<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>

<channel>
	<title>Ussuz Edebiyat, Düşün ve Sanat Seyri</title>
	<atom:link href="http://www.ussuz.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.ussuz.com</link>
	<description>Edebiyat, düşün ve sanat seyri</description>
	<pubDate>Wed, 17 Mar 2010 00:20:43 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.3</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>HAKİKATİN DERİN AKUSTİĞİ İÇİNDE  ŞİİRSEL ALGIYA KALAN UÇUCU MİRAS: WALTER BENJAMİN</title>
		<link>http://www.ussuz.com/2010/03/hakikatin-derin-akustigi-icinde-siirsel-algiya-kalan-ucucu-miras-walter-benjamin/</link>
		<comments>http://www.ussuz.com/2010/03/hakikatin-derin-akustigi-icinde-siirsel-algiya-kalan-ucucu-miras-walter-benjamin/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 17 Mar 2010 00:17:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Suat Kemal Angı</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Deneme]]></category>

		<category><![CDATA[Düzyazı]]></category>

		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>

		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ussuz.com/?p=590</guid>
		<description><![CDATA[I.
&#160;
Harikul&#226;de &#231;evirisinin yadsınamaz katkısı bir yana, &#8220;Şiir&#8221;in &#252;zerinizde bıraktığı etkiyi tam anlamıyla kavrayabilmeniz i&#231;in yılların ge&#231;mesi gerekebilir. Hele de, anlamı hor g&#246;r&#252;p imgenin tehlikeli, teklifsiz, ama bir o kadar da yaşatıcı boşluğunda salınmayı, sadece ve sadece deneyimlerden medet ummayı yeğleyen bir okursanız, &#8220;Şiir&#8221;deki imgenin mutlak anlamına devrilip sizi ne vakit kurşunlayacağı hi&#231; belli olmaz. A&#231;ıp [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="margin-left: 40px;"><a name="OLE_LINK2"><span><span><span><b><span>I.</span></b></span></span></span></a></div>
<div style="margin-left: 40px;"><span><span><span><span>&nbsp;</span></span></span></span></div>
<div style="margin-left: 40px;"><span><span><span><span><span>Harikul&acirc;de &ccedil;evirisinin yadsınamaz katkısı bir yana, &ldquo;<span>Şiir&rdquo;in &uuml;zerinizde bıraktığı etkiyi tam anlamıyla kavrayabilmeniz i&ccedil;in yılların ge&ccedil;mesi gerekebilir. Hele de, anlamı hor g&ouml;r&uuml;p imgenin tehlikeli, teklifsiz, ama bir o kadar da yaşatıcı boşluğunda salınmayı, sadece ve sadece deneyimlerden medet ummayı yeğleyen bir okursanız, &ldquo;Şiir&rdquo;deki imgenin mutlak anlamına devrilip sizi ne vakit kurşunlayacağı hi&ccedil; belli olmaz. A&ccedil;ıp a&ccedil;ıp okur, dostlarınızla paylaşırsınız, hatta bir keşif yapmış gibi g&ouml;nenir-siniz, ama nafiledir t&uuml;m bunlar &ndash; eksik-tir. Eksik olanı bulabilmekse zaman alır, bazen bir &ouml;m&uuml;r bile harcanabilir bir imgenin peşinde. Fakat, an be an kristalleşen bir hayatın i&ccedil;inde, &uuml;stelik de unutmanın keskin virajlarına rağmen nihayet size ulaştığını d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;ğ&uuml;n&uuml;z son yerde, bu karanlık ve <i>kurak</i> imgenin aydınlattığı sahihlik, ger&ccedil;ekte olmayan, sizin uydurduğunuz (şiir buna yatkınlıktır en azından) bir anlama denk d&uuml;şme tehlikesini taşır her zaman.<span id="more-590"></span> Oysa, hen&uuml;z bu &ldquo;Şiir&rdquo;le rastlaşmadan &ccedil;ok &ouml;nce &ndash;b&uuml;t&uuml;n&uuml;yle sezgisel bir kavrayışla da olsa, kimi yaşam izleklerinin &ccedil;ocukluğunuzun avlusunda bıraktığı ayak izlerinin peşine takılmak adına&ndash; bir i&ccedil; sesin kılavuzluğunda bir ağaca incelikle seslenmiş olabilirsiniz pek&acirc;l&acirc;:</span></span></span></span></span></span><span><span><span><span>&nbsp;</span></span></span></span>&nbsp;</div>
<div style="margin-left: 40px;">&nbsp;</div>
<div style="margin-left: 80px;"><span style="font-size: smaller;">&ldquo;yani kim getirdi sizi&nbsp;</span></div>
<div style="margin-left: 80px;"><span style="font-size: smaller;">duygularını tutumlu kullanması tembihlenmiş</span></div>
<div style="margin-left: 80px;"><span style="font-size: smaller;">bu &ccedil;am ormanının karşısına (&#8230;)</span></div>
<div style="margin-left: 80px;"><span style="font-size: smaller;">ah canım badem ağa&ccedil;ları</span></div>
<div style="margin-left: 80px;"><span style="font-size: smaller;">ne yaşatıcısınız b&ouml;yle</span></div>
<div style="margin-left: 80px;"><span style="font-size: smaller;">duygularınızın sunumundaki sonsuz c&ouml;mertlikle</span></div>
<div style="margin-left: 80px;"><span style="font-size: smaller;">ah canım aptal ve &ccedil;ılgın badem ağa&ccedil;ları&rdquo;</span></div>
<div style="margin-left: 80px;"><span><span><span><span>&nbsp;</span></span></span></span></div>
<div style="margin-left: 40px;"><span><span><span><span><span><span>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ancak &ldquo;&ccedil;ocuk&ccedil;a bir dil eksikliğinin&rdquo; bağışlayabileceği b&ouml;yle bir g&ouml;zlemin dil ile bu eksik fakat ka&ccedil;ınılmaz tasviri, eksikliğin farkına varıldık&ccedil;a her y&ouml;nde genişleyecek, l&acirc;kin, kırılmaz mutlak bir d&ouml;ng&uuml;yle, her ilkyazda &ldquo;d&uuml;ğmelerini imlasız bir rahatlıkla lodosun sevimli yaptığı &ouml;l&uuml;me a&ccedil;an&rdquo; bu ş&ouml;valye ruhlu g&ouml;sterişsiz ağa&ccedil;lara o arkaik g&ouml;zlerle bakma alışkanlığı hi&ccedil; değişmeyecektir. Ki, siz de nicedir, suya duyduğunuz &ouml;zlemle &ccedil;elişen, &ccedil;eliştiği i&ccedil;in de ışık sa&ccedil;ması beklenen bir merakla y&uuml;klenmişsinizdir bu m&uuml;phem imgenin dalına. Aynı &lsquo;yemiş&rsquo;i muazzam bir kedere d&ouml;n&uuml;şt&uuml;ren o &ldquo;Şiir&rdquo;le ilk rastlaşmadan sonra ise, bir dayanışma, olumlanma ve g&ouml;zetlenme beklentisinin keskin ve y&uuml;reklendiren duygusu eşliğinde, bu acı meyvenin kabuğuna yerli yersiz ve daha bir hızla vurmaya başlarsınız. Sırf bu imgenin gizliyor olduğunun hatırına mıdır nedir, kendinizi yaralarsınız da &uuml;stelik. Sol elinizin baş parmağı, aynı elin tetik parmağının taş kıvamındaki sırdaş parmağıdır artık, ve yazı yazan elin &ouml;n&uuml;nde, beyaz k&acirc;ğıdın &uuml;st&uuml;nde durur her seferinde, unutmanıza asla izin vermeyecek bir kararlılıkla ve kıpırdayamadan: </span></span></span></span></span></span></div>
<div style="margin-left: 80px;"><span style="font-size: smaller;">&ldquo;Oysa, zaten, evin bah&ccedil;esi, ya da duvarlardan sonra avlusu demek m&uuml;mk&uuml;n, arkası g&ouml;r&uuml;lmeyen tepeye doğru hafif bir meyille y&uuml;kseliyor, en son g&ouml;z&uuml;n bedenini belinden kıramadığı kadar uzakta, son bademlerden bir sınır &ccedil;iziyordu kendisine. Buradan bile bakışlar duvarı aşıp bademlere deyemiyordu. &Ouml;yleyse durduk yerde bademleri budamak niye akla gelmişti?&rdquo;</span></div>
<div style="margin-left: 80px;"><span style="font-size: smaller;">&ldquo;İlk yaz tatili g&uuml;zeldi, hem &ccedil;ok g&uuml;zel, Side&rsquo;yle Akdeniz&rsquo;e gitmişler, Batık Şehrin tam karşısındaki tepede, Bademli Ev&rsquo;in bah&ccedil;esinde kalmışlar, bah&ccedil;edeki, oysa &ouml;ks&uuml;z bademlerden &ccedil;ok daha b&uuml;y&uuml;k olan, g&ouml;vdesiyle &ouml;ks&uuml;zl&uuml;ğ&uuml; arasındaki bariz kontrast bakanı daha da şaşkınlığa uğratan, ama susuzluğu g&ouml;vdesinden her daim daha g&ouml;rkemli olmuş badem ağa&ccedil;larının, o en k&uuml;lhanbeyi baba bademin altına &ccedil;adırlarını kurmuşlardı&hellip;&rdquo;&nbsp;</span></div>
<div style="margin-left: 80px;"><span style="font-size: smaller;">&ldquo;Side de artık bu ismi sayıklar dururdu ya, aşklarının &ouml;mr&uuml; boyunca, en olmadık yerde, en beklenmedik anda, oysa mutlularken, oysa ger&ccedil;ekten &ccedil;ok mutlularken, mutluluktan u&ccedil;acak kıvama gelmeye sadece bir badem kalmış iken. Durduk yerde, bile bile, bademleri bile kanatan bir karanlık belleğin i&ccedil;i bir cadı kazanı gibi fokur fokur kaynıyor olmalıydı! Tam da b&ouml;yle tariflenebilirdi. Elbette sevilen kadın Deniz&rsquo;in sevgilisi olmamış olsaydı&hellip;&rdquo;</span></div>
<div style="margin-left: 80px;"><span style="font-size: smaller;">&ldquo;Şehirde &ccedil;oktan iki kula&ccedil; y&uuml;kselmiş olan g&uuml;neş, burada, bu g&ouml;lde, karşıdaki &ccedil;imenli t&uuml;mseğin de arkasındaki bademli tepeden hen&uuml;z doğuyor.&rdquo;</span></div>
<div style="margin-left: 80px;"><span style="font-size: smaller;">&ldquo;Hışır, hışır, &ccedil;ıtır, &ccedil;ıtır&hellip; Doğurgan bir yağmur başlamıştı, uzaktaki kırların melankolisine ve tepenin &uuml;st&uuml;ndeki bademlerin şaşkınlığına bulanmış toprağı havalandıran, fesleğen kokan bir g&uuml;z yağmuru&hellip;&rdquo;</span></div>
<div style="margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">&nbsp;</span></div>
<div style="margin-left: 40px;"><span><span><span><span><span><span>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Hatta, bu kararlı duygusallık &ldquo;</span></span></span></span></span></span><span><span><span><span><span>Şiir&rdquo;i<span> yeniden &uuml;retmek c&uuml;retini g&ouml;stermenize neden olur ki, sizi en &ccedil;ok mutlandıran ve onurlandıran da budur:</span></span></span></span></span></span></div>
<div style="margin-left: 40px;"><span><span><span><span><i>&nbsp;</i></span></span></span></span></div>
<div style="margin-left: 80px;"><span style="font-size: smaller;">&ldquo;Bu sesteki alay ise, insanların g&uuml;neşin altında g&ouml;rd&uuml;kleri her şey gibi net, g&ouml;r&uuml;p de yeterince, hatta fazlasıyla anladıklarını d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;kleri kadar ger&ccedil;ekti. Bu ger&ccedil;eklik yaşanılanı aynılaştırıyor, ortaklıklarsa hayatı tahamm&uuml;l edici kılıyordu. Ve fakat hi&ccedil; kimse, g&ouml;z&uuml;n yanıltıcı ipliğini bir ucundan &ccedil;ekip teyeli s&ouml;kmeyi, sonra da bu yuvarlak kamerayı avucuna alıp bir bademle değiştirmeyi aklının ucuna getiremiyordu. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bu olanaksızdı, &ccedil;&uuml;nk&uuml; insanlık pastasının en acı kısmı şairlere ayrılmıştı. Kalanlar a&ccedil;ıkg&ouml;z, kalanlar geveze, kalanlar yumuşak, Side ise &ccedil;ok k&uuml;&ccedil;&uuml;kt&uuml;. Side &ccedil;ok g&uuml;zeldi.&rdquo;</span></div>
<div style="margin-left: 80px;"><span><span><span><span>&nbsp;</span></span></span></span></div>
<div style="margin-left: 80px;"><span><span><span><span>&nbsp;</span></span></span></span></div>
<div style="margin-left: 40px;"><span><span><span><span><b><span>II.</span></b></span></span></span></span></div>
<div style="margin-left: 80px;"><span><span><span><span>&nbsp;</span></span></span></span></div>
<div style="margin-left: 40px;"><span><span><span><span><span>Aylardır <i>Moskova</i> <i>G&uuml;nl&uuml;ğ&uuml;</i>&rsquo;n&uuml;n</span></span></span></span></span><a href="#_edn1" name="_ednref1" title=""><span><span><span><span><span><span><span><span><span style="font-size: 11pt;">[1]</span></span></span></span></span></span></span></span></span></a><span><span><span><span><span> &nbsp;izini s&uuml;r&uuml;yorum. Ge&ccedil;en senenin g&uuml;z&uuml;nde, İstanbul Kitap Fuarı&rsquo;nda yayınevinin katalogunda g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;m, fakat raflarda bulamadığım g&uuml;nden beri. Nihayet ge&ccedil;en hafta, hem de hi&ccedil; aklımda yokken rastlayıverdim G&uuml;nl&uuml;ğe. Uzunca bir s&uuml;re, i&ccedil;imi serinleten &ouml;n kapağı seyrettim &ndash; &ccedil;ok beğenmiştim. Eve bir an &ouml;nce varıp beni bekleyen melankoliyi yaşamak istiyordum. Y&uuml;r&uuml;rken arka kapak yazısını okudum. Metroda kitabın i&ccedil;indeki fotoğraflara baktım. Bazıları bende de vardı ve g&uuml;nl&uuml;ğ&uuml;n el yazısı fotoğrafı odamdaki Benjamin resminin altında asılıydı. </span></span></span></span></span></div>
<div style="margin-left: 40px;"><span><span><span><span><span>Benjamin okumak, tıpkı şiir okumak gibi, metnin &ccedil;arpıcı şiirselliğini tersy&uuml;z edebilmekle olası kuşkusuz. Ne var ki, dudakları a&ccedil;ılmadan &ouml;nce, onun yaşantısının ve yazma bi&ccedil;iminin kendi elinden yapılma imgesi olan, i&ccedil;inde inci vadeden istiridyenin, &ouml;ncelikle bulunması ve su y&uuml;z&uuml;ne &ccedil;ıkarılması gerekliydi. B&ouml;yle bir iddianın bir g&uuml;nl&uuml;k i&ccedil;in ne denli olası olduğunu d&uuml;ş&uuml;nedurayım, bu g&uuml;&ccedil;l&uuml; duygunun okumama eşlik etmesine bir t&uuml;rl&uuml; engel olamıyorum. Dostu Gershom Scholem&rsquo;in &Ouml;ns&ouml;z&rsquo;&uuml;nde yazdığı, &ldquo;Bu &ouml;n&uuml;m&uuml;zdeki belge, s&ouml;z konusu b&ouml;l&uuml;m&uuml; okumuş okurlar i&ccedil;in acı ve y&uuml;rek daraltan bir s&uuml;rpriz olmalıdır,&rdquo; t&uuml;mcesini okuduğumda, (s. 24), s&ouml;z konusu edilen b&ouml;l&uuml;m&uuml;n, Benjamin&rsquo;in hayatına &ouml;zg&uuml; gizemin varlığına teğet bi&ccedil;imde, &ndash;Edit&ouml;r&uuml;n ve &Ccedil;evirmenin Notları&rsquo;nı saymazsak&ndash; kitabın en sonuna/dibine konulmuş olduğunu fark ediyorum. Metni/belgeyi acı bir s&uuml;rprize d&ouml;n&uuml;şt&uuml;recek olan b&ouml;l&uuml;m, Asja Lacis&rsquo;in 1971 yılında yayımlanan <i>Meslekten Devrimci</i> kitabının Benjamin&rsquo;le ilgili anıların anlatıldığı b&ouml;l&uuml;m. S&uuml;rpriz s&uuml;rpriz gibi olmalı, y&uuml;rek daraltmalı diyerek, 170&rsquo;nci sayfaya ş&ouml;yle bir g&ouml;z atıp yeniden kaldığım yere d&ouml;n&uuml;yorum&#8230;</span></span></span></span></span></div>
<div style="margin-left: 40px;"><span><span><span><span><span>G&uuml;nl&uuml;ğ&uuml; okurken kapıldığım duyguları tariflemek olduk&ccedil;a g&uuml;&ccedil;. H&uuml;z&uuml;nl&uuml; bir anlatı olarak okumaya baştan niyetlendiğiniz bir kitapta, Benjamin&rsquo;in kimi metinlerini (<i>Tek Y&ouml;nl&uuml; Yol</i>&rsquo;dan sevgilinin y&uuml;z&uuml;ndeki kırışıklıklarla ilgili b&ouml;l&uuml;m&uuml; &ouml;rneğin) belli ki ger&ccedil;ek &ouml;znesine ilk kez okurken (s. 34), kitaba yayılan merkezi duygudan ka&ccedil;ış yok. Yaratılan bir ara mek&acirc;n var sanki ve sizi de emip i&ccedil;ine alan bu yerde ge&ccedil;miş cisimleşiyor, t&uuml;m dramatik yanıyla h&acirc;l&acirc; yaşanıyor hissi uyanıyor. Moskova&rsquo;yla ilgili keskin ve renkli ayrıntılarda bile, Asja&rsquo;ya d&ouml;n&uuml;k gizli, besleyici bir soluğu sezdiriyor g&uuml;nl&uuml;ğe sinmiş olan i&ccedil;tenlik. Benjamin gibi, her sayfada Asja&rsquo;ya rastlamak beklentisinin gerilimi ve kaleminizin yalnızca ikisinin birlikte olduğu anları anlatan t&uuml;mcelerin altını &ccedil;izmek istemesindeki sabırsızlık&#8230; Bir yazarın platonik yalnızlığındaki kedere, ne denli mahrem olursa olsun, katışmak arzusu bu. A&ccedil;ılımlı ve &ccedil;ok boyutlu &ccedil;&uuml;nk&uuml;: &ldquo;Ve Asja&rsquo;nın hi&ccedil;bir şeyle paylaşmak istemediği o tutkulu ilgiyi, ondan hi&ccedil; cesaret almadan ve dostluk g&ouml;rmeden g&ouml;steremem.&rdquo; (s. 79) Bu zarafet ve kaygı y&uuml;kl&uuml; beklenti, Benjamin&rsquo;in yazarlıktan umduğu insanca ve asgari bir beklenti de aynı zamanda. </span></span></span></span></span></div>
<div style="margin-left: 40px;"><span><span><span><span><span>Kitabı &ldquo;Patolojik Bir Kararsız&rdquo;ın platonik yanına/aşkına duyduğunuz ilgiye d&ouml;n&uuml;k okuyunca, neredeyse her sayfada birden fazla olan, toplam 191 adet son-not ilginizin dağılmaması i&ccedil;in daha fazla &ccedil;aba harcamanızı gerektiriyor. Tıpkı Benjamin&rsquo;in buz kaplı Moskova sokaklarının dar kaldırımlarında hem y&uuml;r&uuml;yebilmek hem de bakabilmek i&ccedil;in sarf etmek zorunda kaldığı ek yorgunluğu duyumsatıyor. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bu notların birka&ccedil; tanesi hari&ccedil; hemen hepsi ikinci ve farklı bir okumaya y&ouml;nelik bilgilendirme ama&ccedil;lı notlar. Edit&ouml;r&uuml;n ve <span style="letter-spacing: -0.1pt;">&Ccedil;evirmenin Notları başlıklı en sondaki b&ouml;l&uuml;m ile asıl metin arasındaki bu sonsuz gidip gelmelerin, bir anda &Ouml;ns&ouml;z&rsquo;de kapıldığım fakat ka&ccedil;ındığım duygunun &ndash;Benjamin&rsquo;in hayatına &ouml;zg&uuml; gizemin varlığına teğet bi&ccedil;imde&ndash; yerine ge&ccedil;tiğini ve aynı zamanda bu duygunun &ldquo;acı ve y&uuml;rek daraltan s&uuml;rpriz&rdquo;ini askıya da almak i&ccedil;in olduğunu fark ediyorum. Ama, bunu yaparken de, her seferinde iki kere olmak &uuml;zere, bu keder dolu s&uuml;rprizin &uuml;zerinden son-not sayısının iki katı kadar ge&ccedil;iyorsunuz. Notların ilgili sayfaların altında dip-not olarak değil de, bu haliyle bir son b&ouml;l&uuml;m olarak kitabın en arkasında sunulmasını, kitabın ruhuna, başka hi&ccedil;bir kitapta olmayacağı kadar yakıştırıyorum. </span></span></span></span></span></span></div>
<div style="margin-left: 40px;"><span><span><span><span><span style="letter-spacing: -0.1pt;">Bu zorunlu kırılma anlarıyla b&ouml;l&uuml;nen okumamın 164&rsquo;&uuml;nc&uuml; sayfasındaki, <i>&ldquo;Patolojik Kararsız&rdquo; Asja Lacis&rsquo;in Anıları ve Gershom Scholem</i></span></span></span></span></span><span><span><span><span><span> başlıklı ve &ccedil;evirmenin değerlendirmesi olan yazıya geldiğimde, bir yazarın &ccedil;evirdiği kitap i&ccedil;in yazdığı değerlendirme yazısının yeri kadar, ilgilendiği konu da şaşırtıyor bir kez daha. &Ccedil;evirmen Cemal Ener yeniden Gershom Scholem&rsquo;in s&ouml;ylediği &ldquo;acı ve y&uuml;rek daraltan s&uuml;rpriz&rdquo;ine y&ouml;nlendiriyor okuru. Sanki herkes kendi penceresinden g&ouml;rebildikleriyle Benjamin&rsquo;in hayatındaki bir giz perdesini aralamaya &ccedil;alışıyor. Aynı yazıdan, Benjamin adının bir d&ouml;nem Gershom Scholem ile Asja Lacis arasındaki zorlu rekabetin nesnesine d&ouml;n&uuml;şt&uuml;ğ&uuml;n&uuml;, Scholem&rsquo;in Kud&uuml;s&rsquo;te g&uuml;venli bir yaşam vaadinin Benjamin cephesindeki nesnel dayanaklarının neler olduğunu ve fakat platonik bir aşkın bu dayanakların &ouml;n&uuml;nde onu nasıl kendi deyimiyle patolojik bir kararsızlığa s&uuml;r&uuml;klediğini okuyoruz. Nihayet, &ccedil;evirmenin yazısında (niyeyse?) kullandığı ve Asja&rsquo;nın anılarındanalıntıladığı t&uuml;mcelerle, Scholem&rsquo;in &ndash;haklı olarak&ndash; g&uuml;nl&uuml;ğ&uuml; neden y&uuml;rek burkan bir s&uuml;rpriz olarak değerlendirmek gerektiğini, Asja&rsquo;nın ağzından &ouml;ğreniyoruz: &ldquo;Bir keresinde yanında İbranice &ouml;ğreten bir kitap taşıyordu; İbranice &ouml;ğrendiğini s&ouml;yledi. Belki de Filistin&rsquo;e gidecekti. Dostu Scholem, orada maddi g&uuml;venliğini sağlayacağını vaat etmişti. Nutkum tutuldu; sonra da aramızda sert bir tartışma &ccedil;ıktı: Normal d&uuml;ş&uuml;nebilen, ilerici bir insanın yolu Moskova&rsquo;ya &ccedil;ıkardı; Filistin&rsquo;e değil. Walter Benjamin&rsquo;in Filistin&rsquo;e gitmesini engelleyen kişinin ben olduğumu rahatlıkla s&ouml;yleyebilirim.&rdquo; (s. 167-168) </span></span></span></span></span></div>
<div style="margin-left: 40px;"><span><span><span><span><span>Acı ve y&uuml;rek daraltan s&uuml;rprizi hem de fazlasıyla aydınlatan bu t&uuml;mcelerle &ndash;Asja&rsquo;nın kitabındaki Benjamin ile ilgili b&ouml;l&uuml;me hen&uuml;z birka&ccedil; sayfa kala&ndash; zamansız ve teklifsiz karşılaşmam bir yana, bu s&ouml;zlerin, Benjamin&rsquo;in &lsquo;Marksist vicdanıyla y&uuml;reği ve duyarlığı&rsquo; arasındaki trajik &ouml;l&uuml;m&uuml;ne dek s&uuml;ren gerilimin, ki yaşadığı/s&uuml;r&uuml;klendiği olayların ger&ccedil;ek nedenidir, sevdiği kadın tarafından sanki hi&ccedil;bir zaman, hi&ccedil;bir şekilde algılanmamış olduğunu d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;rtecek kadar steril bir şekilde &ndash;&ccedil;ok yıllar sonra bile olsa, &ouml;zellikle son t&uuml;mcedeki soğukkanlılıkla&ndash; s&ouml;ylenmiş olması sarsıyor beni. </span></span></span></span></span></div>
<div style="margin-left: 40px;"><span><span><span><span><span>Sanırım, Benjamin kadar, yazma etkinliği ile yaşamı arasında derin ve kederli benzerlikleri olan &ccedil;ok az yazar yaşadı d&uuml;nyamızda. Direnenler direnmekte devam etsin, &ldquo;alegori&rsquo;nin sanatsal algının &ouml;zel bir bi&ccedil;imi&rdquo; olduğu d&uuml;ş&uuml;ncesi ge&ccedil;erliliğini s&uuml;rd&uuml;r&uuml;yor h&acirc;l&acirc;. Tarihin u&ccedil;ucu imgesini en silik, g&ouml;zden d&uuml;şm&uuml;ş nesnelerde bulmayı ama&ccedil;larken &ouml;nerdiği ve yakalanması neredeyse imk&acirc;nsıza yakın o son bakışta beliriverecek olan ışık, hakikatin derin akustiği i&ccedil;inde şiirsel algıya kalan bir miras yalnızca. </span></span></span></span></span></div>
<div style="margin-left: 40px;"><span><span><span><span><span>Acı ve y&uuml;rek daraltan s&uuml;rprizle &ndash;onu sahiplenmekten kendini alamayan &ccedil;evirmen sayesinde, aslında yayıncı sayesinde denmeli belki de!&ndash; beklediğimden &ouml;nce karşılaştığım i&ccedil;in, hemen ardından gelen ve baştan beri s&uuml;rprizin asıl yeri olarak sunulan Asja Lacis&rsquo;in yazısını okumasam mı acaba? Ama kitabın t&uuml;m bi&ccedil;imlenme/d&uuml;zenlenme &ccedil;abalarını aşan, alt&uuml;st eden okuma edimi tek kişilik, deneyim tek kişilik&#8230; Acı/tatlı bir başka s&uuml;rpriz, belki de sadece benim i&ccedil;in ayrılmış ve yalnızca beni bekliyor. Benjamin&rsquo;in incisini koruyan istiridye gibi, bu meyveyi de sert kabukları saklıyor.</span></span></span></span></span></div>
<div style="margin-left: 40px;"><span><span><span><span><span>Kendisi gibi Yahudi olan y&uuml;zyılın bir başka trajik yazıcısı &ldquo;Şiir&rdquo;ini yazarken, bu aşkın rastlantısal başlangıcındaki &lsquo;acı meyveden&rsquo; ne kadar haberliydi acaba? Bu kitaptan benim payıma d&uuml;şen, yazgıyı kuşatan, emip i&ccedil;ine alan en kederli s&uuml;rpriz bu işte: </span></span></span></span></span></div>
<div style="margin-left: 40px;"><span><span><span><span>&nbsp;</span></span></span></span>&nbsp;</div>
<div style="margin-left: 80px;"><span style="font-size: smaller;">Say Bademleri,</span></div>
<div style="margin-left: 80px;"><span style="font-size: smaller;">say acı olup da seni uyanık tutanları,</span></div>
<div style="margin-left: 80px;"><span style="font-size: smaller;">beni de kat aralarına:</span></div>
<div style="margin-left: 80px;">&nbsp;</div>
<div style="margin-left: 80px;"><span style="font-size: smaller;">G&ouml;zlerini aramıştım a&ccedil;tığında,</span></div>
<div style="margin-left: 80px;"><span style="font-size: smaller;">ve kimse bakmadığında y&uuml;z&uuml;ne,</span></div>
<div style="margin-left: 80px;"><span style="font-size: smaller;">o gizli ipliği</span></div>
<div style="margin-left: 80px;"><span style="font-size: smaller;">d&uuml;ş&uuml;ncelerindeki &ccedil;iğ tanesinin&nbsp;</span></div>
<div style="margin-left: 80px;"><span style="font-size: smaller;">i&ccedil;inde hi&ccedil;bir y&uuml;reğe yolu d&uuml;şmemiş</span></div>
<div style="margin-left: 80px;"><span style="font-size: smaller;">s&ouml;zlerin korunduğu testilere</span></div>
<div style="margin-left: 80px;"><span style="font-size: smaller;">k&ouml;pr&uuml; olmuş</span></div>
<div style="margin-left: 80px;"><span style="font-size: smaller;">ipliğine bağladım.</span></div>
<div style="margin-left: 80px;">&nbsp;</div>
<div style="margin-left: 80px;"><span style="font-size: smaller;">İlk kez orada senin oldu adın,</span></div>
<div style="margin-left: 80px;"><span style="font-size: smaller;">emin adımlarla y&uuml;r&uuml;d&uuml;n kendine,</span></div>
<div style="margin-left: 80px;"><span style="font-size: smaller;">suskunluğunun &ccedil;anlarıydı &ouml;zg&uuml;rce &ccedil;alınan,</span></div>
<div style="margin-left: 80px;"><span style="font-size: smaller;">yanına geldi kulak verdiklerin,</span></div>
<div style="margin-left: 80px;"><span style="font-size: smaller;">&ouml;len, sana da sardı kollarını</span></div>
<div style="margin-left: 80px;"><span style="font-size: smaller;">ve &uuml;&ccedil;&uuml;n&uuml;z ge&ccedil;ip gittiniz.</span></div>
<div style="margin-left: 80px;"><span style="font-size: smaller;">akşamın i&ccedil;inden.</span></div>
<div style="margin-left: 80px;"><span style="font-size: smaller;">Beni de d&ouml;n&uuml;şt&uuml;r acıya,</span></div>
<div style="margin-left: 80px;"><span style="font-size: smaller;">kat beni de bademlerin arasına.</span><a href="#_edn2" name="_ednref2" title=""><span><span><span><span><span><span style="font-size: 10pt;"><span><span><span style="font-size: 10pt;">[2]</span></span></span></span></span></span></span></span></span></a></div>
<div style="margin-left: 40px;"><span><span><span><span>&nbsp;</span></span></span></span></div>
<div style="margin-left: 40px;"><span><span><span><span><span><span>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &ldquo;Reich birka&ccedil; haftalığına M&uuml;nih&rsquo;e gitmek zorundaydı. Bense sık sık alışveriş etmek &uuml;zere Daga&rsquo;yla birlikte piazza&rsquo;ya &ccedil;ıkıyordum. Bir seferinde bir d&uuml;kk&acirc;ndan badem satın almak istedim. Ancak bademin İtalyanca&rsquo;sını bilmiyordum ve satıcı da ne istediğimi bir t&uuml;rl&uuml; anlamıyordu. Yanımda bir adam duruyordu ve &ldquo;Hanımefendi, size yardımcı olabilir miyim?&rdquo; dedi. &ldquo;L&uuml;tfen,&rdquo; diye karşılık verdim. Bademleri aldım ve elimdeki paketlerle piazza&rsquo;da y&uuml;r&uuml;meye başladım &ndash; o bey peşimden geldi ve &ldquo;Size eşlik ederek paketlerinizi taşıyabilir miyim?&rdquo; diye sordu. Ona d&ouml;nd&uuml;m &ndash; s&ouml;zlerini s&uuml;rd&uuml;rd&uuml;: &ldquo;Kendimi tanıtmama izin verin &ndash; Doktor Walter Benjamin&rdquo; &ndash; ben de kendi adımı s&ouml;yledim.&rdquo; (s. 170-171) </span></span></span></span></span></span></div>
<div style="margin-left: 40px;"><span><span><span><span>&nbsp;</span></span></span></span></div>
<div style="margin-left: 40px;">&nbsp;</div>
<div style="margin-left: 40px;">&nbsp;</div>
<div style="margin-left: 40px;"><span><span><span><span>&nbsp;</span></span></span></span>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &nbsp; &nbsp; <span style="font-size: smaller;"><b><i>Ankara, </i>11 Haziran 2001</b></span></div>
<div align="right" style="margin-left: 40px;"><span><span><i>&nbsp;</i></span></span></div>
<div align="left" style="margin-left: 40px;"><span><span>&nbsp;</span></span></div>
<div style="margin-left: 40px;"><span>&nbsp;</span></div>
<div style="margin-left: 40px;">&nbsp;</div>
<div style="margin-left: 40px;">&nbsp;</div>
<div>
<p>&nbsp;</p>
<hr width="33%" size="1" align="left" />
<div id="edn1">
<div><a href="#_ednref1" name="_edn1" title=""><span><span><span style="font-size: 10pt;">[1]</span></span></span></a> <span style="font-size: smaller;">Walter Benjamin, <i>Moskova</i> <i>G&uuml;nl&uuml;ğ&uuml;</i>, &ccedil;ev. Cemal Ener (İstanbul: Metis Yayınları, Birinci Basım, Mayıs 2001). </span></div>
</div>
<div id="edn2">
<div><a href="#_ednref2" name="_edn2" title=""><span><span><span style="font-size: 10pt;">[2]</span></span></span></a><span style="font-size: smaller;"> Paul Celan<i>, </i>&ldquo;Beni de Kat Acılara&rdquo;<i>, </i>&ccedil;ev.: Ahmet Cemal. </span></div>
</div>
</div>
<p style="margin-left: 40px;">&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ussuz.com/2010/03/hakikatin-derin-akustigi-icinde-siirsel-algiya-kalan-ucucu-miras-walter-benjamin/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>DÜŞLEDİĞİM İLKBAHAR OLUNCA</title>
		<link>http://www.ussuz.com/2010/03/dusledigim-ilkbahar-olunca/</link>
		<comments>http://www.ussuz.com/2010/03/dusledigim-ilkbahar-olunca/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 14 Mar 2010 03:06:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hüsniye Sakar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ussuz.com/?p=589</guid>
		<description><![CDATA[kanımdaki b&#252;y&#252;
hızlandırıyor nabzımın atışını
bir şenliği kutlarcasına 
karışıyor y&#252;reğime coşku
dudaklarımın sıcaklığı
tutuşturuyor r&#252;zgarın eteklerini
dalgalanıyor deniz hafiften
hafiften başlıyor ayaklarım
ihtişamlı bir sahnede dans etmeye
ta i&#231;imde
vazge&#231;iyorum
umutlarımda korkuyu beslemeye!
&#160;
8 Mart 2010

Kavacık / İstanbul

&#160;
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="margin-left: 40px;">kanımdaki b&uuml;y&uuml;<br />
hızlandırıyor nabzımın atışını<br />
bir şenliği kutlarcasına <br />
karışıyor y&uuml;reğime coşku</p>
<p style="margin-left: 40px;">dudaklarımın sıcaklığı<br />
tutuşturuyor r&uuml;zgarın eteklerini<br />
dalgalanıyor deniz hafiften<br />
hafiften başlıyor ayaklarım<br />
ihtişamlı bir sahnede dans etmeye<span id="more-589"></span></p>
<p style="margin-left: 40px;">ta i&ccedil;imde<br />
vazge&ccedil;iyorum<br />
umutlarımda korkuyu beslemeye!</p>
<p style="margin-left: 40px;">&nbsp;</p>
<p style="margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;"><em>8 Mart 2010<br />
</em></span></p>
<p style="margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;"><em>Kavacık / İstanbul<br />
</em></span></p>
<p style="margin-left: 40px;">&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ussuz.com/2010/03/dusledigim-ilkbahar-olunca/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>LEMARİA</title>
		<link>http://www.ussuz.com/2010/03/lemaria/</link>
		<comments>http://www.ussuz.com/2010/03/lemaria/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 14 Mar 2010 03:02:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Diharbi Dever</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ussuz.com/?p=588</guid>
		<description><![CDATA[&#180;&#180;otel adında bir aşktı sandığı
&#160;&#160; oyulmuş mermerlerden.&#180;&#180; 
&#160;
ne zaman ki ışıklardan kırılma indisi bir zaman
d&#252;ş&#252;nce aklın karanlık ge&#231;mişler g&#252;n&#252;nde
anıp seni allasen! s&#246;z&#252;n hi&#231; olmamış kıyı y&#252;z&#252;nde
anlarım, bir &#252;vey dişisi yakışıklı ge&#231;imlerin
ve bir &#231;irkin g&#252;l&#252;şler tarihinden kopkoyu adamları
getirip &#231;ıplaklığına ağırlayan eski kentlerindir ilk
(şımarınca belli bir &#231;ağı doğmayan değişkenlik ey!)
karşı gelinmez rengi alışkanlığın bu t&#252;rden doğa
bu sonra [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="margin-left: 200px;"><em>&acute;&acute;otel adında bir aşktı sandığı<br />
&nbsp;&nbsp; oyulmuş mermerlerden.&acute;&acute; </em></p>
<p style="margin-left: 40px;">&nbsp;</p>
<p style="margin-left: 40px;">ne zaman ki ışıklardan kırılma indisi bir zaman<br />
d&uuml;ş&uuml;nce aklın karanlık ge&ccedil;mişler g&uuml;n&uuml;nde</p>
<p style="margin-left: 40px;">anıp seni allasen! s&ouml;z&uuml;n hi&ccedil; olmamış kıyı y&uuml;z&uuml;nde<br />
anlarım, bir &uuml;vey dişisi yakışıklı ge&ccedil;imlerin</p>
<p style="margin-left: 40px;">ve bir &ccedil;irkin g&uuml;l&uuml;şler tarihinden kopkoyu adamları<br />
getirip &ccedil;ıplaklığına ağırlayan eski kentlerindir ilk<span id="more-588"></span></p>
<p style="margin-left: 40px;">(şımarınca belli bir &ccedil;ağı doğmayan değişkenlik ey!)<br />
karşı gelinmez rengi alışkanlığın bu t&uuml;rden doğa</p>
<p style="margin-left: 40px;">bu sonra s&uuml;s birleşimi evlerin kapalı g&uuml;zellik<br />
koru sahibi g&ouml;zlerinse bir Pazar &ccedil;ıkmazı</p>
<p style="margin-left: 40px;">* * *</p>
<p style="margin-left: 40px;">l&uuml;zumu yok sevişmesek de olur Lemaria<br />
ama n&#8217;olur bu katran karası sonra bu her şey<br />
leylak a&ccedil;ımı demekse sokakların.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ussuz.com/2010/03/lemaria/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>219</title>
		<link>http://www.ussuz.com/2010/03/219/</link>
		<comments>http://www.ussuz.com/2010/03/219/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 14 Mar 2010 02:58:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Diharbi Dever</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ussuz.com/?p=587</guid>
		<description><![CDATA[&#180;&#180;gibisi, atlaslarında uzunbeyaz bir g&#246;ğ&#252; &#246;pmek gibisi
ve biz gitmemiştik hen&#252;z yerine, durmak denilen şeyin!&#180;&#180;
&#160;
g&#252;nlerde beklenir bir Cumartesi
&#246;nce sokaklar vardı adıyla karanlığın
ve ne &#231;ok yalnızlığımız sonra
bir k&#246;şe başında, en yasak &#246;p&#252;şl&#252;s&#252; dudakların
bira i&#231;imleri, sigara i&#231;imleri, sohbetler
daha başka şeyler karnavalında keyfin
şiddetin ve yalnızlığın arasında
ve k&#246;r cesaretin topladığı
o morbeyaz ardlarında bir g&#252;l!
şimdi acılarından, soylu tarihinden dağılışların
yalancı bir g&#246;ğe [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><em>&acute;&acute;gibisi, atlaslarında uzunbeyaz bir g&ouml;ğ&uuml; &ouml;pmek gibisi<br />
ve biz gitmemiştik hen&uuml;z yerine, durmak denilen şeyin!&acute;&acute;</em></p>
<p style="text-align: center;">&nbsp;</p>
<p style="text-align: center;">g&uuml;nlerde beklenir bir Cumartesi</p>
<p style="text-align: center;">&ouml;nce sokaklar vardı adıyla karanlığın<br />
ve ne &ccedil;ok yalnızlığımız sonra<br />
bir k&ouml;şe başında, en yasak &ouml;p&uuml;şl&uuml;s&uuml; dudakların<br />
bira i&ccedil;imleri, sigara i&ccedil;imleri, sohbetler<br />
daha başka şeyler karnavalında keyfin<span id="more-587"></span></p>
<p style="text-align: center;">şiddetin ve yalnızlığın arasında<br />
ve k&ouml;r cesaretin topladığı<br />
o morbeyaz ardlarında bir g&uuml;l!</p>
<p style="text-align: center;">şimdi acılarından, soylu tarihinden dağılışların<br />
yalancı bir g&ouml;ğe doğru ikizi<br />
-b&uuml;y&uuml;k yapıların da b&uuml;y&uuml;k asans&ouml;rleri-<br />
y&uuml;z&uuml;m&uuml;z&uuml;n, diri bir k&ouml;peği andırdığı aynalarda<br />
gizli tarih&ccedil;esiyle &ouml;z yıkımlarımızın</p>
<p style="text-align: center;">sevişip d&ouml;v&uuml;ş&uuml;yoruz ağlaşıyoruz 219!<br />
&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ussuz.com/2010/03/219/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Yağlı Üstübü</title>
		<link>http://www.ussuz.com/2010/03/yagli-ustubu/</link>
		<comments>http://www.ussuz.com/2010/03/yagli-ustubu/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 06 Mar 2010 04:21:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emre Küçükoğlu</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ussuz.com/?p=586</guid>
		<description><![CDATA[tinerci &#231;ocuklara&#8230;
&#252;zerimde eyl&#252;l tozu g&#246;r&#252;yorsanız
hazirandan beri saklıyorumdur
kandırdım
kırmızı b&#252;ltenle arananlar
listesinde resminiz
yağlı &#252;st&#252;b&#252;de patlayan g&#252;neş
g&#246;lgelerimden toplumsal
salahiyetlerinizi iki dakika
hayale kuracağım
ne gereği var ki uyandırmanın
kedileri mart ayında
&#160;
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="margin-left: 160px;"><em>tinerci &ccedil;ocuklara&#8230;</em></p>
<p style="margin-left: 40px;">&uuml;zerimde eyl&uuml;l tozu g&ouml;r&uuml;yorsanız<br />
hazirandan beri saklıyorumdur<br />
kandırdım</p>
<p style="margin-left: 40px;">kırmızı b&uuml;ltenle arananlar<br />
listesinde resminiz<br />
yağlı &uuml;st&uuml;b&uuml;de patlayan g&uuml;neş<span id="more-586"></span></p>
<p style="margin-left: 40px;">g&ouml;lgelerimden toplumsal<br />
salahiyetlerinizi iki dakika<br />
hayale kuracağım</p>
<p style="margin-left: 40px;">ne gereği var ki uyandırmanın<br />
kedileri mart ayında</p>
<p style="margin-left: 40px;">&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ussuz.com/2010/03/yagli-ustubu/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Çöl - Cehennem</title>
		<link>http://www.ussuz.com/2010/03/col-cehennem/</link>
		<comments>http://www.ussuz.com/2010/03/col-cehennem/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 05 Mar 2010 00:05:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Metehan Karaduman</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ussuz.com/?p=584</guid>
		<description><![CDATA[arının vızıltısı 
akan suyun sesi
taşları kızdıran
bu bekleyiş
sensizliğin &#231;&#246;l&#252;nde
se&#231;ip en eğrisini
yayın b&#252;k&#252;yorum 
yırtılıp da ge&#231;ilen geceden
d&#252;ş&#252;yor &#246;n&#252;me
u&#231;ları kırık bir yel  
alıp da bırakmış seni
i&#231;imde esen değil
i&#231;inde estiğim
s&#246;yle 
nereye d&#252;şm&#252;şt&#252;   
sana aldığım n&#226;r
&#231;eki&#231; gibi d&#252;şerken başın
fark edersin &#231;ıkacağını  
indiğin
indiğin merdivenlere
boşun d&#246;nmesi etraf
boşa d&#246;nmesi &#246;mr&#252;n
vurup da kaldığın
alnın
alnın aynı merdivenlerde
bilir misin neydi bu 
i&#231;imde yanan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="margin-left: 40px;">arının vızıltısı <br />
akan suyun sesi<br />
taşları kızdıran<br />
bu bekleyiş<br />
sensizliğin &ccedil;&ouml;l&uuml;nde<br />
se&ccedil;ip en eğrisini<br />
yayın b&uuml;k&uuml;yorum <br />
yırtılıp da ge&ccedil;ilen geceden<br />
d&uuml;ş&uuml;yor &ouml;n&uuml;me<br />
u&ccedil;ları kırık bir yel  <br />
alıp da bırakmış seni<br />
i&ccedil;imde esen değil<br />
i&ccedil;inde estiğim<span id="more-584"></span></p>
<p style="margin-left: 40px;">s&ouml;yle <br />
nereye d&uuml;şm&uuml;şt&uuml;   <br />
sana aldığım n&acirc;r</p>
<p style="margin-left: 40px;">&ccedil;eki&ccedil; gibi d&uuml;şerken başın<br />
fark edersin &ccedil;ıkacağını  <br />
indiğin<br />
indiğin merdivenlere<br />
boşun d&ouml;nmesi etraf<br />
boşa d&ouml;nmesi &ouml;mr&uuml;n<br />
vurup da kaldığın<br />
alnın<br />
alnın aynı merdivenlerde<br />
bilir misin neydi bu <br />
i&ccedil;imde yanan değil<br />
i&ccedil;inde yandığım</p>
<p style="margin-left: 40px;">s&ouml;yle<br />
bal ile su ile ıslatıp<br />
ne zaman <br />
taramıştım sa&ccedil;larını</p>
<p style="margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;"><strong>2010</strong></span><br />
&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ussuz.com/2010/03/col-cehennem/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>KÖMÜRÜN ELMASA DÖNÜŞMESİ ÜZERİNE… (1 Mart 2010)</title>
		<link>http://www.ussuz.com/2010/03/komurun-elmasa-donusmesi-uzerine%e2%80%a6-1-mart-2010/</link>
		<comments>http://www.ussuz.com/2010/03/komurun-elmasa-donusmesi-uzerine%e2%80%a6-1-mart-2010/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 02 Mar 2010 21:22:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Zafer Yalçınpınar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Düzyazı]]></category>

		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ussuz.com/?p=582</guid>
		<description><![CDATA[Deniz Fidan: __Ahmet Orhan, Poelitika&#8217;daki yazısında, Ece Ayhan&#8217;ın  &#8216;&#199;ok Eski Adıyladır&#8217; kitabında &#8220;iktidarın olmadığı bir yery&#252;z&#252; imgesi barındırmadığını&#8221; s&#246;yl&#252;yor. Oysa, en belirgin olarak &#8220;Devlet ve Tabiat&#8221;ta, iktidar kavramına olan dışlayıcı bakışı fark edebiliyoruz. Sizce, eğer varsa, bu değişimin sebebini Ece Ayhan&#8217;ın şiir ve sanat &#231;evresiyle yaşadığı olumsuzluklara mı bağlamamız gerekir? 
Zafer Yal&#231;ınpınar: Soruyu &#8220;Ece [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="margin-left: 40px;"><strong>Deniz Fidan: </strong><em>__Ahmet Orhan, </em>Poelitika<em>&rsquo;daki yazısında, Ece Ayhan&rsquo;ın  &lsquo;</em>&Ccedil;ok Eski Adıyladır&rsquo; <em>kitabında </em>&ldquo;iktidarın olmadığı bir yery&uuml;z&uuml; imgesi barındırmadığını&rdquo;<em> s&ouml;yl&uuml;yor. Oysa, en belirgin olarak </em>&ldquo;Devlet ve Tabiat&rdquo;<em>ta, iktidar kavramına olan dışlayıcı bakışı fark edebiliyoruz. Sizce, eğer varsa, bu değişimin sebebini Ece Ayhan&rsquo;ın şiir ve sanat &ccedil;evresiyle yaşadığı olumsuzluklara mı bağlamamız gerekir? </em></p>
<p style="margin-left: 40px;"><strong>Zafer Yal&ccedil;ınpınar:</strong> Soruyu &ldquo;Ece Ayhan&rsquo;ın iktidar karşıtlığı nasıldır?&rdquo; şeklinde ele almak gerek. Şimdi, her şeyden &ouml;nce, Ece Ayhan&rsquo;ın m&uuml;lkiye mezunu olduğunu unutmayalım. Yani istesek de istemesek de bir &ldquo;devlet adamı&rdquo; eğitimi almış.<span id="more-582"></span> İktidar ve devlet yapısını, rol modellerini, devlet retoriğini, sınıfsal yapıyı ve diğer bileşkeleri, enstr&uuml;manları filan biliyor. Hatta sınıf arkadaşlarından daha iyi biliyor. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; onlardan daha meraklı; sezgileri ve hakikat ile haklılık yolundaki inadı daha kuvvetli&hellip; Eğitiminin ardından pratiğe ya da uygulamaya ge&ccedil;ecek imk&acirc;na da ulaşıyor. Yani bir m&uuml;lki amir -kaymakam- olarak altı sene kadar g&ouml;rev yapıyor.  T&uuml;m bu yaşantılar &ldquo;devlet ve iktidar&rdquo; denen şeyi hem kuramsal hem de uygulamalı olarak &ccedil;ok iyi tanımasını sağlıyor. Belki de &ldquo;iktidar&rdquo;a maruz kalmaktan ya da &ldquo;iktidar&rdquo; uygulamaktan tiksiniyor. Bu tanıma s&uuml;reci, Ece Ayhan&rsquo;ı diğer her şeyden &ccedil;ok daha fazla olarak bir &ldquo;iktidar karşıtı&rdquo; yapmış olabilir. Sonu&ccedil;ta, sıradan ya da alışılmış bir iktidar karşıtı, aslında, neye karşı olduğunu yani &ldquo;iktidar&rdquo; denen şeyi Ece Ayhan&rsquo;dan daha iyi bilemez. Koşutlamayı genişletirsek, o senin bahsettiğin şiir ve sanat &ccedil;evresi filan da daha iyi bilemez. Birka&ccedil; kişiyi saymazsak, o şiir ve sanat &ccedil;evresi ger&ccedil;ekte Ece Ayhan&rsquo;ın dostu değil. Sadece Ece Ayhan&rsquo;a hayran olmuşlar, ondan etkilenmişler filan&hellip; Bunları bir kenara bırakırsak Ece Ayhan, &ldquo;topluluk&rdquo; denen şeyin topluma d&ouml;n&uuml;şmesini &ccedil;ok istiyor. Asıl amacı ve beklentisi budur. Ama g&uuml;n ge&ccedil;tik&ccedil;e &ouml;zde bunun ger&ccedil;ekleşmediğini, ger&ccedil;ekleşmeyeceğini g&ouml;r&uuml;yor. G&uuml;n ge&ccedil;tik&ccedil;e toplum refleksleri g&ouml;stermeyen, hatta mevcut &ouml;zelliklerini de kaybeden bir toplulukla karşı karşıya kaldığına inanıyor. &Ouml;yle de&hellip; Ece Ayhan&rsquo;ın d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;ğ&uuml;, kafasında kurduğu &ldquo;insanlık&rdquo; ve &ldquo;insan olmak&rdquo; başka t&uuml;rl&uuml;&hellip; Kısacası, hayal kırıklığına uğruyor Ece Ayhan&hellip; Bu topluluğun sahiciliğe ulaşamayacağını, &ldquo;insanlığa&rdquo; ulaşamayacağını d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yor. Karamsarlaşıyor&hellip; Zamanla, karamsarlık alaya d&ouml;n&uuml;ş&uuml;yor. Ardından da &ccedil;ok b&uuml;y&uuml;k bir tarihsel hesaplaşmaya ve haklılığın inadına d&ouml;n&uuml;ş&uuml;yor. Durum bundan ibaret aslında&hellip; Sonu&ccedil;ta, &Ccedil;ok Eski Adıyladır&rsquo;da Ece Ayhan&rsquo;ın bir d&uuml;ş&uuml;nsel değişikliğe uğradığını sanmıyorum. Ama derinleşmiştir Ece ve bence &Ccedil;ok Eski Adıyladır adlı kitabında E.M. Cioran&rsquo;ın şu s&ouml;zlerinin tarih&ccedil;esini yazıyor gibidir; &ldquo;H&uuml;kmetmek bir zevk ve bir zaaftır. Şeytan, iktidar hırsı olan bir melekti sadece. İktidarı arzulamak insanlığın uğradığı en b&uuml;y&uuml;k lanettir.&rdquo;</p>
<p style="margin-left: 40px;"><strong>D.F.: </strong><em>Ece Ayhan&rsquo;ın &ldquo;akkor&rdquo;luğunun &uuml;st&uuml;nde &ouml;nemle duruyorsunuz. Ayhan akkorluğunu nasıl ifade etti?</em></p>
<p style="margin-left: 40px;"><strong>Z.Y.:</strong> Ece Ayhan, &ldquo;Ben karamsarım. Ama benim karamsarlığım akkordur&rdquo; der. Bunu yaşamıyla ortaya koymuştur. Başına gelen binlerce olay, umutsuzluk,  onun inadına inat katmıştır. Olumsuzluklar onu karakter aşınmasına uğratacağına, kendisinden uzaklaştıracağına, aksine, Ece Ayhan&rsquo;ın kendisiyle yanmasına neden olmuştur&hellip; Neyse o olmuştur Ece&hellip; Kendisinden, &ouml;z&uuml;nden,  doğrularından, ş&uuml;phelerinden, k&ouml;k nedenler arayışından, bildiklerinden, bulduklarından, sezdiklerinden, anlam arayışından kısacası sahiciliğinden hi&ccedil; d&ouml;nmemiş, aksine derinleşmiş ve s&uuml;rekli olarak boyayı kazımaya &ccedil;alışmıştır. Kapkara bir boyayla uğraşmış ve boyayı her kazıdığında daha da kara ve daha da zorlu bir boyayla karşılaşmıştır. Uğraştığı &ldquo;kara&rdquo; Ece&rsquo;nin eline g&ouml;z&uuml;ne bulaşmıştır hep&hellip; Ama boyayı kazımaya devam etmiştir. Bu durum bir &ldquo;karşıtlık&rdquo; &ndash;kontrast- yaratıyor. Ve karşıtlık her zaman parlar. &Ouml;rt&uuml;leri sevmez Ece Ayhan&hellip; Ece Ayhan&rsquo;ın hayatı, zihninde, &ccedil;ok derin bir yerde &ldquo;k&ouml;m&uuml;r&uuml;n elmasa d&ouml;n&uuml;şmesinin eczası ya da kimyası olarak şiir&rdquo; d&uuml;ş&uuml;nmekle, tasarlamakla, yazmakla ve araştırmakla ge&ccedil;miştir. Bu b&uuml;y&uuml;k deneyin belli aşamalarında başarılı olduğunu da s&ouml;yleyebiliriz. Akkorluk, işte, Ece Ayhan&rsquo;ın k&ouml;m&uuml;rden  d&ouml;n&uuml;şt&uuml;rmeye &ccedil;alıştığı o elmasın akkorluğudur.  Kazıdığı boyalardır.</p>
<p style="margin-left: 40px;"><strong>D.F.:</strong> <em>Kitaplarınızda şairden </em>&ldquo;Ayhan &Ccedil;ağlar&rdquo; <em>diye bahsediyorsunuz, bunun sebebi nedir?</em></p>
<p style="margin-left: 40px;"><strong>Z.Y.:</strong> &Ouml;ncelikle, Ece Ayhan, 1950-55 d&ouml;neminde dergilerde yayımladığı ve yayımlayamadığı şiirleri &ldquo;E. Ayhan &Ccedil;ağlar&rdquo; olarak imzalamış. O şiirlerin &ccedil;oğu şu an baskısı bulunan &ldquo;B&uuml;t&uuml;n Yort Savular&rdquo; adlı toplu şiirler kitabında yer almıyor. &Ouml;rneğin,  &ldquo;Selanik&rdquo;, İnfanta&rdquo;, &ldquo;İnsanların K&ouml;t&uuml;s&uuml;&rdquo;, &ldquo;Boşluktaki Aptal&rdquo;, &ldquo;Takma G&ouml;z&rdquo; adlı şiirler bu kitapta yok. Ve bu şiirler o  tarihte yani Ece Ayhan&rsquo;ın hayatının ve şiirinin başında, onun  d&uuml;nyayı nasıl g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;yle ilgili &ccedil;ok &ouml;nemli ipu&ccedil;ları taşıyorlar. Ece Ayhan şiirinin ipu&ccedil;ları orada&hellip; Bir de &ldquo;Ece Ayhan&rdquo; ismi gereğinden fazla kent efsanesi ile ilişkilendirildi. Bundan sıyrılmanın yolu da ona sivil bir &ldquo;Ayhan &Ccedil;ağlar&rdquo; olarak bakmak, &ouml;yle araştırmak&hellip; Anlayan anlamıştır bu s&ouml;ylediğimi<br />
&hellip;<br />
<strong>D.F.: </strong><em>Ece Ayhan&rsquo;ın devlet memurluğundan ayrılma sebebine ilişkin bulanıklık hala s&uuml;r&uuml;yor. Bug&uuml;n, araştırmalarınızdan elde ettiğiniz sonu&ccedil; nedir?</em></p>
<p style="margin-left: 40px;"><strong>Z.Y.: </strong>Bu konuda b&uuml;t&uuml;nsel bir sonuca varamadım. Daha doğrusu vardığım noktayı belgelendiremedim hen&uuml;z&hellip; Ece Ayhan kendisine &ldquo;komplo&rdquo; kurulduğunu s&ouml;yl&uuml;yor. Erdoğan Alkan&rsquo;ın a&ccedil;ıklamalarından bu sonu&ccedil; &ccedil;ıkıyor&hellip; Bir de o d&ouml;nemde, yani 68-69&rsquo;da, Ece Ayhan&rsquo;ın g&ouml;rev yaptığı b&ouml;lgede halkevi m&uuml;d&uuml;r&uuml; olarak &ccedil;alışan biri var; Abd&uuml;rrahim Sercan. Onun bu konuda anlattıkları da &ccedil;ok ilgin&ccedil;&hellip; Sercan, g&ouml;revli olduğu b&ouml;lgede, Kaymakam Ece Ayhan&rsquo;ın  bir tarikatın &uuml;zerine &ccedil;ok gittiğini, tarikata &ccedil;ok sert y&uuml;klendiğini ve bu y&uuml;zden de Ece&rsquo;nin bir &ldquo;komplo&rdquo;yla alaşağı edildiğini iddia ediyor. Hatta o tarihlerde yerel gazetelerden birinde bu durumun haber olarak yayımlandığını da s&ouml;yl&uuml;yor. Ama hen&uuml;z gazeteye ulaşamadık. Bir ulaşsak&hellip;<br />
Ama sonu&ccedil;ta, sanıyorum, Ece Ayhan da devlet memurluğundan filan sıkılmıştı. Asıl neden bu galiba&hellip;</p>
<p style="margin-left: 40px;"><strong>D.F.: </strong><em>G&uuml;n&uuml;m&uuml;z T&uuml;rk&ccedil;e şiirinin i&ccedil;inde yer alan bir şair olarak, Ece Ayhan&rsquo;ın, g&uuml;ncel T&uuml;rk&ccedil;e şiire olan etkisini nasıl g&ouml;r&uuml;yorsunuz?</em></p>
<p style="margin-left: 40px;"><strong>Z.Y.: </strong>Olumsuz tarafından bakarsak, Ece Ayhan gibi olmak isteyen ve şiir dilini k&ouml;r&uuml; k&ouml;r&uuml;ne kırmaya &ccedil;alışan bir s&uuml;r&uuml; &ldquo;ıskarta&rdquo; ve &ldquo;kopya&rdquo; zevat doldu etrafa&hellip; Oysa ki Ece Ayhan şiir dilini k&ouml;r&uuml; k&ouml;r&uuml;ne kırmamıştır ve onun şiirde yaptığı değişim &ldquo;keyfi&rdquo; değildir. Ece Ayhan&rsquo;da farklı birikimler ve karşıtlıklar var, zaten &ouml;nceki sorularında bunları anlatmaya &ccedil;alıştım. Herneyse&hellip; Bahsettiğim bu k&ouml;t&uuml; kopyalar ve ıskartalar ikide bir ağızlarına &ldquo;Ece Ayhan&rdquo; ismini doluyorlar&hellip; Bu durum Ece Ayhan&rsquo;ın isminde ve şiirinde deformasyon yaratıyor. Bazı yeniyetmeler bu mutat zevatlara inanıyor filan&hellip; Yani olmadık şeylerle ve yapay bağlamlarla Ece Ayhan&rsquo;ın ilişkilendirilmesi gibi b&uuml;y&uuml;k bir dezenformasyon tehlikesi, numarası var ortada&hellip; O y&uuml;zden bu ıskarta zevatlardan ve kifayetsiz muhterislerden tiksiniyorum.<br />
Artık, geleceğin şiirinin, yani yeni, farklı, sıkı ve sivil şiirin b&uuml;t&uuml;n&uuml;yle ikinci yeni akımının devamı olarak v&uuml;cut bulacağını da d&uuml;ş&uuml;nm&uuml;yorum. İkinci Yeni&rsquo;den sadece İlhan Berk ile Ece Ayhan&rsquo;ın şiirinin geleceğe uzandığını, uzanacağını sanıyorum. Yani kısacası, bana sorarsanız, Ece Ayhan, T&uuml;rk&ccedil;e şiire evrensel bir gelecek ve tarihsel bir sahicilik sağlamıştır, diyebiliriz. Bir de tabii o kazınmış boyaları ve k&ouml;m&uuml;r&uuml;n elmasa d&ouml;n&uuml;şmesi eğretilemesini de aklımızdan &ccedil;ıkarmamamız gerekiyor&hellip;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ussuz.com/2010/03/komurun-elmasa-donusmesi-uzerine%e2%80%a6-1-mart-2010/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Bağlılık</title>
		<link>http://www.ussuz.com/2010/03/baglilik-2/</link>
		<comments>http://www.ussuz.com/2010/03/baglilik-2/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 02 Mar 2010 06:45:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hüsniye Sakar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ussuz.com/?p=581</guid>
		<description><![CDATA[b&#252;t&#252;n bir ahenk i&#231;inde -
sınırsız bir arzu var beynimde
havaya &#8211;
ışığa &#8211;
suya &#8211;
toprağa karışan
b&#252;t&#252;n bir ahenk i&#231;inde
bir nehir var &#8211;
ellerimi tutup &#8211;
cennete kavuşturan
b&#252;t&#252;n bir ahenk i&#231;inde
coşkunu &#8211;
tattıran bir yağmur var &#8211;
bedenimin y&#252;z&#252;nde
b&#252;t&#252;n bir ahenk i&#231;inde
bir r&#252;zgar var &#8211;
parmaklarımda dolaşıp &#8211;
&#252;lkesini arayan.

26 Şubat 2010
Kavacık / İstanbul
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="margin-left: 40px;">b&uuml;t&uuml;n bir ahenk i&ccedil;inde -<br />
sınırsız bir arzu var beynimde<br />
havaya &ndash;<br />
ışığa &ndash;<br />
suya &ndash;<br />
toprağa karışan<span id="more-581"></span></p>
<p style="margin-left: 40px;">b&uuml;t&uuml;n bir ahenk i&ccedil;inde<br />
bir nehir var &ndash;<br />
ellerimi tutup &ndash;<br />
cennete kavuşturan</p>
<p style="margin-left: 40px;">b&uuml;t&uuml;n bir ahenk i&ccedil;inde<br />
coşkunu &ndash;<br />
tattıran bir yağmur var &ndash;<br />
bedenimin y&uuml;z&uuml;nde</p>
<p style="margin-left: 40px;">b&uuml;t&uuml;n bir ahenk i&ccedil;inde<br />
bir r&uuml;zgar var &ndash;<br />
parmaklarımda dolaşıp &ndash;<br />
&uuml;lkesini arayan.</p>
<p style="margin-left: 40px;">
<em>26 Şubat 2010<br />
Kavacık / İstanbul</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ussuz.com/2010/03/baglilik-2/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>ÇÖL GÜNLÜKLERİ</title>
		<link>http://www.ussuz.com/2010/02/col-gunlukleri/</link>
		<comments>http://www.ussuz.com/2010/02/col-gunlukleri/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 14 Feb 2010 06:45:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Işıl Altınmakas</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ussuz.com/?p=580</guid>
		<description><![CDATA[Vahasız bir başlangı&#231; 
sarısı bulut, mavisi kum 
G&#246;lgesiz gezinir tenimde
Yarası kesik kakt&#252;s d&#252;şer
Yer altı tarihini yazar k&#246;ks&#252;z 
Serapsız aşktı suya yazılan
G&#252;neşli bir zamana bırakıldı ismi
Soğuğunu taşıyamaz geceler 
&#220;ş&#252;r incelir derim 
Kızıldeniz kokar r&#252;zg&#226;r
Kumullar taşır g&#246;ky&#252;z&#252;nden 
Titana uzanır ellerim 
G&#252;nl&#252;kler yapışır yolculuklara 
Konup g&#246;&#231;er 
&#231;&#246;lden sana.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="margin-left: 40px;">Vahasız bir başlangı&ccedil; <br />
sarısı bulut, mavisi kum <br />
G&ouml;lgesiz gezinir tenimde<br />
Yarası kesik kakt&uuml;s d&uuml;şer<br />
Yer altı tarihini yazar k&ouml;ks&uuml;z <br />
Serapsız aşktı suya yazılan<br />
G&uuml;neşli bir zamana bırakıldı ismi<span id="more-580"></span><br />
Soğuğunu taşıyamaz geceler <br />
&Uuml;ş&uuml;r incelir derim <br />
Kızıldeniz kokar r&uuml;zg&acirc;r<br />
Kumullar taşır g&ouml;ky&uuml;z&uuml;nden <br />
Titana uzanır ellerim <br />
G&uuml;nl&uuml;kler yapışır yolculuklara <br />
Konup g&ouml;&ccedil;er <br />
&ccedil;&ouml;lden sana.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ussuz.com/2010/02/col-gunlukleri/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Abartılı Bir Normallik Bahanesi: SAKİ</title>
		<link>http://www.ussuz.com/2010/02/abartili-bir-normallik-bahanesi-saki/</link>
		<comments>http://www.ussuz.com/2010/02/abartili-bir-normallik-bahanesi-saki/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 06 Feb 2010 14:12:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Sabiha Kötek</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Deneme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ussuz.com/?p=578</guid>
		<description><![CDATA[&#160;&#160;&#160;&#160; İnsan bazen bir yazı okur ve elime k&#226;ğıt kalem alsaydım aynen bunları yazardım diye d&#252;ş&#252;n&#252;r. Bu duygu &#231;ok sık tekrarlanıyor ve de sessizce insanın i&#231;inde birikiyorsa benzer duygular zamanı geldiğinde farklı s&#246;zc&#252;k ve bi&#231;imlerde de olsa yeniden yazıya d&#246;k&#252;l&#252;r. Yazın alanının bu etkileşim s&#252;reci aynı zamanda &#252;retim s&#252;recinin en doğal seyridir. Yani iyi bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; İnsan bazen bir yazı okur ve elime k&acirc;ğıt kalem alsaydım aynen bunları yazardım diye d&uuml;ş&uuml;n&uuml;r. Bu duygu &ccedil;ok sık tekrarlanıyor ve de sessizce insanın i&ccedil;inde birikiyorsa benzer duygular zamanı geldiğinde farklı s&ouml;zc&uuml;k ve bi&ccedil;imlerde de olsa yeniden yazıya d&ouml;k&uuml;l&uuml;r. Yazın alanının bu etkileşim s&uuml;reci aynı zamanda &uuml;retim s&uuml;recinin en doğal seyridir. Yani iyi bir yazardan, şairden vs etkilenmek onun k&ouml;t&uuml; bir taklidi olmadık&ccedil;a olumsuz bir durum değil. Hatta yazan insanın bir başka yazarı kendine &ouml;rnek alması, ondan etkilenmesi neredeyse ka&ccedil;ınılmaz bir şey. <span id="more-578"></span></p>
<div>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Bu d&uuml;ş&uuml;ncelerim, &ccedil;ok ge&ccedil; keşfetmiş olduğum bir yazarla daha da pekişti. Saki. Olduk&ccedil;a etkileyici bir yazar Saki. Hatta nasıl olur da bu g&uuml;ne kadar bu yazarı hi&ccedil; tanımıyordum diye hayıflanmama neden olacak kadar etkileyici; onun İngilizce bir cep &ouml;yk&uuml; kitabını bana hediye eden ve onu tanımamı sağlayan dostuma abartılı bir minnet borcu duymama neden olacak kadar etkileyici.</div>
<div>Bir d&uuml;ş&uuml;n&uuml;n, kumar alacağını evlilikle kapatmayı kabul eden bir adamın, borcun sahibi gen&ccedil; kızla değil de, annesiyle evlenmeyi istediğini son anda &ouml;ğreniyorsunuz. Ya da araları hi&ccedil; de iyi olmayan iki misafirden ilk geleni akla gelmedik dalaverelerle evden uzaklaştırdıktan sonra gelecek olan ikinci misafirin gelişini ertelediğini bildiren telgrafını okuyorsunuz. Konuşmayı &ouml;ğrenmiş olan kedinin &ndash; Tobermory - bir ev partisinde, kalbur&uuml;st&uuml; davetlilerinin ger&ccedil;ek y&uuml;zlerini ve ger&ccedil;ekte birbirleri hakkında ne d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;klerini uzandığı yerden, miskin ve acımasızca deşifre etmesine tanık oluyorsunuz. Yine, se&ccedil;im kampanyasında kendine yararlı olacağına inandığı hatırı sayılır bir hanımefendiyi ziyarete giderken, trende karşılaştığı gence verdiği s&ouml;z&uuml; tutmayan adamın, eve ulaştığında bu gencin misafiri olduğu hanımefendinin oğlu olduğunu g&ouml;r&uuml;yorsunuz. Şaşırtıcı değil mi? Bir de bunlara sipsivri bir dille alaysı ironinin m&uuml;kemmel bir karışımla oluşturduğu uyumu eklediğinizde daha da şaşırtıcı. Tıpkı yaratıcıları Saki gibi.</div>
<div>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Saki&rsquo;nin &ouml;yk&uuml;lerine sadece şaşırtıcı demek ger&ccedil;eğin sadece bir kısmını ifade etmek olur. Saki sadece şaşırtmıyor, aynı zamanda insanın i&ccedil;ine acımasız bir ayna tutuyor. G&uuml;l&uuml;msemesinin arkasına sakladığı nobranlığı, tatlı iltifatlarının arkasına sakladığı hakaretleri, katı ahlakının arkasına sakladığı sapıklığı, sevgisinin arkasına sakladığı nefreti ince bir ironiyle yansıtıyor bu aynaya. &nbsp;İnsan ne kadar cilalarsa cilalasın ger&ccedil;ekte bir hayvandır; i&ccedil;g&uuml;d&uuml;sel olarak vahşidir ger&ccedil;eğini g&uuml;l&uuml;mseterek işliyor beyinlere. Saki bunu şaşırtıcı bir kurguyla ve bizzat hayvanlarla anlatıyor. B&ouml;ylece nefret ettiği İngiliz aristokrasisinin b&uuml;t&uuml;n sahteliğini ve traji komik &ouml;z&uuml;n&uuml; pervasızca ortaya seriyor.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</div>
<div>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &nbsp;Adını İran edebiyatının g&ouml;nl&uuml; bol şairi &Ouml;mer Hayyam&rsquo;ın Rubailer eserinden etkilenerek aldığı s&ouml;yleniyor. İsko&ccedil; soylu sınıfından gelen, d&ouml;nemin İngiliz s&ouml;m&uuml;rgesi Burma&rsquo;da</div>
<div>( bug&uuml;nk&uuml; Myanmar) Polis teşkilatında &ccedil;alışan bir genel dedektifin &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; &ccedil;ocuğu olarak doğan ve asıl adı Hector Hugh Munro olan Saki ile ondan neredeyse sekiz y&uuml;z yıl &ouml;nce yaşamış olan esrik Fars şair arasındaki bu ilişki anlamlı. Zor ge&ccedil;en bir &ccedil;ocukluk ve toplumsal kirlenmenin arasında, g&ouml;n&uuml;l temizliğini her şeyin &uuml;st&uuml;nde tutan, haksızlık ve zulme taviz vermeyen, her şeye rağmen bu d&uuml;nyanın g&uuml;zelliklerine ve nimetlerine ( aşk, şarap, yaşama sevinci vs.) inanan Hayyam, onun &ouml;zlediği ve eksik kaldığı bu yanını tamamlıyor olabilir. &Ouml;te yandan Hayyam, Saki&rsquo;nin &ouml;yk&uuml;lerindeki kadar &uuml;rk&uuml;t&uuml;c&uuml; ve s&uuml;rprizlere gebe olmasa da, &ccedil;ok sade bir &uuml;slupla yazmış olsa da, en az onun kadar iğneleyici ve alaycı. Hayyam&rsquo;ın bu sadeliğini, hoşg&ouml;r&uuml;s&uuml;n&uuml; ve i&ccedil; huzurunu şarapla kazandığına inanıyorum. Saki de eğer Hayyam&rsquo;ın şiirlerindeki i&ccedil;ki sunan değil ( saki) de i&ccedil;ki sunulanla kendini &ouml;zleştirebilseydi daha sade bir ruha sahip olabilirdi diye d&uuml;ş&uuml;nmekten de kendimi alamıyorum.</div>
<div>Belki de, yine benzer nedenlerle bu takma ismi, &lsquo;d&uuml;nyayı olduğu gibi kabul edip keyfini &ccedil;ıkaran canlılar&rsquo; olarak nitelediği hayvanlardan, aynı adı taşıyan ve bir &ouml;yk&uuml;s&uuml;nde k&uuml;&ccedil;&uuml;k, uzun kuyruklu bir G&uuml;ney Afrika maymunu diye tanımladığı hayvandan -bu Saki de, tıpkı kendisi gibidir: nazik g&ouml;r&uuml;nt&uuml;s&uuml;n&uuml;n altında k&ouml;t&uuml;c&uuml;l bir iz taşımaktadır- da almış olabilir. Zira hayvanlara, &ouml;zellikle de vahşi hayvanlara olan ilgisi b&uuml;y&uuml;kt&uuml;r. Hatta bir s&uuml;re k&uuml;&ccedil;&uuml;k bir kaplan yavrusu bile besler. Bir &ouml;yk&uuml;s&uuml;nde belirttiği gibi hayvanlar ona değil, o hayvanlara aittir, ruhen ve bedenen. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; onlar onun isteyip de yapamadığı her şeyi yapmaktadırlar. &Uuml;stelik doğal yapılarına biraz da kurgu eklendiğinde &ccedil;ok daha etkili olabilmektedirler. Eserlerinde hayvanları en zalim karakterlerle b&ouml;ylesine &ccedil;ok ve etkili kullanan bir başka yazar daha yoktur.</div>
<div>Yine de haksızlık etmek istemem Saki&rsquo;ye. Burma kedisinin Burma&rsquo;dan ( İngiliz s&ouml;m&uuml;rgeciliğinde ismi Birmanya) g&ouml;t&uuml;r&uuml;len &ccedil;ok g&uuml;zel bir cins dişi kedi ile Siyam kedisinin &ccedil;iftleştirilmesi sonucu elde edilen, İngilizlerce sahiplenilmiş &ccedil;ok değerli melez bir kedi cinsi olduğunu &ouml;ğrenince, Saki&rsquo;nin &ouml;yk&uuml;s&uuml;ndeki kedi Tobermory bana &ccedil;ok normal, hatta fazla m&uuml;layim bile geldi. &Uuml;stelik s&ouml;m&uuml;rgeciliğin sığ ve ham insan tiplemeleri i&ccedil;inde olup da bunun ruhunda yarattığı kasvet ve kirlenmeyi &ouml;fkeyle anmaması anormal olurdu. Tıpkı &Ouml;mer Hayyam&rsquo;ın dediği gibi:</div>
<div>&ldquo; Ben g&ouml;nl&uuml; temiz insanlara kurban olayım</div>
<div>&nbsp;&nbsp; Gezsin başım &uuml;st&uuml;nde benim, hoş tutayım.</div>
<div>&nbsp;&nbsp; Ham insanı al karşına, s&ouml;ylet azıcık,</div>
<div>&nbsp;&nbsp; D&ouml;n, sonra cehennem ne imiş, gel sorayım.&rdquo;</div>
<div>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Yalıtılmış ve katı bir din ve ahlak disipliniyle b&uuml;y&uuml;t&uuml;lmesi, Saki&rsquo;nin neredeyse b&uuml;t&uuml;n yaşamını etkileyen uğursuz bir ur gibidir. Eserleri de bunun izleriyle bezenmiştir. Zaman zaman son derece dehşet verici olan hayvan kahramanlarının annesini &ouml;ld&uuml;ren inekle -&nbsp;bir terzi olan annesi Hector hen&uuml;z iki yaşındayken, ka&ccedil;an bir inek tarafından ağır yaralanıp &ouml;lm&uuml;şt&uuml;r -&nbsp;&nbsp;bağlantısı kesindir. Yine &ouml;l&uuml;mc&uuml;l hayvanlarının kurbanları ile halaları - &nbsp;annesinin &ouml;l&uuml;m&uuml; sonrası Saki ve iki kardeşi İngiltere&rsquo;ye babaannesi ve iki halasının yanına gelir. Ne var ki bu kadınlar &ccedil;ocuk yetiştirmek i&ccedil;in fazla katı, tutucu ve acımasızdırlar, &ouml;yle ki kam&ccedil;ı ve kırba&ccedil; sık sık kullandıkları terbiye ara&ccedil;larıdır - arasındaki su g&ouml;t&uuml;rmez benzerlik kaynağını buradan almaktadır. Yaşam işte, her şeyi kendi şaşmaz d&uuml;zeneğinde işliyor. Bilin&ccedil;altının hi&ccedil;bir kalıba sokulamayan intikamı kendine bir şekilde kanal buluyor.</div>
<div>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; İngiliz soylu sınıfının b&uuml;t&uuml;n i&ccedil; y&uuml;z&uuml;n&uuml; en az George Orwell kadar bilen Saki neden yirmi &uuml;&ccedil; yaşındayken tıpkı babası gibi Burma polis teşkilatına katıldı? Neden birinci d&uuml;nya savaşında yaşı asker olamayacak kadar ilerlemişken, &uuml;stelik de kendisine sunulan r&uuml;tbeyi de reddederek sıradan bir asker olarak savaşa gitti? Acem şiirlerini ve Doğu masallarını bu kadar seviyorken nasıl b&ouml;yle bir şeye g&ouml;n&uuml;ll&uuml; olabildi? Neden siperde bir kurşunla vurulmadan &ouml;nce son s&ouml;zleri yanında sigara i&ccedil;mekte olan askere &ldquo; S&ouml;nd&uuml;r şu lanet sigarayı!&rdquo; oldu? Yanındaki asker sigara değil de Hayyam gibi şarap i&ccedil;seydi de tepkisi aynı mı olurdu?</div>
<div>B&uuml;t&uuml;n merakıma ve araştırmalarıma rağmen Saki&rsquo;nin sigara ve i&ccedil;ki, en azından şarap i&ccedil;ip i&ccedil;mediği, i&ccedil;iyorsa ne kadar i&ccedil;tiği bilgilerine hi&ccedil;bir yerde ulaşamadım. Acaba adının anlamı gibi i&ccedil;kiyi sadece sundu mu?</div>
<div>&nbsp;</div>
<div>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; T&uuml;m &ccedil;ekiciliklerine rağmen bunaltıcı bulduğu kadınlara hi&ccedil; yaklaşmadı. O bir eşcinseldi. Yaşadığı d&ouml;nemde eşcinsel bir ilişkinin b&uuml;y&uuml;k bir su&ccedil; olması bu &ouml;zelliğinin, hala tam aydınlanamayan taraflar barındıran bir sır olarak kalmasına neden olmuştur. Yaşamını belirleyen ve hatta kişiliğini şekillendiren en &ouml;nemli kişi, en yakın dostu olan ve &ouml;lene kadar hi&ccedil; ayrılmadığı, kendisi gibi hi&ccedil; evlenmemiş olan g&uuml;&ccedil;l&uuml; ve zor bir kişiliğe sahip kız kardeşi Ethel olmasına rağmen, kadınlara ve kadın hakları savunucularına karşı alaysı bir hor g&ouml;r&uuml; sergilemesinin nedeni bu kendini a&ccedil;ık ifade edemeyiş olsa gerek.&nbsp;Az da olsa bazı &ouml;yk&uuml;lerinde g&uuml;&ccedil;l&uuml;, olgun kadın karakterlere rastlamak da m&uuml;mk&uuml;n. Bu &ccedil;elişkide kendisini b&uuml;y&uuml;ten kadınların ruhunda yarattıkları tahribatın rol&uuml;n&uuml; de g&ouml;rmek m&uuml;mk&uuml;n.</div>
<div>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Yaşadığı d&ouml;nemin sosyal ve k&uuml;lt&uuml;rel yapısını n&uuml;kteli ve bazen da dehşetli bir dille hicvetti. &Ouml;l&uuml;m&uuml;ne sıkıldığı- ama sıkı bir par&ccedil;ası olmaktan da kendini alamadığı - bu yaşam tarzını bir d&uuml;şman gibi yazdı. Hem s&ouml;m&uuml;rgeciye ait, hem de s&ouml;m&uuml;rge ile i&ccedil; i&ccedil;e olmanın getirdiği &ccedil;elişkili ve tutarsız i&ccedil; d&uuml;nyaya sahipti. Bu toplumda sadece derin g&uuml;nahın g&uuml;zellik olduğuna, adreslerin nerede olduğumuzu gizlemek i&ccedil;in var olduğuna ve k&uuml;&ccedil;&uuml;k bir hatanın tonlarca a&ccedil;ıklamadan kurtaracağına inandı.</div>
<div>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Yazdıkları ve yaşadıkları, normal olmayan, aykırı i&ccedil; d&uuml;nyası ile abartılı normal olma &ccedil;abası arasında sıkışmışlığın &ouml;fke dolu haykırışlarıydı. Onu kısa &ouml;yk&uuml;n&uuml;n en zirvesine oturtan işte bu trajik kendinden nefretti.</div>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ussuz.com/2010/02/abartili-bir-normallik-bahanesi-saki/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>TARİH KAVRAMI ÜZERİNE’Yİ POETİK GÖZLE OKUMA DENEMESİ</title>
		<link>http://www.ussuz.com/2010/02/tarih-kavrami-uzerine%e2%80%99yi-poetik-gozle-okuma-denemesi/</link>
		<comments>http://www.ussuz.com/2010/02/tarih-kavrami-uzerine%e2%80%99yi-poetik-gozle-okuma-denemesi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 05 Feb 2010 03:00:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Suat Kemal Angı</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Deneme]]></category>

		<category><![CDATA[Düzyazı]]></category>

		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>

		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ussuz.com/?p=574</guid>
		<description><![CDATA[&#160;Şule &#199;ankaya&#8217;nın hatırasına&#8230;

&#8220;Sizin senfoninizdir artık &#231;alan. Ben o bir &#246;teki.
İmgeler ise sarmal bir yay. Taze ekmek
kokusudur duydukların. Toprağın sonsuz armonisi.
&#199;i&#231;ekler nasıl da anlatır kurmaca &#246;yk&#252;lerini.
D&#252;ş sepetinde aylak bir &#246;yk&#252;s&#252;n.
Yolunu &#231;izgilerden arayan. (&#8230;)
&#160;
a&#231; avu&#231;larını
&#246;mr&#252;n&#252; kuşatsın kulaklarına ağladıklarım.&#8221;
&#160;
&#160;
I.
&#8220;Şark oturup beklemenin yeridir. Biraz sabırla her şey ayağınıza gelir.&#8221;
Ahmet Hamdi Tanpınar
&#160;
Walter Benjamin Historisizm&#8217;i y&#246;ntem a&#231;ısından eleştirirken, tarihsel maddecinin bakışını, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center; margin-left: 40px;">&nbsp;<span style="font-size: smaller;"><i>Şule &Ccedil;ankaya</i>&rsquo;nın hatırasına&hellip;</span><span style="font-size: smaller;"><br />
</span></p>
<div align="center" style="margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">&ldquo;Sizin senfoninizdir artık &ccedil;alan. Ben o bir &ouml;teki.</span></div>
<div align="center" style="margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">İmgeler ise sarmal bir yay. Taze ekmek</span></div>
<div align="center" style="margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">kokusudur duydukların. Toprağın sonsuz armonisi.</span></div>
<div align="center" style="margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">&Ccedil;i&ccedil;ekler nasıl da anlatır kurmaca &ouml;yk&uuml;lerini.</span></div>
<div align="center" style="margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">D&uuml;ş sepetinde aylak bir &ouml;yk&uuml;s&uuml;n.</span></div>
<div align="center" style="margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">Yolunu &ccedil;izgilerden arayan. (&hellip;)</span></div>
<div align="center" style="margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">&nbsp;</span></div>
<div align="center" style="margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">a&ccedil; avu&ccedil;larını</span></div>
<div align="center" style="margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">&ouml;mr&uuml;n&uuml; kuşatsın kulaklarına ağladıklarım.&rdquo;</span></div>
<div align="center" style="margin-left: 40px;"><i>&nbsp;</i></div>
<div align="center" style="margin-left: 40px;"><i>&nbsp;</i></div>
<div style="margin-left: 40px;"><span style="font-size: small;"><b>I.</b></span></div>
<div style="text-indent: 1cm; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;"><i>&ldquo;Şark oturup beklemenin yeridir. Biraz sabırla her şey ayağınıza gelir.&rdquo;</i></span></div>
<div style="text-indent: 1cm; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">Ahmet Hamdi Tanpınar</span></div>
<div style="text-indent: 1cm; margin-left: 40px;">&nbsp;</div>
<div style="margin-left: 40px;"><span style="">Walter Benjamin Historisizm&rsquo;i y&ouml;ntem a&ccedil;ısından eleştirirken, tarihsel maddecinin bakışını, kimilerine &ccedil;ok tuhaf gelen devrimci romantizminin &ccedil;er&ccedil;evesinde, korkun&ccedil; ışık fazlası bir kurtulma beklentisinin, mesiyanik inancın &uuml;zerine kurar aynı zamanda.<span id="more-574"></span> Fakat onun Marks&rsquo;tan feyiz almış tarih&ccedil;i i&ccedil;in &ouml;nerdiği y&ouml;ntem, tarihin &ccedil;&ouml;pl&uuml;ğ&uuml;nde ilgilendiği şeyler kadar &ndash;ki bunlar en &ccedil;ok Ger&ccedil;ek&uuml;st&uuml;c&uuml; k&ouml;ktenciliğin ilgilendiği şeylerdir&ndash;, imgesini, tarihin/zamanın s&uuml;rekli zincirini her an eylem halindeki bir algının, <i>fl&acirc;neur</i>&rsquo;&uuml;n yakalayıp ancak kırabileceği <i>kesinti</i> anlarında, yani karanlıkta arar. &ldquo;D&uuml;ş&uuml;nme sadece d&uuml;ş&uuml;ncelerin akıp gitmesi değil, aynı zamanda akışın durdurulup d&uuml;ş&uuml;ncelere el konmasıdır.&rdquo;<a title="" name="_ftnref1" href="#_ftn1"><span><span><span style="font-size: 11pt;">[1]</span></span></span></a> Bunun şair/şiir i&ccedil;in anlamı, her ne kadar, birazdan d&uuml;ş&uuml;nceyi yadsıyor gibi g&ouml;r&uuml;necek olsam da, Yaratı&rsquo;dır. &ldquo;D&uuml;ş&uuml;nce birdenbire gerilimlerle y&uuml;kl&uuml; bir k&uuml;melenmede durduğunda, onu şiddetle sarsar, kendisi de bu sarsıntıyla kristalize olur, bir monada d&ouml;n&uuml;ş&uuml;r.&rdquo; (XVII, s. 48) Artık kendinden başka bir şeyle a&ccedil;ıklanamayan ve daha alt bir değere indirgenemeyen bir olgunun, ge&ccedil;mişin derinliklerinde ansızın keşfedilmesi ve karanlıktan kopartılıp alınma &ccedil;abası, ki bu &ccedil;aba &ldquo;o d&ouml;nemden belli bir hayatı, t&uuml;m bir &ouml;m&uuml;rden de bir yapıtı &ccedil;ekip &ccedil;ıkartır&rdquo; (XVII, s. 48), zamanın harcıalem algılanışındaki beklenen/umulan bir kırılma, homojen ve s&uuml;rekli geleceğe doğru devrilen zamanın yadsınmadır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; yaratı &acirc;nında d&uuml;ş&uuml;nce yadsınır. İnsanın aradığı nihai &ccedil;&ouml;z&uuml;m kırılma anlarını g&ouml;zeten bir sı&ccedil;ramanın &uuml;st&uuml;nde g&ouml;r&uuml;n&uuml;r olabilir. Bu poetik bakış &ldquo;&ccedil;ileci bir bakıştır&rdquo; hi&ccedil; kuşkusuz. Karanlıkta her g&uuml;n kendini ama&ccedil;lanmış olarak bulmak istenci, ge&ccedil;miş zamanın bir yerinde ansızın bir ge&ccedil;ide/patikaya rastlamak umudunu fazlasıyla bir adanmışlığa doğru s&uuml;r&uuml;kler. Ge&ccedil;miş karşısındaki bu <i>her an tetikte olma hali</i>, gibi g&ouml;r&uuml;nse de, <i>Karıncayiyen</i> <i>Andr&eacute; Breton</i> imgesindeki, evrensel bilinci keşfetmeye d&ouml;n&uuml;k &ldquo;kımıltısız bekleyiş&rdquo; ile &ccedil;elişmez. Tarihsel maddecinin poetik olması gereken algısı/bakışı, Breton&rsquo;da &ldquo;uyarılmış bekleyişin kapısı olan us&rdquo;tur. Buradaki uyarılmışlık, bekleyiş s&ouml;zc&uuml;ğ&uuml;n&uuml;, t&uuml;m mistik dolayımıyla birlikte, ger&ccedil;ek ve g&ouml;rkemli bir eyleme d&ouml;n&uuml;şt&uuml;r&uuml;r, i&ccedil;ine &ccedil;eker. Şair&rsquo;in yaptığı da zaten, şiirini yazmaya başlayana &ndash;şiiriyle karşılaşacağı kırılma &acirc;nına&ndash; kadar sıkıntılı bekleyişten başka bir şey değildir. Farkında olunmasa da şiir, bu, başkaları i&ccedil;in &ccedil;ok yalın ve anlaşılır g&ouml;r&uuml;nen t&uuml;m olguların şair <span style="color: black;">tarafından bir fırtınanın i&ccedil;inden &ccedil;ıkıp geliyormuş gibi algılandığı, <i>d&uuml;ş&uuml;ncelerle</i> her an ağırlaşan, kararan ve karmaşıklaşan s&uuml;re&ccedil;te kurulur. Şair a&ccedil;ısından şiirin dil/yazı ile var edilmesini eğer, kurulması s&uuml;recinin &uuml;st&uuml;nde ve fakat ondan bağımsız bir bi&ccedil;imde (d&uuml;ş&uuml;nen, duraklayan, durakladığı ya da d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;ğ&uuml; i&ccedil;in kendisini d&uuml;ş&uuml;nceyle yani kendi yapısal bir par&ccedil;asıyla onarma/işleme olanağı bulan bir &ccedil;eşit <i>&uuml;r&uuml;n</i> diye değil de, tam da, s&ouml;z&uuml;n&uuml; ettiğimiz o kapkara d&uuml;ş&uuml;ncelerle sarsıntılı ve sallantılı bekleyişin i&ccedil;inde filizlenen zamanın bilinmez bir anda/yerde kırılmasıyla a&ccedil;ılan &ccedil;atlaktan koşumsuzca/despot&ccedil;a s&ouml;k&uuml;n eden imgeleri &ndash;ki anlamın ta kendisidir bu imgeler&ndash; sadece ve ka&ccedil;ınılmaz bi&ccedil;imde tutmaya &ccedil;abalayan) bir <i>hızlı zaman deneyimi</i> olarak, yani ve kısaca <i>yaratı</i> diye anlarsak, yaratı &acirc;nında şairin yaptığının sadece bir <i>k&acirc;tiplik</i>ten ibaret olduğunu da kavrayabiliriz. Bu tanımlamadan en azından</span> benim kendi payıma &ndash;ilgilenenlere de bir &ouml;neri olarak sadece&ndash; d&uuml;şecek olan, maddeci tarih yazımının, Benjamin&rsquo;de vurgusunu bulan yekpare ama dolaşık bir zaman kavramı bağlamında ilgilenmesi gereken ilk şeyin, b&ouml;yle bir şiir olması gerektiğidir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; anları yağmalayan b&ouml;yle tetik&ccedil;i bir şiir, bilginin t&uuml;m dolayımını, zamanın s&uuml;rekliliğinin kesintiye uğradığı yerde tersy&uuml;z eden &ldquo;muazzam bir kısaltmadır&rdquo; (XVIII, s. 49). Tek bir şiir, t&uuml;m bir hayatın, t&uuml;m bir ge&ccedil;mişin <i>karakutusu</i> olabilme olanağına ve g&uuml;c&uuml;ne sahiptir. Şair anımsanmaması gereken bilgiyi anımsamış, g&ouml;r&uuml;nmemesi gereken g&ouml;r&uuml;nt&uuml;y&uuml; g&ouml;rm&uuml;ş olmasıyla, tam bir &ldquo;Angelus Novus&rdquo;tur (IX, s. 43). Ama baktığı yerde kalması da, yaptığı şey kadar imk&acirc;nsızdır artık. Eğer ki, şiirin negatif g&uuml;c&uuml;n&uuml; aşabilecek bir &uuml;lk&uuml;ye sahip değilse. Bu &uuml;lk&uuml;, o uzamda &ndash;en saf s&ouml;yleyişle tehlikenin i&ccedil;inde&ndash; kendini en sarsıcı şekilde duyumsatan bir <i>birlik</i> idealinden &ccedil;ekip &ccedil;ıkarılabilir ancak. Şiiri, şiirsel dile yakınlaştığı &ouml;l&ccedil;&uuml;de edebiyatı da, sadece bir iletişim sorunsalından &ccedil;ok &ouml;tede, bir arınma ve arındırma projesinin i&ccedil;inde anlamış ve g&ouml;zetmiş olan Ger&ccedil;ek&uuml;st&uuml;c&uuml;ler, Freud ve Marx&rsquo;tan aldıkları ilhamı g&uuml;&ccedil;l&uuml; &ccedil;ağların şairlerinin <i>esini</i> &uuml;st&uuml;nde somutlamaya, yeniden inşa etmeye girişirler. Bu g&ouml;zle bakıldığında, Benjamin&rsquo;in <i>Tarih Kavramı &Uuml;zerine Tezler</i>&rsquo;inden bir şiir okuma/&ccedil;&ouml;z&uuml;mleme rehberi olarak yararlanmak da ka&ccedil;ınılmaz bir durum olacaktır artık.</span></div>
<div style="margin-left: 40px;">&nbsp;</div>
<div style="margin-left: 40px;">&nbsp;</div>
<div align="left" style="margin-left: 40px;"><span style="font-size: small;"><strong>II.</strong></span></div>
<div align="left" style="text-align: left; text-indent: 1cm; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">&ldquo;<i>Kafesin dışında &ouml;tmek zordur</i>&rdquo;</span></div>
<div style="text-indent: 1cm; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">Sultan Veled</span></div>
<div style="text-indent: 1cm; margin-left: 40px;">&nbsp;</div>
<div style="margin-left: 40px;"><span style="">Burada, ge&ccedil;mişe kurtuluş olanağı tanıması a&ccedil;ısından olduğu kadar, şiir a&ccedil;ısından &ouml;nemli olan olgu, imgenin geldiği yer ve ışık/imge sa&ccedil;an, sa&ccedil;ması beklenen nesnenin niteliği a&ccedil;ısından da, Zaman&rsquo;dır. Okuru ilgilendiren durum nedir peki? Şairin yaratıyla yapıtın i&ccedil;ine hapsettiği/g&ouml;md&uuml;ğ&uuml; t&uuml;m denetimleri/donanımları, dolayımları ve karşılaşma anlarını &ndash;yani, hakikati &ccedil;evreleyen <i>ortamı</i>&ndash;, başta kendi karşılaşma &acirc;nıyla birlikte nasıl a&ccedil;ığa &ccedil;ıkarabilir okur? B&ouml;yle bir şeyin olabilirliğini, olasılık oyununun ışıltılı &ccedil;emberinden ge&ccedil;irmekle değil, inancın sadece vadeden ve saflaştık&ccedil;a, netleştik&ccedil;e, en keskin olduğu noktada yıkılma tehlikesini de i&ccedil;ten i&ccedil;e duyumsattığı bilin&ccedil; ile anlamaya &ccedil;alışmak gerekir. &Ouml;yleyse, okur da, tıpkı şair gibi &ccedil;ileci bir y&ouml;ntemi, şiir ile ilişkisinde, ge&ccedil;miş resmini kendi şimdisinde her an i&ccedil;in ama&ccedil;lanmış olarak duyumsamaya en azından hazır olmalıdır. Okur, şiiri anlamanın nedeni olan deneyime a&ccedil;ık olmalıdır. Anlara, hatta anlıklara b&ouml;l&uuml;nm&uuml;ş bu s&uuml;re&ccedil; i&ccedil;indeki katıksız yoğunluk ve dikkat, okur i&ccedil;in bir kırılma &acirc;nını da vaat edebilir pek&acirc;l&acirc;. Bu imk&acirc;nın i&ccedil;inde, &ldquo;Ge&ccedil;mişi tarihsel olarak kurmak &lsquo;onu ger&ccedil;ekten olmuş olduğu&rsquo; gibi tanımak değil, tehlike &acirc;nında birden parlayıveren anıyı ele ge&ccedil;irmektir.&rdquo; (VI, s. 41) Yaratıcı bir s&uuml;recin i&ccedil;inde hatırlamayı &ouml;ğrenmektir. Bunun &ouml;n eğitimi ya da hazırlığı ise, &ouml;ncelikle, &ldquo;zamanın ne homojen ne de boş bir şey olmadığını&rdquo; (Ek B, s. 43) bilmek, ve ardından, ge&ccedil;mişin gizli bir zaman dizini taşıyabileceğini hissetmektir: &ldquo;<b>Ge&ccedil;miş, gizli bir zaman dizini taşır; ona kurtulma kapısını a&ccedil;an budur</b>. Eskileri kuşatmış olan havanın soluğu bize değip ge&ccedil;mez mi? Kulak verdiğimiz seslerde, artık susmuş olanların yankısı yok mudur? Kur yaptığımız kadınların tanımadıkları kızkardeşleri olmamış mıdır? B&ouml;yleyse eğer, bizimle ge&ccedil;miş kuşaklar arasında gizli bir anlaşma var demektir: Bu d&uuml;nyada bekleniyorduk biz. Daha &ouml;nceki her kuşak gibi biz de <i>zayıf</i> bir Mesiyanik g&uuml;&ccedil;le donatılmışız, ge&ccedil;mişin &uuml;st&uuml;nde hak iddia ettiği bir g&uuml;&ccedil;&hellip; Bu iddianın karşılığını vermek kolay değildir.&rdquo; (II, s. 40) &Ccedil;oktan yitirilmiş, sadece anılarda yer kaplayan, fakat tarifi de yapılamayan Koku&rsquo;ya duyulan gizli bir &ouml;zlemdir. Yalnızca şairler bu iddianın karşılığını, ama <i>sayıklayarak</i> ama <i>anımsayarak</i> vermişlerdir. (Sayıklama s&ouml;zc&uuml;ğ&uuml;n&uuml;, şairin yaratı &acirc;nındaki apaydınlık bilincinin, fakat o &acirc;nın/uzamın dışındaki herkes i&ccedil;in, yanlış da olsa ka&ccedil;ınılmaz olarak bir zihin bulanıklığı anlamı taşıdığı kaygısıyla bilerek kullanıyorum.) Yukarıda, II. tezden &uuml;rpererek yaptığım alıntıda (kalın yazarak) vurguladığım ilk t&uuml;mce, &uuml;zerinde en &ccedil;ok d&uuml;ş&uuml;n&uuml;lmesi, akıldan hi&ccedil; &ccedil;ıkarılmaması gereken sihirli bir saptamadır. </span></div>
<div style="margin-left: 40px;"><span style="">Ge&ccedil;miş başlı başına tehlikelidir zaten. Hele, i&ccedil;inde kurtuluşu da vadeden ge&ccedil;miş yaşantının, hen&uuml;z insanlık kurtarılmayı beklerken tek bir kişide anımsanma olanağının belirmesi, karşılaşma &acirc;nının her nasılsa ve ansızın tek bir insanda tezah&uuml;r&uuml; (bu ka&ccedil;ınılmaz şekilde b&ouml;yledir, &ccedil;&uuml;nk&uuml; şiir yazımı da şiir okunması da tek kişiliktir), kendini beklenmedik bir anda h&acirc;l&acirc; capcanlı ge&ccedil;mişin i&ccedil;inde bulanın taşıyabileceğinden &ccedil;ok ama &ccedil;ok fazla bir y&uuml;k&uuml;n altında ve zamansız bir uzamın i&ccedil;inde, fakat minnetle, b&uuml;y&uuml;lenmeyle, ama aynı zamanda da &ccedil;aresizlik ve korku i&ccedil;inde savrulup durması anlamına gelir:</span></div>
<div style="margin-left: 40px;">&nbsp;</div>
<div align="center" style="margin-right: 121.5pt; text-align: center; text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">&ldquo;(&hellip;)</span></div>
<div align="center" style="margin-right: 121.5pt; text-align: center; text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">haksızlık benim dışımda</span></div>
<div align="center" style="margin-right: 121.5pt; text-align: center; text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">inanın</span></div>
<div align="center" style="margin-right: 121.5pt; text-align: center; text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">ava hi&ccedil; gitmedim</span></div>
<div align="center" style="margin-right: 121.5pt; text-align: center; text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">g&ouml;kdelenlere hi&ccedil; sığmadım</span></div>
<div align="center" style="margin-right: 121.5pt; text-align: center; text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">varsa unuttuğum</span></div>
<div align="center" style="margin-right: 121.5pt; text-align: center; text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">siz tamamlayın</span></div>
<div align="center" style="margin-right: 121.5pt; text-align: center; text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">bir BAKTIM</span></div>
<div align="center" style="margin-right: 121.5pt; text-align: center; text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">bir G&Ouml;RD&Uuml;M</span></div>
<div align="center" style="margin-right: 121.5pt; text-align: center; text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">ezilmiş kuşların hepsi</span></div>
<div align="center" style="margin-right: 121.5pt; text-align: center; text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">dokunamadım</span></div>
<div style="margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">&nbsp;</span></div>
<div align="center" style="margin-right: 121.5pt; text-align: center; text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">her şey &ouml;yle i&ccedil; i&ccedil;e</span></div>
<div align="center" style="margin-right: 121.5pt; text-align: center; text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">her şey &ouml;yle yan yana</span></div>
<div align="center" style="margin-right: 121.5pt; text-align: center; text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">mektuplar</span></div>
<div align="center" style="margin-right: 121.5pt; text-align: center; text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">fotoğraflar</span></div>
<div align="center" style="margin-right: 121.5pt; text-align: center; text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">aşklar</span></div>
<div style="margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">&nbsp;</span></div>
<div align="center" style="margin-right: 121.5pt; text-align: center; text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">n&uuml;kte</span></div>
<div align="center" style="margin-right: 121.5pt; text-align: center; text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">vahşet</span></div>
<div align="center" style="margin-right: 121.5pt; text-align: center; text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">mucize</span></div>
<div style="margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">&nbsp;</span></div>
<div align="center" style="margin-right: 121.5pt; text-align: center; text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">ne zormuş meğer ge&ccedil;mişi karıştırmak</span></div>
<div align="center" style="margin-right: 121.5pt; text-align: center; text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">yetişebilmek hızına&rdquo;</span></div>
<div style="margin-left: 40px;">&nbsp;</div>
<div style="margin-left: 40px;"><span style="">Benjamin&rsquo;den aldığımız feyiz ile, şiirin i&ccedil;ine sızmak i&ccedil;in bizi ilgilendiren zaman olgusunu, onun bir t&uuml;mcesini en aşırı boyutta zorlayarak kırmaya &ccedil;alışalım:</span></div>
<div style="margin-left: 40px;"><span style="">Kaba ve maddi şeyler i&ccedil;in yapılan sınıf m&uuml;cadelesinin, nihai noktada incelmiş ve manevi şeyler i&ccedil;in yapılan bir m&uuml;cadele de olduğunu ve en aşırı noktada umut, cesaret, mizah, kurnazlık ve azimk&acirc;rlıkta hayat bulduğunu s&ouml;yler Benjamin. Fakat &ouml;ncesinde, &ldquo;Yine de,&rdquo; diye yazar, kaba ve maddi şeylere ulaşmak i&ccedil;in bile olsa bu &ccedil;abanın gereksindiği zorluğu ayrıksamak, sırtlanılacak b&ouml;ylesi muazzam bir y&uuml;ke karşın elde edilmesi umulanın, yanlış bir tarih bilinci ile beslendiği her saniyede bir, zamanın sonsuzluğu i&ccedil;inde bir vaat olarak, dahası umutsuzluğu k&ouml;r&uuml;kleyen berbat bir şakadan ibaretmiş gibi kalabileceği tehlikesini vurgulamak i&ccedil;in: &ldquo;Yine de sınıf m&uuml;cadelesinde bu değerler, galibin payına d&uuml;şen bir ganimet gibi &ccedil;ıkmaz ortaya.&rdquo; (IV, s. 40) Bu son t&uuml;mceyi incelmiş ve manevi şiirin kapısından girebilmek adına zorladığımız son yerde, John Berger&rsquo;in <i>Resim ve Zaman</i> isimli yazısındaki Benjaminvari sesini duyarız:</span></div>
<div style="margin-left: 40px;">&nbsp;</div>
<div style="margin-left: 80px;"><span style="font-size: smaller;">&ldquo;Bir resim ne zaman bitmiş sayılır? Bir &ccedil;ift ayakkabının teki gibi zaten varolan bir şeyin karşılığı olduğu zaman değil, ressamın o resme &ouml;nceden tasarladığı bi&ccedil;imde en uygun bakma anının gelmesiyle resim biter. Resim yapmanın s&uuml;reci, ister kısa ister uzun olsun, resim yapmak gelecekte o resme bakılacak anları kurma s&uuml;recinden başka bir şey değildir. Ger&ccedil;ekte, ressamın d&uuml;şlediği ne olursa olsun, bu anlar t&uuml;m&uuml;yle &ouml;nceden belirlenemez. Bu anlar hi&ccedil;bir zaman resmin kendisiyle tam olarak doldurulamaz. Buna rağmen, resim gene de t&uuml;m&uuml;yle bu anlara seslenir. (&hellip;)&rdquo;</span><a title="" name="_ftnref2" href="#_ftn2"><span style="font-size: small;">[2]</span></a></div>
<div style="margin-left: 40px;">&nbsp;</div>
<div style="text-align: justify; text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: small;">Ger&ccedil;ek bir şiir eleştirisinin gereksindiği t&uuml;m ve benzer zorlukların &uuml;zerine, tıpkı &lsquo;şiiri eşeleyen şairin karşılaştığı b&uuml;y&uuml;k yokluğun, bu yokluğun sorumluluğunu taşımasının, tehlikesini g&ouml;ze alırken&nbsp;l&uuml;tfuna da katlanmasının&rsquo;</span><span style="font-size: 11pt;"><a title="" name="_ftnref3" href="#_ftn3"><span><span><span style="font-size: 11pt;">[3]</span></span></span></a> </span><span style="font-size: small;">&uuml;rpertici soluğu da &uuml;flendiğinde, bana &ouml;yle geliyor ki, tarihin ilgilendiği ge&ccedil;miş imgesi, aynı zamanda ve en &ccedil;ok şiirin ilgilendiği imgedir.</span></div>
<div style="margin-left: 40px;">&nbsp;</div>
<div style="margin-left: 40px;">&nbsp;</div>
<div style="margin-left: 40px;"><span style="font-size: small;"><strong>III.</strong></span></div>
<div align="left" style="text-align: left; text-indent: 1cm; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">&ldquo;<i>Hakikat, sufilik incinmemektir.</i>&rdquo;</span></div>
<div style="text-indent: 1cm; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">Sun&rsquo;ullah</span></div>
<div style="margin-left: 40px;">&nbsp;</div>
<div style="margin-left: 40px;"><span style="">Benjamin&rsquo;i Benjamin yapan &ccedil;elişki ve bu &ccedil;elişkinin ruhsal ve maddesel tezah&uuml;r&uuml; olan gerilim, bir b&uuml;t&uuml;nl&uuml;k, dahası bu b&uuml;t&uuml;nl&uuml;ğ&uuml;n de nedeni olan bir &Ouml;z&rsquo;den kaynaklanıyordu. O bu k&ouml;ken inancını tek bir an olsun terk etmedi. Etkilere en fazla a&ccedil;ık bir &ccedil;ağda, iki b&uuml;y&uuml;k savaş ortasında, etkilere en fazla a&ccedil;ık bi&ccedil;imde yazdı ve yaşadı. Birbirleriyle bağdaşamayacak gibi duran t&uuml;m meselelerin &ccedil;&ouml;z&uuml;m&uuml;nde, bir enkaz gibi g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml; ge&ccedil;mişin şimdinin zamanında yeniden hayat bulmasında &ndash;kullanılır olmasında&ndash; bu &ouml;z inancını bir l&uuml;tuf gibi algıladı o, ama gizledi de. Neyle gizledi peki? Kuşkusuz bizi burada ilgilendiren onun &ccedil;ileci bir <i>sunak</i> misali yaşadığı ve sonlandırdığı hayatına rağmen hayatının &uuml;st&uuml;nde u&ccedil;uşan haleden &ccedil;ok, oradan yapıtlarının ta dibine sinmiş olan bir &ccedil;eşit gizem olduğu i&ccedil;in, bu sorunun tek yanıtı olmalıdır: Dil. Onun yapıtlarında kullandığı dil, denemenin sınırlarını &ccedil;ok aşan şiirsel bir i&ccedil;e d&ouml;n&uuml;kl&uuml;ğe ve kapalılığa sahiptir. &Ouml;yleyse, hem var edilmesi hem de aktarılması s&uuml;recinde en &ccedil;ok <i>barbarlık</i> var dediği k&uuml;lt&uuml;r, sadece bir enkaz değildi onun i&ccedil;in. Olamazdı &ccedil;&uuml;nk&uuml; şiir de vardı bu enkazın i&ccedil;inde. Ve onun, anlamı beş para ilan etmiş imge avcısı bir d&uuml;ş&uuml;n&uuml;r&uuml;n metinlerini kendi adıma denemeden &ccedil;ok şiir olarak okuduğumda, kendisini kurmaktan &ccedil;ok, her satırda yıkmak, kendisiyle birlikte &lsquo;gelip ge&ccedil;enleri de kanaatlerinden etmek&rsquo; ilkesi, her şeyden &ccedil;ok şiir i&ccedil;in ge&ccedil;erli olan &lsquo;yaratanını aradığı şeyin efendisi yapmayan, tersine neredeyse kendinden kuşkulu ve yok kılması&rsquo;<a title="" name="_ftnref4" href="#_ftn4"><span><span><span style="font-size: 11pt;">[4]</span></span></span></a> ger&ccedil;eğine, yani şiirin soğuk ger&ccedil;eğine yakınlaştırır. Onun mektupları dışında <i>Ben</i> demeden yazmış olması bu ger&ccedil;eği değiştirmez, belki g&uuml;&ccedil;lendirir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; K&auml;te Hamberger&rsquo;in <i>The Logic of Literature</i>&rsquo;da saptadığı &uuml;zere, &ldquo;hakiki bir lirik g&ouml;r&uuml;ng&uuml;,&rdquo; &ndash;ki g&ouml;rmek istedikten sonra fazlasıyla liriktir Benjamin metinleri&ndash; &ldquo;ancak hakiki bir lirik &lsquo;ben&rsquo;in bulunduğu yerde yaşanır.&rdquo; Dahası, Benjamin&rsquo;in yazdığı her satırda kendi yaşam deneyimlerinden, &ouml;zlemlerinden, d&uuml;şlerinden, korkularından izlere rastlamak hi&ccedil; zor olmasa gerektir. Kendisiyle dopdoludur onun yazıları. &lsquo;Benjamin&rsquo;in b&uuml;t&uuml;n &ouml;mr&uuml;nce bize kazandırmak istediği <i>farkındalık</i> dışarıdan getirilmiş bilin&ccedil;le değil, her toplumsal kesimin ve her insanın kendi bilgilenimi ve uyanışı ile olasıdır ve insanlığın nihai anlamda &ouml;zg&uuml;rleşmesini sağlayacak olan Tarih bilincinin izleyeceği yolda &ccedil;ıkış noktası, kişinin kendi yaşam deneyimleridir, kişinin her şeyden &ouml;nce kendisini kendi g&ouml;z&uuml;yle ve kendisi i&ccedil;in &ouml;ğrenmesi gerektiğidir.&rsquo;<a title="" name="_ftnref5" href="#_ftn5"><span><span><span style="font-size: 11pt;">[5]</span></span></span></a> Bir bakıma daha iyi bir geleceğin &ouml;rg&uuml;tlenebilmesi, tek tek insanların kendi varlıklarını &ouml;rg&uuml;tlemeyi başarabilmeleriyle olasıdır. Şiiri bu bireysel &ouml;rg&uuml;tlenmede bir ara&ccedil; olarak g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;m&uuml;z takdirde, insanlığın kurtuluşundaki bedeli daha iyi anlayabiliriz. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bu &ouml;rg&uuml;tlenmede izlenecek yol ne bir harita sunar insana ne de bir pusula. Bu anlamda şiir, Adorno&rsquo;nun deyişiyle, &ldquo;kırılmış bir mutluluğun taşıdığı vaat&rdquo; olarak kalır. </span></div>
<div style="text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="">Benjamin&rsquo;in ilk yazılarıyla (&ouml;zellikle <i>Kendi Başına Dil ve İnsan Dili</i> denemesi) son metni olan <i>Tarih Kavramı &Uuml;zerine</i> arasındaki yakınlık ve b&uuml;t&uuml;nlenme &ccedil;abası şaşırtıcı sayılmamalıdır. Tinsel kurtuluş idealine duyulan inan&ccedil;, arada kendi isteği dışında kırılan, savrulan, ve iki b&uuml;y&uuml;k savaş ortasında kırılması ve savrulması gereken bilincin yeniden onarılması &ccedil;abası değildir asla. Metafizik bir g&ouml;r&uuml;ng&uuml; hi&ccedil; değildir. &Uuml;nsal Oskay&rsquo;ın, Benjamin&rsquo;in hayatında metafiziğin belirli bir yeri olduğunu s&ouml;yleyenlere karşı belirttiği, &ldquo;G&uuml;ndelik hayatımızda metafiziğin belirli bir yeri vardır. Kanıtı somutlaşmayan her umut, bu metafizikle hayatını s&uuml;rd&uuml;r&uuml;r,&rdquo;<a title="" name="_ftnref6" href="#_ftn6"><span><span><span style="font-size: 11pt;">[6]</span></span></span></a> saptaması bile, hakikatin derin akustiği i&ccedil;inde şiirsel algıya kalan bu u&ccedil;ucu mirasın, &lsquo;kaynaktan gelen&rsquo;leyazan bu yazıcının tavrını savunmada eksik kalır. Oysa &ndash;ve &ccedil;&uuml;nk&uuml;&ndash; bu, son kez tekrarlamak istediğim &lsquo;&ouml;yle bir şiirin&rsquo; doğası gereğidir. Bu doğanın merkezinde, adeta Tanrı kelamının devamı gibi kendiliğinden ve birdenbire a&ccedil;ığa &ccedil;ıkan şiirin aşkın ve a&ccedil;ınlayıcı dili vardır. Bu dilin anlaşılırlığını, daha &ouml;nemlisi paylaşılırlığını giderek yitirmesi ve hem modern şair hem de modern okur a&ccedil;ısından olabilirliğini ancak <i>yıkımlarla dolu ağır bir zahmet</i>in i&ccedil;ine &ccedil;eken g&ouml;r&uuml;nt&uuml;s&uuml;, Benjamin&rsquo;in <i>Moskova G&uuml;nl&uuml;ğ&uuml;</i>&rsquo;nde yazdığı ve &lsquo;Yeni &Ccedil;ağ ile birlikte d&uuml;nyevi egemenlik bi&ccedil;imlerinin tinsel otoritesinin yıkılmasıyla başladığını s&ouml;ylediği eğitimsizleştirme tarihi&rsquo;<a title="" name="_ftnref7" href="#_ftn7"><span><span><span style="font-size: 11pt;">[7]</span></span></span></a> ile birlikte d&uuml;ş&uuml;n&uuml;lmelidir. Bu &ccedil;ağla birlikte aşkın/tanrısal coşkunluk uzamının bilgisi (şiirin ve dinin bilgisi) terk edilmeye başlanmış, insanın doğadan kopma, yalnızlaşma s&uuml;reci başlamıştır. Oysa yabancılaşma-&ouml;ncesi d&ouml;nemlerden, &ouml;rneğin Latin şair Lucretius&rsquo;un &ccedil;abasını Italo Calvino, <i>Amerika Dersleri</i>&rsquo;ndeki Hafiflik olgusu bağlamında Gelecek Binyıl İ&ccedil;in Altı &Ouml;neri&rsquo;den biri olarak değerlendirir: &ldquo;G&ouml;r&uuml;nmez olanın şiiri, &ouml;ng&ouml;r&uuml;lmesi olanaksız sonsuz gizilg&uuml;c&uuml;n şiiri, benzeri bi&ccedil;imde hi&ccedil;liğin şiiri, d&uuml;nyanın fizikselliğinden en ufak bir kuşku duymayan bir şairden doğuyor.&rdquo;<a title="" name="_ftnref8" href="#_ftn8"><span><span><span style="font-size: 11pt;">[8]</span></span></span></a> Benzer bir durum Ovidius i&ccedil;in de ge&ccedil;erlidir: &ldquo;Ovidius i&ccedil;in de her şey yeni bi&ccedil;imlere d&ouml;n&uuml;şebilir; Ovidius i&ccedil;in de d&uuml;nyaya ilişkin bilgi d&uuml;nyanın b&uuml;t&uuml;nl&uuml;ğ&uuml;n&uuml;n &ccedil;&ouml;z&uuml;l&uuml;ş&uuml;d&uuml;r; Ovidius i&ccedil;in de her t&uuml;r iktidar ve değer hiyerarşisine karşı, b&uuml;t&uuml;n var olanlar arasında asli bir eşitlik s&ouml;z konusudur. Lucretius&rsquo;un d&uuml;nyasını değişmez atomlar oluştururken, Ovidius&rsquo;un d&uuml;nyasını her bir nesnenin, bitkinin, hayvanın ve bireyin değişkenliğini betimleyen bi&ccedil;imler, &ouml;znitelikler, nitelikler oluşturur; ancak bunlar ortak bir t&ouml;z&uuml;n belli belirsiz mahfazalarından başka bir şey değildir: Derin bir tutkunun harekete ge&ccedil;irmesi durumunda bu ortak t&ouml;z en beklenmedik bi&ccedil;imlere d&ouml;n&uuml;şebilir.&rdquo;<a title="" name="_ftnref9" href="#_ftn9"><span><span><span style="font-size: 11pt;">[9]</span></span></span></a> Calvino&rsquo;nun her iki şairde &ouml;nemsediği, &lsquo;felsefe ve bilime dayalı bir d&uuml;nyayı algılama tarzı olarak fakat şairin kendine &ouml;zg&uuml; dilsel ara&ccedil;larla bağımsız olarak yazıda yarattığı hafiflik, dil de dahil ağırlıkla donanmış dış d&uuml;nya deneyimlerimiz sayesindedir.&rsquo;<a title="" name="_ftnref10" href="#_ftn10"><span><span><span style="font-size: 11pt;">[10]</span></span></span></a> Bu nedenledir ki d&uuml;nyanın zahmetsizliğine gizli bir &ouml;zlemle birlikte dilin hafifliğine de hayranlık duyarız. &Ouml;te yandan ta Antik&ccedil;ağ&rsquo;da, d&uuml;nyaya ilişkin &ldquo;t&uuml;ml&uuml;kl&uuml; algının&rdquo; &ndash;modern d&ouml;nemi anımsatırcasına&ndash; d&uuml;nyaya ilişkin bilginin b&uuml;t&uuml;nl&uuml;ğ&uuml;ndeki &ccedil;&ouml;z&uuml;l&uuml;şte aranışı şaşırtıcıdır. Calvino, Antik&ccedil;ağ&rsquo;da yazılan şiirden tutkunun yerine aklın başat olduğu, t&uuml;m yaşam pratikleriyle doğadan kopmuş modern zaman i&ccedil;in, &ndash;hatta daha &ouml;tesi i&ccedil;in&ndash; yeniden kullanılabilir olacak bir deneyimi/bulguyu &ccedil;ekip &ccedil;ıkarmaya &ccedil;alışır. &ldquo;Tutkularla ger&ccedil;ekleştirilebilen her şey akılla da ger&ccedil;ekleştirilebilmelidir. Elbette kurulu siyasal rejimler, ideolojiler, din ve ahlak sistemleri aklın herkes tarafından &ouml;zg&uuml;rce kullanılmasına izin verirlerse!&rdquo;<a title="" name="_ftnref11" href="#_ftn11"><span><span><span style="font-size: 11pt;">[11]</span></span></span></a> </span></div>
<div style="text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="">Modern şairin dilde rastladığı bu <i>eskil</i> olanak tam da bu onarım i&ccedil;indir. Yargılamayan, sadece adlandırmakla <i>g&ouml;revli</i> bir dildir bu. Bu dilin yapısı en &ccedil;ok Nietzsche&rsquo;nin esin deneyiminde şaşmaz bir kesinlikle aktarılır. İmajın ve benzetmenin gereksiz olduğu, &ccedil;&uuml;nk&uuml; imgenin anlamın kendisi olduğu dilin ve o <i>kapalı</i> uzamın, &ndash;şiirin uzamının sadece&ndash; tasviridir bu. Nesneler ve t&uuml;m şeyler aşkın/tanrısal esinin gelip yakasına yapıştığı şairin sırtında yol almak, ondan dil &ouml;ğrenmek isterler. Bir bakıma kendi dilleriyle kendilerini şaire en <i>dolayımsız</i> (tinsel) halleriyle sunarlar ve yeniden adlandırılmayı umarlar. Peki onlara bu olanağı veren nedir? Başka bir s&ouml;yleyişle, nesneleri g&ouml;r&uuml;n&uuml;r yapan şey nedir?</span></div>
<div style="text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="">Benjamin&rsquo;in tedav&uuml;lden kalkmış sapkın nesnelere duyduğu ilgi, onların yalnızca işlevsiz/arınmış hallerinde beliren <i>g&ouml;r&uuml;nme</i> olanaklarını sezmiş olmasındandır. Blanchot&rsquo;nun da sezmiş olduğu bu olanak, yıpranmış nesnenin b&ouml;ylece &ldquo;ardında varlıktan başka hi&ccedil;bir şeyin olmadığı saf ve yalın benzerliğe kendini bırakması olanağı,&rdquo;<a title="" name="_ftnref12" href="#_ftn12"><span><span><span style="font-size: 11pt;">[12]</span></span></span></a> yani nesnenin imgesine d&ouml;n&uuml;şt&uuml;ğ&uuml; anda g&ouml;r&uuml;n&uuml;r olması, ne yazık ki onun yapıtında belirsizliğini s&uuml;rd&uuml;r&uuml;r ve soyut kalır. Blanchot bu olanağı saptamış olmakla birlikte, imgesine d&ouml;n&uuml;şm&uuml;ş olan nesnenin anlaşılmasını, yani anlamını, bu imgeden keskin bir şekilde bağlantısızlaştırır: &ldquo;Bir nesnenin <i>imgesi</i> bu nesnenin <i>anlamı</i> olmamakla ve onun anlaşılmasına yardım etmemekle kalmaz, onu kendisine benzenecek hi&ccedil;bir şeyi olmayan bir benzerliğin devinimsizliği i&ccedil;inde tutarak oradan &ccedil;ekip alır.&rdquo;<a title="" name="_ftnref13" href="#_ftn13"><span><span><span style="font-size: 11pt;">[13]</span></span></span></a> Nereye g&ouml;t&uuml;r&uuml;r peki? Hi&ccedil;liğe g&ouml;t&uuml;r&uuml;p bırakır&hellip; Blanchot sadece bir yere kadar haklıdır ve yeni hi&ccedil;bir şey s&ouml;ylemez, ya da s&ouml;ylemek istemez. Belki de amacı başkadır. O en &ccedil;ok, şiirin Modern &Ccedil;ağ&rsquo;daki &ndash;ya da Modern &Ccedil;ağ&rsquo;da daha yoğunlaşan&ndash; yok edici g&uuml;c&uuml;n&uuml;n altını &ccedil;izmek ister. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; i&ccedil;inde kendisinin de olduğu bir kurtulma beklentisiyle yazmaz. Oysa g&ouml;z&uuml;n&uuml; hi&ccedil;likte a&ccedil;an, dahası &ldquo;bu d&uuml;nyada işe &ouml;lerek başlayan, şairler ve mistikler&rdquo; bunu bilir. Onların bildiği ve sarsılmaz bir inan&ccedil;la bağlı oldukları şeyi Benjamin devralır ve projelendirmeye &ccedil;alışır. İmge parıltısını, sa&ccedil;ınımını ve par&ccedil;alanımını hi&ccedil;likte de s&uuml;rd&uuml;r&uuml;r, ışık hi&ccedil;likte/karanlıkta kaybolmaz, aksine birikir ve &ccedil;oğalır. Par&ccedil;alanan sadece imgenin ışığı değil kendisidir de aynı zamanda. Bu, yakalanmamış ve adlandırılmamış haliyle her şeyin her şey olabileceği saf bir bi&ccedil;imsizliktir. Tam anlamıyla amorf bir yapıdır. Sadece bir enkaz değildir, billurlaşmaya durmuştur ve kurtarıcısını, g&ouml;ren g&ouml;z&uuml; bekler. İşte tam burada olasılık kazanan, zerrelerine ayrılmış, sonsuzca &ccedil;oğalmış ve karanlığın i&ccedil;inde sa&ccedil;ılmış ışığın/imgenin, &uuml;zerinde odaklanmış g&ouml;z&uuml;n ve d&uuml;ş&uuml;ncenin gerilimi altında tek bir an i&ccedil;in yeniden k&uuml;melenmesiyle g&ouml;r&uuml;n&uuml;r olmasıdır. G&ouml;r&uuml;nen şey anlamdır. Ya da ve bir kez daha Benjamin&rsquo;ce s&ouml;ylersek, kendisini o imgede ama&ccedil;lanmış/adanmış olarak bekleten (inan&ccedil;lı, &uuml;lk&uuml;l&uuml;, ya da kurtuluşu uman) kişinin, hem bir devrimcinin hem de bir romantiğin, en arkaik deyişle sadece bir Avcı&rsquo;nın d&uuml;ş&uuml;ncesi, &ldquo;birdenbire gerilimlerle y&uuml;kl&uuml; bir k&uuml;melenmede durduğunda, onu şiddetle sarsar, kendisi de bu sarsıntıyla kristalize olur, bir monada d&ouml;n&uuml;ş&uuml;r.&rdquo; (XVII, s. 48) Bu monadı yeniden adlandırmaksa, ki &ldquo;fazlasıyla hak edilmiş bir &ouml;zg&uuml;rl&uuml;kt&uuml;r&rdquo; artık, şairin en doğal hakkıdır. Bu hak bir h&uuml;k&uuml;md&uuml;r &ccedil;&uuml;nk&uuml;. </span></div>
<div style="text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="">Şiir uzamı, dilin bir ara&ccedil; olarak kullanılmadığı biricik uzamdır. Tek kelimeyle bir dip, bir k&ouml;kendir. Ama b&ouml;yle bir dilin de, ne yazık ki ve artık tek kullanıcısı şairdir ki, i&ccedil;ine nasıl girdiğini kendisinin bile bilmediği bu yerde, gidebileceği yere kadar gidecek ve nihayet &ccedil;ıkması gerekecektir. &Ccedil;ıkamayanlar, orda kalanlar ise &ouml;l&uuml;r, &ouml;yle ya da b&ouml;yle &ouml;lm&uuml;şlerdir zaten. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; &ldquo;şiiri eşeleyen u&ccedil;urum olarak kendi &ouml;l&uuml;m&uuml;yle karşılaşır.&rdquo;<a title="" name="_ftnref14" href="#_ftn14"><span><span><span style="font-size: 11pt;">[14]</span></span></span></a> Benjamin bu ger&ccedil;eği Blanchot gibi sadece sezmekle kalmamıştır, kuşkusuz yaşamıştır da. Benjamin&rsquo;in bilip de gizlediği şey tam da budur işte: Toplumsal bir re&ccedil;etenin maliyeti, toplumdan &ouml;nce tek tek bireylere d&ouml;n&uuml;kt&uuml;r. &Ouml;l&uuml;m gibi, şiir de aktarılamayacak bir &ouml;zg&uuml;l deneyi varsayar. Ama kurtuluşun başka &ccedil;aresi var mıdır?</span></div>
<div style="text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="">Buradaki itiraz, tersine, şiirle birlikte, dil ile aktarılamayacağı varsayılan bu &ouml;zg&uuml;l deneyimin i&ccedil;inde g&ouml;r&uuml;n&uuml;r olan varoluşa ilişkin hakikatin bile aktarıldığına, hem de ka&ccedil; kez aktarıldığına d&ouml;n&uuml;k olmalıdır. Ama nasıl bir dille? Basbayağı <i>yararsız</i> bir dille&hellip; Bu imge dili ya da &uuml;st-dil, yeniden <i>anımsanmaya</i> muhta&ccedil;tır. Hem de herkes i&ccedil;in, şair i&ccedil;in bile. &Ouml;yleyse her şiir i&ccedil;inde hakikati de barındıran akustik bir yapıdır. Dil&rsquo;in en &ccedil;etrefil sorunu da bu değil midir zaten: harflerin/işaretlerin yerlerini değiştirerek, yeni bi&ccedil;imler i&ccedil;inde sonsuz anlam yaratımı!.. Yahudi mistisizminin y&ouml;ntem a&ccedil;ısından &ouml;nemi buradadır. Ve Benjamin giderayak bunun altını &ccedil;izmek istemiştir bir kez daha.</span></div>
<div style="text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="">Şairin kendi elleriyle inşa ettiği bu &ouml;zg&uuml;rl&uuml;ğ&uuml;n, onu anımsama &acirc;nında ge&ccedil;miş yaşantıyla kurduğu ilişkiye taşıyan zamanın ne homojen ne de boş bir şey olarak algılanmaması, şimdinin zamanındaki kapsayıcı ama hep geriye y&ouml;nsemeli, &ouml;ncelikle <i>unutuşun</i> i&ccedil;inden ge&ccedil;mesi gereken bakışıyla ilişkilendirilebilir. Şairler unutuşun ırmağı olan L&eacute;th&eacute;&rsquo;yi boşu boşuna yery&uuml;z&uuml;nde akıtmazlar. &Ouml;ncelikle unutulması gereken şey, şairin retinasına yeniden (ters bi&ccedil;imde) d&uuml;şt&uuml;ğ&uuml;nde, adsızdır. Unutmak soyutlama olanağının &ouml;nkoşulu gibidir sanki. Unutmak anımsamanın da tek koşuludur zaten. Unutulan şeyin yeniden anımsandığı andan hemen &ouml;nceki bi&ccedil;imsiz/&ccedil;ıplak ve dolayımsız hali şaşırtıcıdır. Ezra Pound&rsquo;un kantosunda, &lsquo;demir tozunda ya da kuğu t&uuml;ylerinde g&uuml;l g&ouml;rebilmek L&eacute;th&eacute;&rsquo;den ge&ccedil;tikten sonradır.&rsquo; &ldquo;Heves o denli hafif, demir yapraklar o denli d&uuml;zenli biz L&eacute;th&eacute;&rsquo;den ge&ccedil;enler i&ccedil;in,&rdquo; dizelerinde, Benjamin&rsquo;in ge&ccedil;mişi de sarıp sarmalamış olan ve h&acirc;l&acirc; soluduğumuz havanın taşıdığı mutluluk/kurtuluş vaadi de sezilir aynı zamanda. B&ouml;ylece, unutmak bir &ccedil;aresizliği duyumsattığı oranda bir olanağın da hazırlayıcısı ve belirleyicisi olur. L&eacute;th&eacute;, unutulmuş bir bilgi &ccedil;eşidine yeniden kavuşabilmek i&ccedil;in zahmetine son bir kez katlanmak zorunda olduğumuz, girmek i&ccedil;in arınmamız gereken cennetin kapısıdır. Edilgin bir bakış değil, tersine etkin bir hazırlık, bir soyunmadır. &ldquo;Ge&ccedil;mişi tarihsel olarak kurmak &lsquo;onu ger&ccedil;ekten olmuş olduğu&rsquo; gibi tanımak değil, tehlike &acirc;nında birden parlayıveren anıyı ele ge&ccedil;irmektir&rdquo; saptamasının şiirdeki &ouml;nceliği budur. Tehlike ise gene de &ouml;l&uuml;ler &uuml;lkesinde, &ouml;l&uuml;m&uuml;n koynunda akan ırmağın, ya da unutmanın/anımsamanın ta kendisidir. Ama bu haliyle kavrayış belki de doğrudan doğruya bir apriori, &lsquo;kaynaktan gelen ham/dolayımsız bilgidir.&rsquo; Bunun hakkını vermek, &ouml;lmek fakat incinmemektir. </span></div>
<div style="text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="">&Ouml;te yandan sistemler kendi s&uuml;reklilikleri i&ccedil;in tehlike barındıran her şeyi, modern insanın karışık/b&ouml;l&uuml;nm&uuml;ş aklında ve hi&ccedil; zorlanmadan d&ouml;n&uuml;şt&uuml;r&uuml;p kullanmada uzmandırlar. Saflığını yitirmiş, bilgeliğine kavuşacak olanakları tasfiye etmiş modern toplumlarda bu nedenledir ki, her &ccedil;eşit &ouml;ng&ouml;r&uuml; aracı estetize edilmiş halleriyle insanların t&uuml;ketimine zararsız/faydalı birer boş zaman etkinliği olarak sunulur. Zamanın boş ve homojen olarak algılandığı umutsuz bir yerde gelecek b&uuml;y&uuml;s&uuml;, artık ve sadece, g&ouml;zlerinden sonra bilinciyle de sakatlanmış insanın &ouml;zg&uuml;rleşimini kendi eliyle olmayan bir geleceğe ertelemesinden başka ne ifade edebilir? &Ouml;z&uuml;nde k&acirc;hinlik olan şiirin başına gelen de bu değil midir?</span></div>
<div style="text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="">Benjamin <i>deneme</i> yazsa da, şiirin gereksindiği gerilimi her t&uuml;mcede yaşar, adeta şiirin varoluşundaki fedak&acirc;rlıkla yazar. Şaşırtıcı olduğu kadar yanıltıcı olan da budur aslında. Her bir t&uuml;mcenin hayat ile &ouml;l&uuml;m arasına sa&ccedil;ılmış ne varsa her şeyi kapsaması gerektiği inancıdır ki, [bu inan&ccedil;] şair sezgisinin doruğundaki bilincin en aşkın haline d&ouml;n&uuml;ş&uuml;r onun <i>deneme</i>lerinde. &ldquo;İnsanlığın b&uuml;t&uuml;n hallerini kendinde bulan, yalnızca kendini araştırarak b&uuml;t&uuml;n bu halleri anlayabileceğine inanan Montaigne&rsquo;vari denemenin&rdquo; (Sunuş, s. 29-30)&nbsp;modern yaşantıyla, &ndash;deneyimin g&ouml;zden d&uuml;şmesine koşut olarak da&ndash; kaybetmek zorunda olduğu kibre rağmen, Benjamin&rsquo;in metaforik bir dille yazmasının nedeni budur. Hatta bu &ouml;znel dil yanında alıntılama y&ouml;ntemini aşılması neredeyse olanaksız girift bir yapının i&ccedil;inde dokumasının, alıntılamanın &ouml;tesinde bir montaj tekniği yaratmasının, daha da &ouml;nemlisi belki, şairce bir sezgiyle kendi trajedisinin de bir halkası olacak olan &ldquo;Alman Yas Oyununun K&ouml;keni&rdquo;ndeki <i>alegori</i> ısrarını herkese rağmen s&uuml;rd&uuml;rmesinin de nedeni budur. Jorge Luis Borges&rsquo;in bile, &ldquo;İzlanda&rsquo;da sinekler!.. Olmaz ki!&rdquo; ile ilişkilendirip &ldquo;Barok &Ccedil;ağ&rsquo;da edebiyat; yoktu ki!&rdquo;<a title="" name="_ftnref15" href="#_ftn15"><span><span><span style="font-size: 11pt;">[15]</span></span></span></a> dediği bir d&ouml;nemin, hi&ccedil;bir zaman sahnelenmemiş oyunlarına &ndash;&ouml;l&uuml; bir edebiyata&ndash; şairce yatkınlığı ve d&uuml;şk&uuml;nl&uuml;ğ&uuml; bundandır. Bug&uuml;n bile &uuml;&ccedil;-beş kişinin inancında yer bulabilen &ldquo;alegorinin sanatsal algının &ouml;zel bir bi&ccedil;imi&rdquo; olduğunu kanıtlama iddiası bundandır. &ldquo;Kendi &ouml;znelliğinden duyduğu utan&ccedil; sayesinde ancak s&uuml;rd&uuml;rebildiği bilgeliğinde&rdquo; (Sunuş, s. 31) Benjamin&rsquo;in anlaşılmamayı g&ouml;ze alarak, kendini muazzam şekilde geri &ccedil;ekerek ta &ouml;telere, neredeyse ge&ccedil;mişin dibine, ayrıntının iliğine savrulmak isteme(me)si bundandır&hellip; </span></div>
<div style="text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="">&Ccedil;&uuml;nk&uuml; en başta ve en &ouml;nce şiir, doğası gereği &ldquo;fiziksel varlığı eriyip yıpranmadan&rdquo; bir enkaza d&ouml;n&uuml;ş&uuml;r, &ccedil;&uuml;nk&uuml; enkazın i&ccedil;inde yazılır. Denemenin tarihsel s&uuml;re&ccedil; i&ccedil;indeki fiziksel/toplumsal koşullara koşut olarak değişen konusuna, diline, var edilme ve aktarılma bi&ccedil;imine rağmen, şiirin &ouml;z&uuml; hi&ccedil; değişmez. Hi&ccedil;bir tarihsel d&ouml;nem bu &ouml;z&uuml;n nedeni değildir. Onu ortaya &ccedil;ıkarmamıştır ve değiştiremez de. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; k&ouml;ken değişmez. Başka bir deyişle, diğer edebiyat t&uuml;rleri gibi deneme de dili bir ara&ccedil; olarak kullanır. Fakat yalnızca şiir, s&uuml;rekliliği bir anda ve topyekun ve sanki olağandışı yaratıcı bir zek&acirc; ile kırabilmesi, kavranılamaz olanı ansızın kavranılabilir kılabildiği/a&ccedil;ımlayabildiği kendi i&ccedil;inde değerli ve &ouml;zg&uuml;l uzamında, &ccedil;aresizliğini de aşıverir. <span style="letter-spacing: -0.1pt;">O &acirc;na kadar aradığı şeye ulaşmak i&ccedil;in ister istemez ara&ccedil; da yaptığı dil, şiirsel yaratı &acirc;nında, Bilmek&rsquo;in bir s&uuml;re&ccedil; olarak yaşattığı t&uuml;m karmaşayı alt&uuml;st edip hakikatin k&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;m&uuml;n&uuml; &ccedil;&ouml;z&uuml;verir. Bu saf dilin anlaşılmaması hi&ccedil; ş&uuml;phesiz bizim <i>safsızlığımızla</i> ilgilidir. Onu imge dili, &uuml;st-dil ya da benzeri şekilde kavramlaştırmaya &ccedil;alışmamız da &ouml;yle. Belki de, hakikatin g&ouml;r&uuml;n&uuml;r olduğu, sonsuzun sonlu şeylerde bi&ccedil;imlendiği, dilin yeniden sessizliğine ulaştığı anda, şiir, artık &ldquo;kambur satran&ccedil; ustasına gerek duymayacak olan kuklanın&rdquo; (I, s. 39) iplerini kopardığı muazzam bir b&uuml;t&uuml;nl&uuml;ğ&uuml;n olanağını da yaratabilecektir.</span> </span></div>
<div style="text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="">Daha geride s&ouml;ylediğim fakat şiiri bir enkaz olarak tanımlamakla yeniden olumsuzladığım &ndash;en azından gibi g&ouml;r&uuml;nd&uuml;ğ&uuml;m&ndash; &ouml;nermeye geri d&ouml;nd&uuml;k ister istemez: &Ouml;yleyse, hem var edilmesi hem de aktarılması s&uuml;recinde en &ccedil;ok <i>barbarlık</i> var dediği k&uuml;lt&uuml;r, sadece bir enkaz değildi onun i&ccedil;in. Olamazdı &ccedil;&uuml;nk&uuml; şiir de vardı bu enkazın i&ccedil;inde. </span></div>
<div style="text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="">İ&ccedil;indeki gizilg&uuml;ce ve vaade rağmen doğası gereği bir enkaz olan, enkazın i&ccedil;inde yazılan şiir, hem var edilmesi hem de aktarılması s&uuml;recinde en &ccedil;ok barbarlık olan k&uuml;lt&uuml;r&uuml;n bir par&ccedil;ası mıdır peki? Hi&ccedil;bir zahmete ve fedak&acirc;rlığa katlanmadan, ya da t&uuml;m bir insanlığın fedak&acirc;rlığını g&ouml;rmezden gelip, tarihi ge&ccedil;mişten kalan bir hazine, bir miras olarak devralan galiplerin tarih anlayışına g&ouml;re, olmamalı. Tersine, onu bir miras gibi değil de bir &ccedil;&ouml;pl&uuml;k olarak devralan, kendilerinden sonrakilere de hazır bir <i>savaş ganimeti</i> gibi devretmeyecek, bununla beraber ge&ccedil;mişin beklentisini kendi kurtuluşu olarak da g&ouml;ren sınıfların en &ccedil;ok sahiplenmesi gerekir bu fedak&acirc;r şiiri. &Uuml;r&uuml;n değil yaratı olan şiirden s&ouml;z ediyorum, hi&ccedil;bir zaman yazıldığı &ccedil;ağda anlaşılmamış olan şiirden, zahmetli olduğu i&ccedil;in hep g&ouml;rmezlikten gelinmiş ve gelinecek olan şiirden&hellip; Galiplerin fakat zamanı gelince g&ouml;rmek istedikleri gibi benimsedikleri ve benimsetmeye &ccedil;alıştıkları şiirden. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, James Joyce&rsquo;un <i>Kutsal G&ouml;rev</i>&rsquo;de dediği işi de &uuml;stlenmiş &ldquo;arıtma m&uuml;shili&rdquo; şiirden:</span></div>
<div style="text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;">&nbsp;</div>
<div style="text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">&ldquo;B&ouml;ylece ferahlatırım mahcup g&ouml;tleri,</span></div>
<div style="text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">Yerine getiririm arıtma g&ouml;revimi.</span></div>
<div style="text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">G&uuml;nahlarım kar gibi paklıyor onları:</span></div>
<div style="text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">Benimle temizliyorlar işkembelerini.&rdquo; </span></div>
<div style="text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;">&nbsp;</div>
<div style="text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="">Benjamin&rsquo;in &ldquo;edebi montaj&rdquo;ı ile sadece sergilediği ve &ldquo;Bir şey s&ouml;ylemem gerekmiyor. Yalnızca g&ouml;stermeliyim&rdquo; dediği &lsquo;ge&ccedil;mişin &ccedil;&ouml;p&uuml;ne <i>sadık</i> kalabilmenin yolu, ona <i>şiddet</i> uygulamaktan ge&ccedil;ecektir&rsquo;. (Sunuş, s. 35) Tıpkı şimdi ge&ccedil;miş olan her ger&ccedil;ek yazıcının zamanında kendilerine de uyguladıkları şiddet gibi. Kafka&rsquo;nın, &ldquo;yazmanın daha yaşarken insanın kendi ipini &ccedil;ekmesinden &ouml;nce vasiyetini yazmasında&rdquo; fark ettiği bir şiddet. Lautr&eacute;amont&rsquo;un şiiri birka&ccedil; kişinin tekelinden kurtarmak, herkesin ondan payını almasını sağlamak i&ccedil;in yapıtını kana bulamasının nedeni olan şiddet. Fakat Benjamin&rsquo;in &ndash;tıpkı eski fig&uuml;rler olmasına rağmen modern ve devrimci işlevleri olan koleksiyoncu ve <i>fl&acirc;neur</i>&rsquo;&uuml; &ouml;nemsemesindeki gibi&ndash; var olan ve verili hayatın d&ouml;n&uuml;ş&uuml;m&uuml;n&uuml; engelleyen geleneğin otoritesini sarsmak, ge&ccedil;mişi t&uuml;m olanaklarıyla &ouml;zg&uuml;r kılmak i&ccedil;in uyguladığı montaj y&ouml;nteminin gerek&ccedil;esinde s&ouml;yledikleri, Breton&rsquo;un &ndash;Platon&rsquo;un &ouml;ğrenmek anımsamaktır saptamasının g&ouml;lgesinde&ndash; kendi davasını yekpare bir inan&ccedil; ve azimle s&uuml;rd&uuml;r&uuml;rken bir anda kapıldığı, &ouml;ğrenilecek yeni bir şey yok duygusuyla da ve <i>şiddetle</i> &ouml;rt&uuml;ş&uuml;yor. Ge&ccedil;mişle zorunlu bir şekilde yakın temasa ge&ccedil;en her şairin hissettiği, ancak en uca gitmeyi başaranların, suyu bulandıran taşları ayıklayıp atmasını becerebilenlerin sadece, ışık fazlası bir aydınlanmayla, bir tersy&uuml;z olmayla &ldquo;biliyorum&rdquo; dedikleri bir duygu bu. Kavramsal a&ccedil;ıdansa, Benjamin&rsquo;in, Hannah Arendt&rsquo;in <i>Illuminations</i> i&ccedil;in yazdığı giriş yazısında &ldquo;sondaj&rdquo;a benzettiği y&ouml;ntemiyle herkes i&ccedil;in olasılık kazanan, uygulanabilir ve kullanılabilir olan bir olgu. Ama y&uuml;z&uuml;n ge&ccedil;mişe d&ouml;n&uuml;k olduğu, ve b&ouml;ylece <i>nefreti</i> ve <i>fedak&acirc;rlığı</i> da g&ouml;rebilen/anımsatan bir duruş gerekli her şeyden &ouml;nce. Kabuğunun &ccedil;atladığı yerde i&ccedil;ine sızabilmek i&ccedil;in zamanın kesinti anlarını kollayan, her g&uuml;n kendisini bu &acirc;na ve ge&ccedil;mişe hazırlayan, onda bir arınma ve kurtulma beklentisini s&uuml;r&uuml;ncemede bırakan bir duruş&hellip; </span></div>
<div style="text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="">İmk&acirc;nsız gibi g&ouml;r&uuml;nen bu duruşu, efendi k&ouml;le ilişkisinin h&acirc;l&acirc; devam ettiği bir &ccedil;ağda durup bakmak i&ccedil;in bile zamanı olmayan, aklını &ouml;zg&uuml;rce kullanması engellenen, &uuml;stelik &lsquo;dili sevmeleri yasaklanmış olduğu i&ccedil;in onun g&ouml;vdesini zedelemeye y&ouml;nelen, karınlarını doyurmak i&ccedil;in s&ouml;zc&uuml;kleri &ccedil;iğneyen, toplumun kendilerinden esirgediği besini dilin nesnel ruhundan &ouml;&ccedil; alırcasına koparıp almaya &ccedil;alışan ve b&ouml;ylece kendi maruz kaldıkları sakatlanmayı iktidarsız bir kuvvetle tekrarlayan yoksul sınıftan&rsquo;<a title="" name="_ftnref16" href="#_ftn16"><span><span><span style="font-size: 11pt;">[16]</span></span></span></a> beklemek insafsız bir &ccedil;elişki gibi g&ouml;r&uuml;nebilir. Fakat bunu onarmanın yolu &lsquo;iş&ccedil;ilerin konuşma tarzlarını yazılı dile karşı &ouml;ne s&uuml;rmek gibi bir gericilik&rsquo; hi&ccedil; değildir. &Ccedil;ok daha zahmetlidir: &ldquo;Yazılı dil sınıfların yabancılaşmasının kodlanmış ifadesi olabilir; ama bunu onarmanın yolu konuşma diline d&ouml;nmek değil, en kesin dilsel nesnelliği tutarlıca s&uuml;rd&uuml;rmektir. Sadece yazıyı &ouml;z&uuml;mleyerek aşan bir konuşma, insan dilini daha şimdiden insani olduğu yalanından kurtarabilir.&rdquo;<a title="" name="_ftnref17" href="#_ftn17"><span><span><span style="font-size: 11pt;">[17]</span></span></span></a> Adorno&rsquo;nun, yabancılaşmayı aşabilmek i&ccedil;in yazıyı &ouml;z&uuml;mseyen konuşma dili beklentisi, Benjamin&rsquo;in keşfettiği y&ouml;ntem sayesinde olasılık kazanacaktır. İnsanlığın katlanmak zorunda olduğu t&uuml;m bu zahmet belki de, eskilerin <u>&ccedil;abasızca sahip olduğu</u> ve fakat bizim unuttuğumuz, bize unutturulan, ve Kafka&rsquo;ya &ldquo;Sahip oluş yoktur, sadece oluş, son nefesi vermeyi, nefessiz kalarak boğulmayı &ouml;zleyen oluş vardır,&rdquo; dedirten ve b&ouml;ylece Rimbaud&rsquo;nun ka&ccedil;ışının da nedeni olan varoluştaki tamamlanamamışlığı duyumsatan farkındalıkta gizlidir. Adaleti istemeye ve dağıtmaya bu eskil farkındalıkla başlamak gerekir: &ldquo;Şiirleri insan yaratmaz, insanın i&ccedil;indeki tanrılık taraf yaratır. İnsandaki bu tanrılık tarafta şiir varsa, ağzını a&ccedil;ar, şiiri s&ouml;yler. İnsandaki bu tanrılık tarafta şiir yoksa, şiir yoksa, şiir s&ouml;yliyebilir, fakat o zaman, bunu yapmasa, daha iyi olur.&rdquo;<a title="" name="_ftnref18" href="#_ftn18"><span><span><span style="font-size: 11pt;">[18]</span></span></span></a></span></div>
<div style="text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="">Benjamin, (Adorno&rsquo;nun anlamakta &ndash;belki de bilerek&ndash; geciktiği) alegorik anlatım ve montaj tekniğiyle aynı zamanda şiir ile modern insan arasındaki gevşemiş bağı da onarmak ister. Şiiri &ouml;ğrenmeyi/okumayı engelleyen şey tam da tarihi doğru &ouml;ğrenmeyi/anlamayı engelleyen şeydir. Hayatın i&ccedil; uzamını bile fragmanlaşmış olarak b&ouml;l&uuml;k p&ouml;r&ccedil;&uuml;k ve şoklarla algılayan, &ouml;zg&uuml;l deneyimden ve &ldquo;tanrılardan uzak d&uuml;şm&uuml;ş insan&rdquo;<a title="" name="_ftnref19" href="#_ftn19"><span><span><span style="font-size: 11pt;">[19]</span></span></span></a> i&ccedil;in &ouml;nerdiği y&ouml;ntem yeni ve zorlu bir bilme ve &ouml;ğrenme bi&ccedil;imine gerek duyar. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; &ouml;z&uuml; değişmese de, yaşanan g&uuml;n&uuml;n par&ccedil;alanmış bi&ccedil;imine ve dilin bu par&ccedil;alanmışlıktan etkilenmesine koşut olarak şiirin de bi&ccedil;imi değişmektedir. Uzak ge&ccedil;mişin acıları ne kadar <i>yabancıysa</i>, şiir de modern insan i&ccedil;in &ouml;ylesine yabancıdır artık. &Ouml;yleyse, bu şiirin yabancılaşmasının aşılması demek, sadece ge&ccedil;mişte kalmış acıların anımsanması, yeniden tadılması anlamına gelmeyecek, ge&ccedil;mişle birlikte kaybolan t&uuml;rl&uuml; bilme bi&ccedil;imlerinin, kimi yaşam pratiklerinin, kapsayıcı bir algının da hatırlanmasına yardım edecektir. Barok d&ouml;nemde &ldquo;totalitesi yanılsamasız kavranamayan bir hayatın ancak şoklar şeklinde algılanmaya başlanması,&rdquo;<a title="" name="_ftnref20" href="#_ftn20"><span><span><span style="font-size: 11pt;">[20]</span></span></span></a> mistifikasyonlarla &ouml;r&uuml;l&uuml; modern yaşantının mutlak bir ger&ccedil;ekliğidir artık. Hayatın olduğundan farklı olarak alegorik anlatımı ve bu anlatımın montaj tekniğiyle kat kat sunumu &ndash;bir bakıma yeniden yeniden yabancılaştırılması&ndash;, tiyatro i&ccedil;in nasıl izleyicide &lsquo;hayatın sahnedeki temsil bi&ccedil;imiyle tamamlanmamış olduğu ve b&ouml;ylece tekrar tekrar bakılması gerektiği hissini vermek&rsquo;<a title="" name="_ftnref21" href="#_ftn21"><span><span><span style="font-size: 11pt;">[21]</span></span></span></a> i&ccedil;inse, bi&ccedil;imle birlikte onun &ouml;rtt&uuml;ğ&uuml; modern şiirin/edebiyatın alegorik dili de aynı kavrayışa hizmet eder. B&uuml;t&uuml;ne ulaşmanın yolu ayrıntıdan ge&ccedil;mek zorundadır, &ccedil;&uuml;nk&uuml; hayatlarımız da yabancısı olduğumuz ayrıntılardır artık ve ayrıntı alegoriktir. Alegori, yanılsamasız kavranılamaz olmuş modern yaşama &uuml;slubunun <i>zorunlu</i> ve fakat <i>yanıltıcı</i> dilidir. Tam da bu sayede, bir şeyin başka bir şey de olabileceği duygusunu yaşatmasıyla, k&ouml;kendeki gizli ger&ccedil;ekliğin a&ccedil;ıklığa kavuşmasını sağlayacak olanağı sunar. Bu olanak Benjamin&rsquo;de en yetkin ve rafine şekline montaj tekniğiyle kavuşur. Bu y&ouml;ntemle Benjamin, &ldquo;Yabancılaşmanın yoğun yaşandığı modern d&ouml;nemi eleştiren sanat&ccedil;ının yabancılaşma-&ouml;ncesi tarih d&ouml;nemlerine edilgin bir nostalji duymasına son vermek ister.&rdquo;<a title="" name="_ftnref22" href="#_ftn22"><span><span><span style="font-size: 11pt;">[22]</span></span></span></a> Bu tıpkı, ya da biraz b&uuml;k&uuml;p okursak, kendi şiiriyle karşılaşma &acirc;nının şokunu yaşayan şairin &ndash;tabii yaşayabilirse&ndash;, bu yaşantıdan &ccedil;ekip &ccedil;ıkardığı ve bilişsel bir tersy&uuml;z oluşla edindiği &ouml;zg&uuml;l deneyim sayesinde &ndash;&ccedil;&uuml;nk&uuml; kendi şiiri evrenin dilidir aynı zamanda&ndash;, fakat belli bir mesafeden, bir korunma i&ccedil;g&uuml;d&uuml;s&uuml;yle, m&uuml;mk&uuml;nse <i>zahmetsizce</i>, incinmeden g&uuml;ndelik hayatın şoklarını da g&ouml;ğ&uuml;slemesini ifade eder. Bu yoğun yabancılaşmadan hi&ccedil;lik değil varlık kurmalıdır şair. Nasıl? Karanlık ge&ccedil;mişte rastladığı, &ldquo;bir zamanlar yaşamış olan canlının kendi tarih d&ouml;neminde dışlanan, anlaşılmayan, işitilmeyen acılarını ve &ouml;zg&uuml;rleşim beklentilerini&rdquo; g&ouml;r&uuml;p işitip, ve fakat aynı zamanda &ldquo;zamanın derinliklerinde ebediyen yaşayabilecek, ebediyen sırrını saklayabilecek inciye d&ouml;n&uuml;şm&uuml;ş&rdquo; olanı, parladığı anda yakalayıp yeniden <i>adlandırarak</i>.<a title="" name="_ftnref23" href="#_ftn23"><span><span><span style="font-size: 11pt;">[23]</span></span></span></a> Yoksa &ldquo;beklenen Mesih değil, Azrail olacaktır.&rdquo;<a title="" name="_ftnref24" href="#_ftn24"><span><span><span style="font-size: 11pt;">[24]</span></span></span></a> Okur a&ccedil;ısından ise, şiir i&ccedil;indeki &ldquo;şaşırtıcı s&ouml;z&rdquo;&uuml;n hayatın başka t&uuml;rl&uuml; de olabileceğine dair <i>uyarıcı</i> ve itici gizilg&uuml;c&uuml; hep ve daima vardır zaten. Benjamin, &lsquo;Ger&ccedil;ek&uuml;st&uuml;c&uuml;lerin alegorik anlatımında &ndash;ve <i>kolaj</i> tekniğinde&ndash; rastladığı ve kendi d&ouml;nemlerinin totalitesi y&uuml;z&uuml;nden a&ccedil;ımlanamamış simgelerin hayatla etkileşiminin diyalektik olarak irdelenebilmesi halinde ortaya, (<b>hem de betimleme d&uuml;zeyinin ilerisinde</b>) 19. y&uuml;zyıl Paris&rsquo;indeki hayatın &ccedil;ıkacağını heyecanla anlamıştır.&rsquo;<a title="" name="_ftnref25" href="#_ftn25"><span><span><span style="font-size: 11pt;">[25]</span></span></span></a></span></div>
<div style="text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="">&ldquo;Modern deneme yazarı,&rdquo; diyor <i>Sunuş</i> yazısında Nurdan G&uuml;rbilek, &ldquo;&Uuml;r&uuml;n&uuml;n&uuml; kendinden &ouml;nce yaşanmış hayatlara tabii kılar: Edebiyat&ccedil;ıdan farklı olarak, deneme yazarının konusu yalnızca bi&ccedil;imlerdir. (&hellip;) Ama bi&ccedil;imlerin de bir hafızası var.&rdquo; (Sunuş, s. 30) Sanırım, &ndash;dolaşımda olan ve genel kabul g&ouml;ren şiirden ve şiir anlayışından farklı olarak&ndash; kendinden &ouml;nceki yaşantılara tabii olan, bi&ccedil;imlerin hafızasını, &ldquo;bi&ccedil;imin altındaki yaşantıyı, manevi i&ccedil;eriği&rdquo; soluyan ve nihayet, denemenin kaybedebileceği olanağı i&ccedil;inde daima barındıracak olan, Şiir&rsquo;dir. Fakat bu unutulmuş ve anımsanmak da istenmeyen haliyle, &ldquo;en &ccedil;ok şairlere yakışan h&uuml;z&uuml;n&rdquo;, &ldquo;orta&ccedil;ağ teologlarının farkında oldukları ve h&uuml;zn&uuml;n ilk nedeni saydıkları geleneğin otoritesi altındaki ve hep galiplerin işine yaramış olan <i>ataletle</i> beslenir.&rdquo; (VII, s. 42) &ldquo;İdeolojinin kurguladığı ve irademize zincirli&rdquo; şiir, &ldquo;d&uuml;nyayı g&uuml;zellik kurtaracak&rdquo; diyen h&uuml;z&uuml;nl&uuml; &lsquo;konuşma dili&rsquo;yle, g&uuml;ya d&uuml;nyayı kurtarmaya soyunmuş insana gerekecek t&uuml;m enerjiyi soğurur. (D&uuml;nyayı kurtarmaya aday insanın, dinlediği m&uuml;zik/okuduğu şiirle bu soylu eylemi arasındaki yaman &ccedil;elişki kadar trajik &ccedil;ok az şey olabilir!)</span><span style=""> Oysa Calvino&rsquo;nun &ldquo;Hafiflik&rdquo; dersinde &ldquo;ağırlığını yitirmiş h&uuml;z&uuml;n diye tanımladığı melankoli&rdquo;<a title="" name="_ftnref26" href="#_ftn26"><span><span><span style="font-size: 11pt;">[26]</span></span></span></a> ile Benjamin, &ldquo;İyimserliğin en olanaksız kılındığı zamanda, k&ouml;t&uuml;mserlikten varılacak bir iyimserliği ısrarla erişebilir kılmaya &ccedil;alışmıştır.&rdquo;<a title="" name="_ftnref27" href="#_ftn27"><span><span><span style="font-size: 11pt;">[27]</span></span></span></a> Tarihsel maddeci gibi şair de ge&ccedil;miş yaşantının t&uuml;m h&uuml;zn&uuml;ne rağmen, ya da tam da bu y&uuml;zden, her an eylem halindeki bir algıyla dolu olmalıdır. Bu, sokağa &ccedil;ıkıp devrim yapmaktan &ouml;nce zihinsel bir terbiye, bu terbiye de dilin ağırlığını sevmeyi yeniden &ouml;ğrenmeyi gerektirir. Bir şiiri &ccedil;&ouml;z&uuml;mlemek devrimden &ccedil;ok daha zahmetli olabilir. Bir olayın tarihsellik kazanması ile şiirin yararlılık kazanması arasında da zamansal a&ccedil;ıdan bir bağ kurulabilir. Şiir, yaşanmış bir olaydan &ccedil;ok daha uzun, bir vaat kadar uzun bir s&uuml;reye gereksinebilir.</span></div>
<div style="text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="">Bilinci &ccedil;oktan kabullense de, Benjamin&rsquo;in toplumsal vicdanı bu kadar bir &ouml;telenmeyi reddeder gibi g&ouml;r&uuml;n&uuml;r zaman zaman. Benjamin her haliyle sınırdadır zaten. Onun şiirsel, yer yer lirik deneme dilinde &ndash;ki lirizmin duyulmasını engelleyen tam da edebi montajın kendisidir&ndash;, birbirleriyle bağdaşmayacak d&uuml;ş&uuml;ncelerin bağdaşabileceği bir olanak sezmesine karşın deneme yazması, ya da yazdıklarının sadece deneme gibi okunması, &ouml;nce de s&ouml;ylediğim gibi, şaşırtıcı olduğu kadar yanıltıcıdır da. Belki de d&uuml;nya bu bağdaşıklığın bir&ccedil;ok erdemli insanda tezah&uuml;r&uuml; sonucunda d&ouml;n&uuml;yordur h&acirc;l&acirc;! Tıpkı Andr&eacute; Breton&rsquo;un <i>İkinci Manifesto</i>&rsquo;da (1929) s&ouml;ylediği gibi:&nbsp;</span></div>
<div style="text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;">&nbsp;</div>
<div style="margin: 0cm 0cm 0.0001pt 80px;"><span style="font-size: smaller;">&ldquo;Her şey bizi şuna inanmaya sevk ediyor ki, zihinde, yaşamla &ouml;l&uuml;m&uuml;n, ger&ccedil;ekle tahayy&uuml;l&uuml;n, ge&ccedil;mişle geleceğin, iletilebilir olanla iletilebilir olmayanın, en yukarıyla en aşağının &ccedil;elişki olarak algılanmadığı belli bir nokta vardır.&rdquo;</span></div>
<div style="margin: 0cm 0cm 0.0001pt 40px; text-indent: 14.2pt;">&nbsp;</div>
<div style="text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="">Alegorik bakış <i>fl&acirc;neur</i>&rsquo;&uuml;n kaynayan ruhunun olduğu kadar sorumlu vicdanının da ayrılmaz bir par&ccedil;asıdır. Hakikatin de i&ccedil;inde sa&ccedil;ıldığı sınırlı bi&ccedil;imlerin sonsuzca deşilme yetisidir alegori, bitimsiz arayışın dilidir. Her kımıltıda b&ouml;l&uuml;n&uuml;p &ccedil;oğalan, birbirini değillerken bir &ouml;z&uuml; yadsımayan, tersine s&uuml;rd&uuml;ren bir canlılığın zorunlu dilidir. Başka bir s&ouml;yleyişle, hakikati barındıran dilsel uzam bu dil sayesinde a&ccedil;ımlanabilecektir. Seyretmenin, bu arkaik becerinin yetkinleştirici g&uuml;c&uuml;n&uuml; bilen, bu gizilg&uuml;c&uuml; bir eyleme d&ouml;n&uuml;şt&uuml;ren tem&acirc;şa adamının aylak ruhuna eklemlenmiş bir başka yeti de melankolidir. Melankoli, keder ve tin dolu aşılamaz doğanın, fakat yitirilmişliğinden doğan muazzam boşlukta yaşamak zorunluluğu, bu boşluğu katlanılır kılabilme, &ouml;yleyse ve bir bakıma onu aşabilme becerisidir. Kısacası, &ldquo;h&uuml;z&uuml;nlenme bilincidir&rdquo;&hellip; Aylak adamın hayata bakma, algılama ve anlamlandırma bi&ccedil;imini oluşturan bilin&ccedil;li se&ccedil;imlerdir hepsi de. Lucretius&rsquo;unkini bilemem ama (ki bu yazının &ccedil;elişkisi değildir!), Benjamin&rsquo;in intiharı da bu se&ccedil;ime dahildir. Ve bana &ouml;yle geliyor ki, Benjamin&rsquo;in vazge&ccedil;işi, &uuml;mitsizliğin ve yorgunluğun davetlisi bir panik duygusuyla girişilmiş bir eylem değildir, fazlasıyla hak edilmiş, bedeli &ouml;denmiş ve inşa edilmiş bir bilin&ccedil;li etkinliktir. Bilincin nihai noktada sağladığı yaşama direncinin kırılma, s&ouml;z konusu bir intihar olduğu i&ccedil;in de, aşılma noktasıdır. Şairce bir yaratıcılığın olanaklarıyla donanmış b&ouml;ylesi kararlı, kutsal ve tehlikeli bir yalnızlıktan doğan d&uuml;ş&uuml;ncelerin parıltısı &ccedil;oğumuz i&ccedil;in &ccedil;elişki olarak kalmaya yazgılıdır yazık ki. Ne gam!..</span></div>
<div style="text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="">Pozitif bilimlerin bile ve h&acirc;l&acirc; bir&ccedil;ok ger&ccedil;ek dışı kabullenmeyle (assumption) işe başladığı, bir&ccedil;ok y&ouml;ntemin analojiler &uuml;st&uuml;nden anlaşılır ve kullanılır olduğu bilindiğine g&ouml;re, onun d&uuml;ş&uuml;ncelerindeki bağdaşıklığı sorgulamak bu kadar kolay ve kesin olmamalı bence. Benjamin&rsquo;i anlayabilmek, tıpkı bir elektronun hareketinin hen&uuml;z g&ouml;r&uuml;lebilmiş ve tanımlanabilmiş olamamasına benzetilebilir pek&acirc;l&acirc;. Elektronun hareketini, ge&ccedil;tiği yerlerde bıraktığı izlerden ancak saptayabilen, hareketi s&uuml;resince tanımlamakta aciz kalan bilim, fakat onu vakum ortamında odaklayıp, y&uuml;ksek gerilim altında daha hızlandırıp işe yarar, kullanılır kılmayı başarmıştır &ccedil;oktan. Hareketin niteliğini tanımlamakta &ccedil;aresiz kalsa da, (bu zorluğu ger&ccedil;ek dışı bir kabullenmeyle aşarak, yani, &ouml;yle ya da b&ouml;yle var olduğunu bilerek) hareketi daha <b>hızlandırıp</b> kullanılabilir kılarak sadece elde edilebilecek bir&ccedil;ok değerli bilgiyi, t&uuml;rl&uuml; yaşamsal alanda insanlığın hizmetine sunmuştur bug&uuml;nk&uuml; insan aklı. Benjamin&rsquo;in hızdan tortop ve g&ouml;zleri kamaştıran deneyimi de ancak onunki gibi bir <b>hızlı zaman deneyimi</b> i&ccedil;inden bakılınca anlaşılır olabilir. Yoksa, sadece hareketin <i>i&ccedil;inde</i> anlamlı olan bir yaşantıyı kavrayabilmek i&ccedil;in hareketi <i>durdurmak</i>, tıpkı elektronun doğasının bozulması gibi bu yaşantının da bozulması anlamına gelir ki, yanılmak ka&ccedil;ınılmaz olabilir. O durgunluğun i&ccedil;inde ne elektron elektrondur, ne de Benjamin Benjamin&rsquo;dir artık. O y&uuml;zden &ldquo;hakikati akustik bir fenomen olarak tanımlar Muazzam Avcı (ve &ldquo;onu kavrama işini de poetik bir iştir&rdquo;) &ndash; sanki kendi u&ccedil;ucu imgesini en &ccedil;ok şairlere, ya da şiirsel algıya miras bırakmak istercesine&hellip; <i>Orospu&ouml;l&ccedil;er</i> adlı şiirinde,</span></div>
<div style="text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;">&nbsp;</div>
<div style="text-align: justify; text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">&ldquo;Hey! ge&ccedil;iniz bu bahisleri,</span></div>
<div style="text-align: justify; text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">benim yanan ciğerimin &ouml;ğ&uuml;t&uuml;lm&uuml;ş tatlı teri!</span></div>
<div style="text-align: justify; text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">O g&uuml;nler ki Cizvitleri &ccedil;atı penceresinden fırlatırken kızgın bir y&uuml;kl&uuml;ğ&uuml;n i&ccedil;inde oturayım diyeydi,&rdquo;&nbsp;</span></div>
<div style="text-align: justify; text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;">&nbsp;</div>
<div style="margin-left: 40px;"><span style="">diyerek, t&uuml;m yarım akıl erdirmeleri, kulu&ccedil;ka s&uuml;releri tamamlanmamış yumurtalar gibi y&uuml;rekte ve akılda yeterince olgunlaşmamış t&uuml;m d&uuml;ş&uuml;nceleri eleştiren bir diğer yazıcı/şair Samuel Beckett, başka bir şiirinde de, <i>Alba</i> isminin muazzam geniş perspektifi i&ccedil;inde muazzam bir kısaltma yapar. Bu genişliğin penceresinden bakınca birbirinin k&uuml;lleri &uuml;st&uuml;ne doğan kentlerin de anlatıldığı bu şiirde Benjamin&rsquo;i ve onun ilgilendiği şeyleri g&ouml;rebilmek hi&ccedil; zor olmasa gerek:</span></div>
<div style="margin-left: 40px;">&nbsp;</div>
<div style="text-align: justify; text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">&ldquo;şafaktan &ouml;nce burada olacaksın</span></div>
<div style="text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">ve Dante ve Logos ve t&uuml;m yery&uuml;z&uuml; tabakaları ve sırlar</span></div>
<div style="text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">ve kızgın demirle dağlanmış ay</span></div>
<div style="text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">şafaktan &ouml;nce burada var edeceğin m&uuml;ziğin</span></div>
<div style="text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">şeffaf y&uuml;zeyinden başka</span></div>
<div style="text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">(&hellip;) </span></div>
<div style="text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">hi&ccedil; kimse değil sen &ccedil;&ouml;melirsin merhametin parmaklarıyla</span></div>
<div style="text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">bu kemik par&ccedil;alarını tanımaya</span></div>
<div style="text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">ama c&ouml;mertliğine bir şey katmayacak</span></div>
<div style="text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">kimin g&uuml;zelliği benden &ouml;nce bir tabaka olacak</span></div>
<div style="text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">simgeler fırtınasından kendiliğinden emilmiş bir sunum </span></div>
<div style="text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">&ouml;yle ki ne g&uuml;neş olsun ne ifşa </span></div>
<div style="text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">ne de bir kurban </span></div>
<div style="text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">sadece ben ve sonra tabaka</span></div>
<div style="text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">ve kaskatı ceset&rdquo;</span></div>
<div style="margin-left: 40px;">&nbsp;</div>
<div style="text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="">Son bir kez tekrar etmek istiyorum. Marksizm&rsquo;i aşan, inan&ccedil;, akıl ve şiire dayalı yeni bir <u>estetik bilin&ccedil;</u> yaratmıştır Benjamin. Buna yeni bir tarih anlayışı demek az gelir, veyahut onun yaptığını, şiirin (kimileri ve saf&ccedil;a ve mecburen deneme dilinin diyor!) aşıldığı ya da kırıldığı bir &uuml;slup olarak g&ouml;rmek de. Marx d&uuml;nyayı, merkezinde iktisat olan bir d&uuml;ş&uuml;nce ile a&ccedil;ıklamaya &ccedil;alıştı, Frankfurt Okulu ise d&uuml;nyayı anlayabilmenin ve anlamlandırabilmenin tek tek değil, fakat t&uuml;m bilimlerin ortaklığı/yardımı ile olası olduğunu kavradı. Benjamin&rsquo;in muazzam farklılığı ise (buna Frankfurt Okulu&rsquo;ndan ayrılan yanı da demek uygun olur), bu y&uuml;ksek bilincin yanına ve eşine belki bir daha hi&ccedil; rastlanılmayacak bir bi&ccedil;imde şiirsel deneyimi, şiirin bilgisini ekleyebilmiş olmasıdır. Sadece şiirsel deneyimin g&ouml;n&uuml;ll&uuml; kurbanlarının anlayabileceği ve hakikatin t&uuml;m tozlaşmış yansımalarının tek bir noktada ve tek bir &acirc;nın i&ccedil;inde, şiirsel dilin en dibinde deriştiği ve mutlaklaştığı bir estetiktir bu ve mecburen kavranılması pozitif aklın sınırlarından taşar. En &ccedil;ok deneyimlere s&uuml;r&uuml;nerek yol alır. Almayı umar, bunu ister. Şairin yalnızca o &acirc;nın i&ccedil;inde g&ouml;rebildiğini, &acirc;nın dışından g&ouml;r&uuml;l&uuml;r, işitilir kılmayı başarmıştır Benjamin. Marx&rsquo;ın, Nietzsche&rsquo;nin ve Rimbaud&rsquo;un deneyimlerinin toplamı ve fazlasıdır onun deneyimi. Zaman, ebedi bir şimdiki &acirc;nın i&ccedil;inde, hayatı değiştirebilecek muazzam gizilg&uuml;c&uuml;n&uuml; ve fakat s&uuml;k&ucirc;t i&ccedil;inde barındırır. Dil, en yetkinleştiği yer olan şiirsel uzamda insanı bekler. Dilin sonsuzluğunun da kaynağı olan b&uuml;y&uuml;s&uuml;, (ya da tersi, b&uuml;y&uuml;s&uuml;n&uuml;n de kaynağı olan sonsuzluğu), b&uuml;y&uuml;lenecek insanı bekler. İşe &ldquo;dil&rdquo; ile b&uuml;y&uuml;lenerek başlayan insan, g&ouml;r&uuml;lmezi g&ouml;rebilecek cesareti edinir. Başka t&uuml;rl&uuml; s&ouml;ylemek gerekirse, yalnızca b&uuml;y&uuml;lenmiş insan hakikatin bitimsiz akustik &ccedil;ağrısına korkmadan kulak verebilir, bu girdaba g&ouml;zlerini dikebilir. Ona doğru sevin&ccedil;le y&uuml;r&uuml;r gider. B&uuml;y&uuml;n&uuml;n i&ccedil;inde ise, &ouml;nceden tanımlanabilmiş herhangi bir beklenti olamaz. <i>(Şiirin &ouml;nkoşulu olduğunu bildiğim bu &ccedil;eşit bir kavrayışın yolunu tıkamama arzusu, Benjamin&rsquo;in bilgiye duyduğu derin a&ccedil;lıkla &ccedil;elişmez. Fakat, Marksizm&rsquo;le olduğu kadar İbranice&rsquo;yle arasına koyduğu bilin&ccedil;li mesafenin bir nedeninin de bu olduğunu s&ouml;yleyebilmek, k&acirc;hinlik olurdu ancak!) </i>Mesih kurtuluşun hem imgesidir, hem de maliyeti. Her an, ama her an &ccedil;ıkıp gelebilecek olması, hayatı değiştirecek olan şiirin ya da felsefenin değil, fakat g&ouml;zlerindeki sihir tanrılarca par&ccedil;alanmış insanoğlunun bilinci &uuml;st&uuml;nde asılı bir h&uuml;k&uuml;md&uuml;r. Herkes hazır olduğunda, Devrim her an kaldığı yerden ama bu kez bitmek &uuml;zere yeniden başlayacaktır.</span></div>
<div style="text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="">Benjamin &ndash;şiir de yazmış olduğunu bilerek s&ouml;yl&uuml;yorum&ndash;, şiirin uzamına belki de hi&ccedil; girmedi &ndash;ya da hep oradaydı&ndash;, ama şairin kendisinin bile bilmediği yeri ve karşılaşma &acirc;nını, herkesin karşılaşma anlarıyla birlikte &uuml;stelik, başka bir a&ccedil;ıdan pırıl pırıl aydınlattı. Giderayak kurtuluşun bence en ge&ccedil;erli re&ccedil;etesini kendi kanıyla yazdı Dr. Walter Benjamin. B&ouml;yle bir eşiğe rastlamış ve onu hissetmiş olmanın kıvancını yaşıyorum. Tek bir kuşku bile duymadan &uuml;stelik&hellip; Adorno&rsquo;nun onun i&ccedil;in s&ouml;yledikleri d&uuml;şsel bir motif değildir, bir &ccedil;eşit <i>masalsı tesad&uuml;f</i>, Benjamin&rsquo;le karşılaşabilmenin &ouml;nkoşuludur kesinlikle, ama kesinlikle: </span></div>
<div style="text-align: justify; text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: small;">&ldquo;Benjamin&rsquo;in s&ouml;ylediği ya da yazdığı her şeyde d&uuml;ş&uuml;nce, masalların ve &ccedil;ocuk kitaplarının vaatlerini her zamanki kaba &lsquo;olgunluk&rsquo;la reddetmek yerine, onları s&ouml;zc&uuml;ğ&uuml; s&ouml;zc&uuml;ğ&uuml;ne ciddiye almış gibidir, o kadar ki, ger&ccedil;ek mutluluğun kendisi şimdi bilginin ufkunda beliriverir&hellip; Ona doğru &ccedil;ekilen herkes, kapalı kapıdaki &ccedil;atlaktan bir an i&ccedil;in ışıklı Noel ağacını g&ouml;ren &ccedil;ocuk gibi hisseder kendini. Işık yalnızca akıl değil hakikat, hakikatin g&ouml;lgesini değil kendisini vadeder.&rdquo; (Sunuş, s. 34)</span></div>
<div style="text-align: justify; text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: small;">&nbsp;</span></div>
<div align="left" style="margin-left: 40px;">&nbsp;</div>
<div align="left" style="margin-left: 40px;"><span style="font-size: small;"><strong>IV.</strong></span></div>
<div style="text-align: justify; text-indent: 1cm; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;"><i>Hi&ccedil; olmayan d&uuml;nya Geliyor ge&ccedil;meye.</i></span></div>
<div style="text-indent: 1cm; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">James Joyce</span></div>
<div style="margin-left: 40px;">&nbsp;</div>
<div style="margin-left: 40px;"><span style="">Tam anlamıyla &ouml;zg&uuml;l bir şiirsel deneyim &uuml;zerinden kurulan ve &lsquo;ilk bakışta&rsquo; &ccedil;ok&ccedil;a analitik g&ouml;r&uuml;len bir poetika&rsquo;nın &lsquo;katı&rsquo; sınırları i&ccedil;ine hangi şairi/şairleri dahil etmeli? Ya da b&ouml;yle bir işe hi&ccedil; kalkışmamalı mı? Sevdiğim, dahası beni insan yapan pek &ccedil;ok şairin tanımlamaya &ccedil;alıştığım gibi yazmış olduğunu iddia etmek, ya da bir şiir tanımının tek şiir tanımı olduğunu s&ouml;ylemek, ya da şiiri tanımlamaya kalkışmak budalalıktan başka ne olabilir? Borges&rsquo;in &ldquo;&ouml;nemli olan okumak değil, yeniden okumaktır&rdquo; s&ouml;z&uuml; anımsanınca, zaten &ccedil;ok okunmalı, hep okunmalı olan şiirin beni bildiğim ve tattığım şeyleri yeniden okumaya ve yeniden tatmaya zorlaması, ya da Benjamin&rsquo;in yazılarındaki alıntıların silahlı eşkıyalar gibi gelip ge&ccedil;enleri kanaatlerinden edecek olması, bana varlığın tıpkı &ldquo;kitap&rdquo; gibi tamamlanmamış bir olgu, bir oluş s&uuml;reci olduğunu ve belki de hep &ouml;yle kalacağını duyumsatması, yaşanılan ve en katıksız haliyle varoluşa d&ouml;n&uuml;k bir şiir deneyiminin i&ccedil;tenliğinden, fakat bu &lsquo;zorunlu&rsquo; uzamdan sonsuzca s&uuml;rg&uuml;n edildiğim şimdiki anda, kuşku duymaya başlamama yetebilir mi? Yaşanılanın yeni bir deneyim değil, unutulmaya yazgılı olduğu i&ccedil;in yeni bir deneyim olmasının bilişsel izd&uuml;ş&uuml;m&uuml;, kendisini şiirsel deneyime adeta bir kurban gibi ve b&uuml;y&uuml;lenmiş olarak teslim eden deneyim sahibine, şiirin &lsquo;aşkın&rsquo; yanı &uuml;zerine s&ouml;z s&ouml;yleme cesareti veriyor. Kuşku duyulacak ya da k&uuml;&ccedil;&uuml;msenecek bir yan yok bunda. Olsa olsa mutluluk ve heyecan duyulabilir.</span></div>
<div style="margin-left: 40px;"><span style="">&ldquo;Ben&rdquo;liğin tek &ouml;zg&uuml;rl&uuml;k alanının benzer bir şiirsel uzam ve bu uzamdaki kavrayış olduğunu, fakat bu uzamdaki kavrayışın almaşık olmadığını d&uuml;ş&uuml;nen şair i&ccedil;in, &ldquo;İmgeler bir boyuttan &ouml;tekine koşarak ancak k&acirc;ğıda d&ouml;k&uuml;lebilir. Bu şiir kurmaca bireyin ve kurulu yaşamın dışına &ccedil;ıkar. Dışına ama ona bakarak. Diğer şiirlerde ise trik traklar vardır sadece.&rdquo;<a title="" name="_ftnref28" href="#_ftn28"><span><span><span style="font-size: 11pt;">[28]</span></span></span></a> </span></div>
<div style="margin-left: 40px;"><span style="">Hi&ccedil; umulmadık bir anda şairi alnından kurşunlayan imgeler nereden gelir peki? Bir kez daha s&ouml;yleyelim: Ge&ccedil;mişten. Ve kuşkusuz bu ge&ccedil;mişte, tanrılarla eğleşen, onların neşelerine ortak olmak istemiş &ldquo;koskocaman şairler&rdquo; de var. Hi&ccedil; ş&uuml;pheniz olmasın, bu şairler aynı zamanda onların yokluklarıyla da karşılaştılar. Peki nasıl bir ge&ccedil;miş bu, şiirin de i&ccedil;inden akıp geldiği? Tekrar etmekte yarar var: Eskileri kuşatmış olan havanın soluğunu tenimizde duyamıyorsak eğer, &ouml;l&uuml; bir ge&ccedil;miş. Ama sadece, geleneğin otoritesindeki g&uuml;venceye yaslandığını d&uuml;ş&uuml;nen ve galip gelenle duygudaş olan bir tarih/şiir anlayışının malı olmuş haliyle &ouml;l&uuml;. Oysa şairin şiirin tortusundaki hakikate beslediği sarsılmaz inan&ccedil; bağlamında algıladığı ve baktığı bi&ccedil;imiyle, dahası, benliğin var olmakla değil, sadece eylem olan şiirin i&ccedil;inde var olmakla &ouml;zg&uuml;r olabildiğini kavramış olmasıyla, William Faulkner&rsquo;ın &ldquo;&ouml;l&uuml; değil; hatta ge&ccedil;medi bile&rdquo; dediği, l&acirc;kin Walter Benjamin&rsquo;in &ldquo;onda kendini ama&ccedil;lanmış olarak bulmayan her bug&uuml;nle birlikte, yitip gitme tehdidini taşıyan&rdquo; bir ge&ccedil;miş.<span style="letter-spacing: -0.1pt;"> &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, &ldquo;Ge&ccedil;mişin ger&ccedil;ek imgesi <i>u&ccedil;ucudur</i>. Ge&ccedil;miş ancak, bir daha g&ouml;r&uuml;nmemek &uuml;zere kendini g&ouml;sterdiği an, birden parlayıp aydınlanıveren bir resim olarak yakalanabilir.&rdquo; (V, s. 41) Onda (o imgede) her g&uuml;n kendini ama&ccedil;lanmış olarak bulmak, &ndash;ta en başta s&ouml;ylediğim gibi ve bu yazının &ccedil;ıkış noktası olduğu &uuml;zere&ndash; aynı zamanda o ge&ccedil;mişte kendini her an adanmış olarak bulmak gibi de okunabilir. Bu adanmışlık halinin dayattığı huzursuzluğu tanımlayabilmek olduk&ccedil;a zor. Stefan Zweig&rsquo;ın H&ouml;lderling i&ccedil;in s&ouml;ylediği gibi, &ldquo;akan s&ouml;z&uuml;n el&ccedil;isinin&rdquo; unutulmuş sorumluluğu, &ldquo;onda huzursuzluğun korkun&ccedil; cini&rdquo; olarak konuşur. Ve bu huzursuzluğu duymak, dahası kendini her g&uuml;n, her an o şiirde ama&ccedil;lanmış olarak sallantıda bekletmek hi&ccedil; kolay bir iş gibi g&ouml;r&uuml;nm&uuml;yor. Zahmet gerektiriyor fazlasıyla. </span></span></div>
<div style="margin-left: 40px;"><span style="">Bu yazı şimdilik, bu zahmete katlanmayacak gene de. Yalnızca ve bu bağlamda, unutulmasa da fazlasıyla g&ouml;rmezlikten gelinen bir b&uuml;y&uuml;k şairi ve onun zahmetli şiirini, tek bir şiiriyle anımsatmakla yetinecek. Selim İleri&rsquo;nin dediği gibi, &ldquo;yaşamı ve &ouml;l&uuml;m&uuml; bir sorgu gibi karşımıza &ccedil;ıkaran Cahit Zarifoğlu şiiri, bir g&uuml;n, &ccedil;ok daha aydınlık bir ortamda acısını asıl okuruna iletecektir.&rdquo; İsmet &Ouml;zel&rsquo;in Zarifoğlu şiirine yakıştırabildiği, &ldquo;Kendinden sonra yazmaya başlayan gen&ccedil; m&uuml;sl&uuml;man şairlere hangi &ouml;zellikleriyle yol g&ouml;stermiş olursa olsun &hellip;&rdquo; gibi, (kasıtlılığını sezsem de) şiirden bihaber olmanın tescili bir budalalıkla değil, fakat, tam da Benjamin&rsquo;in d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;ğ&uuml; anlamıyla &lsquo;saydam&rsquo; bir ge&ccedil;mişe denk d&uuml;şmesiyle, Rasim &Ouml;zden&ouml;ren&rsquo;in onun şiiri i&ccedil;in ortaya attığı iddiayı, bu muazzam şiir i&ccedil;in yapılmış en &ccedil;arpıcı saptama olarak d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yorum:</span></div>
<div style="margin-left: 40px;"><span style="">&ldquo;Aslında Cahit&rsquo;in şiirleriyle İkinci Yeni diye bilinen şairlerin şiirleri incelendiğinde, ve illa bir etkileşme s&ouml;zkonusu edilmek istendiğinde ben Cahit&rsquo;in şiirlerinin <b>kendisinden &ouml;nce gelenleri</b> etkilediğini iddia edeceğim.&rdquo; (Vurgu bana aittir.) </span></div>
<div style="margin-left: 40px;"><span style="">Bir gece yarısı, tetikte olma halinin tetikte olunması gereken bir şiirle karşılaşır karşılaşmaz kalbimi &uuml;rk&uuml;nt&uuml;yle doldurduğu bir Zarifoğlu şiirinden kısa bir alıntıyla son bulsun bu yazı. Daha aydınlık bir gelecekte, onun şiirinin anımsattıklarını yazabilme cesaretine sahip olmayı umarak&hellip; Kierkegaard&rsquo;ın <i>İbrahim&rsquo;e</i> <i>&Ouml;vg&uuml;</i>&rsquo;de, &ldquo;G&uuml;&ccedil;s&uuml;z bir anıdır belki ama yine de y&uuml;celtilmiş bir anıdır,&rdquo; dediği, &ldquo;kahramanın yaradılış g&uuml;zelliği olan anımsama dahisi Şair&rsquo;i&rdquo; minnetle anıyorum.</span></div>
<div style="margin-left: 40px;">&nbsp;</div>
<div style="text-align: justify; text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">&ldquo;Kendime gelince ben kim oluyorum</span></div>
<div style="text-align: justify; text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">Cevherim neyse nereden geliyor</span></div>
<div style="text-align: justify; text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">Nereden nereye ne mi</span></div>
<div style="text-align: justify; text-indent: 14.2pt; page-break-after: auto; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">Duvarların fayans &ccedil;inko benzerleri</span></div>
<div style="text-align: justify; text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">Kendime gelince</span></div>
<div style="text-align: justify; text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">G&ouml;zlerini cihan g&ouml;zlerini</span></div>
<div style="text-align: justify; text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">Ellerini kollarını parmaklarını</span></div>
<div style="text-align: justify; text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">G&ouml;ğs&uuml;me g&ouml;ğs&uuml;me tam y&uuml;z&uuml;me</span></div>
<div style="text-align: justify; text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">Uzatan eşya beyleri</span></div>
<div style="text-align: justify; text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">&Ccedil;anak &ccedil;&ouml;mlek</span></div>
<div style="text-align: justify; text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">varlığına vardığım h&uuml;cre gece</span></div>
<div style="text-align: justify; text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">Her yandan karanlıklar bi&ccedil;ilir</span></div>
<div style="text-align: justify; text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;"><span style="font-size: smaller;">dikilir &uuml;st&uuml;m&uuml;ze&rdquo;</span></div>
<div style="text-align: justify; text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;">&nbsp;</div>
<div style="text-align: justify; text-indent: 14.2pt; margin-left: 40px;">&nbsp;</div>
<div style="margin-left: 40px;">&nbsp;</div>
<div style="margin-left: 40px;"><b><span style=""><br />
</span></b></div>
<div style="margin-left: 320px;"><span style="font-size: smaller;"><b><i>Ankara, </i></b><b>Haziran2001</b></span></div>
<div>
<p>&nbsp;</p>
<hr width="33%" size="1" align="left" />
<div id="ftn1">
<div><a title="" name="_ftn1" href="#_ftnref1"><span style="font-size: 9pt;"><span><span><span style="font-size: 9pt;">[1]</span></span></span></span></a><span style="font-size: 9pt;"> Walter Benjamin, &ldquo;Tarih Kavramı &Uuml;zerine&rdquo;, <i>Son Bakışta Aşk</i>, fragman XVII, s. 48. Yazının devamında, Benjamin&rsquo;in <i>tezlerinden</i> yapılan diğer t&uuml;m alıntıların fragman ve sayfa numaraları metnin i&ccedil;inde verilmiştir. Aynı yapıtın Nurdan G&uuml;rbilek imzalı Sunuş kısmından yapılan alıntılar ve değinmeler de gene aynı şekilde (Sunuş, sayfa numarası) belirtilmiştir. </span></div>
</div>
<div id="ftn2">
<div><a title="" name="_ftn2" href="#_ftnref2"><span style="font-size: 9pt;"><span><span><span style="font-size: 9pt;">[2]</span></span></span></span></a><span style="font-size: 9pt;"> John Berger, <i>Şiirin Saati</i>, &ccedil;ev.: G&ouml;n&uuml;l &Ccedil;apan (İstanbul: Adam Yayınları, Mart 1988, 1. Basım), s. 43. </span></div>
</div>
<div id="ftn3">
<div><a title="" name="_ftn3" href="#_ftnref3"><span style="font-size: 9pt;"><span><span><span style="font-size: 9pt;">[3]</span></span></span></span></a><span style="font-size: 9pt;"> Bkz. Maurice Blanchot, <i>Yazınsal Uzam</i>, &ccedil;ev.: S&uuml;nd&uuml;z &Ouml;zt&uuml;rk Kasar (İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, Aralık 1993), s. 34. Ayrıca, bkz. &ldquo;Şiir/Sinema ya da Adlandırma/Deformasyon&rdquo; i&ccedil;inde s. 55-56.</span></div>
</div>
<div id="ftn4">
<div><a title="" name="_ftn4" href="#_ftnref4"><span style="font-size: 9pt;"><span><span><span style="font-size: 9pt;">[4]</span></span></span></span></a><span style="font-size: 9pt;"> Bkz. <i>a.g.e.</i>, s. 81. Ayrıca, bkz. &ldquo;Şiir/Sinema ya da Adlandırma/Deformasyon&rdquo; i&ccedil;inde s. 55.</span></div>
</div>
<div id="ftn5">
<div><a title="" name="_ftn5" href="#_ftnref5"><span style="font-size: 9pt;"><span><span><span style="font-size: 9pt;">[5]</span></span></span></span></a><span style="font-size: 9pt;"> Bkz. &Uuml;nsal Oskay, &ldquo;Dolmakalemin Tersiyle Yazan Bir S&uuml;rg&uuml;n&rdquo;,<i> Kitap-lık</i> (Se&ccedil;ki, sayı: 1-30), s.&nbsp;27.</span></div>
</div>
<div id="ftn6">
<div><a title="" name="_ftn6" href="#_ftnref6"><span style="font-size: 9pt;"><span><span><span style="font-size: 9pt;">[6]</span></span></span></span></a><span style="font-size: 9pt;"> &Uuml;nsal Oskay, &ldquo;Sınırda Bir Yazar: Walter Benjamin&rdquo;, <i>Tek Kişilik Ha&ccedil;lı Seferleri</i> (İstanbul:İnkıl&acirc;p Kitabevi, 2000), s. 403.</span></div>
</div>
<div id="ftn7">
<div><a title="" name="_ftn7" href="#_ftnref7"><span style="font-size: 9pt;"><span><span><span style="font-size: 9pt;">[7]</span></span></span></span></a><span style="font-size: 9pt;"> Bkz. Walter Benjamin, Moskova<i> G&uuml;nl&uuml;ğ&uuml;</i>, &ccedil;ev.: Cemal Ener (İstanbul: Metis Yayınları, Mayıs 2001, 1. Basım), s. 49.</span></div>
</div>
<div id="ftn8">
<div><a title="" name="_ftn8" href="#_ftnref8"><span style="font-size: 9pt;"><span><span><span style="font-size: 9pt;">[8]</span></span></span></span></a><span style="font-size: 9pt;"> Italo Calvino, <i>Amerika Dersleri-Gelecek Binyıl İ&ccedil;in Altı &Ouml;neri</i>, &ccedil;ev.: Kemal Atakay (İstanbul: Can Yayınları, 1994), s. 23.</span></div>
</div>
<div id="ftn9">
<div><a title="" name="_ftn9" href="#_ftnref9"><span style="font-size: 9pt;"><span><span><span style="font-size: 9pt;">[9]</span></span></span></span></a><span style="font-size: 9pt;"> <i>A.g.e.</i>, s. 23-24.</span></div>
</div>
<div id="ftn10">
<div><a title="" name="_ftn10" href="#_ftnref10"><span style="font-size: 9pt;"><span><span><span style="font-size: 9pt;">[10]</span></span></span></span></a><span style="font-size: 9pt;"> Bkz. <i>a.g.e.</i>, s. 24, 29.</span></div>
</div>
<div id="ftn11">
<div><a title="" name="_ftn11" href="#_ftnref11"><span style="font-size: 9pt;"><span><span><span style="font-size: 9pt;">[11]</span></span></span></span></a><span style="font-size: 9pt;"> Bkz., Ulus Baker, &ldquo;Hayatın Geometrisi<i>&rdquo;</i>, <i>Virg&uuml;l</i>, Sayı 1, s. 64.</span></div>
</div>
<div id="ftn12">
<div><a title="" name="_ftn12" href="#_ftnref12"><span style="font-size: 9pt;"><span><span><span style="font-size: 9pt;">[12]</span></span></span></span></a><span style="font-size: 9pt;"> Bkz. Maurice Blanchot, <i>Yazınsal Uzam</i>, s. 248.</span></div>
</div>
<div id="ftn13">
<div><a title="" name="_ftn13" href="#_ftnref13"><span style="font-size: 9pt;"><span><span><span style="font-size: 9pt;">[13]</span></span></span></span></a><span style="font-size: 9pt;"> <i>A.g.e.</i>, s. 250.</span></div>
</div>
<div id="ftn14">
<div><a title="" name="_ftn14" href="#_ftnref14"><span style="font-size: 9pt;"><span><span><span style="font-size: 9pt;">[14]</span></span></span></span></a><span style="font-size: 9pt;"> <i>A.g.e.</i>, s. 34. Ayrıca, bkz. &ldquo;Şiir/Sinema ya da Adlandırma/Deformasyon&rdquo; i&ccedil;inde, s. 56.</span></div>
</div>
<div id="ftn15">
<div><a title="" name="_ftn15" href="#_ftnref15"><span style="font-size: 9pt;"><span><span><span style="font-size: 9pt;">[15]</span></span></span></span></a><span style="font-size: 9pt;"> <span style="letter-spacing: -0.1pt;">Borges, 1953 tarihli denemesinde ş&ouml;yle bir saptama yapar: &ldquo;B&uuml;y&uuml;k bir m&uuml;zik ile yoksul, hatta değersiz bir edebiyatın aynı d&ouml;neme rastlaması, her &ccedil;ağın sadece bir ifade bi&ccedil;imine sahip olduğu konusunda ş&uuml;pheye d&uuml;şmemize neden olur, ki bu durum,&nbsp;kendini en doyurucu bi&ccedil;imde bir sanat ile ifade etmiş olan bir &ccedil;ağın, aynı zamanda bu olanağı başka bir sanatta bulamayacağı anlamına gelir. Ama bu bir paradoks değil, olağan bir durumdur. &Ouml;yleyse, bu &ccedil;ağda, Almanya&rsquo;daki zavallı edebiyata karşılık &ccedil;ağdaş olan Johann Sebastian Bach&rsquo;ın g&ouml;rkemli m&uuml;ziğidir.&rdquo; Bkz. Jorge Luis Borges, &ldquo;German Literature in the Age of Bach&rdquo;, <i>The Total Library Non-Fiction 1922-1986</i>, (yay.haz.) Eliot Weinberger, &ccedil;ev.: Esther Allen ve Suzanne Jill Levine (Penguin Modern Classics, 2001), s. 427.</span></span></div>
</div>
<div id="ftn16">
<div><a title="" name="_ftn16" href="#_ftnref16"><span style="font-size: 9pt;"><span><span><span style="font-size: 9pt;">[16]</span></span></span></span></a><span style="font-size: 9pt;"> Bkz. <span style="letter-spacing: -0.1pt;">Theodor W. Adorno, &ldquo;Karnı Zil &Ccedil;almak&rdquo;, <i>Minima</i> <i>Moralia</i>, &ccedil;ev.:Orhan Ko&ccedil;ak, Ahmet Doğukan (İstanbul: Metis Yayınları, Ekim 1998, 1. Basım), s. 105.</span></span></div>
</div>
<div id="ftn17">
<div style="margin-left: 7.1pt; text-align: justify; text-indent: -7.1pt;"><a title="" name="_ftn17" href="#_ftnref17"><span style="font-size: 9pt;"><span><span><span style="font-size: 9pt;">[17]</span></span></span></span></a><span style="font-size: 9pt;"> <i>A.g.e.</i>, s. 105.</span></div>
</div>
<div id="ftn18">
<div><a title="" name="_ftn18" href="#_ftnref18"><span style="font-size: 9pt;"><span><span><span style="font-size: 9pt;">[18]</span></span></span></span></a><span style="font-size: 9pt;"> D&uuml;nya Edebiyatından Se&ccedil;meler, <i>&Ccedil;in Denemeleri</i> (İstanbul: MEB Yayınları, 1989), s. 170.</span></div>
</div>
<div id="ftn19">
<div><a title="" name="_ftn19" href="#_ftnref19"><span style="font-size: 9pt;"><span><span><span style="font-size: 9pt;">[19]</span></span></span></span></a><span style="font-size: 9pt;"> &Uuml;nsal Oskay, &ldquo;Sınırda Bir Yazar: Walter Benjamin&rdquo;, <i>Tek Kişilik Ha&ccedil;lı Seferleri</i>, s. 390.</span></div>
</div>
<div id="ftn20">
<div><a title="" name="_ftn20" href="#_ftnref20"><span style="font-size: 9pt;"><span><span><span style="font-size: 9pt;">[20]</span></span></span></span></a><span style="font-size: 9pt;"> <i>A.g.e.</i>, s. 389. </span></div>
</div>
<div id="ftn21">
<div><a title="" name="_ftn21" href="#_ftnref21"><span style="font-size: 9pt;"><span><span><span style="font-size: 9pt;">[21]</span></span></span></span></a><span style="font-size: 9pt;"> Bkz. <i>a.g.e.</i>, s. 389.</span></div>
</div>
<div id="ftn22">
<div><a title="" name="_ftn22" href="#_ftnref22"><span style="font-size: 9pt;"><span><span><span style="font-size: 9pt;">[22]</span></span></span></span></a><span style="font-size: 9pt;"> <i>A.g.e.</i>, s. 399.</span></div>
</div>
<div id="ftn23">
<div><a title="" name="_ftn23" href="#_ftnref23"><span style="font-size: 9pt;"><span><span><span style="font-size: 9pt;">[23]</span></span></span></span></a><span style="font-size: 9pt;"> &Uuml;nsal Oskay, &ldquo;Walter Benjamin &Uuml;zerine&rdquo;, <i>Estetize Edilmiş Yaşam</i> (İstanbul: Der Yayınları, 1995,) s. 48.</span></div>
</div>
<div id="ftn24">
<div><a title="" name="_ftn24" href="#_ftnref24"><span style="font-size: 9pt;"><span><span><span style="font-size: 9pt;">[24]</span></span></span></span></a><span style="font-size: 9pt;"> <i>A.g.e.</i>, s.48.</span></div>
</div>
<div id="ftn25">
<div><a title="" name="_ftn25" href="#_ftnref25"><span style="font-size: 9pt;"><span><span><span style="font-size: 9pt;">[25]</span></span></span></span></a><span style="font-size: 9pt;"> &Uuml;nsal Oskay, &ldquo;Sınırda Bir Yazar: Walter Benjamin&rdquo;, <i>Tek Kişilik Ha&ccedil;lı Seferleri</i>, s. 400.</span></div>
</div>
<div id="ftn26">
<div><a title="" name="_ftn26" href="#_ftnref26"><span style="font-size: 9pt;"><span><span><span style="font-size: 9pt;">[26]</span></span></span></span></a><span style="font-size: 9pt;"> Italo Calvino, <i>Amerika Dersleri</i>, s. 34.</span></div>
</div>
<div id="ftn27">
<div><a title="" name="_ftn27" href="#_ftnref27"><span style="font-size: 9pt;"><span><span><span style="font-size: 9pt;">[27]</span></span></span></span></a><span style="font-size: 9pt;"> &Uuml;nsal Oskay, &ldquo;Sınırda Bir Yazar: Walter Benjamin&rdquo;, <i>Tek Kişilik Ha&ccedil;lı Seferleri</i>, s. 403. </span></div>
</div>
<div id="ftn28">
<div style="margin-left: 7.1pt; text-align: justify; text-indent: -7.1pt;"><a title="" name="_ftn28" href="#_ftnref28"><span style="font-size: 9pt;"><span><span><span style="font-size: 9pt;">[28]</span></span></span></span></a><span style="font-size: 9pt;"> A. Tolga Suyolcuoğlu, &ldquo;Ben&rsquo;liğe Yolculuk&rdquo;, <i>Devinim</i>, sayı 3, Mart-Nisan 1992, s. 28-29.</span></div>
</div>
</div>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p style="margin-left: 40px;">&nbsp;</p>
<p style="margin-left: 40px;">&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ussuz.com/2010/02/tarih-kavrami-uzerine%e2%80%99yi-poetik-gozle-okuma-denemesi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>KÖPRÜ ÜSTÜ ÂŞIKLARI (Les Amants Du Pont-Neuf)</title>
		<link>http://www.ussuz.com/2010/02/kopru-ustu-asiklari-les-amants-du-pont-neuf/</link>
		<comments>http://www.ussuz.com/2010/02/kopru-ustu-asiklari-les-amants-du-pont-neuf/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 05 Feb 2010 01:05:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Suat Kemal Angı</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Deneme]]></category>

		<category><![CDATA[Düzyazı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ussuz.com/?p=572</guid>
		<description><![CDATA[Film &#199;&#246;z&#252;mlemesine Analitik/Poetik Bir Yaklaşım
Bilge&#8217;ye ve onun yakınlık duyduğu şeylere, sevin&#231;le&#8230;
Bir/inci Par&#231;a:
&#8220;Sanat Kırılmış Bir Mutluluğun Taşıdığı Vaattir&#8221;
Diyelim ki Butch&#8217;un saati gibi, dede yadig&#226;rı, babadan miras bir &#231;akmağınız olsun ve g&#252;n&#252;n birinde kırılsın, par&#231;ası da bulunamasın. Siz onu atmadan ya da g&#246;zden uzak bir k&#246;şeye kaldırmadan &#246;nce /sanki ikisi de aynı şey/ bir s&#252;re cebinizde taşımaz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="margin-left: 40px; text-align: center;">Film &Ccedil;&ouml;z&uuml;mlemesine Analitik/Poetik Bir Yaklaşım</p>
<p style="margin-left: 40px; text-align: center;"><em><span style="font-size: smaller;">Bilge&rsquo;ye ve onun yakınlık duyduğu şeylere, sevin&ccedil;le&#8230;</span></em></p>
<p style="margin-left: 40px;"><strong>Bir/inci Par&ccedil;a:<br />
&ldquo;Sanat Kırılmış Bir Mutluluğun Taşıdığı Vaattir&rdquo;</strong></p>
<p style="margin-left: 40px;">Diyelim ki Butch&rsquo;un saati gibi, dede yadig&acirc;rı, babadan miras bir &ccedil;akmağınız olsun ve g&uuml;n&uuml;n birinde kırılsın, par&ccedil;ası da bulunamasın. Siz onu atmadan ya da g&ouml;zden uzak bir k&ouml;şeye kaldırmadan &ouml;nce <em>/sanki ikisi de aynı şey/ </em>bir s&uuml;re cebinizde taşımaz mıydınız? &Uuml;stelik tamirci, par&ccedil;ası i&ccedil;in, &ldquo;Abi hi&ccedil; sanmıyorum ama, belki bir g&uuml;n d&uuml;şer,&rdquo; dediği halde. <br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &ldquo;Bu modası ge&ccedil;miş, par&ccedil;alanmış, kullanılamaz, neredeyse anlaşılamaz yoldan sapmış nesne&rdquo;nin, b&ouml;ylelikle harcı alem bir algılama bi&ccedil;iminden koparak/uzaklaşarak arındığını, kendi biricik imgesine d&ouml;n&uuml;şt&uuml;ğ&uuml;n&uuml;, ger&ccedil;ekten varolduğunu/g&ouml;r&uuml;nd&uuml;ğ&uuml;n&uuml;, fakat artık bu işlevsiz haliyle tek bir an bile g&ouml;rmezlikten gelinse, <em>ge&ccedil;mişin bu ger&ccedil;ek ve u&ccedil;ucu imgesinin, belki de bir daha asla g&ouml;r&uuml;nmeyeceğini, yitip gideceğini</em> kestiremesem de, ya da ona bir tek koleksiyoncunun tutkulu g&ouml;zleriyle bakılırsa /<em>&rdquo;ki koleksiyoncunun &ccedil;oğu kez yanlış anlamlandırılan bu tutkusu ger&ccedil;ekte her zaman i&ccedil;in kendi diyalektiğinin bir sonucu olarak yıkıcı ve anarşisttir, &ccedil;&uuml;nk&uuml; bir nesneye, bireysel bir şeye, şeylere duyduğu yoğun sadakat, tipik ve sınıflandırılabilir olana karşı inat&ccedil;ı bir yıkıcılığa, bir protestoya d&ouml;n&uuml;şmektedir&rdquo;</em>/ <span id="more-572"></span>eski ve bozuk bir saatin/&ccedil;akmağın/radyonun genel kabul g&ouml;ren &ouml;zellikleriyle değil de, biricikliğiyle, oluşum ve k&ouml;kenindeki &ouml;zg&uuml;n halleriyle ilgilenildiği i&ccedil;in, geleneğin unutturmak istediği fakat onlarda h&acirc;l&acirc; varolan yaşam deneyimlerini ya da idea&rsquo;ları yeni bir g&ouml;zle anlamlandırarak &ndash;gelenekten ve otoriteden bağımsız kılarak&ndash; i&ccedil;lerindeki <strong>inciye</strong> ulaşılabileceğini, ve ge&ccedil;mişten bu g&uuml;ne/geleceğe uzanan yeniden kristalleşme s&uuml;recinde bu inciyle bu g&uuml;n&uuml;n/geleceğin aydınlatılabileceğini fark edemesem de, dahası eskinin i&ccedil;indeki/halesindeki yeni bir d&uuml;nya kurmak i&ccedil;in gerekli kışkırtıcı/devrimci gizilg&uuml;c&uuml; g&ouml;remesem de, sırf sezgisel bir algıyla bile olsa <em>/bu y&uuml;zden yoksa daha mı değerli!/</em> şeylere sevgiyle/merakla ve her şeye karşın kendi &ouml;zg&uuml;n bakışıyla bakabilen her g&ouml;z&uuml;n kolaylıkla ayırt edebileceği saf/yalın/acı dolu bir ge&ccedil;mişin parmak izlerini &ndash;eskinin yaşanacak olana g&ouml;n&uuml;ll&uuml; rehberliğini&ndash; g&ouml;rebilirdim gene de diye d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yorum&#8230; <br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Tıpkı bir &ccedil;oğunuzun bu alıntı yumağı paragraf c&uuml;mledeki, Andre Breton&rsquo;un, Walter Benjamin&rsquo;in, Maurice Blanchot&rsquo;nun, &Uuml;nsal Oskay&rsquo;ın ve başkalarının parmak izlerini kolaylıkla g&ouml;rebildiği gibi.<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ata mı bilirdim hi&ccedil; o &ccedil;akmağı ben!<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, &ldquo;sanat kırılmış bir mutluluğun taşıdığı vaattir&rdquo;.<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ve K&ouml;pr&uuml; &Uuml;st&uuml; &Acirc;şıkları baştan sona, Adorno&rsquo;nun bu s&ouml;z&uuml;n&uuml; doğrulamak isteyen onlarca ayrıntıyla dolu. Şimdi bu ayrıntılardan bazılarını poetik &ndash;kapsayıcı&ndash; bir bakışla, bir balık g&ouml;z&uuml;yle &ccedil;&ouml;z&uuml;mlemeye &ccedil;alışalım:</p>
<p style="margin-left: 40px;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;<strong> &bull;	</strong>Michelle, caddenin ortasında yatan Alex&rsquo;i<em> g&ouml;zleri a&ccedil;ık bir &ouml;l&uuml;</em> olarak resmeder&#8230;<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; <strong>&bull;</strong>	Michelle Alex&rsquo;i portresini yapmak i&ccedil;in ırmağın kenarına getirir fakat &ccedil;ok ge&ccedil;meden bayılır. Alex Michelle&rsquo;in <strong>beyaz</strong> bir bandajla kapalı g&ouml;z&uuml;ne bakmak ister. Hepimiz g&ouml;z&uuml;n yerinde karanlık bir oyuk g&ouml;receğimiz tedirginliğini yaşarız. Bu tedirginliği kameranın &ccedil;ekim a&ccedil;ısı ve g&ouml;ze d&uuml;şen g&ouml;lge g&uuml;&ccedil;lendirir, &ccedil;&uuml;nk&uuml; Carax &ouml;yle ister. Fakat hepimiz belki <em>kırık</em> ama, normal g&ouml;r&uuml;nen bir g&ouml;zle karşılaşırız&#8230; <br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; <strong>&bull;</strong>	Michelle&rsquo;in kedisi bir akşam vakti <em>kırılmış</em> bir balık kafasının g&ouml;z&uuml;n&uuml; yalar&#8230;<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;<strong> &bull;</strong>	Michelle metrodaki &ccedil;ello sesini takip ederek eski sevgilisi Julian&rsquo;ın evini bulur. Kapının g&ouml;zetleme deliğinden bakan acaba Michelle&rsquo;in hangi g&ouml;z&uuml;d&uuml;r!.. Ya sonradan sayacağımız kurşunlar on d&ouml;rt m&uuml; yoksa on beş midir? Alex&rsquo;in &ldquo;bana kimse unutmayı &ouml;ğretemez&rdquo; derken parmağına sıktığı kurşun eğer on beşinciyse /ki &ouml;yle/ ve eğer Michelle&rsquo;in Julian&rsquo;ı <em>g&ouml;z&uuml;nden</em> vurduktan sonra kapıda a&ccedil;ılan delikten bakan g&ouml;z&uuml; beyaz bandajla kapalı/k&ouml;r olan<em>(!)</em> sol g&ouml;z&uuml;yse /ki &ouml;yle/ o zaman Benjamin&rsquo;in ger&ccedil;ek&uuml;st&uuml;c&uuml; ilk yazarların yapmaya &ccedil;alıştıkları &ccedil;ocuk&ccedil;a oyunları değerlendirirken s&ouml;ylediği gibi, Carax da izleyiciyi d&uuml;şlerinin yasalarını eşelemeleri i&ccedil;in silkeler, uyandırmak ister: <em>&ldquo;Uyku ile ayıklık arasındaki eşik, gidip gelen imge yığınlarının adımlarıyla herkeste aşıldığında, hayat sanki ancak o zaman yaşamaya değer olacaktı. Sesle imge, imgeyle ses, &ldquo;anlam&rdquo; denen beş para etmez şeye hi&ccedil; alan bırakmayacak kadar m&uuml;thiş bir uyum ve otomatik bir kesinlikle birbirine kenetlendiğinde, dil işte o zaman kendisi olacaktı. Her şeyden &ouml;nce imge ve dil.&rdquo;</em> Ta başından beri Michelle&rsquo;de ve onun yakınlık duyduğu/yaptığı her şeyde yoğunlaşan ve Alex&rsquo;in Michelle&rsquo;i kaybetmemek i&ccedil;in yaptığı onlarca şeyde s&uuml;r&uuml;ncemede kalmış haliyle, g&ouml;z imgesi <em>/ki, bunların t&uuml;m&uuml; Michelle&rsquo;in g&ouml;zlerini kaybetmesi ve sonsuza kadar onunla kalması i&ccedil;indir/</em> g&ouml;z&uuml;n iyileşeceği vaadini beslerler.<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;<strong> &bull;</strong>	Michelle metroya inerken uzaktan duyduğu &ccedil;ello sesini tanır. Vaat devam ediyordur, Julian&rsquo;ı son bir defa g&ouml;rebilecek ve portresini yapabilecektir. Fakat Alex durumu sezer, Michelle&rsquo;den &ouml;nce davranıp adamı bulur ve ordan kovar. Gene de portre yapabilme olgusu ki, sanatsal bir etkinlik olarak resim Michelle&rsquo;in mutluluğu demektir, yani vaat <em>/sanat&ccedil;ının &ouml;l&uuml;me karşı aralıksız ve ne pahasına olursa olsun savunduğu sanatın hayatı d&uuml;zeltme vaadi/</em> Alex Michelle&rsquo;e &acirc;şık olduğu i&ccedil;in, bu aşk hen&uuml;z tek taraflı da olsa, devam eder. Tam bu noktada sevgili Nilg&uuml;n Marmara&rsquo;nın s&ouml;zleriyle, <em>kendini t&uuml;keterek yaratan t&uuml;m kara sevdalı</em> yazıcıları, sanat&ccedil;ıları anmak istiyorum: &ldquo;&Ouml;l&uuml;m, yaşayabilmek i&ccedil;in sonsuzca ka&ccedil;ındığımız, ama s&ouml;zc&uuml;kleri yaşatabilmek i&ccedil;in kucak a&ccedil;tığımız&#8230;&rdquo;<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; <strong>&bull;</strong>	Michelle, tek ve <em>sonsuz</em> aşkı Julian&rsquo;ın kapısında ona son kez <strong>portre</strong> diye yalvarır. Aynı şeyi, yani portreyi daha &ouml;nce Alex i&ccedil;in de d&uuml;ş&uuml;nm&uuml;ş ve bir g&uuml;n yapacağını s&ouml;ylemiştir. Zaten aşkı &ouml;ld&uuml;rmek değil, fakat onu aramak<em> /eski sevgilisinin son bir portresi/</em> bir vaat olduğu kadar, Alex ile yaşayacağı aşk da<em> /Alex&rsquo; in portreleri/</em> bir vaattir. Portre bağlamında, habire yeniden kristalleşip duran hayatın i&ccedil;inde, sanatın i&ccedil;erdiği mutluluk vaadi, aşkın ta kendisi değil midir? Eski aşkı/mutluluğu kırılmış olan sanat&ccedil;ı Michelle, k&ouml;r olmak &uuml;zereyken bile <strong>sevilen</strong> o/bir y&uuml;z&uuml;n peşinden koşarken, kendi mutluluğunu hayatın ve aşkın s&uuml;rekliliğinde, yenide/yaşanmamışta bulacaktır, fakat eskinin/yaşanmışın g&ouml;zleriyle, onun devamı, ama mutlaka devamı olarak&#8230;<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Buraya kadar s&ouml;ylediklerimizi, yani Michelle&rsquo;in sanat&ccedil;ı kişiliğinde bi&ccedil;imlenen vaadi basit&ccedil;e yazacak olursak:</p>
<p style="margin-left: 40px;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Portre &rarr; sanat<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; G&ouml;z &rarr; kırılmış mutluluk<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Sanat&ccedil;ının k&ouml;rl&uuml;ğe karşı resimle direnmesi &rarr; vaat</p>
<p style="margin-left: 40px;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Bu vaat iki t&uuml;rl&uuml;d&uuml;r: Michelle Julian&rsquo;ın portresini yapabilirse <em>/ya da k&ouml;r olmadan &ouml;nce, m&uuml;zedeki resmi son bir kez g&ouml;rebilirse/</em> kırılmış mutluluğu onarılacak, mutluluğa d&ouml;n&uuml;şecektir. İzleyiciye daha derinden hissettirilen vaat ise, Michelle&rsquo;in g&ouml;z&uuml;n&uuml;n belki de bir tesad&uuml;fle/mucizeyle iyileşebilecek olmasıdır ki, film bu tesad&uuml;f &acirc;nına kadar, g&ouml;z&uuml;n a&ccedil;ılması umudunu hi&ccedil;bir zaman tam anlamıyla t&uuml;ketmez.<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Şimdi de Alex&rsquo;in Michelle&rsquo;e duyduğu aşk bağlamında, metronun koridorlarında asılı olan bazı tabloların s&ouml;ylediği vaade bir bakalım.<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Hen&uuml;z Alex&rsquo;in Michelle&rsquo;i elde etmeye &ccedil;alıştığı, ona duyduğu aşkı <em>/umutsuz g&ouml;r&uuml;nen, tedirgin edici, gerilim dolu aşkı/</em> tek taraflı yaşadığı, Michelle&rsquo;i g&ouml;z&uuml;nde her haliyle, daha &ccedil;ok da kusurlarıyla y&uuml;celttiği &ndash;onun kusurlarında kendini g&uuml;vende hisseder Alex&ndash; s&uuml;re&ccedil;te, filmin başlarındayızdır. Alex&rsquo;in Julian&rsquo;ı metroda bulup kovduğu, ancak sigara izmaritlerinin Michelle&rsquo;e s&ouml;ylediği yalanı ortaya &ccedil;ıkardığı sahnede, bulundukları koridorun duvarları baştan sona<em> /belki de o an t&uuml;m metro/ </em>o &acirc;na dek metronun koridorlarında başka tabloların arasında tek t&uuml;k g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;m&uuml;z ve yan yana, <strong>siyah/kırmızı/siyah</strong>, &uuml;&ccedil; d&uuml;şey/kalın şeritten oluşan tablolarla doludur. Tablodaki iki siyah şeridin arasındaki kırmızı şerit, hen&uuml;z Alex&rsquo;te bi&ccedil;imlenen platonik aşkın ve bu aşkın taşıdığı k&uuml;&ccedil;&uuml;k mutluluk vaadinin simgesidir. B&uuml;y&uuml;k yani &ccedil;ok olan siyah par&ccedil;alar ise Michelle&rsquo;in umutsuzluğu, kırılmış mutluluğudur. Kırmızı, dolayısıyla onun taşıdığı vaat az da olsa, bilinen/denenen odur ki, kırmızının i&ccedil;inde taşıdığı devinim &ndash;kan da kırmızıdır&ndash; onun, siyahın ortasından akıp kurtulacağı, paylaşılıp &ccedil;oğalacağı &ccedil;ağrışımı i&ccedil;indir. Ayrıca paylaşılıp &ccedil;oğalacak olan kırmızı renk, vaade ulaşılana kadar &ouml;denecek bedelin de simgesidir. Kırmızı, platonik aşkın Tanrısal gerilimi i&ccedil;indir&#8230;<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Michelle diğer g&ouml;z&uuml;n&uuml; de kaybetmek &uuml;zeredir. Metronun koridorlarında Alex&rsquo;in <em>/ki Alex sevgilisidir artık ve aşkın onarıcı g&uuml;c&uuml; g&ouml;r&uuml;n&uuml;mlerinden bellidir/</em> yardımıyla y&uuml;r&uuml;yebildiği bir g&uuml;n, birlikte gelecekten s&ouml;z ederler. Michelle &ccedil;ok &uuml;zg&uuml;nd&uuml;r. Alex<em> /ki artık aşkının paylaşılıyor olması, hatta Michelle&rsquo;in gittik&ccedil;e ona bağımlı duruma geliyor olması i&ccedil;in i&ccedil;in sevindiriyordur onu/</em> &ccedil;ok mutludur. Sevgilisini neşelendirmek i&ccedil;in taklalar atar. Tam o an koridorun duvarında Michelle&rsquo;in posterini g&ouml;r&uuml;r. Ailesi onu arıyordur. G&ouml;z i&ccedil;in doğan umut, g&ouml;z&uuml;n simgelediği vaadin ger&ccedil;ekleşecek olmasıdır. Alex Michelle&rsquo;i kaybedeceğini anlar, panik i&ccedil;indedir <em>/&ccedil;&uuml;nk&uuml; bu durum yeni yeni sevilen y&uuml;zler demek olabilir, o bir sanat&ccedil;ıdır, &uuml;stelik bir kadındır(!)/ </em>dahası artık delice &acirc;şıktır ona. Alex&rsquo;in paniğinde bi&ccedil;imlenen /u/mutsuzluk, aşkın bitiyor olması tehlikesiyle ilgilidir, az gibidir fakat siyahtır. Ve bu mutsuzluk &ndash;&ccedil;&uuml;nk&uuml; aşk en b&uuml;y&uuml;k vaattir, &acirc;şık en b&uuml;y&uuml;k sanat&ccedil;ı&ndash; g&ouml;z&uuml;n iyileşecek olmasıyla ilgili vaadi &ndash;&ccedil;ok ve beyazdır&ndash; siler s&uuml;p&uuml;r&uuml;r, yok eder. Vaat &ccedil;&uuml;nk&uuml; vaattir, belki de sonsuza kadar. Bu durumu da posterler anlatır: Bu kez ortadaki kırmızı şeridin yerini beyaz almıştır, belki de kırmızı akmıştır. Aşk platonik &ouml;mr&uuml;n&uuml; tamamlamış, gerilim hafiflemiştir &ccedil;&uuml;nk&uuml;. Beyaz, g&ouml;z&uuml;n taşıdığı vaadi simgeler, siyah par&ccedil;alar ise bu kez Alex&rsquo;in mutsuzluğudur. İlk bakışta, ortadaki beyaz par&ccedil;anın siyahtan &ccedil;ok daha geniş olması ve sanki siyahları tablodan dışarı itiverecekmiş gibi algılanması, Michelle&rsquo;in g&ouml;z&uuml;yle simgelenen vaadin, aşkın simgelediği vaatten daha belirleyici/&ouml;nemli olduğu izlenimini yaratmak i&ccedil;inse de, bilinen/denenen odur ki, beyaz akmaz kirlenir, <em>deneyimsizdir &ccedil;&uuml;nk&uuml;,</em> siyah onu usulca kendine katar: Alex Michelle&rsquo;in duvardaki posterini par&ccedil;alar, sonra da t&uuml;m metroyu ateşe verir. Tablo daha şimdiden kararmaya mı başlamıştır!<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Bu ikircik, Michelle&rsquo;in posterlerini kentin duvarlarına asan adamın, posterlerin y&uuml;kl&uuml; olduğu kamyonetle birlikte yandığı sahnede daha da &ccedil;oğalır. T&uuml;m posterlerin yanması ve masum bir adamın &ouml;l&uuml;m&uuml;, g&ouml;z&uuml;n iyileşme vaadini neredeyse sonsuza g&ouml;mmek i&ccedil;indir. Buna bir de Alex&rsquo;in &ouml;m&uuml;r boyu hapis yatacak olmasını eklersek <em>/belki de otuz ya da yirmi yıl, ne &ouml;nemi var, gene de, tatların, duyguların t&ouml;rp&uuml;lenmesi, koşulların bi&ccedil;imlendirdiği hayatın k&ouml;kten değişmesi, yeniden kristalleşmesi i&ccedil;in yeterli bir s&uuml;re/</em> aşkın taşıdığı vaat ya da vaadin i&ccedil;indeki umut da yok olup gidecek demektir. Oysa, sanat kırılmış bir mutluluğun taşıdığı vaat değil midir? Fakat eğer, Alex &ouml;m&uuml;r boyu hapisse &ndash;&ouml;yle d&uuml;ş&uuml;nmek istiyorum&ndash; Michelle &ouml;m&uuml;r boyu k&ouml;r kalacaksa, dahası aşk da bitecekse, burdaki kırık bile değil, d&uuml;ped&uuml;z un ufak olmuş bir mutluluk demektir. Peki o zaman vaat ya da vaadin i&ccedil;erdiği umut nerde, sonsuzda mı? Hayır&#8230; Alex&rsquo;in arkasında duran, kamyonetin ve adamın yanmasını haince<em>(!)</em> izleyen k&ouml;pek ile k&uuml;&ccedil;&uuml;k &ccedil;ocuktadır umut. K&ouml;peğin havlaması bile, vaadin vaat olduğunu, &ccedil;ok yakın/uzak olduğunu muştular. Bu noktada bile vaat <em>/ki bu vaat Michelle&rsquo;in g&ouml;z&uuml;yle ilgili olandır/</em> vaat olarak kalır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; en b&uuml;y&uuml;k vaadi, en b&uuml;y&uuml;k mutluluğu Alex simgeler. AŞK&#8230; Sanat&ccedil;ının g&ouml;z&uuml;n&uuml;n iyileşmesi i&ccedil;in yitirilip yitirilip yeniden doğan umut <em>/ki Alex artık bu sonuncuyu, k&ouml;pekle &ccedil;ocuğu yani, yok etmez/ </em>ve b&ouml;ylece onunla gelecek olan mutluluk, aşkın &ouml;l&uuml;m&uuml; yanında bir hi&ccedil;tir. İşler karıştı galiba. &Ccedil;ocuk bile umut/vaat değilse, peki bu bir yerlerde/şeylerde mutlaka olması gereken umut nerededir?<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Tuhaf, dahası hayatın kara mizahı ile aşkı, en b&uuml;y&uuml;k vaadi yaşatacak umut <strong>devletten</strong> gelir. Alex y&uuml;z&uuml; g&ouml;r&uuml;nmeyen hakimden sadece &uuml;&ccedil; yıl ceza yer. <em>/Sakın ola ki aşkı yaşatmak i&ccedil;in tek &ouml;l&ccedil;&uuml;t&uuml;m&uuml;n analitik ya da sayısal olduğu, bireylere, &ouml;zellikle de Michelle&rsquo;e g&uuml;venmediğim sanılmasın. Tam tersi, bu yazı insana duyduğum sonsuz g&uuml;venle, inan&ccedil;la yazılıyor. Fakat ben ısrarla koşulların ve sınırların yaşantımızı bi&ccedil;imlendirmedeki &ouml;nemini, bu anlamda insanın kurumlar karşısındaki g&uuml;&ccedil;s&uuml;zl&uuml;ğ&uuml;n&uuml; vurgulamak istiyorum./</em> Hem bu sırada Michelle&rsquo;in g&ouml;z&uuml; de iyileşebilecek, ki onun simgelediği mutlulukları bir s&uuml;redir k&uuml;&ccedil;&uuml;ms&uuml;yordum, o ve Alex beyazın bedeli olan kırmızıyı yeterince yaşadıklarında, vaat denen o b&uuml;y&uuml;k beyaz tablo, t&uuml;m par&ccedil;aların b&uuml;t&uuml;nlenmesiyle tam/eksiksiz bir mutluluğa d&ouml;n&uuml;şebilecektir. Bu b&uuml;t&uuml;n&uuml;n i&ccedil;inde, t&uuml;m koşullar ve olgular gibi Alex ve Michelle&rsquo;in g&ouml;r&uuml;n&uuml;mlerindeki iyileşmenin de payı vardır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; &ldquo;aşk bakım ister&rdquo;. <br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Bu arada unutmadan bir ayrıntıdan daha s&ouml;z etmeliyiz. Alex&rsquo;in ağzından alevler p&uuml;sk&uuml;rtt&uuml;ğ&uuml; ve Michelle&rsquo;in g&uuml;l&uuml;msemesiyle birlikte arada bir g&ouml;z&uuml;n&uuml;n alevin kırmızı/beyaz ışığıyla acıdığı sahnede, insanoğlunu tarih boyunca b&uuml;y&uuml;lemiş iki şeyden biri olan alevin <em>/Calvino&rsquo;nun deyişiyle, &ldquo;kristal ve alev, insanın g&ouml;z&uuml;n&uuml; ayıramadığı iki kusursuz g&uuml;zellik, zaman i&ccedil;inde iki b&uuml;y&uuml;me bi&ccedil;imi, iki ahlak simgesi, olayların, fikirlerin &uuml;slup ve duyguların sınıflandırılabileceği iki ulam, iki mutlak değer&rdquo;/</em> taşıdığı vaadin yanısıra, bu uzun alev rit&uuml;elinin hemen arkasından g&ouml;ky&uuml;z&uuml;nde bir an beliriveren jetlerin, g&ouml;ky&uuml;z&uuml;n&uuml; Fransa bayrağının renkleriyle boyadığına tanık oluruz. Bu renklerin anlamı yanında, bu bayrağın metrodaki tablolarla şekilsel benzerliğine dikkat &ccedil;ekmek istiyorum. Belki de ya da kuşkusuz vaat denilen o b&uuml;y&uuml;k beyaz tablo<em> /ki bu Michelle&rsquo;in kırık g&ouml;z&uuml;n&uuml;n yani sanatın, belki de aşkın taşıdığı vaattir/ </em>oluşana kadar, &ouml;zg&uuml;rl&uuml;k &ouml;zlemiyle &ndash;maviyle&ndash; birlikte kırmızı da, beyazın &ndash;eşitliğin&ndash; iki yanında hep kucak kucağa devinip duracaklardır.<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Peki ya maddi temelini yitirmiş bir dolu nesnenin/insanın ortasında başlayan b&ouml;ylesi bir aşkın gizilg&uuml;c&uuml; nerdedir? Dilerseniz bunun yanıtını &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; par&ccedil;aya bırakıp, burada son olarak, bize aşkı yaşatacak umudu veren kapitalist devletle ilgili, sanat kırılmış bir mutluluğun taşıdığı vaattir s&ouml;z&uuml;n&uuml;n bağlamında <em>/ve bu s&ouml;zden &ccedil;ekip &ccedil;ıkarılabilecek/ </em>devletin geleceğiyle ilgili gizli bir vaatten daha s&ouml;z edelim. Kuşkusuz bu, kapitalist devletin bir g&uuml;n mutlaka sona ereceği, kendi kendisini yıkacağı inancıdır. Peki ama neyle, nasıl? H&acirc;l&acirc; soruyorsanız, biraz daha bekle-yin derim.<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Fakat g&ouml;ky&uuml;z&uuml;nde tek bir beyaz bayrak dalgalanıncaya kadar ge&ccedil;ecek s&uuml;rede, daha pek &ccedil;ok kan ve g&ouml;zyaşı d&ouml;k&uuml;lecektir. T&uuml;m bunların <em>fazlasının</em> en başta sorumlusu, yarı aydın iyimserliği ve Marksizm&rsquo;in kaba/k&ouml;r bek&ccedil;ileri olacaktır, sanıldığı gibi yobazlar değil. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; &ldquo;bu vicdansız, y&uuml;zeysel iyimserlik&rdquo; yobazlıktan daha zor tedavi edilir. Yobazlık k&ouml;rd&uuml;r, duyar, yanıldığının farkında değildir. Oysa b&ouml;ylesi bir iyimserlik sağırdır, duymaz, fakat g&ouml;r&uuml;r, g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;n&uuml; sanır. Tedavi zorluğu işte bu, oysa g&ouml;rmekle deforme olan/değişen ger&ccedil;eği bir t&uuml;rl&uuml; kavrayamayan <strong>yeterlilik</strong> <strong>duygusundan</strong> kaynaklanır. Bu duygu &ccedil;ağımızın aydın hastalığıdır. Burayı daha fazla a&ccedil;manın bir anlamı yok. Pulp Fiction &ccedil;&ouml;z&uuml;mlemesi başka bir boyuttan buranın a&ccedil;ılımıdır, tıpkı film boyunca s&uuml;ren kara mizah olgusunun a&ccedil;ımlanmasının gereksizliği gibi. T&uuml;m bunlar Pulp Fiction&rsquo;da anlatıldı. Bu kez hayatın b&uuml;t&uuml;nselliği adına bunları a&ccedil;ımlamıyoruz.<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Evet, &ccedil;ağımızın bu karamsar fakat en &ouml;zg&uuml;n d&uuml;ş&uuml;n&uuml;r&uuml;n&uuml;n dediği gibi, sanat kırılmış bir mutluluğun taşıdığı vaattir. En b&uuml;y&uuml;k vaat kırılmış bir aşkı aramaktır. Sanat aşkın kendisidir. Aşk vaattir, vaat aşktır&#8230; aşktır, aşktır, aşktır&#8230;</p>
<p style="margin-left: 40px;"><em>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &ldquo;Ama heykellerin altında aşk yok</em></p>
<p style="margin-left: 40px;"><em>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;	Aşk yok kesin billurdan g&ouml;zlerin altında<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Aşk a&ccedil;lığın hırpaladığı v&uuml;cutlarda duruyor<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Sel baskınına karşı koyan ufak barınakta;<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Aşk a&ccedil;lık yılanlarının birbirini yediği hendeklerde duruyor<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Martı &ouml;l&uuml;lerini sallayan h&uuml;z&uuml;nl&uuml; denizde<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ve yastığın altına g&ouml;m&uuml;lm&uuml;ş kapkaranlık &ouml;p&uuml;şte duruyor.&rdquo; </em><br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; (Cemal S&uuml;reya&rsquo;nın enfes &ccedil;evirisiyle Federico Garcia Lorca&rsquo;nın &ldquo;Romaya Doğru Haykırış&rdquo; isimli şiirinden.)</p>
<p style="margin-left: 40px;"><strong>İkinci Par&ccedil;a:<br />
Kapitalizmin G&uuml;c&uuml; &ndash; Vaadin Sonsuz &Ouml;mr&uuml;</strong></p>
<p style="margin-left: 40px;"><em>&ldquo;Marcel ise ş&ouml;yle &ouml;ld&uuml;:</em><br />
Bir g&uuml;n b&uuml;t&uuml;n berduşların Paris&rsquo;in kent manzarasından silinmelerine karar verilmişti. Sosyal yardım &ouml;rg&uuml;t&uuml;, aynı zamanda kentin doğru d&uuml;r&uuml;st bir g&ouml;r&uuml;n&uuml;mde olmasıyla da ilgilenen ve d&uuml;ş&uuml;n&uuml;lebilecek en resmi nitelikteki sosyal yardım &ouml;rg&uuml;t&uuml;n&uuml;n ilgilileri, polisle birlikte Rue Monge&rsquo;a geldiler, tek istedikleri, yaşlı adamları yaşama geri d&ouml;nd&uuml;rmek, dolayısıyla da yaşama hazır olsunlar diye &ouml;nce yıkayıp paklamaktı. Marcel yerinden kalkıp onlarla birlikte gitti, &ccedil;ok sakin bir adamdı, birka&ccedil; kadeh şaraptan sonra bile h&acirc;l&acirc; bilge ve uysal kalabilen bir insandı. Gelmelerini o g&uuml;n b&uuml;y&uuml;k bir olasılıkla hi&ccedil; umursamamıştı, belki de caddedeki iyi yerine, metronun sıcak havasının mazgallardan dışarı &ccedil;ıktığı yere geri d&ouml;nebileceğini d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yordu. Ama kamunun esenliği i&ccedil;in yapılmış olan, i&ccedil;inde &ccedil;ok sayıda duşun bulunduğu yıkama salo-nunda sıra Marcel&rsquo;e de geldi, onu duşun altına soktular ve duş hi&ccedil; kuşkusuz ne fazla sıcak, ne de fazlaca soğuktu, ama Marcel yıllardan beri ilk kez &ccedil;ıplaktı ve ilk kez suyun altına girmişti. Daha kimse durumu kavrayıp yardıma koşamadan d&uuml;şt&uuml; ve hemen oracıkta &ouml;ld&uuml;. Ne demek istediğimi anlıyor musun! Malina, biraz ne yapacağını şaşırmış gibi bakıyor, oysa ne yapacağını asla şaşırmaz. Bu &ouml;yk&uuml;y&uuml; anlatmayabilirdim. Ama duşu bir defa daha hissediyorum, Marcel&rsquo;in &uuml;st&uuml;ndeki neleri yıkamaya hakları yoktu, bunu biliyorum. Eğer bir insan kendi mutluluğunun buharları arasında yaşıyorsa, eğer bir insanın &ldquo;Allah sizden razı olsun&rdquo;un dışında s&ouml;yleyecek pek s&ouml;z&uuml; yoksa, o zaman o insanı yıkamaya kalkışmamalı, o insan i&ccedil;in iyi olanı o insanın &uuml;st&uuml;nden yıkayıp akıtmamalı, birini olmayan bir yeni yaşam i&ccedil;in arındırmaya kalkışmamalı&#8230;&rdquo;</p>
<p style="margin-left: 40px;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Bachmann&rsquo;ın <em>Malina</em>&rsquo;sından alıntılanmış bu b&ouml;l&uuml;m, adeta K&ouml;pr&uuml; &Uuml;st&uuml; &Acirc;şıkları&rsquo;nın başlangı&ccedil; sahnelerini anlatır: Bir gece vakti otob&uuml;sle Paris&rsquo;in sokaklarında dolaşan devlet, <em>&ldquo;her şeyleri t&uuml;kenmiş, neredeyse <u>&ouml;zg&uuml;r</u>&rdquo;</em> bu insanları, kendi s&ouml;ylemiyle <em>&ldquo;boş şişeler gibi olan bu boş bedenleri&rdquo;</em> zorla yıkamak i&ccedil;in toparlar. Yukarıdaki c&uuml;mlede bu insanları betimlemek i&ccedil;in vur-guladığım sıfat abartılı gibi g&ouml;r&uuml;nse de, bunu bilerek, kapitalist devletin bu vahşi g&uuml;nah &ccedil;ıkarma t&ouml;renini, &ldquo;ah ne g&uuml;zel sorumlu bir devlet&rdquo; diye algılayan ve bu yoksul/bedbaht/insansız insanların sokağa d&uuml;şmeden<em> /ya da sokağı se&ccedil;mek zorunda kalmadan/</em> &ouml;nce, her birinin başka başka hayatlarının olduğunu unutmak isteyen, ya da olması gerektiğini d&uuml;ş&uuml;nmek/anımsamak istemeyen, bu tarz bir yaşantıya hoşg&ouml;r&uuml;yle bakamayan, dahası su&ccedil; sayan ve g&uuml;nahını da insanda, insanın <em>başarısızlığında</em> arayan iyimser yarı aydınlarımız i&ccedil;in kullandım.<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Filmin hemen başındaki <em>/sinema sanatından &ouml;d&uuml;n verme pahasına/</em> g&uuml;ndelik ger&ccedil;eklikten hem de bir aşk filmi i&ccedil;in dolaysızca &ccedil;ekip alınan bu belgesel g&ouml;r&uuml;nt&uuml;ler, kuşkusuz ki sadece devlet eleştirisi i&ccedil;in değildir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; Leos Carax, bu insanlardan &uuml;&ccedil;&uuml;yle s&uuml;rd&uuml;r&uuml;r filmini, g&uuml;ndelik hayattaki vıcık vıcık vahşi ger&ccedil;ekliği, sanatsal ger&ccedil;ekliğe d&ouml;n&uuml;şt&uuml;rmekte, bizi d&uuml;şsel bir yolculuğa &ccedil;ekmekte, sefaletin i&ccedil;inden &ndash;bizi sefaletin i&ccedil;inden hi&ccedil; &ccedil;ıkarmadan&ndash; bir aşk filmi yaratmakta gecikmez. Kuşkusuz Carax, <em>&ldquo;sefaletin, yalnızca toplumcu sefaletin değil, aynı zamanda mimari sefaletin /bununla asla k&ouml;pr&uuml;y&uuml; kastettiğim sanılmasın/ i&ccedil; mek&acirc;nların sefaletinin, k&ouml;leleştirilmiş ve k&ouml;leleştiren şeylerin birden nasıl bir devrimci nihilizme d&ouml;n&uuml;şt&uuml;r&uuml;lebileceğini&rdquo;</em> &ccedil;ok iyi bilmektedir.<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &ldquo;Mutsuzluk da bir gelişmedir&rdquo; diyen <em>İstanbullu</em> şair (kimse &uuml;zerine alınmasın, şimdiki plaza İstanbul&rsquo;u değil!) Edip Cansever gibi, &ldquo;Asıl olan mutsuzluktur&#8230; Başlangı&ccedil;ta mutsuzluk vardı. Hep &ouml;yle olacak. Hep cehennem, hep anlamsızlık, hep cezalanma. Ama bu yenilgi adam edecek gene bizi. Yenilginin verdiği haysiyet. Her şeyi bitmiş bir insanın bağımsızlığından daha kutsal, daha insanca ne var? B&uuml;t&uuml;n gecikmemiz direnmekten&rdquo; diyen <em>Ankaralı</em> şair Turgut Uyar da, gittik&ccedil;e &ouml;zg&uuml;rleşecek insana varacak olan benzer durumların/deneyimlerin altını &ccedil;izerler. Ger&ccedil;ek &ouml;zg&uuml;rl&uuml;k umudu t&uuml;kettiğimiz yerde mi başlar? Alabildiğine umutsuz olmak, fakat gene de hayatın biricikliğinin farkında olabilmek, onu yaşanılmaya/katlanılmaya değer hissetmek. <em>Aura</em>&rsquo;sını yitirmiş bir &ccedil;ağın <strong>sıkılan insanı</strong> olarak, umut denilen toplumsal hafıza kaybına aylaklıkla/<em>fl&acirc;neur</em>&rsquo;l&uuml;kle direnebilmek.</p>
<p style="margin-left: 40px;"><em>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &ldquo;sıkıldık&ccedil;a canın kirlendim sanacaksın<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; bir dere gibi oysa g&ouml;ky&uuml;z&uuml;ne aldırmadan akacaksın<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; hem taşları hem bulutları ağırlayacak koynun<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &mdash;	ah zanaatk&acirc;r inceliği kuşların&rdquo;</em></p>
<p style="margin-left: 40px;"><em>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &ldquo;İ&ccedil;inde yer alınan, fakat olumlanmayan, değiştirilmeye ise g&uuml;&ccedil; yetirilemeyen bir hayatın i&ccedil;inde&rdquo;</em>, b&uuml;y&uuml;k şehirler sıkılan insanı aylaklığa &ndash;bizim i&ccedil;in hazırlanmış ve bize<strong> </strong><u>&ouml;yle</u> sunulan, maddi bir temele sahip her şeyi reddetmeye, sonu reddediş olacak başka t&uuml;rl&uuml; bir algıya, Bakmak&rsquo;a&ndash; davet eder. Tıpkı bir g&uuml;n kullanımını reddeden sizin &ccedil;akmağınız, Butch&rsquo;un saati gibi, <em>insanın da kendi imgesine d&ouml;n&uuml;şebilmesi, g&ouml;r&uuml;n&uuml;r olabilmesi, &ouml;zg&uuml;rleşmesi, &ldquo;ardında varlıktan başka hi&ccedil;bir şeyin olmadığı saf ve yalın benzerliğe kendini bırakması&rdquo; olanağına</em> bağlıdır. Bu ise işte, h&acirc;l&acirc; ve her şeye karşın &acirc;şık olabilen insandır&#8230;<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Bu bilgeliğin aydınlığında Carax, devleti <strong>aşkla</strong> yaralar. Kapitalist devlet, kendisinin sorumlu olduğu, bilerek yarattığı, insanın &ouml;z&uuml;ne aykırı, insanı k&ouml;leleştiren t&uuml;m koşulların/yaşantıların ve bu koşulları iyileştirme &ccedil;abalarının i&ccedil;inde <em>/ki bu &ccedil;abalar sistemin kendi devamlılığı i&ccedil;in her zaman yetersiz ve sinsice sistemin işlerliği adına olacaktır/</em> devleti yıkacak bu tek ve ger&ccedil;ek silahı insanın hamurundan silemeyecektir. Carax işte onu bize incelikle, mizahla g&ouml;sterir: Michelle Alex&rsquo;i hapishanede ziyarete gitmiştir. Alex Michelle&rsquo;den bir daha gelmemesini, bu koşullarda g&ouml;r&uuml;şmemelerini ister ve iki &acirc;şık altı ay sonra Alex&rsquo;in tahliye olacağı Noel gecesi k&ouml;pr&uuml;n&uuml;n &uuml;st&uuml;nde buluşmak &uuml;zere randevulaşırlar. Birlikte i&ccedil;ilecek<em> iyi </em>bir şaraptan, Michelle&rsquo;in nihayet <em>sağlıklı</em> g&ouml;z&uuml;yle yapabileceği portreden sonra, bir motel odasında sabahlanacaktır. Konuşma s&uuml;rerken kamera Alex ve Michelle&rsquo;den, hapishanenin bir monit&ouml;r&uuml;ndeki g&ouml;r&uuml;nt&uuml;lere &ccedil;evrilir. Seyirci ekranda, bir gardiyanın yeni mahk&ucirc;m olmuş bir su&ccedil;luyu &ccedil;ırıl&ccedil;ıplak soyduğuna ve onu devletin ona sunduğu bu yeni yaşantıya kabul edilebilmesi i&ccedil;in onursuzca bir aramadan ge&ccedil;irdiğine tanık olur. Gardiyan mahk&ucirc;mun/su&ccedil;lunun &ccedil;ıplak bedeninde <em>/&ccedil;ıplaklığındaki/</em> h&acirc;l&acirc; kalmış olası su&ccedil; unsurlarını ararken, bu, devletin acizliğinin simgesi olan g&ouml;r&uuml;nt&uuml;lerin &uuml;st&uuml;nde Carax, Michelle ve Alex&rsquo;i konuşturmayı s&uuml;rd&uuml;r&uuml;r: &ldquo;Sabah bizi bulduklarında uyluklarımızda tereyağı g&ouml;recekler, karınlarımızda re&ccedil;el ve ekmek kırıntıları yapışmış olacak &#8230;&rdquo; C&uuml;mlede eksik bırakılan, tam o an gardiyanın mahk&ucirc;mun an&uuml;s&uuml;n&uuml; aradığı g&ouml;r&uuml;nt&uuml;yle tamamlanır. Devletin parmaklarını, &ccedil;ıplaklığın &ouml;rg&uuml;tlenmesi olan &lsquo;erotik aşk&rsquo;la, hem de en korunmalı mek&acirc;nında ve kendi arzusuyla boka batırır Carax. Nefis bir kara mizah &ouml;rne-ğidir bu&#8230;<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Kapitalizmin ve vaadin sonsuz &ouml;mr&uuml;yle ilgili k&uuml;&ccedil;&uuml;k, şirin bir simge vardır filmde. Bu Michelle&rsquo;in &ccedil;antasında dolaştırdığı ve kendisine armağan edilmiş olan kedisidir. Bu kedi Michelle gibi, Alex gibi Fransız değil, Habeşlidir. Peki bir kedi nasıl olur da vaadin sonsuz &ouml;mr&uuml;n&uuml;n simgesi olabilir? Kedi Habeşlidir ama Fransız n&uuml;fuzuna kayıtlıdır. Habeş nire, Fransa nire!.. Fransa&rsquo;da kedi kıtlığı mı vardır da, kadın gidip ta Habeşlerden kedi alıp gelmiş ya da aylarca kedi yolu g&ouml;zlemiştir? Evet yalnızca Fransa&rsquo;da değil, t&uuml;m uygar<em>(!)</em> batıda kedi kıtlığı vardır. Bu kıtlığın nedeni gittik&ccedil;e <em>melek duyumunu, mizah duyumunu</em> yitiren insanın devlet anlamında da vahşileşmiş olması, ya da vahşi kapitalizmin, refah/t&uuml;ketim toplumu aracılığıyla yarattığı <u>mutlu</u> insanın giderek vahşileşmiş olmasıdır.<em> /Adorno&rsquo;nun ta 1940&rsquo;larda işaret ettiği, s&uuml;per marketlerde Bach dinlettirilen ve belli bir satışın &uuml;st&uuml;ne &ccedil;ıktığında kendisine Walt Whitman&rsquo;ın &ldquo;Leaves of Grass&rdquo;ı armağan edilen,</em> hen&uuml;z bu <strong>saf </strong>insan, g&uuml;n&uuml;m&uuml;zde devletin sunduğuyla yetinen, onu hayatın tek mutlak bi&ccedil;imi sanan, hatta ve zaman zaman bu sunulanla onu değiştireceğini uman, l&acirc;kin tam da b&ouml;ylesi bir uzlaşmacı tavır y&uuml;z&uuml;nden gelecek olan <strong>fel&acirc;ketin</strong>, kapitalizmin sonsuz &ouml;mr&uuml;n&uuml;n kendi aracılığıyla, kendi &uuml;zerinden sağlandığının ayırtına h&acirc;l&acirc; varamamış <strong>k&ouml;le </strong>insandır./ Fakat sahibinden gayrısına tedirgin olması beklenen Habeş Kedisi gene de aşkı kollar, Alex&rsquo;e hırlar, ki tam hırlama sahnesinde kedi, Michelle&rsquo;in o kan kırmızısı paltosunun &uuml;st&uuml;ndedir!..<em> &ldquo;Eğer bir g&uuml;n kendinin yarısı olabilirsen, b&uuml;t&uuml;nl&uuml;ğ&uuml; olan beyinlerin sıradan zek&acirc;sını aşan şeyleri anlayacaksın. Kendi yarını ve d&uuml;nyanın yarısını yitirmiş olacaksın, ama geride kalan o yarı, bin kez daha derin, daha değerli olacak. Hatta her şeyin sana benzer şekilde ikiye b&ouml;l&uuml;n&uuml;p par&ccedil;alanmasını isteyeceksin, &ccedil;&uuml;nk&uuml; g&uuml;zellik, bilgelik ve adalet par&ccedil;alardan oluşan şeyde vardır.&rdquo; </em>Calvino&rsquo;nun, uzlaşmacı etiğin ortaya &ccedil;ıkardığı <em>nevroz</em>&rsquo;un &ccedil;&ouml;z&uuml;m&uuml; i&ccedil;in &ouml;nerdiği, size de tanıdık/sınanmış ve sımsıcak gelmiyor mu!..</p>
<p style="margin-left: 40px;"><strong>&Uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; Par&ccedil;a:<br />
Peki Ama Nereden Başlamalı?</strong></p>
<p style="margin-left: 40px;">Birinci par&ccedil;anın sonunda sorduğumuz, şimdiye kadar da defalarca yanıtladığımız bu soruyu dilerseniz bir kez daha yanıtlayalım. Diyelim ki İstanbul&rsquo;da, eski Galata K&ouml;pr&uuml;s&uuml;&rsquo;ndeyiz. Ayağımızın altındaki meyhaneler gıcırdıyor. Bu gıcırtılar arasında, meyhanelerin birinde Orhan Veli kardeşi Yanni&rsquo;nin kulağına eğilmiş beşinci aşkının adını fısıldıyor. Yanni&rsquo;nin elinde kırmızı, kırık d&ouml;k&uuml;k bir radyo var, radyonun tellerinden biri kopuk, &ccedil;alışmıyor. Orhan Veli tam Yanni&rsquo;nin kulağına eğildiğinde, devre tamamlanıyor, radyo cızırdamaya başlıyor, b&ouml;ylece Yanni de duyamıyor Veli&rsquo;nin beşinci aşkının adını&#8230;<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Metnin başında, Theodor Adorno&rsquo;nun &ldquo;Sanat kırılmış bir mutluluğun taşıdığı vaattir,&rdquo; s&ouml;z&uuml;n&uuml; doğrulamak isteyen onlarca ayrıntının arasına dahil etmediğim, ve fakat ger&ccedil;ek&uuml;st&uuml;c&uuml;lerin sanatsal arayışlarını, &ccedil;ıkış noktalarını &ouml;zetleyebilecek genişlikteki bu s&ouml;z&uuml;, adeta ve tek başına, &ldquo;sanat kırılmış/bo-zulmuş bir radyonun taşıdığı vaattir&rdquo; diye anlamamızı isteyen eski kırmızı radyodan bahsetmenin sırası geldi sanırım. Bir &ouml;nceki paragrafta Galata K&ouml;pr&uuml;s&uuml;, Orhan Veli, Yanni ve Veli&rsquo;nin edebiyat tarih&ccedil;ileri bulsun dediği beşinci aşkının ismi bağlamında kurguladığım &ouml;yk&uuml;n&uuml;n, filmdeki daha dramatik ve kısa &ouml;m&uuml;rl&uuml; karşılığına d&ouml;nelim dilerseniz.<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; 27 Ekim 1995 g&uuml;n&uuml; filmin 10 dakikalık arasında, fuayede, bulabildiğim bir k&acirc;ğıda alel&acirc;cele, tel&acirc;şla ve b&uuml;y&uuml;lenmiş gibi &acirc;deta not ediverdiğim ayrıntıların arasında da vardı elbette, bu, eskiciden alınmış kırmızı k&uuml;&ccedil;&uuml;k radyo. O g&uuml;n&uuml;n gecesi sabaha kadar, metnin <em>sıfırıncı</em> kopyası dediğim o beyaz k&acirc;ğıttan ve k&acirc;ğıda sığmadığı i&ccedil;in &ccedil;aresiz g&ouml;zlerime not ettiğim diğer ayrıntılardan varettiğim <em>birinci</em> kopyayı, yaklaşık sekiz ay sonra elime alıp yeniden okuduğumda, bir yolunu bulup filmi tekrar izlemem gerektiği d&uuml;ş&uuml;ncesine kapıldım nedense! O vakit &ccedil;abasızca birbirine uladığım, ilişkilendirdiğim, anlamlandırdığım ve fakat kimselerin g&ouml;rmediği ayrıntıların &ndash;&ouml;yle diyorlardı!&ndash; en azından bazılarını ben mi uydurmuştum yoksa? Hem bu kuşkuyu gidermek, hem de ve artık bu metnin ağırlığından kurtulmak i&ccedil;in <em>/ki son kopyayı yazıp bir kenara, g&ouml;zden uzak bir yere koymak demekti bu/</em> filmi bu kez videodan ve İngilizce alt yazılı olarak izledim. Film ilerledik&ccedil;e kuşku silindi, g&uuml;ven bacak bacak &uuml;st&uuml;ne attı, gurur tazelendi, umut da&#8230; L&acirc;kin K&ouml;pr&uuml; &Uuml;st&uuml; &Acirc;şıkları&rsquo;nın bu <em>ikinci</em> ve son kopyası kaleme alınırken bir an geldi yazı kilitleniverdi. &Ccedil;ıt!.. Bir vakit karanlıkta bile olsa <u>mutlak</u> g&ouml;r&uuml;lm&uuml;ş ve fakat aydınlıkta kaybolmuş olan nasıl anımsanırdı? Oysa yazı yetişmişti &ccedil;oktan, unutulmuş/atlanılmış sanılan şiirsel s&ouml;z&uuml;n kara kutusundaydı. T&uuml;m metin boyunca ve ta baştan beri eski radyonun mutlak anlamı, ge&ccedil;en sekiz ay boyunca yeniden kristalize olmuş ve kendi imgesine d&ouml;n&uuml;şm&uuml;şse de, bu imgeyi tersy&uuml;z edecek yoğunluk da gene hayatın i&ccedil;indeydi nasılsa. Ve bir an, bu kayıp anlam kendini despot&ccedil;a anımsatırken, hayatı acıtmıştı. Olsun. Yazmak da b&ouml;yle bir şeydi zaten&#8230;<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Alex ve Michelle&rsquo;in kumsalda ge&ccedil;irdikleri gece, &ccedil;antadan gelen &ccedil;ıt sesi neydi? Aşk karşılığını bulmuş, denizden kumsala taşmış, kumsalda sevişmiş ve nihayet uyku vakti gelmişti. Karanlıkta gezinen kamera bu anlar boyunca iki aşığın ve onları &ccedil;evreleyen nesnelerin siluetlerini veriyordu yalnızca, sanki ve birazdan izleyiciyi bir <em>gize</em> tutsak etmeye hazırlanırmış gibi! <br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Birbirine sarılmış yatan iki sevgili bir an i&ccedil;in doğrulurlar ve Alex, Michelle&rsquo;in başucundaki &ccedil;antasından bir şey bulup &ccedil;ıkarır. Dilinin ucuna koyduğu şeyi, &ndash;muhtemelen doğum kontrol hapıdır bu&ndash; sevgilisinin ağzına, aynı zamanda onu &ouml;perek bırakır. Michelle sevgilisine sokulur g&uuml;venle ve ayaku&ccedil;larında deniz, başu&ccedil;larında Carax&rsquo;nın bir bilmeceyi dokumaya başlayan ger&ccedil;ek&uuml;st&uuml; kamerası olduğu halde, yeniden uzanırlar kumların &uuml;zerine. Karanlıkta ve sessizliğin i&ccedil;inde uzayan topu topu birka&ccedil; sekans ge&ccedil;er b&ouml;yle kımıldamadan. Derken Alex, sevgilisinin &ccedil;ıplak boynunun altından doladığı elini, onu rahatsız etmemeye, uyandırmamaya, ya da ve sanki Michelle&rsquo;e belli etmemeye &ccedil;alışarak <em>/ondan gizlice ve yattığı yerden/ </em>bir kez daha &ccedil;antanın i&ccedil;ine sokar. Bir romansın en kuytu yerindeki bu gizlilik nedir, Alex&rsquo;in elinin &ccedil;antanın i&ccedil;inde aradığı nedir, ya &ccedil;antadan gelen &ccedil;ıt sesi, nedir?..<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ger&ccedil;ek olan ve tutkuyla beslenen her aşk gibi, Alex ve Michelle&rsquo;in lirik aşkı da bencilce bir aşktır aynı zamanda. Alex sevdiği kadının aşkını, bu aşkın s&uuml;rekliliğini ve sadece kendisine d&ouml;n&uuml;k olmasını Michelle&rsquo;in g&ouml;zleri pahasına istemektedir. Aşk budur işte, başka t&uuml;rl&uuml;s&uuml; g&uuml;&ccedil;t&uuml;r. G&Ouml;Z i&ccedil;in doğan umutların bir bir yok edilmesi i&ccedil;in yapılanlarda pişmanlık yoktur. Metronun ateşe verilmesi tutkunun kıvılcımıdır yalnızca&#8230;<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Michelle, yaşlı bek&ccedil;inin omuzlarında ve mum ışığında m&uuml;zedeki resmi nihayet g&ouml;rebilmiş ve ardından k&ouml;pr&uuml;ye d&ouml;nm&uuml;şt&uuml;r. Yalnızdır. Kaygılıdır. Bir aşağı bir yukarı geziniyor ve elindeki radyoyu kurcalıyordur. Oysa daha d&uuml;n cızırtılı da olsa &ccedil;alışan radyoda bug&uuml;n hi&ccedil; ses yoktur. Derken ve kan ter i&ccedil;inde Alex gelir k&ouml;pr&uuml;ye, ardında bıraktığı tutkusunun ateşiyle yanan posterler, kamyonet ve dahası kamyonetin s&uuml;r&uuml;c&uuml;s&uuml;, bir insandır. Korkuyla, yitirdiğini hissetmenin dehşetli korkusuyla &acirc;deta, Michelle&rsquo;e sarılır. Vaat t&uuml;m g&ouml;rkemiyle vaattir ve yitirmekle koşut, yitirmekle beslenir daima. Tam o an, Alex&rsquo;in Michelle&rsquo;e sarıldığı an işte, bozuk radyo &ccedil;alışır ve aşkın ger&ccedil;ekten sınanacak olduğu durağın &acirc;nını saptar. Kusursuzca&#8230;<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Evet, iki aşığın ayrılacakları haberini, &ndash;anne babasının g&ouml;z ameliyatı i&ccedil;in Michelle&rsquo;i arıyor oldukları haberini&ndash; oysa daha d&uuml;n gece Alex&rsquo;in kumsalda elini &ccedil;antanın i&ccedil;ine sokup tellerinden birini <u>&ccedil;ıt</u> diye kopardığı radyodan &ouml;ğrenir Michelle. Devreyi kucaklaşmanın, aşkın ateşi tamamlamıştır ka&ccedil;ınılmaz olarak. <br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ruhunu teslim etmiş sapkın nesnelere y&uuml;klenen bu yoğun alegori, &acirc;deta t&uuml;m filmi de sırtlanır tek başına. Ger&ccedil;ekte t&uuml;m bir hayatı g&ouml;rkemli yapan, k&acirc;h vicdanımız, k&acirc;h bencilliğimiz arasında gidip gelen ve b&ouml;ylece Yaşamak&rsquo;ı ışıltılı bir &ccedil;ember i&ccedil;inden ge&ccedil;irip bizlere sunan da, bu olağan&uuml;st&uuml; &ccedil;elişkiler değil midir? Ne yaparsak yapalım hayatın bizim dışımızda, kendi bildik, kendisine &ouml;zg&uuml; bir g&uuml;zerg&acirc;hı olacaktır her zaman.<br />
Maddi temelini yitirmiş bir dolu nesnenin/insanın ortasında başlayan b&ouml;ylesi bir aşkın gizilg&uuml;c&uuml; nerdedir, ya da nerden beslenir? diye sorduğum sorunun yanıtı, yani devrim i&ccedil;in, aşk i&ccedil;in, insana daha yaraşır bir d&uuml;nya i&ccedil;in gereken enerji ve bu enerjinin kaynağı, Breton&rsquo;un bu sorunun hemen ardından yanıtını da verdiği ve Benjamin&rsquo;in ne kadar &ouml;v&uuml;nse yeridir dediği keşifte gizlidir: <em>/&rdquo;Nereden Başlamalı? Breton şaşırtıcı keşfiyle &ouml;v&uuml;nebilir: &ldquo;G&ouml;zden d&uuml;şm&uuml;ş&rdquo; şeylerde, ilk demir konstr&uuml;ksiyonlarda, ilk fabrika binalarında, en eski fotoğraflarda, nesli t&uuml;kenmek &uuml;zere olan nesnelerde, kuyruklu piyanolarda, beş yıl &ouml;ncesinin kost&uuml;mlerinde, artık modası ge&ccedil;meye başlayan, bir zamanların g&ouml;zde lokallerinde beliren devrimci enerjiyi ilk ferkeden odur. Bunların devrimle ilişkisini, hi&ccedil; kimse bu yazarlardan daha iyi kavrayamaz.</em> (Walter Benjamin,<em> Ger&ccedil;ek&uuml;st&uuml;c&uuml;l&uuml;k)/&rdquo;</em><br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ne yazık ki biz, ne bu en &ccedil;ok sallanan beşiğin i&ccedil;inde en &ccedil;ok sallanmış bebeğin, bu ger&ccedil;ek <em>fl&acirc;neur</em>&rsquo;&uuml;n değerini bilebildik, ne de <em>/tam buraya k&ouml;pr&uuml; i&ccedil;in de beşik imgesi uygun d&uuml;şer ama, onu İstanbul i&ccedil;in kullandık/</em> evet ne de Galata K&ouml;pr&uuml;s&uuml;&rsquo;n&uuml;n &uuml;st&uuml;ndeki/i&ccedil;indeki/altındaki, alabildiğine renkli kalabalıklardan, eskimiş, kocamış meyhanecilerden, f&ouml;tr şapkalı, g&ouml;mleğinin yakası karanfil a&ccedil;mış m&uuml;şterilerden, iniltileri a&ccedil;ıktaki martı &ouml;l&uuml;lerini sallayan h&uuml;z&uuml;nl&uuml; denizin iniltisine karışan, duvarlardaki camı &ccedil;atlamış sepya fotoğraflardan, cilası &ccedil;oktan atmış tahta d&ouml;şemelerden, masalardan, masalardaki o her şeyi g&ouml;ren/bilen, d&uuml;ş&uuml;nmeyen &ccedil;ıplak balıklardan, g&ouml;zden d&uuml;şm&uuml;ş, unutulmak &uuml;zere olan ne varsa t&uuml;m&uuml;nden sızan, bir bulut gibi kentin &uuml;zerinde biriken, solunması gereken ve i&ccedil;lerinde sanılanın aksine d&uuml;nyayı değiştirecek olan gizilg&uuml;c&uuml; ve bunların devrimle ilişkisini fark edebildik.</p>
<p style="margin-left: 40px;"><em>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &ldquo;meyhanelerin g&ouml;lgesi d&uuml;şm&uuml;ş<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; perisi &ccedil;alıntıymış hevesimizin<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; /y/akıyor zamkı dudaklarınızın<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; fahişem istanbul<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; ak bir k&acirc;ğıda d&uuml;şm&uuml;ş<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; ucunda bulut bir kirpik <br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; batıyor mu sizin de kalbinize<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; ah olsan da dilini &ouml;psem kardeşim yanni<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; kastettiğin kerevit mi kerevet mi belli değil&rdquo; </em></p>
<p style="margin-left: 40px;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Onlar, Parisliler, Pont&ndash;Neuf&rsquo;&uuml; yıkmadılar, onardılar. &Uuml;stelik de bizim gibi, k&ouml;pr&uuml;lerinin tam karşısında, bir akşam vakti &uuml;zerine &ccedil;ıkılıp bakıldığında k&ouml;pr&uuml;den buharlaşıp u&ccedil;uşan <em>aura</em>&rsquo;nın<em> /Calvino&rsquo;nun G&ouml;r&uuml;nmez Kentleri&rsquo;ndeki her kadın kenti g&ouml;r&uuml;n&uuml;r kılan buğu/ </em>daha iyi g&ouml;r&uuml;lebileceği/fark edilebileceği, Galata Kulesi gibi bir kuleleri/şansları olmadığı halde. Onlar, &ldquo;sarhoşluğun/h&uuml;zn&uuml;n/sefaletin/eskinin i&ccedil;indeki atmosferin muazzam g&uuml;c&uuml;n&uuml; patlama noktasına getirecek, sıradan ve g&uuml;ndelikte yaşanılan her şeyi devrimci bir deneyime d&ouml;n&uuml;şt&uuml;recek&rdquo;, <em>dindışı aydınlanışın en g&uuml;zel &ouml;zneleri olan &acirc;şık insana</em>, Pont&ndash;Neuf&rsquo;&uuml; ve Paris şehrini miras bıraktılar. Biz ise Galata K&ouml;pr&uuml;s&uuml;&rsquo;n&uuml; yıkıp yerine buzdan bir yanardağ diktik. En &ccedil;ok sallanan beşiği, kırık d&ouml;k&uuml;k hali bile i&ccedil;inden onlarca Paris &ccedil;ıkarabilecek İstanbul&rsquo;u da, i&ccedil;inde zamanın bile canının sıkıldığı/uyukladığı b&uuml;y&uuml;k bir k&ouml;y kahvesi haline getirdik, getiriyoruz&#8230;<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Leos Carax, &ouml;ncelikle, ger&ccedil;ek bir kenti b&uuml;t&uuml;n&uuml;yle, i&ccedil;indeki t&uuml;m birikimiyle miras alabildiği i&ccedil;indir ki ger&ccedil;ek bir kentli olabilme şansına sahipti. Bu şansa, bir kente, bir insana, bir aşka, yani hayatın b&uuml;t&uuml;n&uuml;ne <strong><em>poetik bakma yeteneğini</em></strong> katarak <em>/bir kente her şeyiyle katışmaya hazır bir kentli sanat&ccedil;ı olarak/ </em>elindeki g&ouml;sterişsiz malzemeyle olağan&uuml;st&uuml; bir kolaj, bir kent/insan/aşk filmi yapabildi. <br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Devrimin gizil g&uuml;c&uuml;yle ilgili bir başka imge de, <strong>vahşi adamın</strong> &ndash;Hans&ndash; depoladığı uyuşturucuydu. Ger&ccedil;ek&uuml;st&uuml;c&uuml;lerin, &ldquo;devrimin bu manevi evlatlarının&rdquo; tatsız şurubu, kuşkusuz sarhoş olmak i&ccedil;in değil fakat, aydınlanma denen, &uuml;st&uuml; kendi benliğimizin kalın kabuklarıyla &ouml;rt&uuml;lm&uuml;ş inciyi, suyu bulandırmadan dipten &ccedil;ıkarıp alabilmek i&ccedil;in gereken bir &ldquo;&ouml;n eğitimdi&rdquo; sadece. Zaten Michelle Alex&rsquo;e kendisiyle uyumayı &ouml;ğrettikten sonra, uyuşturucular da, kışı daha rahat ge&ccedil;irebilmek i&ccedil;in gerekli paranın sağlandığı <strong>masum</strong> soygunların <strong>meşru</strong> ara&ccedil;larına d&ouml;n&uuml;şt&uuml;ler. <br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Film de devrimle ilgili bir diğer imge ise devrimin ta kendisiydi. Michelle&rsquo;in Julian&rsquo;ı g&ouml;z&uuml;nden vurduğu, sonrasında k&ouml;pr&uuml; de Alex ile i&ccedil;tiği birka&ccedil; şişe şarabın ardından başlayan devrim kutlamaları, gene uyuşturucu da olduğu gibi, &ldquo;sarhoşluğun g&uuml;c&uuml;n&uuml; devrime kazanmak&rdquo; i&ccedil;indi. Patlayıp s&ouml;nen sahte ışıklar altında bile olsa, Alex ve Michelle&rsquo;e hayat veren sihir <em>/o ana kadar bedbaht ve uyuşuktular/</em> belki de yalnız sarhoş bir g&ouml;z&uuml;n g&ouml;rebileceği, perdenin sağ &uuml;st&uuml;nde, g&ouml;ky&uuml;z&uuml;nde ışıyıp akan, parıltılı &ldquo;g&uuml;zel ırmak&rdquo;, L&eacute;th&eacute;&rsquo;ydi. Zaten bu ışık imgesi, filmin en uzun sahnesi olan devrim kutlamaları sırasında, nehirde ışıyıp akan, ışıyıp akan, ışıyıp akan parıltılı &ccedil;ağlayanlar şeklinde de s&uuml;r&uuml;p gitti. Nehrin kendisinin, devrimin, unutuşun/anımsayışın simgesi olduğunu s&ouml;ylemeye gerek var mı? Alex, Michelle&rsquo;le birlikte kendisini bu unutuşun g&uuml;zel ırmağına, ona, <em><strong>kadına</strong></em> neyi anımsatmak i&ccedil;in attı sanıyorsunuz ki! Michelle&rsquo;le yıllar sonra k&ouml;pr&uuml;de yeniden buluştuğu o karlı Noel gecesinde, tam yepyeni bir yılın başladığı anda, t&uuml;m kent/gelecek bu iki aşığa/devrimciye kalmış iken, Michelle&rsquo;in birlikte yaşanılmış/b&ouml;l&uuml;ş&uuml;lm&uuml;ş onca şeyi, katlanılmış onca acıyı ve dahası verilen k&uuml;&ccedil;&uuml;c&uuml;k bir s&ouml;z&uuml; <em>/o gece bir motelde sabahlayacaklardı/</em> unutması ve &ccedil;ekip gitmek istemesi<em> /ki geri d&ouml;nmeyecekti, Alex bunu hep bilmişti/</em> aslında Alex&rsquo;i şaşırtmamıştı. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; Michelle&rsquo;in birka&ccedil; saat &ouml;nce <strong><em>yeni </em></strong>g&ouml;zleriyle nihayet yapabildiği portre hi&ccedil; de ona benzememişti. O, Michelle&rsquo;in az g&ouml;ren/kırık fakat vaat dolu eski g&ouml;zlerini istiyordu, onu kucaklayıp nehre atlamadan &ouml;nce Michelle&rsquo;e ve t&uuml;m insanlığa ne olursa olsun vazge&ccedil;meyeceğini haykırdı:</p>
<p style="margin-left: 40px;"><em>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &ldquo;bir kadın aşkıma omuz silkerse<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; kederimden bir m&uuml;zik &ccedil;ıkaracağım<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; zaman boyunca yankıyan bir ırmak<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; kendimi unutarak yaşayacağım<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Yarı g&ouml;r&uuml;p unuttuğum y&uuml;z olacağım<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Yahuda olacağım, hain olmanın<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; kutsal yazgısını kabul eden<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; bataklıkta Caliban olacağım<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; bir paralı asker olacağım<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; korkusuz ve imansız &ouml;len<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Polykrates olacağım, kaderin geri g&ouml;nderdiği<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; y&uuml;z&uuml;ğ&uuml; g&ouml;r&uuml;nce dehşete d&uuml;şen benden nefret eden dost olacağım&rdquo; </em><br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; (Cemal S&uuml;reya&rsquo;nın enfes &ccedil;evirisiyle Federico Garcia Lorca&rsquo;nın &ldquo;Romaya Doğru Haykırış&rdquo; isimli şiirinden.)</p>
<p style="margin-left: 40px;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Fakat devrimle ilgili en b&uuml;y&uuml;k imge gene de ırmak değildi. Neydi &ouml;yleyse? Sorulur mu hi&ccedil;, ağlamanız gerekir. En b&uuml;y&uuml;k imge, en b&uuml;y&uuml;k başyapıt/is-yan/aydınlanış olan R&ouml;nesans&rsquo;ı, yıllarca kucaklamış, bağrına basmış, kollamış olan o efsanevi bek&ccedil;i, vahşi adamdı elbette. Ta en başından beri Carax, vahşi adamın kişiliğinde izleyiciye, &lsquo;en b&uuml;y&uuml;k kırılmışlık onunkisi, en b&uuml;y&uuml;k vaat de onun taşıdığı vaat olmalı&rsquo;yı inceden inceye hissettirse de, ipucunu, yani Hans&rsquo;ın R&ouml;nesans&rsquo;la <em>/bu en b&uuml;y&uuml;k devrim parıltısı, en kutsal aşkla/ </em>olan ilişkisini filmin neredeyse sonuna bırakmıştı. Ancak, Michelle&rsquo;e m&uuml;zenin kapılarını mum ışığında a&ccedil;an, onu aş-ka/devrime/R&ouml;nesans&rsquo;a omzunda taşıyan bu yaşlı/bedbaht adam, bu muhteşem bek&ccedil;i, Michelle&rsquo;in vefasızlığında <em>/yarım aydınlığında/ </em>o &ccedil;ok sevdiği karısını bir kez daha yitirir. Sunduğunun yanında, burnu hari&ccedil; eski karısını andıran Michelle&rsquo;den beklediği &ouml;ylesine k&uuml;&ccedil;&uuml;-c&uuml;k bir şeydir ki! Michelle ise, kısa, kupkuru ve olabildiğince sahte bir teşekk&uuml;rden hemen sonra k&ouml;pr&uuml;ye d&ouml;ner. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; Michelle, tarihin ve doğanın dayatması olan olguyu, hayatın/aşkın/devrimin ger&ccedil;ek y&uuml;k&uuml;n&uuml;n erkekte olduğu olgusunu ge&ccedil; anlayacak, ge&ccedil; kavrayacaktır. Artık y&uuml;z&uuml;nde ne utancı ne de kırılmışlığı gizleyecek yer kalmayan bu vahşi ve lirik adam, kendini L&eacute;th&eacute;&rsquo;ye, sonsuz vaade <em>/&ouml;zg&uuml;r anaya inen yokuştaki karısının en &ccedil;ok sevdiği yerden/ </em>g&uuml;n ışırken, kırılganlığın rengi olan sarı bir ışıltının ortasından hi&ccedil; d&uuml;ş&uuml;nmeden bırakıverdi. Bu hepimizin, t&uuml;m insanlığın utancını temizlemek i&ccedil;indi:</p>
<p style="margin-left: 40px;"><em>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &ldquo;Ama saydam elli ihtiyar<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Aşk, diyecek, aşk, aşk,<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Milyonlarca can &ccedil;ekişmesi i&ccedil;inde:<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Aşk, diyecek, aşk, aşk,<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Sevecenliğin titrek kumaşı i&ccedil;inde:<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Barış, diyecek, barış, barış,<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Bı&ccedil;ak &uuml;rpertileri ve dinamit yığınları arasında<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Aşk, diyecek, aşk, aşk,<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Dudakları bir g&uuml;m&uuml;şe d&ouml;n&uuml;şene kadar<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Bunları diyecek.&rdquo;</em><br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; (Cemal S&uuml;reya&rsquo;nın enfes &ccedil;evirisiyle Federico Garcia Lorca&rsquo;nın &ldquo;Romaya Doğru Haykırış&rdquo; isimli şiirinden.)</p>
<p style="margin-left: 40px;"><strong>D&ouml;rd&uuml;nc&uuml; &ndash; T&uuml;m Par&ccedil;a: Atlantik</strong></p>
<p style="margin-left: 40px;">Hayatımız ne zaman ger&ccedil;ekten bizim malımız olur, ya da biz hayatımızı ne zaman kendi malımız gibi hissederek yaşamaya başlarız? Alex ve Michelle&rsquo;i teknelerine alan yaşlı &ccedil;ift bu soruyu eksiksiz yanıtlar:</p>
<p style="margin-left: 40px;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &ldquo;Son y&uuml;k&uuml;m&uuml;z&uuml; boşalttık, atlantiğe gidiyoruz.&rdquo;</p>
<p style="margin-left: 40px;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Filmin finalindeki i&ccedil; i&ccedil;e ge&ccedil;miş bu iki kocaman imgeyle Carax, insanlığın ideali olan mutluluğun anahtarını verir izleyiciye. Se&ccedil;tiği yoğun ve kapalı imgelerle ise, bu idealin bir vaat olduğunu, tek tek bireylerin mutluluklarıyla ancak, mutlu bir geleceğin/toplumun kurulabileceğini, bu anlamda hayatın biricikliğinin ve her şeye karşın yaşanılasılığının altını son kez &ccedil;izer.<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ben tutup onun kapattığı bu imgeleri sizin i&ccedil;in a&ccedil;maya kalkışmayacağım. Hayatın/aşkın bir kolaj olduğunun bilinciyle, kendi anahtarımı sizin kapınızda denemeyeceğim. Bunun sa&ccedil;ma ve boşuna bir &ccedil;aba olduğunu artık biliyorum &ccedil;&uuml;nk&uuml;. Yalnızca iki k&uuml;&ccedil;&uuml;k noktayı vurgulamak istiyorum. Atlantik&rsquo;te bir ada, bir &uuml;lke değildir gidilen yer, adressiz, adresi kendi/benzeri olan yerdir ve &ldquo;soyuna soyuna deriye, onura, &ouml;zsaygıya varan&rdquo; bu insanlardan ikisi &ouml;l&uuml;me, ikisi ise hayata daha yakındır. Ama hepsinin aynı anda ulaştığı bu <strong><em>ayrıntısız</em></strong> mek&acirc;nda, &ldquo;insan iki kişi-dir, en azından iki kişi&rdquo;. Ama eğer Victor Hugo&rsquo;nun anahtarıyla a&ccedil;arsak bu imgeleri, hi&ccedil; es-kimeyecek, tanıdık bir s&ouml;zc&uuml;k buluruz orada:<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; <em>&ldquo;Herkesin i&ccedil;inde bir melek vardır. Melekler zahmetsiz yaşarlar. Zahmetli olan, i&ccedil;imizdeki meleği bulup &ccedil;ıkarmaktır. Bunun yollarından biri mizah, yani soyunmaktır. Melek dildeki eskitilemeyecek tek s&ouml;zc&uuml;kt&uuml;r. Melek mizahtır. O halde, mizah dildeki eskitilemeyecek tek s&ouml;z-c&uuml;kt&uuml;r. Mizah zahmetsiz yaşamaktır. Charlie Chaplin melektir, zahmetsiz ve dinamik yaşar. Charlie Chaplin&rsquo;in s&ouml;zl&uuml;ğ&uuml; yoktur. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; s&ouml;zl&uuml;ğ&uuml; tek eskimeyen s&ouml;zc&uuml;kten ibarettir: kendisi&#8230;&rdquo;</em></p>
<p style="margin-left: 40px;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Dilerseniz başı sonu i&ccedil; i&ccedil;e ge&ccedil;miş, bu par&ccedil;alanmış, sararmış, kırık kolajı, c&acirc;nım Edip Cansever&rsquo;le bitirelim:<em>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </em></p>
<p style="margin-left: 40px;"><em>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; İnsanlara uzaklık vurma<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ama herkes ki kendisi olsun<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Sonra herkes kendisi olsun<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Bir g&uuml;n herkes kendisi olsun.</em></p>
<p style="margin-left: 40px;">&nbsp;</p>
<p style="margin-left: 320px;"><strong>&nbsp;&nbsp;&nbsp; </strong><span style="font-size: smaller;"><strong><em>Ankara</em>, Haziran 1996 </strong></span><br />
&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ussuz.com/2010/02/kopru-ustu-asiklari-les-amants-du-pont-neuf/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Sesimdeki Çocuk</title>
		<link>http://www.ussuz.com/2010/02/sesimdeki-cocuk/</link>
		<comments>http://www.ussuz.com/2010/02/sesimdeki-cocuk/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 04 Feb 2010 23:10:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hüsniye Sakar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ussuz.com/?p=571</guid>
		<description><![CDATA[kendine hakim varlığıyla
oturdu odama
parıldayan g&#246;zlerimle baktım ona&#8230;
&#160;
konuşmak istedim
buluttan d&#252;şen
yağmurun hevesiyle
&#231;ırıl&#231;ıplak bir şiirle
inmek istedim 
toprağın bereketine
&#231;ocuk aklı deseler de 
&#231;ocuk gibi ben bu şiirde
&#231;i&#231;ek topladım sesime
&#160;
2 Ocak 2010
Maltepe / İstanbul 
&#160;
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="margin-left: 160px;">kendine hakim varlığıyla<br />
oturdu odama<br />
parıldayan g&ouml;zlerimle baktım ona&hellip;</p>
<p style="margin-left: 160px;">&nbsp;</p>
<p style="margin-left: 40px;">konuşmak istedim<br />
buluttan d&uuml;şen<br />
yağmurun hevesiyle</p>
<p style="margin-left: 40px;">&ccedil;ırıl&ccedil;ıplak bir şiirle<span id="more-571"></span><br />
inmek istedim <br />
toprağın bereketine</p>
<p style="margin-left: 40px;">&ccedil;ocuk aklı deseler de <br />
&ccedil;ocuk gibi ben bu şiirde<br />
&ccedil;i&ccedil;ek topladım sesime</p>
<p style="margin-left: 40px;">&nbsp;</p>
<p style="margin-left: 40px;"><em>2 Ocak 2010</em><br />
<span style="font-size: smaller;">Maltepe / İstanbul </span><br />
&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ussuz.com/2010/02/sesimdeki-cocuk/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Ay Hali</title>
		<link>http://www.ussuz.com/2010/02/ay-hali/</link>
		<comments>http://www.ussuz.com/2010/02/ay-hali/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 04 Feb 2010 23:04:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hakan Hakkı Cankatan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ussuz.com/?p=570</guid>
		<description><![CDATA[ocakta yemek
şubatta evlat
martta bir kedi
nisanda aşk
&#160;
mayısta abluka
haziranda zapt
temmuzda roma
ağustosta bağdat
&#160;
eyl&#252;lde leyla
ekimde avrat
kasımda ana
aralıkta bir ad
&#160;
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="margin-left: 40px;">ocakta yemek</p>
<p style="margin-left: 40px;">şubatta evlat</p>
<p style="margin-left: 40px;">martta bir kedi</p>
<p style="margin-left: 40px;">nisanda aşk</p>
<p style="margin-left: 40px;">&nbsp;</p>
<p style="margin-left: 40px;">mayısta abluka</p>
<p style="margin-left: 40px;">haziranda zapt<span id="more-570"></span></p>
<p style="margin-left: 40px;">temmuzda roma</p>
<p style="margin-left: 40px;">ağustosta bağdat</p>
<p style="margin-left: 40px;">&nbsp;</p>
<p style="margin-left: 40px;">eyl&uuml;lde leyla</p>
<p style="margin-left: 40px;">ekimde avrat</p>
<p style="margin-left: 40px;">kasımda ana</p>
<p style="margin-left: 40px;">aralıkta bir ad<br />
&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ussuz.com/2010/02/ay-hali/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>tabutumda hırsız&#8230;</title>
		<link>http://www.ussuz.com/2010/02/tabutumda-hirsiz/</link>
		<comments>http://www.ussuz.com/2010/02/tabutumda-hirsiz/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 04 Feb 2010 22:58:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ömer Ediz Yoraz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ussuz.com/?p=569</guid>
		<description><![CDATA[tabutumda hırsız, bir daha d&#252;ş&#252;n&#252;yorum..
dilenir soytarı, k&#246;r ve sapık dinler
su&#231;suzluğumu unutur.. yetişkin
şehir yeniden karşımda ışık
bulamaz.. ana dilim..
zengin ve militan r&#252;yamda 
teşebb&#252;s ettim sana, boynun
&#246;p&#252;ş&#252;me &#231;ıplak, fark yok, 
gelsem de ayrılırım..
damlayarak morarıyor g&#246;lge.. koşuyorum
sarhoşluğuna &#246;zlem.. her neyse sus..
kolay t&#252;keniyor aşk, ilk sigaramı 
yatıran kabus, fikir
yıldızlara &#231;akılı.. kendime 
karışıyorum.. arkada
fil izi..
geri d&#246;neceğim g&#252;n buluyorum, tozlu takvim 
yine [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="margin-left: 40px;">tabutumda hırsız, bir daha d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yorum..</p>
<p style="margin-left: 40px;">dilenir soytarı, k&ouml;r ve sapık dinler<br />
su&ccedil;suzluğumu unutur.. yetişkin<br />
şehir yeniden karşımda ışık<br />
bulamaz.. ana dilim..</p>
<p style="margin-left: 40px;">zengin ve militan r&uuml;yamda <br />
teşebb&uuml;s ettim sana, boynun<span id="more-569"></span><br />
&ouml;p&uuml;ş&uuml;me &ccedil;ıplak, fark yok, <br />
gelsem de ayrılırım..</p>
<p style="margin-left: 40px;">damlayarak morarıyor g&ouml;lge.. koşuyorum<br />
sarhoşluğuna &ouml;zlem.. her neyse sus..</p>
<p style="margin-left: 40px;">kolay t&uuml;keniyor aşk, ilk sigaramı <br />
yatıran kabus, fikir<br />
yıldızlara &ccedil;akılı.. kendime <br />
karışıyorum.. arkada<br />
fil izi..</p>
<p style="margin-left: 40px;">geri d&ouml;neceğim g&uuml;n buluyorum, tozlu takvim <br />
yine asık suratımda, kaynadık&ccedil;a g&ouml;&ccedil;<br />
m&uuml;mk&uuml;n şimdi şiir terbiyesi<br />
kim.. inanmadan budala..</p>
<p style="margin-left: 40px;">deniz durmaz hi&ccedil;bir cehennemden <br />
kabul g&ouml;rmeyince hı&ccedil;kırıksız hikayenin<br />
sonu.. hile yap, <br />
resmime sarıl <br />
k&uuml;&ccedil;&uuml;k avcı.. &ccedil;&ouml;plerinden<br />
kuleler deliyorum..</p>
<p style="margin-left: 40px;">sefilce işleyen g&uuml;nah defterim alfabetik k&ouml;t&uuml;l&uuml;kler doğuşunda.. <br />
g&ouml;rkemli bir otopsiyi hak ediyor bu beden..<br />
yazmazsam tadını alamam..<br />
sert cevaplar rengi..</p>
<p style="margin-left: 40px;">(kasım, 2009)<br />
&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ussuz.com/2010/02/tabutumda-hirsiz/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>
