Ussuz Sözlük

Acı | Açıklık-KapalılıkAnlam | Arkadaş | Aşk | Atalet | Bach | Charles Baudelaire | Claude Estaban | Çılgın Nar Ağacı | Datça | Dil | Durugörü Cinneti | Ece Ayhan | Edip Cansever | Etik | Faşizm | Friedrich Nietzsche | Garip | Georges Simenon | Gilles Deleuze | Gösteri | Göstergenin Nedensizliği | Hayati Baki | Hüzün | Issızlık | İkinci Yeni | İktidar | İlhami Çiçek | İlhan Berk | İmge | İnsan | Kafka | Kapitalizm | Küçük Adam (Öğretmen) | Madde ve Eylem | Medeniyet | Kavram | Magda Szabô | Paul Klee | Roman | Öykü | Salvatore Quasimodo | Servet-i Fünun | Sevgi | Sevim Burak | Söz | Sözcük | Simge | Şair | Şeyh Galip | Şiir | Tanzimat | Thomas Bernhard | Turgut Uyar | Türk Dili ve Edebiyatı | Ussuz | Uçurum | Uçurumdan Atlamak | Uyuyan Adam | Varlık | Yapıbozum | Yunus Emre | Zafer Ekin Karabay | Zaman |

1. Tüm algıyı ve kavrayışı kendi kılan, benliği benlik dünyayı dünya olmaktan çıkaran yakıcı, ölümcül sızı. (Esen Yalım)
2. Maddi ve görünür sebepler olmaksızın, yaratıcı veya yıkıcı olabilecek, ruh durumu. Vallejo, “en dipten başlayarak acı çekiyorum, yalnızca acı çekiyorum bugün … benim acım … göçmen kuşların bıraktığı tarafsız yumurtalardandır” diyerek acıyı tanımlamıştır. Elbette burada yaratıcı acıdan söz ediyoruz, Camus’nun çektiği acı ile, Kafka’nın çektiği acının kendisidir bu, yaratıcı acı, trajikomiktir. (Özgür Temiz)
3. Doğa koşul hariç, “birey öz” duyumsanmış olanın olumsuz sonuç bildirimi başka öz´lerce; birimi, vicdanlı ve onurlu şair üzre her çağda baskın kalan. (İbrahim Azar)
4. Geldiğinden gideceğine çekil, -miş bir müddet; kendisinden kaçınıldığında, haps olduğu kişinin Ölgün Zaman. (İbrahim Azar)

Nedir bunun anlamı? Anlıyorsam açıktır, anlamıyorsam kapalı.

Benliğin inşa’sı dil’in ve mantık’ın temelinde aile ve toplum tarafından “eğitilme” ile “işleme” ile tamamlanan ve ferdin çevresine uygunluğunu sağlayan medeni ve edilgin bir süreçtir. Kapitalizm çağında ferdin “pazara çıkartılmaya hazır halde”-oluşu “bilinç”’tir, Şerifimizin söylediği gibi. Benliğin inşa’sı tamamlanınca ferd için “Pazar”’da değerlenmeyenler muamma haline dönüşür.

Kendilik benliğin örtüsü altında, benliğin karanlık toprağında gömülüdür. Arapça ifadesiyle kâfir’dir. Kendilik ezeldedir ve ebeddedir. Kendilik “hikmet”’tir ve bu nedenle gayri medenidir, bozguncudur, eş deyişle “karşı-bilinç”’tir, “gözübozuk kedinin fırsat bildiği”’dir, Karavinimizin söylediği gibi. Muamma kendilik için mevsimsiz sıcaklık ve kara ışıktır.

Ferdin inşa edilmiş hali “ben” ile varoluş hali “kendi” arasındaki farklılık çatışır muamma karşısında.

Olup biten her şey muammaya dahildir. Bir şeyin neliği, işaret ediliyor oluşu, anlamı. “Nedir bunun anlamı?” sorusu anlaşılabilir bir değerler düzeninin kabulüyle sorar ve kördür. Akıl yürütmenin üç adımı tökezlediğinde, tüm değerlerin yenilenmesi göze alınamayacağına göre, açıklık kapalılık belirlenimi gerçekleşir. Muamma ile karşılaşan bilincin eylemini belirleyen benliğin emniyeti ve kapitalizmin devamıdır. Barbarlar hendekleri, kale kapılarını ve medeniyeti aşamazlar.

Kapitalizm iğreti universalizmdir. Her şeyi alır, kendine dahil eder, değerler; eylemi, aşkı, şiiri…piyasa için dönüştürür, fakat Şerifimizin söylediği gibi “günün boşlukların”’da* ve Karavinimizin söylediği gibi “ineklerin kara olduğu gece”’de** eksiktir. Kendilik sebebi hikmetini bu aydınlık gecede ve kör günde bulup düşürür dildandaki nöbetçiyi, miftahı çalar. Barbarlar içerdedir artık, kale yanmakta.

Şiir eğitilmiş, işlenmiş bilinçte en fazla incelmiş bir zevktir. Şair duygularını güzel bir söyleyişle ifade eden zarif aşık. Hakikatte onlar için şair koyun sürülerine dalan kurttur, şiir vahşet. Ecemiz de bir yerde muhakkak “üstü kalsın” demiştir. Neyin anlamı var? Açık olan ne, kapalı olan ne? Şiir çetrefil muamma, şair kâfiri dünyanın.

* Şerifimiz, Şerif Yıldırım Tatay. Alıntılar, www.ussuz.com ‘da yayımladığı “Günün Boşlukları” şiiri ve ussuz sözlükteki “Kapitalizm” maddesinden.
**Karavinimiz, Janset Karavin. Alıntılar, www.ussuz.com ‘da yayımladığı “üçiŞŞŞ” şiirinden.
(Metehan Karaduman, Nisan 2009)

Anlam

Arkadaş
Akıl ve sevgi ile kendimize kattığımız ve koruduğumuz değerleri paylaşmak istediğimiz insanlardır. (Serpil Güven)

1. Sonsuz düz bir ovanın tanıdık gelen canlıları ve nesneleriyle seyredeninde yarattığı nefes kesikliği. (Esen Yalım)
2. İç kapı gözüyle, dış kapı gözünün; bakışım esası: İnce. (İbrahim Azar)
3. Nesnesinden kurtulma ve nesnesini yok etme eğilimi taşıyan hedefsiz, yönsüz nadiren karşılaşılan mevsimsiz duygu. (Esen Yalım)
4. Çoğunluk için sıradan şarkı sözleriyle beslenen geçici heves. (Esen Yalım)

Varlıkların nesnelerine yönelik bilme elde etme kullanma arzusu tükendiğinden herhangi bir erime güdülenemeyen, bu hal adına yaşamak da denilen süreçte ağır ağır ve kesintisiz biçimde kendiliği kuşatarak ancak tükenişin sonlandığı anda fark edildiğinden herhangi bir çıkışa yönelme imkanı da bulamayan kişinin, gündelik ve acımasız kamu bilincinin tembellik etkinsizlik işlemezlik gibi bir eylemden kaçınma bir eylemin yokluğu kategorisine iterek cezalandırdığı ve bedenle kayıtlı bilincin ontolojik çaresizliğinin inkar edilmesi suretiyle inşa edilen kendilikten uyanışı topluma karşı müeyyidesi hor görme olan bir suça dönüştürdüğü, basit ve mutlak anlamda zaman-lı ve mekan-lı oluşunun eylemine verilen isim, başka bir deyişle süre duran mutsuz bilincin ölmek eylemine doğru tamamlanmakta olan eyleminin ya da can çekişen bedenlilik hal-eyleminin ismi. (Metehan Karaduman)

Arp dizlerine düşüp saçlarının bağını çözdükten sonra
bir daha dokunmamıştır.Hiçbir şeye dokunmamanın,
hiç bir yerde kalmamanın müzik-oluş halinde, telaşında
sessizliğinin, bir daha dinlememiştir müziğini.
Sadece yazmıştır bir daha nefes alamayıncaya kadar.
Ne bir daha keman ne bir daha klavye.
Telleri koparana kadar “cromatic fantasy”, çal bir daha. (Metehan Karaduman)

Tanrı´nın ölümüne ki, sebebiyet veren adam; ´´Melodram´da Flüt´´ duyabildiğim, ayrıca. (İbrahim Azar)

“Sabahın Basamaklarında” şu iki dizeyle başlıyor (dizeler ilerlerken yavaş yavaş günün ucu ufuktan kalkıyor):
“Sözcükler orada, büyük şeyler gibi
bellekte kımıltısız, ama yaralıyorlar hâlâ” (Nalân Karaduman)

Elitis şiiri. Materyalist olarak şiir dendiğinde, ruh, tanrı ve diğer madde dışına işaret eden vurguları taşımaksızın duygu derinliğini görebileceğimiz inci tanesi, söz tasarrufu şiir. (Özgür Temiz)

Can Yücel hazretlerinin ebedi olarak bulunmakla şereflendirdiği güzel kıyı kasabası. Turist akınına uğramış olmakla ünlense de sonsuza dek ilk anlamı dışında gerçek bir anlam aramaya ihtiyacı olmayan bir yerdir. (Özgür Temiz)

İnsanların duygu, düşünce, dilek ve tasarımlarını anlatabilmek için kullandığı işaretler dizgesidir. Toplumsal ve soyut bir dizgedir. (Erdoğan Kul)

Etin et, kanın kan ve genel olarak maddenin madde, dışında bir şey olmadığının anlaşıldığı trajik zamanda konumlu duraklama anında şairin durumu. Şair, en maddi ve en basit anlamında olguyu görmesi sebebiyle imgeye yol alabilmektedir; bu durugörü olduğu gibi yazmaya dönüştüğü anda olgusal anlamını dahi dışlayarak durugörü cinnetini ifade eder. çünkü yazmak başlıbaşına bir cinnet halidir -karşılaştırınız, tecim-. (Özgür Temiz)

Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatının “şair”i. (Erdoğan Kul)

Şiirin en sabırlı damarı olabilmiş şair. (Erdoğan Kul)

Şiir tarihimizde akla hemen Ece Ayhan’ı getiren sözcük. (Erdoğan Kul)

Faşizm insan davranışının öyle bir biçimidir ki, konuşmaya bir şekilde yetkisi olanın söz ve eylemleri, her konuda, hakikatten boşaltılan yere yerleştirilir. Belirlenen herhangi bir şahsın histerisi, hem belirli bir durumda hem de genel planda, insan yaşantısını düzenleyen kuralların yapı taşı kabul edilir. Faşzm öyle bir kapristir ki, zaten zamana hapsolmak anlamına gelen bedenler, herhangi bir anda, geçmiş ya da gelecek olarak ya da şimdi olarak belirlenecek kapalı bir zaman emrini, hep ondaymışçasına benimseyip, ne zaman değiştirileceği belli olmayan bu emri, sonsuza dek böyle uygulanacakmış gibi, kendilerine mal etmelidirler. Hakikat neyse, faşizm onun tersidir denebilir. Faşizm ile “bedenler” kendilerini “ahlak”tan yoksun bir yaratıcıya teslim ederler. (bkz. medeniyet ve kapitalizm) (Şerif Yıldırım Tatay)

Kendi dürüst, trajik yoluna saptırılamazcasına düşen, ‘hakikat’ın tadını gerçekten tadabilen, bu yüzden de yaşamını acılaştırmayı asla kabul etmeyen Zerdüşttür o! (Fadime Kılıçoğlu)

Garip
1- Türk edebiyatında bir dönemi ifade eder. Cumhuriyetin ilk dönemlerinde dilde arılık biçemde sadelik olarak kendini göstermiştir. Bu sadelik ilk dönemlerinde şairane olana karşı bir tepki olarak ortaya çıktığında verimli olmuştur. Türk şiirinin kendini bulması yolunda ikinci yeninin doğuşuna hazırlık yapmıştır. Ancak, Türkiye’deki insanların yarısından fazlasının kendisini şair ilan etmesi ile ilişkisi göz önüne alındığında, şiirin anlaşılması nın ve gerçek şiirin ortaya çıkmasının önünde önemli bir direnç noktasıdır. Orjinal ve kendi içinde tutarlı verimli olan bu akım bugün, alt alta yazılan duygulu ifadelerin şiir olarak adlandırılması hastalığının masum taşıyıcısıdır. (Özgür Temiz)
2- “Gurbette olan kişi”, “batıya gitmiş olan” anlamları yanında “acayip”, “alışılmadık” anlamını da vermektedir. Sözcüğün tüm anlamları şiiri çağrıştırmakta ve şairane olanı kendisinde barındırmaktadır. 1 inci açıklama dikkate alındığında “Garip” adlı edebiyat akımının anlaşılması kolaylaşacaktır. (Özgür Temiz)


Kederi adam gibi taşıyan Maigret mi, Simenon mu? Kim? (Nalân Karaduman)

Gösteriş için çıktığını her vesileyle belli eden sermaye dergilerinden biri. (Erdoğan Kul)

Gösterenle gösterilen arasındaki ilişkinin temel niteliğini açıklamak için kullanılır. Dil açısından düşünürsek, sözcüğün kendisi ile işaret ettiği anlam/kavram arasında kurulu olan ilişkinin kendiliğinden ve zorunlu değil, uzlaşımsal ve saymaca olduğu anlaşılır. Bir varlığa, bir kavrama belirli bir sözcükle işaret etmemiz için o varlığın, o kavramın kendisinde bizi buna zorlayan bir durum, bir neden yoktur. Eğer sözcükle anlam/kavram arasında zorunlu ve kendiliğinden bir ilişki olsa idi dünyanın tüm dillerinde aynı varlıklara aynı adlar verilirdi. Oysa Türkçedeki “yaşam”, Arapçadaki “hayat”, Almancadaki “das Leben”, Fransızcadaki “la vie”, Rusçadaki “жизненный”, İtalyancadaki “vita”, İngilizcedeki “life” sözcükleri aynı kavramı adlandırmak için kullanılan farklı farklı göstergelerdir. Bu çeşitlilik ve farklılık, temeldeki “nedensizlik”le ilgilidir. (Erdoğan Kul)

İntihar eden şairler ve öldürülen şairler alt başlıklarıyla Şiirin Kesik Damarları adlı iki ciltlik dünyanın tek örnek antoloji-kitabını yazmış, ancak ölmeden yağmalanamayacağı düşünüldüğünden edebiyat otoritecikleri tarafından bir süre daha görmezden gelinmek üzere uzlaşılmış Türkiye’nin gerçek anlamdaki tek nihilist şairi ve şiir kuramcısıdır. Şair ve Otorite, Şiir ve Yanılsama kitabı yanında, Türk şiirinde yüz yıl daha anlaşılmaksızın gömülmek üzere sözleşilmiş Harfler Kitabı baş yapıtıdır. 4 yıl sonra ilk defa bir dergide yayımladığı şiiri Cumhuriyet gazetesi tarafından ayın şiiri olarak değerlendirilmiştir. Ancak bu metinde bile gazete adını geçirtmek zorunda kaldığından bu ünvana şunu demek yakışıyor, “yine de şiir kazanmamıştır.” (Özgür Temiz)

1- Var olmanın, ‘olmadı’ların ve aşkın her umutsuz biçiminin yarattığı, sebebini yok sayan, giderilemez, dindirilemez duygu; incelip de kopamamanın insan hali. (Esen Yalım)
2- “Her şey, benimsediğin oranda gelişir”e en yakın-duran sonuç; acı. (İbrahim Azar)
3- “Şimdi” kılınmış an’dan içre, izlere taşınmak yâ´da; üzünç. (İbrahim Azar)
4- İç-dış yüze damılmış yaş tebessümlerini sevdiğimiz… (İbrahim Azar)

Bilinir biçimlerinde duymayı, görmeyi ve giderek yaşamayı engelleyen çınlama. (Esen Yalım)

Türk şiirindeki tek gerçek açılım. (Erdoğan Kul)

Toplumsal kişinin kendini yaratma biçimi. Toplumsal kişi yeni bir yaratılış talep etmez; kendini yaratma usullerini içgüdüsel olarak bilmektedir. Toplumsal kişi için çalışmak kutsaldır ve her şeyin üzerindedir; çünkü içinde kendi yaratılışını barındırır: sürekli, inançlı “iktidar mücadelesi”. (Şerif Yıldırım Tatay)

“Yalnız hüznü vardır kalbi olanın.” 29 yaşında iken hayatta bulunmaktan vazgeçen, yanlış evrene doğmuş, yanlış evrenden insanlık hallerini içine sindirememiş bir köy çocuğu. Acı katıksız bir biçimde elmaslaşır şiirinde, ancak umudu yanlış yerde aramasının bedelini kendi eliyle ve hayatıyla ödedi. Hepimizin yerine, hepimizin yerine. (Özgür Temiz)

Şairlerin en uzun boylularından. Gölgesi, su birikintilerinin dibinde gezinir. (Erdoğan Kul)

1- Şiirde, “anlamı kendisi” olan temel birim ya da temel kurucu öge. (Erdoğan Kul)
2- Şiir evreninin canlılarından en önemlisi. İmgenin hayata gelmesine aracı olan şairden ve içine doğduğu şiirden ayrı bir hayatı olduğu gözden kaçmamalıdır. İmgeler, bir dilin ve o dili konuşan insanların üzerinde yaşadığı zihinsel zemini de oluşturur bir yandan; milli şuurun yapıtaşlarıdır. (Böylelikle kendi dilinin imgelerine en fazla hakim olanların “gerçek milliyetçiler” olduğu da ileri sürülebilir.) (Şerif Yıldırım Tatay)

İmgeci Sosyalist Şiir
Biçimde imgeci, içerikte sosyalist şiir. Diyalektik gereği Şiir’in değişim-dönüşüm sürecinde artık ‘imge-yoğun’ olmayan bir metin şiir değil manzume olur. Yani ‘şiir imgelerle yazılır’. ‘İmgeci Toplumcu (Sosyalist) Şiir’ savını ortaya atmam da imge-yoğun şiir anlayışının gerek-şart olduğunu hala ıskalayan ve 70′lerdeki slogancı ve sekter şiir anlayışının aşamamış ‘kaba toplumcular’ diye tanımladığım şairlerden ayrı durmak amacıyladır. (Serkan Engin)

Varoluşun sızı olarak duyumsandığı az bulunur vicdan. (Esen Yalım)

İnsanları birbirine yaklaştıran ne varsa ona bir pazar fiyatı belirlenerek, insanların arasına bir engel olarak konmasıdır. Medeniyet ve halkikatin bu en büyük düşmanının en esaslı yardımcısı da faşizmdir. Faşizm ile “kısır” zamansallığa hapsedilen bedenler, en uygun “zamana” geldiklerinde, en uygun biçimde pazara çıkartılmaya hazır hale getirilir. (bk. medeniyet ve faşizm) (Şerif Yıldırım Tatay)

Bir fıçı gibi olduğun,bir fıçı gibi düşündüğün,bir fıçı gibi eğittiğin için,yapaylığını sahte gülümsemenin ardına gizliyorsun. (Fadime Kılıçoğlu)

Maddenin doğası, varlık’taki yeri üstüne söylenmiş olanlara ek olarak;Şiirin maddesi “söz”dür. Söz söylendikten sonra maddeleşir, ancak söylenmeden önce bu “olası madde” olarak adlandırılabilir. Nerede madde varsa, orada eylem vardır; ya da eylemle karşılaştığımızda bunun maddenin bir ürünü olduğunu tespit etmemiz gerekir. Söz dile geldiğinde maddenin bütün olanaklarını, eylem ve bir eylem türü olan eylemsizliği beraberinde getirir. Söz, her ne kadar soyut bir alandan hareket ederse etsin, sonunda madde olarak karşımıza çıkar. Onu anlamamızın biricik sebebi budur. (Özgür Temiz)

Düşünmedeki hız ve keskinlik ölçüsünde yaratılabilir ya da yok edilebilir düşün aracı. (Esen Yalım)

Her gün yanı başında olduğunu sandığın kişi açtığında kapıyı, ardında ne var? Hiç bilemez insan. (Nalân Karaduman)

İnsanların birlikte yaşamaları eylemi. Bu eylemi destekleyen, insanların işini kolaylaştıran, onlara “uyan” her insan eylemi ve düşüncesi “medeni” olarak tanımlanabilir. Örneğin üzerine oturmak için yapılan hasırdan bir tabure, insanlar tarafından benimsendiyse, medeniyete katkı sayılır. Çünkü insanları bir masanın etrafında oturarak çay içme eylemi esnasında “uygun” bir biçimde bir araya getirir. İnsanların birbirlerine ve başka şeylere olan sevgi ve sakınmalarını destekleyen her şey, medeniyeti de destekler ve besler. Birlikte yaşamanın “asgari” koşuludur medeniyet. Yani birileriyle birlikte yaşıyorsan, onların işlerini kolaylaştıracak, birbirlerini ve şeyleri sevip sakınmalarını sağlayacak biçimde düşünmeli ve eylemelisin. (bkz. faşizm ve kapitalizm) (Şerif Yıldırım Tatay)

Quasimodo, üzerinde bir şövalye zırhı parçasıyla… Kitabın kapağı yüzünden mi? Kopuk bacağı parçalanmış II.Dünya Savaşında, görünmeyen öteki yarısı kırlarda elleri ceplerinde dolaşan.
“Uçsuz bucaksız toprak, yapayalnız adam
tepeden tırnağa güneş
ve birden akşam”
“Yaşamdan sökülmüş
ölümlü yüreğim ben,
kimsenin değilim.” (Nalân Karaduman)

Öykü ve romanın (yazarlarca) az buçuk anlaşılabilir/tanınabilir gibi olduğu Türk edebiyatı dönemi. (Erdoğan Kul)

Yerçekimine karşı koyan tek güç. Sevgi bizi düştüğümüzde kaldırandır. (Serpil Güven)

“Algı ortalaması”nın egemen olduğu yakın dönem ve günümüz Türk edebiyatı yetkeleri ve izlerlerince anlaşılamamış, anlaşılması da mümkün görünmeyen yazar. (Erdoğan Kul)

Dilin birey tarafından eylenmesidir. Dil toplumsal ve soyut bir dizge, söz bireysel ve somut bir edimdir. (Erdoğan Kul)

Dilin anlamlı temel birimidir. Saydamdır. (Erdoğan Kul)

Şiirde, “yerini tutma” özelliğiyle kullanılan sözcük ya da söz öbeğidir. Örneğin, Ahmet Haşim’in “Merdiven” şiirindeki “merdiven” sözcüğü “yaşam evrelerinin/basamaklarının” yerini tutar. Âşık Veysel’in “İki kapılı bir handa / Gidiyorum gündüz gece” dizelerindeki “iki kapılı han”dan kastın “dünya” olması gibi. Divan şiirindeki “mazmun”lar, şiirde simgeyi açıklamak için en tipik örnekler olarak gözden geçirilebilir (“yay”ın “kaş”, “ok”un “kirpik” yerine kullanılması gibi). “Şair burada acaba ne demek istemiş?” sorusu, şiirde simge arama ve o simgenin neyin yerini tuttuğunu bulabilme amaçlıdır. (Erdoğan Kul)

1. Dilde kaybolma, yok olma olanağı. (Esen Yalım)

Her yüzyılda “çağdaş” olabilen delikanlı şair. (Erdoğan Kul)

1.Tanımından ziyâde önemli olan, ne olması gerektiğidir: Mutlak, giyinik çıplaklığımız ´ı örten; sahi bir kumaş olmalıdır şiir: O ki, denize meta kalmak değil; metaya, `yüzüters´ deniz durabilmektir! (İbrahim Azar)
2.Şiir, imgelerin, bir ya da daha çok izlek etrafında, metinsel bütünlük oluşturacak şekilde örgütlenmesidir. (Serkan Engin)

Şiir’de İmge
Şiir’de imge, nesnel gerçekliğin insan bilincinde, estetiksel olarak öznel yansımasıdır. Bu yansıtma, aynadaki gibi birebir olmayıp, nesnel gerçekliğin şairin bilincinde alımlanıp dönüştürülerek dışsallaştırılmasıdır. (Serkan Engin)

Şiir’de İmgenin Kurulumu
Şiir’de İmge, iki ya da daha çok sözcüğün, somut-soyut, soyut-somut, somut-somut, soyut-soyut, ya da bunların kombinasyonlarına dayalı bir ilintiyle, örnekseme (analoji) yapılmasıyla oluşturulur. İmge’nin işlevi, anlam’ı etkin bir şekilde iletebilmek için çağrışım yoluyla çarpıcı bir duyumsatma olanağı sağlamasıdır.
Örnek:
gece………………….doğal sözcük
gecenin gömleği……….örnekseme (analoji) yoluyla kurulan imge
Aşk’a yırtıldı gecenin gömleği…..imge kombinasyonu (Serkan Engin)

Türk tarihinin bir türlü kapanamayan/tamamlanamayan süreci. Günümüzün 170 küsur yıl önceki adı. (Erdoğan Kul)

Sürdürülebilir bitmenin, tükenmenin tek gerçek yazarı. (Esen Yalım)

Gecenin yarasını bir geyikte görerek şiirinin kimyasını değiştirebilmiş şair. (Erdoğan Kul)

Türkiye’deki üniversitelerin belki en önemli bölümlerinden biri; ama bir o kadar da geri, gerici, geriletici… (Erdoğan Kul)

Uçurum
Doğruyu yanlışı düşünmeden insanın kendini bıraktığı tekin olmayan, belirsiz, imkansız ve anlamını düşmede bulan her türlü durum. (Esen Yalım)

Uçurumdan Atlamak
Kimilerinin koşulsuz güvenme, sevme biçimi ve çoğunlukla zaaf olarak algılanan anlaşılması nerdeyse imkansız saflık. (Esen Yalım)

Usunu yemiş, uslu olmayan, “usu yarık” kişi. (Esen Yalım)

Georges Perec’in muhteşem yapıtı. “Harbi edebiyat”ın anlaşılabilmesi için sırf ondan yola çıkmak bile yeterli olabilir. “Eşsiz” olabilme özelliğini her zaman koruyacak bir roman. (Erdoğan Kul)

1. Cumhuriyet dönemi edebiyatının en uzun ömürlü, aynı zamanda da en tutucu/muhafazakâr ve kapalı devre iş yapan dergisi. (Erdoğan Kul)
2. Yokluğun evi. (Erdoğan Kul)

Türkçenin şiir hali ya da şiirin ve düşüncenin Türkçesi. (Erdoğan Kul)

Şair. Bir gün “karşıdan karşıya geçerken eli bırakılan çocuklar”dan olduğunu bulunduğu hayata yediremedi. Birilerinin elini tutar gibi yapmaktansa kendine yediremediği hayatın üstünü bahşiş olarak bırakmayı tercih etti. (Özgür Temiz)

Bilincimiz eşyaya çarpıyor; biz buna zaman diyoruz.. (Orhan Kandemir)