Latest Headlines
0

Yeni Sinsiyet’in Seçkinlik Arayışı

Seçkinlik, saygınlık ve bu ikisi doğrultusunda oluşan statüko arayışı, Yeni Sinsiyet Tipolojisi’nin[1] kendini, arzularını ve hilebaz stratejilerini sisleyemediği, bu yönde dezenformasyon uygulayamadığı en belirgin konulardan biridir. Yeni Sinsiyet’in seçkinlik arayışı çoğulcu yaklaşımlarla tersleşen oligarşik bir düzeneğin kurulumunu içerdiği için Yeni Sinsiyet’in projelendirdiği hedef kitlesinde gecikmeli bir huzursuzluk yaratmaktadır. Yeni Sinsiyet’in niceliksel olarak hedeflediği “biz” söylemine ve retorik arsızlığına[2] uymayan niteliksel bir arayış, huzursuzluğun kök nedenidir. Bu his cehalet alanında -henüz- bütünlüklü bir “farkındalık” boyutuna gelemediği için çoğunlukla gecikmeli olarak duyulmakta, geçiştirilmekte ve büyük bir tepkisellik içermemektedir.

Önünde sonunda, hangi enstrümanları hangi amaçlarla kullanırlarsa kullansınlar, Yeni Sinsiyet tipolojisi ve nemalanıcıları kendilerini sağlama bağlayacakları bir ayrıcalık katmanını arzu etmektedir, bu durum gün gibi ortadadır. Arzu edilen kalıcılık  ve müstahkem mevki bizzat statükonun tanımında vücut bulmaktadır.

Devamı »

0

yüzüm: alnımın altyazısı

yüzüm: acının göçmen resmidir
renklerde yer değiştiren ayrılık
ne ev sahipleri kal der, ne o kalır
düşen şehirlerin saklı albümlerinden
göz ucuyla çıkarılır

yüzüm: karakalem cemredir çocuklukta
gençlikte halklar için yaralı
eskizler geçididir aşklarda
yaşlandıkça eşekarılı, uzun dilli

Devamı »

0

causam sui

bir sanrıyı tanrıyoruz törel bakışlı minyatürgi
karşı töz, tekil uzam; yok: bir doğuruk şey‘ler
gibi iç-içe kanlılık var zaman kansızlığına dil
besleyen gece büyü kin görkemi hayvancıllığın
ve: çarpışması karanlığın süresiz her mekanda
bir tanrıyı kuruyoruz törelbakışlıbüyükheykel

bir tanrıyı kuruyoruz törelbakışlıbüyükheykel
aldırtarak yerini anısı şapkalar altından suya
uzanıp uzasın ve kısalsın için daha da saçları
köklerinde apaçık göstergeler sırdan bir doğa

Devamı »

0

İki Şiir: “Acıyı Telaffuz”, “Küba Fatsa Arası”

Acıyı Telaffuz

Beni yatılı okulun askeri cinnetine sürdüler,
ah ki, kahırdan bir dizeye kırdılar beni.
Anama, avradıma, düşlerime,
ilk gençlik heveslerime sövdüler.

“Askerim, benim ağzım kuşlardan” mı demişti Edip.
Benim ağzım, kan revan düşlerle örülüdür hep,
on dördümde kırılan ön dişlerimin hatrına, kavgada.

Devamı »

0

ŞAİR ÇALAR, ŞAİR OYNAR

Şairlerin hali çok acıklı doğrusu. Bazen traji-komik duruma da gelebiliyor. Çünkü şiir okuru falan yok bu ülkede, kayda değer sayıda. Bu yüzden de şairler kendileri çalıp kendileri oynuyorlar ne acıdır ki.

Ne büsbütün içinde ne tamamen dışında” olduğum şair ortamına, artık acıyarak bakmaya başladım açıkçası.

Ece Ayhan, Turgut Uyar, Cemal Süreya gibi büyük şairlerin şiir kitapları bile, senede bin tane satılmıyor. Bildiğim kadarıyla, istisna olarak, sadece Nazım Hikmet ve Yılmaz Odabaşı’nın şiir kitaplarının satışı, yıl içinde birkaç bin sayısına ulaşabiliyor. Edebiyat dergilerinde düzenli olarak şiir yayımlatan, şiir yıllıklarına giren şairlerin çok ünlü olanlarının dışındaki şairler, yayınevlerine kendi ceplerinden para vererek kitaplarını bastırmak zorunda kalıyorlar. O kitaplar da ancak 500 tane basılabiliyor, satmayacağı için. Dağıtımcıların çoğu, satılmadığı için, bu kitapları dağıtmaya yanaşmıyor. Kitapçıların çoğu da şiir kitapları satılmadığı için, çok ünlü ve satan şairlerin kitapları dışındaki şiir kitaplarını almak istemiyor.

Devamı »

2

Burada ve Orada Sonralar Üzerine

Renkler, sevinçlerini topladı; tortusu, ağırbaşlı yalnızlık…

Ben ağırbaşlıyım, daha fazla konuşamam dedi, Ebabil Kuşu. Gülümsedi, yapıların erkek meleği Yargıç Pinard.

Keşke bu kadar ağırbaşlı susmasaydınız, dedi, Küflenmiş Odaları Kireçleyen Mürekkep.

Ve ekledi: Oysa asıl kurban sizdiniz!

Düşünsenize: Işığın ölü noktasındasınız. Yüzleşmek için yaşamla, başkalarını anlamaya çalışıyorsunuz.

Soyunmuş duvarlar çeliğine su verilen iyinin süsünden.

Yıkanmalı ve arınmalı artık delisi ölü algılar, diye bağırıyorsunuz.

Sonra, birçok anlam tek bir sonuç doğururken ve anlamlar yalnızca bir sonucun yorumlar sevinciyken bize gerekli olan ayrıntılarıdır, gerçeğin sayfasında olması gereken, diye söyleniyorsunuz. Anlamların ağrısına bir tutam sempati sürüyorsunuz ve büyük bir gururla, kutsanmış boşluklar ayetlerini armağan ediyorsunuz, yazmalar verandasında bekleşen yağmursuz kalplere.

Devamı »

0

SIFIR İNÇ

halmiş avunt saraylarına sultan olmak unut çocukların
bir atlas ikindisi doğrulduğu çöl kadar ona sularca çöl
(oysa çoğul bir kadını yas tuttuk biz alnımızda üç gece)

şimdi yosmalar ve itler nehri cennet-i cehennemin
içini ağlıyor bir sesin içini ağlayan bir sesle ve
açılıyor mekanik dalgasını kuruntu çalarsaatin:

Devamı »

1

Kımıltı

deprem fısıldaması bütün pozlarda
yağmur kesiti gözler

yürüdük yüzlerin meyvesi güneşe sunulu
nefesimizde, konup kalkması yasak kuşların
yürüdük ve düşlerin uyumu yasası
en uzun renkle bozduk

Devamı »

0

Şiirlerini Çekmecelerinde Saklayanlar

Şiirlerini çekmecelerinde saklayan kadınlar sevdim.

Her ay sonu maaşları tükenirken annesi ve kız kardeşiyle kavga edenler. Oysa çok bir şeyler almazlardı kendilerine. Nemlendirici krem, çorap, yazları ve ay başı günlerinde fazladan iç çamaşırı hepi topu. Kız kardeşleri okuyordu hala. Bitiremedikleri fakültelerde veremedikleri dersler vardı. Hocalarına istediklerini veren bu kızlar, bir dersi nasıl veremiyordu öğrenemedim. Anneleri ise kuş gibi. Evden eve gezmelerde. Mualla Hanımlar, Müjgan Teyzeler, Aytenlerin kayınvalideleri, Şulelerin üst kattaki komşuları…

Akşam evlerinde toplandıklarında aynı masada üç tabak. Üçü de farklı köşelerde; Üç farklı hayat.

“Yarın Neclalara gideceğim. Lale’nin gelinini de göreceğiz. Küçük olanı evlendirdi iki ay önce. Beşiktaş’ta nikah yaptılar, gidemedik. O gün babanızı ziyaret edeceğiniz tuttu. Yaşasaydı yüzüne bakmayacaktınız adamın. Ölünce herkes kıymete biniyor. Ben ölünce bana gelmeyin de bak ne yapıyorum sizi.”

Devamı »

0

Tamer Gülbek, “Güven Park” ve “Şiirle Tutulan”

Devamı »

Toplam 31 sayfa, 10. sayfa gösteriliyor.« İlk...891011122030...Son »