p>
<p style="margin-left: 40px;">4.- Evet, tuhaf şeyler s&ouml;yl&uuml;yorum,<br />
bizi inandırdıklarının aksine,<br />
Kolomb &ouml;ncesi Kızılderililerin tuhaf bir bi&ccedil;imde uygar insanlar olduğunu ve ger&ccedil;ekte salt vahşet ilkesine dayalı bir uygarlık bi&ccedil;imini bildiklerini.</p>
<p style="margin-left: 40px;">5.- Ya vahşetin tam olarak ne anlama geldiğini biliyor musunuz?</p>
<p style="margin-left: 40px;">6.- Pat diye mi? Hayır, bilmiyorum.</p>
<p style="margin-left: 40px;">7.- Vahşet, kan sayesinde ve kan akana dek Tanrı&rsquo;nın, o bilin&ccedil;siz insan hayvanlığının <br />
hayvanca rastlantısının k&ouml;k&uuml;n&uuml; kazımaktır, her nerde g&ouml;r&uuml;l&uuml;rse.</p>
<p style="margin-left: 40px;">8.- İnsan, dizginlenmediğinde, erotik bir hayvandır,<br />
esinli bir &uuml;rperti taşır i&ccedil;inde,<br />
bir t&uuml;r nabız atışı<br />
ki sayısız hayvan &uuml;retir:<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;      eski kabilelerin genellikle Tanrı&rsquo;ya atfettikleri bi&ccedil;imler.<br />
Bu oluşturdu ruh diye bilinen şeyi.<br />
İşte, Amerikan Kızılderililerinden kaynaklanan bu ruh, bug&uuml;n d&uuml;nyanın her yerinde, yalnızca <br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;      hastalıklı ve bulaşıcı g&uuml;c&uuml;n&uuml; vurguladığı bilimsellik pozlarıyla kendini yeniden ortaya <br />
koymakta, apa&ccedil;ık durumu ahlaksızlığın, ama yıkımlarla &uuml;reyip &ccedil;oğalan bir ahlaksızlık,<br />
&ccedil;&uuml;nk&uuml;, isterseniz g&uuml;l&uuml;n bana,<br />
mikroplar diye bilinen şey<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;      Tanrı&rsquo;dır,<br />
ve biliyor musunuz, Amerikalılar ve Ruslar neyi kullanarak yapıyorlar atomlarını?<br />
Tanrı mikroplarını kullanarak.</p>
<p style="margin-left: 40px;">- Sabukluyorsunuz, Bay Artaud.<br />
Delisiniz.</p>
<p style="margin-left: 40px;">- Sabuklamıyorum.<br />
Deli değilim.<br />
Size, yeni bir Tanrı d&uuml;ş&uuml;ncesini y&uuml;r&uuml;rl&uuml;ğe koymak i&ccedil;in mikropları yeniden icat ettiklerini <br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;      s&ouml;yl&uuml;yorum.</p>
<p style="margin-left: 40px;">Tanrı &uuml;retmenin yeni bir yolunu buldular ve mikrobik zehirleyiciliği i&ccedil;inde ele ge&ccedil;irdiler onu.</p>
<p style="margin-left: 40px;">Bu &ccedil;ivilemektir y&uuml;reklere onu,<br />
insanların en sevdikleri yere onu,<br />
sağlıksız cinsellik kisvesi altında,<br />
insanlığı, şimdi yaptığı gibi &ccedil;ıldırtmaktan ve tetanozlamaktan haz duyduğu anlarda edindiği <br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;      hastalıklı vahşetin uğursuz g&ouml;r&uuml;n&uuml;m&uuml;yle.</p>
<p style="margin-left: 40px;">Evrensel olarak uzaya yaydığı sahte g&ouml;r&uuml;n&uuml;mlerle onu boğmak i&ccedil;in saflığın ve benimki gibi temiz kalabilmiş bir bilincin ruhunu kullanıyor ve bu y&uuml;zden Artaud le M&ocirc;mo&rsquo;nun hal&uuml;sinasyondan yakınan bir kişi g&ouml;r&uuml;n&uuml;m&uuml;ne b&uuml;r&uuml;nebiliyor.</p>
<p style="margin-left: 40px;">- Ne demek istiyorsunuz, Bay Artaud?</p>
<p style="margin-left: 40px;">- Demek istiyorum ki, ilk ve son olarak, bu maymunun işini bitirmenin yolunu buldum <br />
ve ger&ccedil;i kimse Tanrı&rsquo;ya inanmıyorsa da artık, gitgide insana iman etmede herkes.</p>
<p style="margin-left: 40px;">Demek, insanı iğdiş etmeye karar vermemiz gerekmektedir tam da şimdi.</p>
<p style="margin-left: 40px;">- Nasıl yani?<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;      Nasıl yani?</p>
<p style="margin-left: 40px;">Nerden bakılırsa bakılsın, siz bir delisiniz, deli g&ouml;mleği &ccedil;oktan hazır bir deli.</p>
<p style="margin-left: 40px;">- Onu, son kez olmak &uuml;zere, anatomisini yeniden oluşturmak i&ccedil;in <br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;      otopsi masasına yatırarak.<br />
Anatomisini yeniden oluşturmak i&ccedil;in, diyorum.<br />
İnsan hasta, &ccedil;&uuml;nk&uuml; k&ouml;t&uuml; inşa edilmiş.<br />
&Ccedil;ırıl&ccedil;ıplak soymaya karar vermeliyiz insanı, onu &ouml;l&uuml;mc&uuml;l bir bi&ccedil;imde kaşındıran <br />
mikroskobik hayvancığı kazıyıp &ccedil;ıkarmak i&ccedil;in,</p>
<p style="margin-left: 40px;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;          Tanrı&rsquo;yı<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;          ve Tanrı&rsquo;yla birlikte<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;          organlarını.</p>
<p style="margin-left: 40px;">&Ccedil;&uuml;nk&uuml;, isterseniz beni bağlayabilirsiniz,<br />
ama bir organdan daha işe yaramaz bir şey yoktur.</p>
<p style="margin-left: 40px;">Organsız bir beden yaptığınızda onu,<br />
b&uuml;t&uuml;n otomatik tepkilerinden kurtarır<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;           ve yeniden inşa edersiniz ger&ccedil;ek &ouml;zg&uuml;rl&uuml;ğ&uuml; i&ccedil;in.</p>
<p style="margin-left: 40px;">Sonra yine tersy&uuml;z dans etmeyi &ouml;ğreteceksiniz insana<br />
dans salonlarının taşkınlığındaki gibi<br />
ve bu &ldquo;tersy&uuml;z&rdquo;, asıl yeri olacak onun.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ussuz.com/2009/11/coptur-butun-yazilanlar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Spinoza Üzerine Bir Mektup</title>
		<link>http://www.ussuz.com/2009/10/spinoza-uzerine-bir-mektup/</link>
		<comments>http://www.ussuz.com/2009/10/spinoza-uzerine-bir-mektup/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 16 Oct 2009 05:49:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Gilles Deleuze</dc:creator>
				<category><![CDATA[Deneme]]></category>
		<category><![CDATA[Düzyazı]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Gilles Deleuze]]></category>
		<category><![CDATA[Çeviri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ussuz.com/?p=560</guid>
		<description><![CDATA[Çeviren: Erdoğan Kul Bu dergide şahsıma ithafen yayımlanan son derece yüksek düzeyli makalelerden çok etkilendiğimi ve Lendemanis’nin bu gözü pek davranışından kendi adıma onur duyduğumu belirtmeliyim. Ben de, elimden geldiğince,...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="margin-left: 320px;">Çeviren:<br />
 <strong>Erdoğan Kul</strong></p>
<p style="margin-left: 40px;">Bu dergide şahsıma ithafen yayımlanan son derece yüksek düzeyli makalelerden çok etkilendiğimi ve <em>Lendemanis</em>’nin bu gözü pek davranışından kendi adıma onur duyduğumu belirtmeliyim. Ben de, elimden geldiğince, başından beri ilgimi çekmiş olan Spinoza’ya ilişkin bir sorunu açarak -tüm cesaretimle onun koruyucu kalkanının ardına sığınıp- bu gözü pek davranışınıza bir karşılık vermek istiyorum. Bu, aynı serüvende “yerimi almam” için bir fırsat da olacaktır ayrıca. Büyük filozofların aynı zamanda büyük üslupçular olduğunu düşünüyorum. Felsefenin sözvarlığı üslubun bir ögesiyken; bir yandan ortaya yeni sözcükler sunmakla, bir yandan da sıradan sözcüklere alışılmadık anlamlar yüklemekle üslup, her zaman sözdiziminin bir konusu olmuştur. Ama sözdiziminin kendisi, dizimsel hatta dilsel olmayan (dilin dışında yer alan) şeylere doğru bir tür tazyiktir.<span id="more-560"></span> Kavramlar, yalnızca öbür kavramların (felsefi düşünüşteki) arasında değil, şeylerin arasında ve bizim içimizde de hareket ederler: bize, felsefi düşünüşün felsefedışı düşünüşle aynı kapıya çıktığı yeni <em>algılar </em>ve yeni <em>duygular </em>getirirler. Ve felsefe, felsefi anlamayı gereksindiği kadar, felsefedışı anlamayı da gereksinir. Çünkü felsefenin felsefeci olmayanlarla da temel bir bağı vardır ve onlara da hitap eder. Hatta onlar, kimi zaman felsefi düşünüşe dayanmayan doğrudan bir anlamaya sahip olabilirler. Felsefede üslup üç ayrı kutba doğru gerilir: kavramlara ya da düşünmenin yeni yollarına, algılara ya da duymanın ve görmenin yeni yollarına, duygulara ya da hissetmenin yeni yollarına. Bunlar bir felsefi üçlemeyi oluştururlar, operada olduğu gibi: <em>şeylerin işlerlik kazanması için</em> bunların her üçüne birden gerksinmemiz vardır.</p>
<p style="margin-left: 40px;">Peki, bu durumun Spinoza’yla ilgisi ne? Görünüşe göre onun “bir üslubu yok”. Etika’nın o tamamen skolastik Latincesiyle karşılaşan biri böyle düşünür. Ama, bu güya “üslubu olmayan” kimselere karşı çok dikkatli olmamız gerekir; Proust’un da altını çizdiği gibi, onlar herkesten daha fazla üslup sahibi olabilirler. Etika ilk anda bir tanımlar, önermeler, kanıtlar ve çıkarımlar ırmağı görünümünde karşımıza çıkar. Durdurulamaz, karşı konulamaz bir akıntı; aynı zamanda gözalıcı, görkemli bir berraklığa sahip. Ama her zaman <em>şerh/ haşiye (scholia)</em> kılığında kendini gösteren “ayraçlar” vardır; kesintili, bağımsız, birbirine gönderimlerde bulunan, zigzaglı volkanik bir zincir oluşturmak üzere vahşice püsküren -alttan alta, kedere karşı birbiriyle boy ölçüşen neşe biçimlerinin savaşımı sırasında gürlemesi duyulan tutkular bütünü gibi. Bu şerhler/ haşiyeler, kavramsal açınımların genel toplamına sığdırılmış gibi görünebilirler; ama öyle değildirler: bunlar, güçle dopdolu duygularda kavramların hareketini yankılayan, birincisine koşut olarak ilerleyen ikinci bir <em>Etika</em>’dır adeta; ama tamamen ayrı bir ritmle, tamamen ayrı bir tonla.</p>
<p style="margin-left: 40px;">Beşinci Bölüm’e geldiğimizde, üçüncü bir Etika çıkar karşımıza. Çünkü Spinoza, bu noktaya kadar kavramların bakış açısından konuşmuştur; ama bu noktadan sonra üslubunu değiştirecek, dolayımsızca ve sezgisel olarak saf algılar içinden konuşacaktır. Onun, burada da hâlâ bir şeyleri kanıtlamayı sürdürdüğünü sananlar olabilir; oysa, kesinlikle bu yöntemi sürdürmemektedir şimdi. Kanıtlayıcı satırlar, boşluklar boyunca çakan şimşekler gibi sıçramaya, eliptik hareketlerle yoluna devam etmeye başlamıştır; üstü kapalı olarak, kısaltılmış bir biçimde; keskin, delip geçici, koparıp götürücü çakımlarla ilerleyişini sürdürerek. Artık yüzeyin altından akan bir ırmak vs. değil, ateştir bu üçüncü Etika. Böyle olduğu ancak sonuçta ortaya çıksa bile, başlangıcından beri öbür ikisiyle birlikte oradadır bu üçüncü Etika.</p>
<p style="margin-left: 40px;">Bu, Spinoza’nın görünüşte durağan Latinceyle yaptığı çalışmasındaki üsluptur. Dışarıdan bakıldığında durağan görünen dilin içine, tınlayan üç dil, üçlü bir tazyik yerleştirir Spinoza. Etika bir kavramlar kitabı (bilginin ikinci türü) olduğu kadar, duygular (birinci türü) ve algılar (üçüncü türü) kitabıdır da. Bu yüzden Spinoza’daki çelişki, hem filozofların en felsefisi ve kimi yönleriyle de en katışıksızı olması, hem de felsefeci olmayanlara da hitap edenlerden ve felsefedışı anlamanın en şiddetlisine meydan verenlerden biri olmasıdır. Bu nedenle, onun kavramlarını neredeyse hiç anlayamasa bile herhangi biri onu okuyabilmekte, kuşkusuz ondan etkilenebilmekte ya da sonrasında şeyleri tamamen farklı bir biçimde görebilmektedir. Buna karşılık, Spinoza’nın yalnızca kavramlarını anlayan bir felsefe tarihçisi onu bütünüyle anlayamaz. Jaspers’in söylediği gibi, aynı nihai noktaya ulaşabilmek için bizi taşıyacak iki kanada birden gereksinmemiz vardır: felsefecilerinkine ve felsefeci olmayanlarınkine. Ve bir üslup oluşturmak, bir ateş kuşu yaratmak üç kanat birden gerektirir, daha az değil.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ussuz.com/2009/10/spinoza-uzerine-bir-mektup/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sevmek Gerçekten Olanaklı mı?*</title>
		<link>http://www.ussuz.com/2009/10/sevmek-gercekten-olanakli-mi/</link>
		<comments>http://www.ussuz.com/2009/10/sevmek-gercekten-olanakli-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 04 Oct 2009 16:35:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fernando Pessoa</dc:creator>
				<category><![CDATA[Deneme]]></category>
		<category><![CDATA[Düzyazı]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Fernando Pessoa]]></category>
		<category><![CDATA[Çeviri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ussuz.com/?p=537</guid>
		<description><![CDATA[Çeviren: Erdoğan Kul Sevmek, gerçekten olanaklı mı? Aşk, yanılsamaların en şehevisidir, çocuğum. Şimdi iyi kulak ver bana: Sevmek, sahiplenmekten başka bir anlam taşımaz. Peki, seven biri, bu sevgisinin sonucunda neyi...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="padding-left: 360px;">Çeviren: <strong>Erdoğan Kul</strong></p>
<p style="padding-left: 30px;">Sevmek, gerçekten olanaklı mı?</p>
<p style="padding-left: 30px;">Aşk, yanılsamaların en şehevisidir, çocuğum. Şimdi iyi kulak ver bana: Sevmek, sahiplenmekten başka bir anlam taşımaz.</p>
<p style="padding-left: 30px;">Peki, seven biri, bu sevgisinin sonucunda neyi sahiplenecektir? Bir bedeni mi? Ona gerçekten sahip olması için onun oluşum ögelerini kendisinin kılması, onu yemesi, kendi bedenine dönüştürmesi gerekmiyor mu?… Bu olanaksız eylem gerçekleştirilse bile, bu ne kadar sürebilir ki? Baksana, bedenlerimiz hep aynı kalmıyor, başkalaşıma uğruyor. Üstelik, gel bakalım bedenimizin mülkiyeti bize mi ait (yalnızca duyularına sahibiz bedenimizin)? Hem, karşımızdakinin bedenine bu yolla sahip olduğumuzu farz etsek bile, o artık bizim kendi bedenimizleşeceğinden, yani başkasının olması artık son bulacağından, aşk için gerekli bir koşul olan öteki varlık ortadan kaybolacak, böylece aşk da yitip gidecektir.<span id="more-537"></span></p>
<p style="padding-left: 30px;">Ya ruha sahip olmaktan söz edebilir miyiz?</p>
<p style="padding-left: 30px;">Sessizce dinle beni: Bu da olanaklı değil, kendi ruhumuz dediğimiz şey bile bizim değilken, başkasının ruhuna nasıl sahip olabiliriz?</p>
<p style="padding-left: 30px;">Neyi sahiplenebiliriz, nedir sahip olduğumuz? Sevmeye yol açan etken ne? Güzellik mi? İyi de, severek, sevmekle sahip olabiliyor muyuz ona? Aşk konusunda nedir bizi gerçekten yönlendiren? Doğrusu ne beden, ne ruh, ne de güzellik. Güzel bir bedeni sahiplenmek, güzelliği de sahiplenmeyi değil; birtakım hücreleri, yağı, eti sahiplenmeyi içerir. Birini öptüğümüzde, bu öpüş onun ağzının güzelliğine değil, yalnızca ve yalnızca o narin dudakların nemli etine ulaşabilir, değebilir. Hatta cinsel birleşme bile, bir bedenin öbürüne gerçekten nüfuzunu sağlamak şöyle dursun, bir ilgilenimden, bir sürtünmeden, yakın bir ilişkiden öteye geçemez… Nedir sahip olduğumuz, neyi sahiplenebiliriz?</p>
<p style="padding-left: 30px;">Duygularımıza, hiç değilse onlara sahip olmaktan da mı söz edemeyiz? Aşk, birbirimizi, kendi kendimizi, bari duygularımızda sahiplenmek için bir yol olamaz mı? Şöyle de düşünebiliriz: Aşk, birbirimizi apaçık düşlememizin bir yolu, bu durumda da, böylesi bir varoluş düşü değil mi en azından? Bir duygu silindiğinde anısı her zaman bizimle kalır ve bu bakımdan bir sahiplenişten söz edebiliriz hiç değilse…</p>
<p style="padding-left: 30px;">Gel, bu yanılsamadan da vazgeçelim. Duyumlarımız da bizim mülkiyetimiz değil işte. Yoo, hemen aksi bir şey söylemeye kalkışma! Dahası, bellek geçmişe ilişkin bir duyumdur. Ve yanılsamadır bütün duygular.</p>
<p style="padding-left: 30px;">Dinle beni, dinle. Şu, pencereden nehrin öbür yakasındaki düzlüğe ya da günbatımına bakıp durmayı da kes artık. Belirsiz mesafeleri boylu boyunca kesen tren düdüğüne kulak vermeyi de bırak ve sessizlik içinde beni dinle.</p>
<p style="padding-left: 30px;">(Yan yatmış bir semaver, üzerimize vuruyor günün son ışıkları, yüzüyor narin narin içinde saatler, gül yaprakları.)<br />
 ________________________________________<br />
 * Fernando Pessoa, The Book of Disquiet, tr.Alfred Mac Adam, Exact Change, Boston, 1998, s.191.</p>
<p style="padding-left: 30px;"> </p>
<p style="padding-left: 30px;"> </p>
<p style="padding-left: 30px;"> </p>
<p style="padding-left: 30px;"><span style="font-size: small;"><strong> </strong></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ussuz.com/2009/10/sevmek-gercekten-olanakli-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Enneadlar, Altıncı Deneme (Plotinus)</title>
		<link>http://www.ussuz.com/2008/11/enneadlar-altinci-deneme-plotinus/</link>
		<comments>http://www.ussuz.com/2008/11/enneadlar-altinci-deneme-plotinus/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 09 Nov 2008 11:19:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Plotinus</dc:creator>
				<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Plotinus]]></category>
		<category><![CDATA[Çeviri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ussuz.com/?p=106</guid>
		<description><![CDATA[G&#220;ZELLİK 1 G&#252;zellik &#246;zellikle g&#246;rme duyusuna hitap eder, ama s&#246;zlerin belirli birleşimlerinde ve m&#252;ziğin her t&#252;r&#252;nde olduğu gibi, işitme i&#231;in de bir g&#252;zellik vardır, &#231;&#252;nk&#252; melodiler ve kadanslar g&#252;zeldir; kendilerini...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>G&Uuml;ZELLİK</strong></p>
<p><strong>1</strong><br />
G&uuml;zellik &ouml;zellikle g&ouml;rme duyusuna hitap eder, ama s&ouml;zlerin belirli birleşimlerinde ve m&uuml;ziğin her t&uuml;r&uuml;nde olduğu gibi, işitme i&ccedil;in de bir g&uuml;zellik vardır, &ccedil;&uuml;nk&uuml; melodiler ve kadanslar g&uuml;zeldir; kendilerini duyular alemi &uuml;zerinde daha y&uuml;ksek bir d&uuml;zene taşıyan zihinler, hayatın akışındaki, eylemlerdeki, karakterdeki, zihnin uğraşlarındaki g&uuml;zelliğin de farkındadırlar; bir de erdemlerin g&uuml;zelliği vardır. Daha y&uuml;ce ne gibi g&uuml;zellikler olabileceğini, tartışmamız ortaya &ccedil;ıkartacaktır.<br />
&Ouml;yleyse nedir bu maddi bi&ccedil;imlere alımlılık veren ve kulağı seslerde fark edilen tatlılığa &ccedil;eken şey; ve Ruhtan kaynaklanan her şeyde bulunan bu g&uuml;zelliğin sırrı nedir?<span id="more-106"></span><br />
Hepsi g&uuml;zelliğini bir tek ilkeden mi alır, yoksa cisimli olanla cisimsiz olana &ouml;zg&uuml; başka başka g&uuml;zellikler mi vardır? Son olarak, bir ya da &ccedil;ok olsun, b&ouml;yle bir ilke ne olabilir?<br />
Bazı şeylerin, &ouml;rneğin maddi bi&ccedil;imlerin, kendilerinde olan bir şey dolayısıyla değil de aktarılan bir şey dolayısıyla g&uuml;zel olmasına karşılık, başka bazı şeylerin (&ouml;rneğin <em>Erdemler</em>in) kendiliğinden g&uuml;zel olduğunu g&ouml;z &ouml;n&uuml;nde tutun.<br />
Aynı bedenler bazen g&uuml;zel g&ouml;r&uuml;n&uuml;rken bazen g&uuml;zel g&ouml;r&uuml;nmezler; demek ki beden olmakla g&uuml;zel olmak arasında b&uuml;y&uuml;k fark vardır.<br />
&Ouml;yleyse kendini belirli maddi bi&ccedil;imlerde g&ouml;steren bu şey nedir? Bu, araştırmamızın doğal başlangıcı.<br />
Kendilerine g&uuml;zel bir nesne sunulan kimselerin g&ouml;zlerini cezbeden şey nedir ki onları kendisine doğru &ccedil;ağırır, ayartır ve bu g&ouml;r&uuml;n&uuml;şle zevkle doldurur? Biz kendimizi bu bilgiyle donatırsak, daha geniş bir bakış i&ccedil;in de bir &ccedil;ıkış noktası edinmiş oluruz.<br />
Neredeyse herkes par&ccedil;aların birbirine ve b&uuml;t&uuml;ne karşı simetrisinin, renklerdeki belirli bir &ccedil;ekicikle birlikte, g&ouml;zle tanınan g&uuml;zelliği kurduğunu, g&ouml;r&uuml;nen şeylerde &ndash; aslında başka her şeyde olduğu gibi &ndash; evrensel olarak g&uuml;zel olan şeyin esasında simetrik, d&uuml;zenli olduğunu ifade eder.<br />
Ama bunun ne anlama geldiğini bir d&uuml;ş&uuml;n&uuml;n.<br />
Ancak bir bileşik g&uuml;zel olabilir, asla par&ccedil;alardan oluşan bir şey değil ve sadece bir b&uuml;t&uuml;n. &Ccedil;eşitli par&ccedil;alar kendi i&ccedil;lerinde değil, g&uuml;zel bir toplamı oluşturmak i&ccedil;in birlikte &ccedil;alışırken g&uuml;zelliğe sahip olacaklardır. Bununla birlikte, bir topluluktaki g&uuml;zellik, ayrıntılarda da g&uuml;zellik talep eder; &ccedil;irkinlikten kurulamaz. G&uuml;zelliğin yasası baştanbaşa işlemelidir.<br />
Renklerin ve hatta g&uuml;neş ışığının b&uuml;t&uuml;n g&uuml;zelliği, par&ccedil;alardan yoksun olduğu ve b&ouml;ylece simetri bakımından g&uuml;zel olmadığı i&ccedil;in, g&uuml;zellik aleminin dışına s&uuml;r&uuml;lmelidir. Ve nasıl olup da altın g&uuml;zel bir şey olur? Geceleyin şimşek ve yıldızlar, bunlar neden bu kadar hoştur?<br />
Her ne kadar m&uuml;kemmel bir bestede &ccedil;oğunlukla her bir aralık kendi i&ccedil;inde hoş da olsa, seslerde de basit olan dışlanmalıdır.<br />
Yine, madem ki simetri bakımından sabit olan aynı y&uuml;z bazen hoş g&ouml;r&uuml;nmesine rağmen bazen g&ouml;r&uuml;nmemektedir, g&uuml;zelliğin simetriden başka bir şey olduğu, simetrinin de g&uuml;zelliğini daha uzak bir ilkeye bor&ccedil;lu olduğu konusunda ş&uuml;phe edebilir miyiz?<br />
Yaşam tarzlarında ya da d&uuml;ş&uuml;ncenin ifadesinde &ccedil;ekici olan şeye d&ouml;nelim; burada da mı simetriyi yardıma &ccedil;ağıracağız? Y&uuml;ce davranışlarda ya da m&uuml;kemmel yasalarda, d&uuml;ş&uuml;nsel uğraşının herhangi bir bi&ccedil;iminde ne gibi bir simetri bulunabilir?<br />
Soyut d&uuml;ş&uuml;ncenin konularında nasıl bir simetri olabilir?<br />
Birbiriyle uyumlu olmanın simetrisi mi? Ama uyum, ya da t&uuml;m&uuml;yle &ouml;zdeşlik, &ccedil;irkinlikten başka hi&ccedil;bir şeyin bulunmadığı yerde de bulunabilir: &ldquo;D&uuml;r&uuml;stl&uuml;k safdilliğin ta kendisidir&rdquo; &ouml;nermesi, &ldquo;Doğruluk irade zayıflığıdır&rdquo; &ouml;nermesiyle m&uuml;kemmel bir uyum i&ccedil;indedir, uyum tamdır.<br />
Yine, b&uuml;t&uuml;n erdemler ruhun birer g&uuml;zelliğidir, b&uuml;t&uuml;n diğerlerinden daha ger&ccedil;ek bir g&uuml;zellik, ama simetri buraya nasıl girer? Ruh, ger&ccedil;ekten de, basit bir birlik değildir; yine de ruhun erdemi uzamın ya da sayıların simetrisine sahip olamaz: ruhun yetilerinin ya da ereklerinin uzlaşmaları ya da kaynaşmaları &uuml;zerinde ge&ccedil;erli olabilecek &ouml;l&ccedil;&uuml; standardı ne olabilir?</p>
<p>Son olarak, bu teoriye g&ouml;re, Zihinsel İlkede, esas olarak yalın olanda, nasıl olup da g&uuml;zellik olacaktır?<br />
<strong>2</strong><br />
&Ouml;yleyse, haydi kaynağa geri d&ouml;nelim ve g&uuml;zelliği maddi şeylere yerleştiren <em>İlke</em>yi g&ouml;steriverelim.<br />
Ş&uuml;phesiz bu İlke vardır; bu ilk bakışta g&ouml;r&uuml;len bir şeydir. Ruhun kadim bir bilgisindenmiş&ccedil;esine adlandırdığı ve fark edince bağrına basıp birlikteliğe girdiği bir şey.<br />
Ama ruh bir de <em>&Ccedil;irkin</em>le karşılaşırsa birden bire kendi i&ccedil;ine siner, onu reddeder, ondan y&uuml;z &ccedil;evirir, uyumsuz olduğu i&ccedil;in g&uuml;cenir.<br />
Yorumumuz odur ki ruh &ndash; doğasının b&uuml;t&uuml;n doğruluğuyla, <em>Oluşun</em> hiyerarşisindeki en y&uuml;ce <em>Varlıklar</em>la yakın ilişkisiyle &ndash; o soydan bir şey ya da o soya ait en ufak bir iz g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;nde, ani bir zevkle titrer, kendisine d&ouml;ner ve b&ouml;ylece yeniden doğasının bilincine, kendi yurduna katılır.<br />
Ama bu d&uuml;nyanın g&uuml;zelliğiyle <em>Y&uuml;ce</em>deki eksiksiz g&uuml;zellik arasında b&ouml;ylesi bir benzerlik var mıdır? Ayrıntılardaki b&ouml;ylesi bir uygunluk, her iki d&uuml;zeni benzer kılacaktır: ama buradaki g&uuml;zellikle oradaki g&uuml;zellik arasında ortak olan nedir?<br />
Bizim kabul edip onayladığımız odur ki, bu d&uuml;nyanın b&uuml;t&uuml;n g&uuml;zelliği İdeal Bi&ccedil;im&rsquo;deki payından gelir.<br />
T&uuml;r&uuml; bi&ccedil;ime ve kalıba izin veren b&uuml;t&uuml;n bi&ccedil;imsizlik, <em>Akıl</em> ve <em>İdea</em>nın dışında kaldığı m&uuml;ddet&ccedil;e, işte bu <em>İlk Akıl</em>dan yalıtılmışlığı dolayısıyla &ccedil;irkindir. Ve işte bu <em>Saf &Ccedil;irkin</em>dir: &ccedil;irkin bir şey, tamamen kalıba d&ouml;k&uuml;lmemiş bir şeydir, <em>Akıl Y&uuml;r&uuml;tme</em>yle, b&uuml;t&uuml;n noktalarda ve b&uuml;t&uuml;n y&ouml;nleriyle <em>İdeal Bi&ccedil;im</em>e teslim olmayan Madde&rsquo;dir.<br />
Ama <em>İdeal Bi&ccedil;im</em> nereye girdiyse, &ccedil;eşitli par&ccedil;alardan bir birlik haline gelecek ne varsa onları gruplandırmış ve d&uuml;zenlemiştir: karmaşayı uyum i&ccedil;inde &ccedil;alışan bir işbirliğinde toplamıştır: toplamı, uyumlu bir bağdaşım yapmıştır: <em>İdea</em> bir birlik olduğundan, şeklini verdiği şey de, &ccedil;arpma işleminde olduğu kadar birliğe gelmelidir.<br />
B&ouml;ylece, birliğe katılan şey &uuml;zerinde <em>G&uuml;zellik</em> tahtını kurar, toplama olduğu kadar par&ccedil;alara da kendini vererek: doğal bir birliğin, benzer par&ccedil;alardan oluşan bir şeyin &uuml;zerinde ışıdığı zaman, kendini o b&uuml;t&uuml;ne verir. B&ouml;ylece, &ouml;rneklemek gerekirse, b&uuml;t&uuml;n bir eve b&uuml;t&uuml;n par&ccedil;alarıyla sanat erbabınca verilen g&uuml;zellik ve tek bir taşa doğal bir niteliğin verebileceği g&uuml;zellik vardır.<br />
O halde maddi şeyler işte b&ouml;yle g&uuml;zel olur &ndash; <em>İlahi</em>den s&uuml;z&uuml;len d&uuml;ş&uuml;nceyi ileterek.<br />
<strong>3</strong><br />
Ve ruh, <em>G&uuml;zelliğe</em> y&ouml;nelik garip bir yetiye sahiptir &ndash; kendi değerlendirmesinden sonuna dek emindir; g&uuml;zel bir şey kendisine değerlendirme i&ccedil;in sunulduğunda hi&ccedil;bir zaman ş&uuml;pheye d&uuml;şmez.<br />
Ya da belki ruhun kendisi anında tepki g&ouml;sterir, <em>İdeal Bi&ccedil;im</em> ile uyumlu olan bir şeyi i&ccedil;inde barındıran <em>G&uuml;zel</em>i onaylarken, <em>İdea</em>yı mihenk taşı gibi kullanır.<br />
Ama maddeyle (material) b&uuml;t&uuml;n <em>Madde</em>yi (Matter) &ouml;nceleyen arasında ne gibi bir uygunluk vardır?<br />
İ&ccedil;sel ev fikrine uygun evi karşısında bulan mimar hangi ilkeye g&ouml;re ona g&uuml;zel der? Değil mi ki &ouml;n&uuml;nde duran ev, taşlar bir yana, i&ccedil;sel ev fikrinin dışsal madde yığını &uuml;zerine damgalanmış halidir, &ccedil;eşitlide ortaya konan b&ouml;l&uuml;nmezdir.<br />
B&ouml;ylece, kavrayış yetisiyle: belirli nesnelerde bi&ccedil;imsiz maddeyi bir arada tutan ve kontrol eden <em>İdeal Bi&ccedil;im</em>i ayırt ederek, <em>İdea</em>nın doğasının aksine, bildik bi&ccedil;imlerin &uuml;zerine damgalanmış olduğundan daha m&uuml;kemmel bazı başka bi&ccedil;imler g&ouml;rerek, par&ccedil;alar halinde kalan başka ne varsa birliğe toplar, yakalar ve i&ccedil;eri taşır; artık par&ccedil;alardan oluşan bir şey değildir. Ve onu <em>İdeal İlke</em>ye uyumlu, elverişli bir şey, doğal bir dost olarak sunar. Buradaki zevk, bir gen&ccedil;te kendi ruhunun eriştiği m&uuml;kemmellikle uyumlu bir erdemin ilk işaretlerini g&ouml;ren iyi bir adamınki gibidir.<br />
Renklerin g&uuml;zelliği de bir birleşmenin sonucudur: bi&ccedil;imden &ccedil;ıkar, <em>Madde</em>nin i&ccedil;indeki karanlığın ışık d&ouml;k&uuml;lerek fethinden, cisimsizden; ki o bir <em>Zihinsel İlke</em>dir ve bir <em>İdeal Bi&ccedil;im</em>.<br />
Bu y&uuml;zdendir ki <em>Ateş</em> t&uuml;m diğer maddi bedenlerden daha g&ouml;rkemlidir, İdeal İlkenin payesiyle diğer temel &ouml;ğelerin &uuml;zerindedir. Hep yukarı y&ouml;neliktir. B&uuml;t&uuml;n bedenlerin en zarifi, en neşelisi, bedensize &ccedil;ok yakınmış gibidir. Yalnızdır ve başkasını kabul etmez, b&uuml;t&uuml;n diğerlerine sızar: &ccedil;&uuml;nk&uuml; onlar ısıyı kabul eder ama beriki asla soğuk değildir. O, renge aslen sahiptir; başka şeyler, rengin <em>Bi&ccedil;imini</em> ondan alırlar. Bu nedenle ışığın parıltısı, <em>İdea</em>ya ait olan parıltıdır. Işığına karşı koyup tamamen alamayanlar, rengin <em>Bi&ccedil;imini</em> b&uuml;t&uuml;n&uuml;yle emememiş gibi, g&uuml;zelliğin dışında kalırlar.<br />
Ve sesteki duyulmamış armoniler, duyduğumuz armonileri yaratıp, bir başka t&uuml;rdeki asıl &ouml;z&uuml; g&ouml;stererek, ruhu g&uuml;zelliğin bilincine uyandırırlar: &ccedil;&uuml;nk&uuml; duyulur m&uuml;ziğimizin &ouml;l&ccedil;&uuml;leri keyfi olmayıp, işi <em>Madde</em>ye h&uuml;kmedip oluşa d&uuml;zen getirmek olan <em>İlke</em> tarafından saptanmışlardır.<br />
Duyular aleminin, imgelerin ve g&ouml;lge resimlerin, <em>Madde</em>nin i&ccedil;ine girmiş olan ka&ccedil;akların g&uuml;zelliği buraya kadardır &ndash; g&ouml;r&uuml;ld&uuml;kleri yeri s&uuml;sler ve b&uuml;y&uuml;leyici kılarlar.<br />
<strong>4</strong><br />
Ama bunlardan daha &ouml;nce gelen ve daha y&uuml;ce g&uuml;zellikler vardır. Duyu esasına dayalı yaşamımızda artık bunları bilmeye layık g&ouml;r&uuml;lmeyiz; ama ruh onları organlardan hi&ccedil;bir yardım almadan g&ouml;r&uuml;r ve a&ccedil;ıklar. Duyuları kendi aşağı yerinde bırakarak, bunların g&ouml;r&uuml;ş&uuml;ne y&uuml;kselmeliyiz. Maddi d&uuml;nyanın g&uuml;zel bi&ccedil;imleri hakkında konuşmak nasıl onları hi&ccedil; g&ouml;rmemiş ya da g&uuml;zelliklerini bilmemiş olanların harcı değilse &ndash; doğuştan k&ouml;r bir adamı alalım &ndash; y&uuml;ce davranışlar, &ouml;ğrenme ve b&uuml;t&uuml;n bu d&uuml;zen hakkında da bunlara ilgi g&ouml;stermemiş olanlar &ouml;yle sessiz kalmalıdır. Akşamın ve şafağın g&uuml;zelliğinin &ouml;tesinde g&uuml;zel olan <em>Adalet</em> ve <em>Hikmet</em>in y&uuml;z&uuml;n&uuml; asla bilmemiş olanlar, erdemin g&ouml;rkemini de anlatamazlar.<br />
B&ouml;ylesi bir g&ouml;r&uuml;ş ancak <em>Ruh</em>un g&ouml;r&uuml;ş&uuml;yle g&ouml;renler i&ccedil;indir &ndash; ve g&ouml;r&uuml;r g&ouml;rmez sevineceklerdir; &uuml;zerlerine bir huşu ve geri kalan her şeyin ancak uyandırabileceği bir dert &ccedil;&ouml;kecektir; &ccedil;&uuml;nk&uuml; onlar şimdi <em>Hakikat</em> aleminde y&uuml;r&uuml;mektedirler.<br />
İşte g&uuml;zelliğin neden olması gereken yegane ruh hali budur; hayret ve nefis bir dert, &ouml;zlem, aşk ve t&uuml;m&uuml;yle zevk olan bir titreme. G&ouml;r&uuml;nen i&ccedil;in olduğu kadar g&ouml;r&uuml;nmeyen i&ccedil;in de b&uuml;t&uuml;n bunlar hissedilebilir ve ruhlar işte bu y&uuml;zden bunu hissederler: belli bir derecedeki her ruh, ama bu y&uuml;ksek sevgiye daha derinden, daha ger&ccedil;ek&ccedil;e eğilimli olanlar &ndash; bedenin g&uuml;zelliğinden zevk almasına karşın, t&uuml;m&uuml;n&uuml;n &ouml;yle kesin bir acı hissetmemesi gibi &ndash; ve sadece bu daha keskin yarayı hissedenler <em>Aşıklar</em> diye bilinirler.<br />
<strong>5</strong><br />
&Ouml;yleyse bu <em>Aşıklar</em>, duyuların dışındaki g&uuml;zelliğin aşıkları, tutumlarını belli etmeye zorlanmalıdır.<br />
Eylemlerdeki, tutumlardaki, g&uuml;zel ahlaklılıktaki, erdemlerin b&uuml;t&uuml;n iş ve meyvelerindeki, ruhların g&uuml;zelliğindeki inceliğin ayrımına varınca ne hissedersiniz? Siz kendinizin de i&ccedil;inde g&uuml;zel olduğunuzu g&ouml;r&uuml;nce ne hissedersiniz? Nedir v&uuml;cudunuzu bir dalga gibi saran bu Diyonisyak sevin&ccedil;; b&uuml;t&uuml;n <em>Ruh</em>unuzun yukarıya doğru &ccedil;ekilişi, bedenden kurtulup asıl kendiliğine batmış olarak yaşama &ouml;zlemi?<br />
Bunlar, aşkın b&uuml;y&uuml;s&uuml; altındaki ruhun eylemlerinden başka bir şey değildir.<br />
Ama b&uuml;t&uuml;n bu tutkuyu uyandıran şey de nedir? Ne bi&ccedil;im, ne renk, ne kitlenin g&ouml;rkemi: hepsi bir <em>Ruh</em> i&ccedil;indir, g&uuml;zelliği hi&ccedil;bir renge dayanmayan bir şey; &ccedil;&uuml;nk&uuml; ruh, <em>Hikmet</em>in ve erdemlerin b&uuml;t&uuml;n diğer renksiz nurlarının mabedidir. İşte sizin i&ccedil;inizde bulduğunuz, ya da bir başkasında saygı duyduğunuz odur: <em>Ruh</em>un y&uuml;celiği, hayatın adilliği, terbiye edilmiş saflık, g&ouml;rkemli y&uuml;z&uuml;n cesareti, ağırbaşlılık, korkusuz, sakin ve hırssız bir al&ccedil;akg&ouml;n&uuml;ll&uuml;l&uuml;k ve hepsinin &uuml;zerinde parlayan tanrısal <em>Zihnin</em> ışığı.<br />
Ş&uuml;phesiz b&uuml;t&uuml;n bu y&uuml;ce nitelikler ululanmalı ve sevilmelidir, ama onlara g&uuml;zel adını alma yetkisini veren nedir?<br />
Vardırlar: kendilerini bize belli ederler: onları g&ouml;ren herkes Oluşun ger&ccedil;ekliğine sahip olduklarını kabul etmelidir ve <em>Ger&ccedil;ek Oluş</em> ger&ccedil;ekten g&uuml;zel değil midir?<br />
Ama hen&uuml;z hangi nitelikleriyle <em>Ruh</em>u g&uuml;zelliğe işlemiş olduklarını g&ouml;stermedik: nedir b&uuml;t&uuml;n erdemlerin &uuml;zerine yerleşmiş olan bu g&uuml;zellik, bu ışıktanmış&ccedil;asına parıldama?<br />
Haydi, tersini alalım &ndash; <em>Ruh</em>un &ccedil;irkinliğini &ndash; ve g&uuml;zelliğinin karşısına koyalım: bu &ccedil;irkinliğin ne olduğunu ve nasıl olup da <em>Ruh</em>ta belirdiğini anlayıvermek, &ouml;n&uuml;m&uuml;zdeki yolu kesin olarak a&ccedil;acaktır.<br />
&Ouml;yleyse haydi bir <em>Ruh</em> tasarlayalım; sefih, doğruluktan payını almamış, b&uuml;t&uuml;n şehvetlerle kaynayan; i&ccedil;sel bozuşmayla yırtılmış; korkaklığı ve bayağılığının &ouml;zlemleriyle kuşatılmış; sahip olduğu d&uuml;ş&uuml;nce kırıntısıyla dayanıksız ve aşağılık olanı d&uuml;ş&uuml;n&uuml;n; b&uuml;t&uuml;n d&uuml;rt&uuml;lerinde aksi; kirli zevklerin dostu; bedensel duyumlara terk edilmişliğinde, bozulmuşluğunun zevkini &ccedil;ıkartarak yaşayan.<br />
B&uuml;t&uuml;n bu utancın yabancı bir beladan başka ne olduğunu d&uuml;ş&uuml;nebiliriz: <em>Ruh</em>un &ccedil;evresinde toplanarak onu sarsan, kirleten, al&ccedil;ak&ccedil;a davranışlarla belini b&uuml;kerek temiz bir davranıştan ya da duyumdan eser bile bırakmayarak onu k&ouml;t&uuml;l&uuml;ğ&uuml;n&uuml;n kabuğu altında i&ccedil;in i&ccedil;in yandığı, &ccedil;eşit &ccedil;eşit &ouml;l&uuml;me battığı, bir ruhun g&ouml;rmesi gereken şeyleri artık g&ouml;remediği, asıl oluşunda kalamadığı, dışsal olana, aşağı olana,  karanlık olan doğru bir şeymiş&ccedil;esine s&uuml;rg&uuml;nde bir hayata mahkum eden yabancı bir bela.<br />
Şunu s&ouml;ylemeye c&uuml;ret ediyorum: temiz olmayan bir şey; duyumun nesnelerinin &ccedil;ağrısıyla kararsızca bir şuraya bir buraya salınan, bedenin lekesiyle derinden yaralanmış, daima <em>Madd</em>ede yer tutan ve <em>Madde</em>yi emen bir şey. Al&ccedil;ak olanla alışverişinde asıl <em>İdea</em>sıyla yabancı bir doğayı değiş tokuş etmiştir.<br />
Eğer bu adam pisliğe batmışsa ya da &ccedil;amurla sıvanmışsa, kendine &ouml;zg&uuml; g&uuml;zelliğini yitirir ve geriye yalnızca onu kirleten iğren&ccedil; malzemenin g&ouml;r&uuml;nt&uuml;s&uuml; kalır. &Ccedil;irkin durumu, onu saran yabancı bir madde y&uuml;z&uuml;ndendir ve eğer g&uuml;zelliğini geri kazanacaksa, kendini temizleyip arındırarak bir zamanlar ne idiyse o yapmak, yine kendi işi olmalıdır.<br />
&Ouml;yleyse kesinlikle s&ouml;yleyebiliriz ki, bir <em>Ruh</em> &ccedil;irkinleşir &ndash; &uuml;zerine yamanan bir şey y&uuml;z&uuml;nden, kendini yabancı olana batırarak, bir d&uuml;şmeyle, bedene doğru, maddeye doğru bir al&ccedil;almayla. <em>Ruh</em>un utancı, temiz ve ayrı olmayı bırakmasındadır. Altın değersiz par&ccedil;acıklarla karıştırıldığında niteliğini yitirir; bunlar dışarı atılırsa geriye altın kalır ve b&uuml;t&uuml;n yabancı olandan yalıtılıp kendisiyle baş başa bırakılan altın, g&uuml;zeldir. Ruh da b&ouml;yledir; hele bir bedenle giriştiği i&ccedil;li dışlı sohbetten gelen arzulardan temizlensin, b&uuml;t&uuml;n tutkulardan kurtarılsın&hellip; Yalıtılmıştır, yine kendisindedir. İşte o anda yabancı olandan gelen &ccedil;irkinlik sıyrılıp gitmiştir.<br />
<strong>6</strong><br />
&Ccedil;&uuml;nk&uuml; kadim &ouml;ğretide olduğu gibi, ahlaki disiplin, cesaret, her bir erdem, <em>Bilgeliğin</em> kendisi bile, hepsi arınmadır.<br />
Şu andan itibaren <em>Sırlar</em> &uuml;zerinde iyi bir akıl y&uuml;r&uuml;tme, arındırılmış olanın pisliğe batışı hakkında aşağı yukarı bir fikir verir. <em>&Ouml;te D&uuml;nya</em>da bile b&ouml;yledir &ccedil;&uuml;nk&uuml; temiz olmayan, pisliği şimdiki pisliği y&uuml;z&uuml;nden sever ve bedenin hınzır kusuru, kusurlu olmaktan zevk duyar.<br />
Basiret, doğru olarak adlandırıldığı gibi, bedenin zevklerinden pay almamaktan, temiz olmadıkları ve değersiz oldukları i&ccedil;in onlardan ayrılmaktan başka nedir? Cesaret de, <em>Ruh</em>un bedenden ayrılmasından başka bir şey olmayan, zevki saf kendiliği olmak olan, hi&ccedil; kimseyi dehşete d&uuml;ş&uuml;rmeyecek olan &ouml;l&uuml;mden korkmamaktan başka bir şey değildir.<br />
B&ouml;ylece temizlenen <em>Ruh</em> b&uuml;t&uuml;n&uuml;yle <em>İdea</em> ve <em>Akıl</em> olur. Bedenden tamamen kurtulmuş, zihinsel, b&uuml;t&uuml;n&uuml;yle <em>G&uuml;zelliğin</em> t&uuml;kenmez kaynağının ve <em>G&uuml;zellik</em> ırkının y&uuml;kseldiği o ilahi d&uuml;zendedir.<br />
B&ouml;ylelikle <em>Zihinsel İlke</em>ye y&uuml;kseltilen <em>Ruh</em>, b&uuml;t&uuml;n g&uuml;c&uuml;yle g&uuml;zeldir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; <em>Zihin</em> ve <em>Zihin</em>den kaynaklanan her şey <em>Ruh</em>un g&uuml;zelliğidir &ndash; kendi doğasından ve ona yabancı olmayan bir g&uuml;zellik &ndash; &ccedil;&uuml;nk&uuml; yalnız bunlarla o ger&ccedil;ekten <em>Ruh</em>tur. Ve <em>Ruh</em>un iyi ve g&uuml;zel bir şeye d&ouml;n&uuml;şmesinde <em>Tanrı</em>ya benzer hale gelmesi olduğunu s&ouml;ylemek uygundur, &ccedil;&uuml;nk&uuml; b&uuml;t&uuml;n <em>G&uuml;zellik</em> ve varlıklardaki b&uuml;t&uuml;n <em>İyi</em>, <em>İlahi</em>den gelir.<br />
Şunu bile s&ouml;yleyebiliriz ki G&uuml;zellik, <em>Asıl Varolan</em>dır ve <em>&Ccedil;irkinlik</em>, <em>Varlığın</em> zıddı olan <em>İlke</em>dir. <em>&Ccedil;irkin</em>, aynı zamanda <em>İlk K&ouml;t&uuml;</em>d&uuml;r; bu y&uuml;zden de zıddı kendiliğinden iyi ve g&uuml;zel ya da İyilik ve G&uuml;zelliktir. B&ouml;yle bir model bize &ldquo;G&uuml;zellik-İyi&rdquo; ve &ldquo;&Ccedil;irkinlik-K&ouml;t&uuml;&rdquo;y&uuml; bulduracaktır.<br />
Ve <em>G&uuml;zellik</em>, aynı zamanda <em>İyi</em> olan <em>G&uuml;zellik</em>, İlk olan olarak ortaya konmalıdır: Doğrudan bu <em>İlk</em>ten t&uuml;reyen <em>G&uuml;zelliğin</em> başlıca g&ouml;stergesi olan, <em>Zihinsel İlke</em>dir: <em>Ruh</em>, <em>Zihinsel İlke</em>den doğru g&uuml;zeldir. Daha aşağı bir d&uuml;zenin şeylerinin g&uuml;zelliği &ndash; eylemlerin ve uğraşların &ouml;rneğin &ndash; aynı zamanda duyumlar d&uuml;nyasındaki g&uuml;zelliğin yaratıcısı olan <em>Ruh</em>un işlemlerinden gelir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; ilahi bir şey, <em>İlk G&uuml;zelliğin</em> bir par&ccedil;acığı olmakla ruh, yakaladığı ve bi&ccedil;imlendirdiği her şeyi kapasitelerinin alabildiğince g&uuml;zelleştirir.<br />
<strong>7</strong><br />
Bu y&uuml;zden tekrar <em>İyi</em>ye, her <em>Ruh</em>un arzuladığına doğru tırmanmalıyız. Bunu g&ouml;ren herkes, &lsquo;bu g&uuml;zeldir&rsquo; dediğimde neyi kastettiğimi bilir. Onun bile arzusu, bir <em>İyi</em> olarak arzulanmaktır. Ona ulaşmak, yukarıya doğru olan yolu izleyenler i&ccedil;indir; b&uuml;t&uuml;n g&uuml;&ccedil;lerini ona doğru seferber edenler i&ccedil;in, d&uuml;ş&uuml;ş&uuml;m&uuml;zde &uuml;zerimize aldıklarımızdan kendilerini sıyıranlar i&ccedil;in: B&ouml;ylelikle <em>Sırların Y&uuml;ce Kutlamalarına</em> yaklaşanlar i&ccedil;in kararlaştırılmış arınmalar, daha &ouml;nce giyilmiş elbiselerin bir kenara bırakılması ve &ccedil;ıplaklığa giriş vardır &ndash; <em>Tanrı</em>dan başka her şeyden, yukarıya doğru olan yola ge&ccedil;inceye kadar, yalıtılmışlığındaki her kimse o yalıtılmış meskeni, <em>Varlığı</em> g&ouml;recektir. <em>Ayrı</em> olanı, <em>Karışmamış</em> olanı, <em>Saf</em> olanı, her şeyin muhta&ccedil; olduğu <em>Şeyi</em>, <em>Hayatın</em>, <em>Zihnin</em> ve <em>Oluş</em>un kaynağını.<br />
Ve biri bu g&ouml;r&uuml;n&uuml;ş&uuml; bilecek olursa, nasıl bir aşk tutkusuyla sarılacaktır, nasıl bir arzu sancısıyla, nasıl bir eriyerek Bununla bir olma &ouml;zlemiyle, nasıl hayret verici bir zevkle! Eğer bu <em>Varlığı</em> hi&ccedil; g&ouml;rmemiş olan Onun i&ccedil;in b&uuml;t&uuml;n mutluluğuymuş&ccedil;asına a&ccedil;lık &ccedil;ekmeliyse, Onu bilen asıl <em>G&uuml;zellik</em> olarak sevmeli ve ululamalıdır; olumlu bir korkuya tutularak, huşu ve mutlulukla kaplanacaktır; hakiki bir aşkla, keskin arzuyla sever; bundan başka b&uuml;t&uuml;n aşkları hor g&ouml;rmeli ve bir zamanlar hoş g&ouml;r&uuml;len her şeye k&uuml;&ccedil;&uuml;mseyerek bakmalıdır.<br />
İşte, ger&ccedil;ekten de <em>Tanrıların</em> ya da <em>G&ouml;ksel Olanların</em> a&ccedil;ık&ccedil;a ortaya konulmasına tanık olarak maddi bi&ccedil;imlerin alımlılığında bir daha asla o zevki bulamayanların bile hali budur. Peki ya <em>Saf G&uuml;zelliği</em> asıl b&uuml;t&uuml;nl&uuml;ğ&uuml;nde seyreden birisi i&ccedil;in ne d&uuml;ş&uuml;nmeliyiz? Et ve madde birikmesi olmadan, d&uuml;nyada ya da cennete yerleşik olmayan bir şey &ndash; saflığı o kadar m&uuml;kemmel ki &ndash; asli olmayan, bileşik olmayan, ilkel olmayıp da Bundan &ccedil;ıkan her şeyin &ccedil;ok &uuml;zerinde.<br />
Bu <em>Varlığı</em> g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;nde &ndash; b&uuml;t&uuml;n <em>Varlığın</em> y&ouml;neticisini, her zaman yayılan, hi&ccedil; i&ccedil;ine almayan <em>Kendi Ama&ccedil;</em>&rsquo;ı &ndash; &ccedil;ok y&uuml;ce bir g&uuml;zelliğin g&ouml;r&uuml;n&uuml;m&uuml;nde ve sahipliğinde, duran, vecde gelmiş, kendi gibiliğine b&uuml;y&uuml;yen bu varlığı g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;nde, ruh daha ne gibi bir <em>G&uuml;zellikten</em> yoksundur?<br />
&Ccedil;&uuml;nk&uuml; <em>Bu</em> (<em>İlahi G&uuml;zellik</em>, m&uuml;kemmel olan, asıl olan) aşıklarını <em>G&uuml;zelliğe</em> bi&ccedil;imlendirir ve onları da sevilmeye değer hale getirir.<br />
Ve <em>Bu</em>nun i&ccedil;in <em>Ruh</em>ları pek şiddetli ve b&uuml;y&uuml;k bir m&uuml;cadele beklemektedir; b&uuml;t&uuml;n bu &ccedil;alışmamız <em>Bu</em>nun i&ccedil;indir. Ulaşmayı başarmanın bu y&uuml;ce manzarada kutsanmak, başaramamanın ise kesin olarak yenik d&uuml;şmek olduğu bu en y&uuml;ce g&ouml;r&uuml;n&uuml;mde yer almaktan yoksun kalmayalım diye.<br />
Renklerdeki ya da g&ouml;r&uuml;n&uuml;r bi&ccedil;imlerdeki zevkten yoksun kalan i&ccedil;in değil, g&uuml;&ccedil;ten, şereften ya da krallıktan yoksun kalan i&ccedil;in değil &#8211;  <em>O</em>nu kazanmak i&ccedil;in krallıklardan, d&uuml;nya, okyanus ve g&ouml;ky&uuml;z&uuml; hakimiyetinden vazge&ccedil;melidir. Ve sadece duyumlar d&uuml;nyasını ayağının altına itip, <em>Bu</em>na yaslanırsa g&ouml;rebilecektir.<br />
<strong>8</strong><br />
Ama ne yapmalıyız? Yol nerededir? Gizlenmiş b&ouml;lgelerde yerleşmiş&ccedil;esine herkesin, saygısızlık edenlerin bile g&ouml;rebileceği olağan yollardan ayrı duran bu erişilmez <em>G&uuml;zelliğin</em> g&ouml;r&uuml;n&uuml;ş&uuml;ne nasıl ulaşılacaktır?<br />
G&uuml;c&uuml; olan ortaya &ccedil;ıksın ve kendi i&ccedil;ine geri &ccedil;ekilsin; g&ouml;zlerin bildiği her şeyden vazge&ccedil;erek, bir zamanlar mutluluğunu oluşturan maddi g&uuml;zellikten sonsuza kadar y&uuml;z &ccedil;evirerek. Bedende g&ouml;r&uuml;nen g&uuml;zelliğin izlerini algılayınca peşini bırakmasın: onları suretler, işaretler, g&ouml;lgeler olarak bilmeli ve bunların hatırlattıkları <em>O</em>na doğru aceleyle uzaklaşmalıdır. Su &uuml;zerinde oynayan g&uuml;zel bir şekle benzeyeni izleyen aldatılmış bir kimseden ve onun akıntının derinliklerine batıp nasıl hi&ccedil;liğe s&uuml;r&uuml;klendiğinden bahseden bir mit yok mudur? Aynı şekilde, maddi g&uuml;zelliğe kapılan birisi de, beden olarak değil ama, <em>Ruh</em> olarak, <em>Zihinsel Oluş</em>tan iğrenilen karanlık derinliklere batırılacak ve Aşağı D&uuml;nyada bile, burada olduğu gibi orada da k&ouml;r olacak, sadece g&ouml;lgelerle alışverişi olacaktır.<br />
&ldquo;&Ouml;yleyse haydi, sevgili <em>Baba Yurdu</em>na u&ccedil;alım&rdquo;: bu en sağlam &ouml;ğ&uuml;tt&uuml;r. Ama nedir bu u&ccedil;uş? Nasıl olup da a&ccedil;ık denize ulaşacağız? Odissesus&rsquo;un, Kirki&rsquo;nin ya da Kalipso&rsquo;nun b&uuml;y&uuml;c&uuml;l&uuml;klerinden &ouml;teye u&ccedil;uş emrini vermesi bizim i&ccedil;in ger&ccedil;ek bir derstir &ndash; g&ouml;zlerine sunulan onca zevk ve g&uuml;nlerini dolduran duyumsal mutluluk sebebiyle gidişini geciktirmekten hoşnut değildir.<br />
Bizim i&ccedil;in <em>Baba Yurdu</em>, <em>Orada</em>dır.<br />
&Ouml;yleyse rotamız nedir, nedir u&ccedil;uşumuzun y&ouml;ntemi? Bu yolculuk ayaklar i&ccedil;in değildir; ayaklar bizi sadece bir yerden başka bir yere g&ouml;t&uuml;r&uuml;r; ne de sizi taşıyıp g&ouml;t&uuml;recek bir gemi ya da araba d&uuml;ş&uuml;nebilirsiniz. B&uuml;t&uuml;n bu şeyler d&uuml;zenini bir yana bırakmalı ve g&ouml;rmeyi reddetmelisiniz: g&ouml;zlerinizi kapatmalı ve yerine i&ccedil;inizde uyandırılmayı bekleyen bir başka g&ouml;r&uuml;ş&uuml; yardıma &ccedil;ağırmalısınız, herkesin doğuştan hakkı olan, pek azının kullanmaya yeltendiği bir g&ouml;r&uuml;ş.<br />
<strong>9</strong><br />
Ve bu i&ccedil;sel g&ouml;r&uuml;ş, nedir bunun işlevi?<br />
Yeni uyandırılmışlığıyla o, en b&uuml;y&uuml;k parıltıyı kaldırmak i&ccedil;in &ccedil;ok zayıftır.<br />
Bu nedenle Ruh eğitilmelidir &ndash; &ouml;ncelikle b&uuml;t&uuml;n y&uuml;ce uğraşları, sonra da sanatlar tarafından değil de iyilikleriyle bilinen insanların erdemleriyle &uuml;retilen g&uuml;zellik yapıtlarını fark etme alışkanlığını edinmek i&ccedil;in. Son olarak da, bu g&uuml;zel bi&ccedil;imleri bi&ccedil;imlendirmiş olanların ruhlarını araştırmalısınız.<br />
Ama nasıl olup da erdemli bir ruhu ayırt edip, onun g&uuml;zelliğini bileceksiniz?<br />
D&ouml;n&uuml;p kendi i&ccedil;inize bakın. Hala kendinizi g&uuml;zel bulmuyorsanız, g&uuml;zel olmak i&ccedil;in yapılmakta olan bir heykelin yaratıcısı gibi davranın: burayı keser, şurayı d&uuml;zeltir, bu &ccedil;izgiyi hafifletir, diğerini saflaştırır, ta ki &ccedil;alışmada g&uuml;zel bir y&uuml;z belirinceye kadar. Siz de aynısını yapın: fazlalığın hepsini kesip atın, &ccedil;arpık olan ne varsa d&uuml;zeltin, kapalı olan her yere ışık g&ouml;t&uuml;r&uuml;n, hepsini tek bir g&uuml;zellik parıltısına d&ouml;n&uuml;şt&uuml;rmek i&ccedil;in &ccedil;alışın ve heykelinizi yontmayı hi&ccedil; kesmeyin, ta ki ondan size erdemin tanrısal parıltısı yansıyıncaya, lekesiz muhafazasında kurulmuş m&uuml;kemmel <em>İyiliği</em> g&ouml;r&uuml;nceye kadar.<br />
Bu m&uuml;kemmel yapıta d&ouml;n&uuml;şm&uuml;ş olduğunuzu bildiğinizde, varlığınızın saflığında toplandığınızda, i&ccedil;sel birliği par&ccedil;alayabilecek bir şey kalmadığında, asıl insana ilişkin olandan başka bir şey kalmadığında, kendinizi tamamen esas doğanıza uygun bulduğunuzda, tamamen uzamla &ouml;l&ccedil;&uuml;lemeyen o esas <em>Işık</em> olduğunuzda, herhangi bir kısıtlı bi&ccedil;ime sıkışmadığınız ya da vadeden yoksun bir şeymiş gibi dağılmadığınızda, b&uuml;t&uuml;n &ouml;l&ccedil;&uuml;lerden daha b&uuml;y&uuml;k ve b&uuml;t&uuml;n &ccedil;okluklardan daha &ccedil;ok bir &ouml;l&ccedil;&uuml;lemezliğe geldiğinizde &ndash; bu hale geldiğinizi fark ettiğinizde, işte tam o anda asıl g&ouml;r&uuml;ş olmuşsunuzdur. Şimdi b&uuml;t&uuml;n g&uuml;c&uuml;n&uuml;z&uuml; &ccedil;ağırın ve ileriye doğru bir adım savurun &ndash; artık bir kılavuza ihtiyacınız yok &ndash; gayret edin ve g&ouml;r&uuml;n.<br />
Bu, muazzam <em>G&uuml;zelliği</em> g&ouml;rebilecek tek g&ouml;zd&uuml;r. Eğer g&ouml;r&uuml;ş&uuml; temaşa eden g&ouml;z kepazelikle, iffetsizlikle ya da zayıflıkla bulandırılıp da en y&uuml;ce parlaklığı g&ouml;rmekten korkak&ccedil;a pısırıklığı sebebiyle mahrum olursa, bir başka noktadan her şey g&ouml;r&uuml;şe a&ccedil;ık olarak uzanmasına rağmen, hi&ccedil;bir şey g&ouml;remez. Her g&ouml;r&uuml;şe, g&ouml;r&uuml;lecek olan her şeye uyumlulaştırılmış ve onun gibi olan bir g&ouml;z gereklidir. &Ouml;nce kendisi g&uuml;neşe benzememiş olsaydı, g&ouml;z g&uuml;neşi g&ouml;remeyecekti. Ve eğer kendisi g&uuml;zel olmazsa, ruh da <em>İlk G&uuml;zelliğin</em> g&ouml;r&uuml;ş&uuml;ne sahip olamayacaktır.<br />
Bu y&uuml;zden <em>Tanrı</em>yı ve <em>G&uuml;zelliği</em> g&ouml;rmek isteyen herkes &ouml;nce kendisi <em>Tanrı</em>ya ve <em>G&uuml;zel</em>e benzemeye &ccedil;alışmalıdır. B&ouml;ylece <em>Ruh</em> tırmanarak, &ouml;nce <em>Zihinsel İlke</em>ye gelecektir. Y&uuml;cedeki b&uuml;t&uuml;n g&uuml;zel <em>İdea</em>ları ele alacak ve bunun <em>G&uuml;zellik</em> olduğunu beyan edecektir, <em>İdea</em>ların <em>G&uuml;zellik</em> olduğunu. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; <em>G&uuml;zellik</em> olan ne varsa onların, <em>Zihinsel Oluşun</em> yavrusunun ve &ouml;z&uuml;n&uuml;n etkisiyle gelecektir. <em>Zihinsel İlke</em>nin &ouml;tesinde ne varsa onu, <em>G&uuml;zelliği</em> ışıyan <em>İyi</em>nin doğası olarak doğrularız. Yine <em>Zihinsel Kozmosu</em> bir olarak alırsak, ilk olan <em>G&uuml;zel</em>dir: eğer orada bir ayrım yaparsak, <em>Zihinsel K&uuml;re</em>nin <em>G&uuml;zelliği</em>ni, <em>İdealar Alemi</em> kurar. &Ouml;n&uuml;m&uuml;zde uzanan <em>İyi</em>, <em>Kaynaktır</em> ve <em>G&uuml;zelliğin İlkesi</em>dir: <em>Asıl İyi</em> ve <em>Asıl G&uuml;zellik</em> aynı yerde yerleşiktirler ve b&ouml;ylece her zaman, <em>G&uuml;zelliğin</em> tahtı oradadır.</p>
<p><em>&Ccedil;eviren:</em> <strong><span style="font-size: larger;">Şerif Yıldırım Tatay</span></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ussuz.com/2008/11/enneadlar-altinci-deneme-plotinus/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

