Ne gidiyor ne de kalıyorum, dedi kadın
kimsesi  yok yolculuğun.

avuçlarımda bir incir ağacı
göğe  uzanan uçurtma  saçlarımın lâneti
eşik kırığı yazgı
kalemimin boynundaki vebal
aykırı değil bu dua her aminde kendine küs

nefesimden doğ istemiştim, dedi adam
unutuşun sürgünlüğünde
ay çarpıntısına mülteci olmalıydı
çok’tanrılı yalnızlığın

vazgeçtiğim gürültü
tenimin sağırlığı gölgesini bırakmayan sevişmelere
sözcüklere yabancı
aşk
anlamı
dudaklarınızdan  firar

derimin kurak atlasında
yağmur ayini
bir çocuk baksa
göğsünde gizlediği mezarlığa saklanan

ey
benden yokuş aşağı düşen
yaşamak avcıları
gün’yüzlü’bir hırsızlığın
masumiyet peygamberleri
anımsamıyorum adlarınızı
ânın anıya  yitik döngüsü

güneşin gülüşünde
karanlıklarınızın  parmak izi
şakağında
açık yara
ağzında kök yangını

uyanan düşün rengi
kül.