Latest Headlines
0

SIFIR İNÇ

halmiş avunt saraylarına sultan olmak unut çocukların
bir atlas ikindisi doğrulduğu çöl kadar ona sularca çöl
(oysa çoğul bir kadını yas tuttuk biz alnımızda üç gece)

şimdi yosmalar ve itler nehri cennet-i cehennemin
içini ağlıyor bir sesin içini ağlayan bir sesle ve
açılıyor mekanik dalgasını kuruntu çalarsaatin:

Devamı »

1

Kımıltı

deprem fısıldaması bütün pozlarda
yağmur kesiti gözler

yürüdük yüzlerin meyvesi güneşe sunulu
nefesimizde, konup kalkması yasak kuşların
yürüdük ve düşlerin uyumu yasası
en uzun renkle bozduk

Devamı »

0

Şiirlerini Çekmecelerinde Saklayanlar

Şiirlerini çekmecelerinde saklayan kadınlar sevdim.

Her ay sonu maaşları tükenirken annesi ve kız kardeşiyle kavga edenler. Oysa çok bir şeyler almazlardı kendilerine. Nemlendirici krem, çorap, yazları ve ay başı günlerinde fazladan iç çamaşırı hepi topu. Kız kardeşleri okuyordu hala. Bitiremedikleri fakültelerde veremedikleri dersler vardı. Hocalarına istediklerini veren bu kızlar, bir dersi nasıl veremiyordu öğrenemedim. Anneleri ise kuş gibi. Evden eve gezmelerde. Mualla Hanımlar, Müjgan Teyzeler, Aytenlerin kayınvalideleri, Şulelerin üst kattaki komşuları…

Akşam evlerinde toplandıklarında aynı masada üç tabak. Üçü de farklı köşelerde; Üç farklı hayat.

“Yarın Neclalara gideceğim. Lale’nin gelinini de göreceğiz. Küçük olanı evlendirdi iki ay önce. Beşiktaş’ta nikah yaptılar, gidemedik. O gün babanızı ziyaret edeceğiniz tuttu. Yaşasaydı yüzüne bakmayacaktınız adamın. Ölünce herkes kıymete biniyor. Ben ölünce bana gelmeyin de bak ne yapıyorum sizi.”

Devamı »

0

Tamer Gülbek, “Güven Park” ve “Şiirle Tutulan”

Devamı »

0

Ayakkabı Teki

Otobüsün üst katında en öndesinizdir. Yaşadığınız şehrin, hatta ülkenin eğlence merkezine doğru yol alıyorsunuzdur. İçiniz kıpır kıpır, umut ve arzu doludur. Uzayıp giden yol, bir gün öncesinin yağmuruyla ıslaktır. Birden otoyolun ortasında bir işçi çizmesi teki görürsünüz, sarıdır. Öylece orada durmaktadır, hızla üzerine gelen arabalara aldırmaksızın… Belki de sahibi gibi kaybedecek bir şeyi kalmadığından öyledir diye geçer aklınızdan. Henüz beş dakika bile geçmemiştir ki, bu defa siyah bir erkek ayakkabısı teki görürsünüz. Demek ki ıslaklıkta sadece solucanlar çıkmazmış ortaya, bunu düşünürsünüz. Ama bu içinize sinsice sokulan hüznü dağıtmaya yetmez. Bilmeseniz de hissedersiniz: hazırlıksız ve acele biten yaşamdır ayakkabı teki, yersiz ve kesin ayrılıktır.

Devamı »

1

Yeni Sinsiyet Tipolojisi’nin “Biz” Söylemi ve Retorik Arsızlığı

Yeni Sinsiyet olarak kavramlaşan tavrın projelendirdiği birliktelik görüngüsü, hayret verici bir biçimde “tipoloji” tanımıyla çelişmektedir. Yeni Sinsiyet ve Bazı Enstrümanları* adlı yazımda bu durumdan kısaca bahsetmiştim. Şu an okumakta olduğunuz yazıda ise söz konusu “kök çelişki”nin ya da “kök yanılsama”nın salınımlarından, Yeni Sinsiyet’in sentetik yüzlerinden ve haysiyetsizlikle çoğalan, yaygınlaşan “biz” söyleminden bahsetmeye çalışacağım.
Yeni Sinsiyet’in çeşitli enstrümanlarını kullanarak “cehalet alanı”nda icra ettiği girişimler ve bu enstrümanların işlediği çürük değer yargılarıyla ateşlenen yandaş-paydaş etkileşimleri, söz konusu alanın bir ortama dönüşüm sürecini tamamlamıştır. “Cehalet ortamı” şeklinde ifade ettiğimiz bu oluşumun tamamlanmasının hemen ardından -kendi tanımıyla çelişen- yeni bir tipolojinin çerçevelenmesi de kaçınılmazdı.
Yeni Sinsiyet’in oluşturduğu -şimdilerde belirgin bir şekilde niceliksel geçerlik kazanmaya başlayan- tiplojiyi incelediğimizde söz konusu birliktelik biçiminin zihinsellik boyutunun olmadığını görürüz. Ortamdaki tüm etkileşimler cehalet ve türevi tözsüz söylemlerle yapay bir şekilde hızlandırılmıştır.  Bu nedenle Yeni Sinsiyet’in uygulayıcılarının ağzına dolanan “biz” söyleminin niteliksel bir derinliğinin olmadığı aşikârdır.  Yeni Sinsiyet tipolojisinin “biz” söylemi -her şeyden önce- liyakata dayalı değildir. “Kifayetsiz bir muhteris” olmak, Yeni Sinsiyet’in aradığı, cehalet ortamına katabileceği en elverişli ve yaygın karakter olumsuzluğudur, kullanım potensiyelidir.

Devamı »

1

Merdiven

dedi ki ya da dada ki
merdiven
ey su üstünde sanki
taşa yürürbasar insan
bir kedikara tırmansın için
son basamağa çıkmaya
ve
kendine bakmaya korkarsın
inatçısın madem
bari gözlerin sürmeli olsun

Devamı »

0

Tutulma

baştan aşağı deniz kokan bir adamla tutuldum sevmelere
tek bir gecenin içinde aşk oluncaya dek konuştum kendisiyle
içtiğim tek şekerli bir çay keyfinde
bindiğim bir vapurun efkarla üflediği nefeste
geceye dökülen şarabın şehvetinde
kan ter içinde uyanan bedenimde

baştan aşağı deniz kokan bir adamla tutuldum sevmelere
bağladı beni mavi bir iple galata da ölüm inerken sesime
dalga dalga gelen yalnızlığımda bile
aynadaki sırrım ile
gözlerimin ferinde
kanımdaki kırmızı büyüde

Devamı »

0

Ölü Kanatlar

pas tadının altında
kanın ve yosunun
kırmızı yeşil karışımı yazılır
derinin üstüne
his yitirir kimliğini
mekanik bir sese bozar
ani bir titreme konar
omurgasına gecenin
terk ediş başlar sabahı
kulak çınlaması
çığlıksız susar

Devamı »

0

Hafif Bir Esinti Gibi

Çeviren:
Hasan Ağan Karaduman

Çırılçıplak duruyor karşında öylece
seyredebilirsin onu, tadabilirsin de
ama o sana gelir
hafif bir esinti gibi
içebilirsin onu, alabilirsin de şefkatle kollarına
nasıl tapındığın da önemsiz
dizlerinin üstüne çöktüğün sürece.

Böylece diz çöktüm orada, deltada
alfada ve omegada
nehirlerin ve denizlerin beşiğinde
göklerden gelen bir kutsama gibi
bir anlığına
iyileştim ve kalbim huzur içinde.

Devamı »

Toplam 31 sayfa, 5. sayfa gösteriliyor.« İlk...34567102030...Son »