duydum seni doğa: hangi renk ışıktan doğdun,
ışıltıdan mı yoksa emzirildiğin rüya: gece
diyorlar sana, kaç yıldızsın kaç ay kaç sessizlik
ilmî: böcekler mi taşıdı seni sonsuzdan; peki,
hangi zamanın savurduğu rüzgârsın? savrulan
ben miyim çeşit çeşit ağaçlardan olma yapraklar?
yoksa, hangi hakikatler geçti içinden gelene kadar
buraya: devşirdiğin çağ; susadığın su hangi ırmaktan
akıp geldi yanına, kardeşliğine: biliyorum tuhaf
değil, şaşırtıcı hiç: ve fakat, garibler garibi bir yol,
kimse çağırmadı sesimi, kimse çağrılmadı
bu şölene?: şenlik olsun diye yakılmadı ateşler,
okunmadı tanyerinin okuma kitabı, boşlukta
fikri sorulmamış hayvan bakışları: sürüklenen
tarihle ilk ezberimiz oldu bu şahsî destan!

kör değil gözlerim: renkler bilgisi söyledi az önce,
karbon tozlarıyla tozları güneşin çiçekleri doğurdu
evvel bahar: çocuktum; çocuktuk sonra: köpek
sesleri ne renk, ne renk tüyleri kedilerin?
çayırda flüt çalan kızın saçları örgülü mü,
yer gök mü el yapması mı ellerime değen rengi
sevinçlerin? kör bakış diyorlar, tanrı görüyor mu
gördüğümü? bu ip kördüğüm mü yutkunsam
boğazıma sarılacak uçurtmam, bayırdan yukarı
çıksam mı insem mi ötesine geçebilir miyim
sesi sessiz olan suyun? duruyor mu akan zaman
göl mü yoksa avuçladığım: durdu duracak?!
zaman ve varlık!: aklıma geldi, sormalıyım:
aşkın rengi alnımdan sızıp gözlerimde biriken
kıpırdanan duyu mu, duygu mu coşan?: heyecân mı?

rengi ne aşkın, gözlerime bakıp söyle?:
keşfedilmemiş: “ne ışık ne renk!”: nedir,
yağmurla ıslanmış pencere, buğulanmış odamın
kalbi, sessizce kaçıp giden işmarları gönlümün?
evet, bu pars: ayak izlerinde kayboldum; duyumsadım
ayaklarındaki titreyen öfkeyi; yalnızlığı, tek kişi
olmanın biricik soluğunu: diyorum güneşe, ondan
doğan aya, yıldızlara, uzanıp tuttuğum okşadığım
akşam vaktini: de bana, yoo, ben diyeyim
kanatlanmış göğe yükselen kartalın uçurum
harfini: hayvanlar üzerine söylenen meselleri,
düşünce ağırlıklı sözdiziminin ağdığı evrimi.
renkler cümbüşüdür kamaştıran yüzümü, felsefe
dersleriyle başlayalım müziğe: arpla, viyolonsel’le
sağır van beethoven’le: bernhard’la: alaycı: nietzsche’yle!

avludaydık: elma topladık erik ve üzüm: sürüler hâlindeydi
karıncalar: sordum bildiğim soruları, denkti güneş
yanıtları eşitti sorduğum zamana: ısıtıp geçme beni,
gölgede bırakıp gitme kalbimi. zerdüşt de böyle diyordu
sanki, özgürlük peşinde: tanrı öldü! ölümsüzlük, istenci
üleşip dağıttığımız kardeşleme: yaşadığımız, belki,
unuttuğumuz, unutmuş da olabiliriz, insan şaşar:
insan belâdır da: renkleri tanımaz, gelişkindir kini,
zihin yapısı bataklığa ve çamura benzer, dolaşıktır
düşlemleri girip çıkamazsın, zaten körüm ben:
görmemi istemedi tanrı, tanımamı eşyaları, yüzlerini
ele veren müzeyi. dünya dediklerine dünya dememi
istediler yalana bulanmış kalleşliğe! aydınlıktı, evet,
ışığı gümrahtı gölgesizlik ruhuydu güneş dediğim
uzaklığın, mükemmel olabilirdik: avludaydık.