şeyler basittir: bitkiler, hayvanlar, insanlar
şeyleşince, aklın zeminine düşünce anlak
suyu emince ağaç, ormanın göğe bakan kalbi
unutur mu sanıyorsun, sanırsın eşik yapılan
kütüğün sesini, çığlığa dönüşünce soluğu
rengini anımsar: renklerini ışığın kapısında
ölümün imlâsına yüz sürünce,

yalnızca, söyleşiriz; sevgi besleriz: hangi anlamın
neyi işaret ettiğine dair: kendimize baka,
bakarak susar mıyız, yoksa?!: hayır, konuşuruz
evimize dönünce akşamüstü: gece, gecedir
artık: suskunluk başlar, derin sözcüklerin
ırmağında boğulmaktan korkarız!
korkar mıyız?: korkunun gelişinden,

korku, dağları beklermiş, derler, denir ya!
dağlar içimize inmiş yüküyle sırtımızda
karangu tarihten ne anladık? ne anlarız?
ne anladılar? doğanın koynundayız, imdi
savrulmadan, atlarımızı suvarmadan
kalakaldık yorgun: sâf çelikten
suyun ahengiyle,

unuttuk merhameti, çocuğum! ne olduğunu
sevincin? rüzgâr kar yağmur demeden hayat bu
muydu sandık? boşlukta boşluk hiçleşince beyhûde
şey: yokuş oluştukta gün oluştukta güneş.
dil, gittiğini bilmez olur; yadsır durur
yolculuğunu âhir zamanın asrî ânlarını
burada; burası ne diyemeden, hayat,

yaşamak istiyoruz?: ne var bunda?: bu basit şeyde.
çayırla yılanın kardeşliği neyse; toprakla
solucanın; oyunla çocukların büyümesi?
ne ise, dolambaçlı sonrasızlık: neyi açıklar
sunar: neyi imler ne?: sessizce gidiyoruz
gittikte kalacak olan kanın rengi,
alacaklı olacağız kendimizden: işte,